phalcon
17-04-2006, 23:20
İLETİŞİM SORUNLARI
Ahmet Türk*
İletişimde bulunduğumuz insanların kültürel ve bireysel yaşantıları ve beklentileri hakkında ne kadar çok şey biliyorsak onlarla hangi konuda, nasıl iletişim kuracağımızı bilmemiz ve ne türden tepkiler alabileceğimizi öngörebilmemiz olasılığı artar.
İçinde bulunduğumuz ortamın koşullarını doğru değerlendirebildiğimiz ve iletilerimizi bunlara uygun biçimde kodlayıp çıkardığımız ölçüde başarılı bir iletişimi –amacımızı- gerçekleştirme şansımız yükselir.
İletişimde bir diğer önemli nokta da , insanın kendi kendisini tanıması ve kendisinden kaynaklanan iletişim engellerini görüp aşmaya cesaret edebilmesidir.
1) İLETİŞİMİN AMACIYLA İLGİLİ SORUNLAR
Her iletişim davranışının bir amacı vardır. Büründüğü biçim ne olursa olsun temel amaç, etkili olmak ve etkilemektir.
a. Birçok durumda iletişim, alışkanlıklara dayanır ve kalıplaşmış davranışlar ve iletilerle gerçekleştirilir. Kalıplaşmış davranışlar ve iletiler iletişimde yetersizliğe yol açar. Çünkü, gerçek tanımlamamıza ya da onun hakkında düşünmemize engel olabilirler. ,
İletişimde amacın iyi tanımlanmış olması ya da alışkanlığa bağlı olarak gözden kaçması ise, hedefe ve ortam koşullarına göre en uygun iletişim davranışlarının neler olabileceği konusunda bizi düşünmekten, karar vermekten alıkoyarak iletişimde başarısızlığa neden olabilir.
b. Amacın belirlenmesindeki yetersizlik kadar, sapması da başarılı bir iletişimin engelidir. Bu sapma, iletişimde bulunan kişilerin etkilemeyi umdukları hedefi şaşırmaları, başka deyişle iletilerine gelecek tepkilerin kaynağını doğru değerlendirmemelerinden kaynaklanır.
c. Kaynakla hedefin iletişim amaçlarının ve bundan beklentilerinin uyuşmaması da sorun oluşturabilir.
Tarafların birbirlerinin karşılıklı amaçlarını ve beklentilerini iyi değerlendirememeleri aralarında gerçek bir iletişimin kurulmasını zorlaştırır.
2) HEDEFLE ALICININ DEĞİŞİK OLMASI
Her iletişim davranışı belli bir kişide ya da grupta istendik tepkiler oluşturmaya yöneliktir. Ancak bazen, kaynağın iletilerinin hedefi ile alıcıları birbirinden ayrı olabilir ya da hedeften başka alıcılar da devreye girer. Örneğin, bir arkadaşa yazılan mektup yanlışlıkla başkası tarafından okunabilir.
İletişimde böyle bir durumun ortaya çıkması iki açıdan önemli sakıncalar oluşturabilir. Bunlardan biri, kaynağın iletileriyle istemediği etkilere/tepkilere yol açması; ikincisi, kendisine yönelik beklemediği tepkilerin ve eleştirilerin ortaya çıkmasıdır.
İletilerin amacını aşması ve asıl hedefte de beklenilenden başka tepkilere yol açması söz konusu olabilir.
3) ROL VE STATÜ İLİŞKİLERİNİN TANIMINDAKİ AYRIMLARDAN DOĞAN SORUNLAR
Toplumsal ilişkiler rol ve statüye göre belirlenen ilişkilerdir. Bunların bilinmesi, belli bir konumda kişilerin hangi rol davranışlarını yapmak durumunda olduklarını, buna karşılık karşılarındakilerden hangilerini bekleyebileceklerini öngörebilmeleri demektir.
Belli bir iletişim durumunda tarafların karşılıklı rol ve statü ilişkilerini doğru tanımlayabilmeleri, iletişimin gerçekleşip sürdürülebilmesi açısından çok önemlidir. Çünkü, iletişim davranışlarının gerektiği gibi olabilmesinde, kimin, neyi, nasıl ileteceğini ve kimden, nasıl tepkiler alabileceğini öngörebilmesinin önemli rolü vardır.
Rol ve statü ilişkilerine bağlı olarak çıkabilecek iletişim sorunlarını dört grupta inceleyebiliriz:
a. Tanımlama ve buna bağlı olarak beklenti farkından doğabilecek sorunlar: Bir firma satış temsilcisinin müşterisini etkilemek için, firmanın müdürü ile görüştürmeye söz vermesi ve bunu müdüre iletmesi durumunda, eğer müdür kendi rolünü böyle tanımlamıyorsa, satış temsilcisi açısından beklenmedik, olumsuz tepkiler doğabilir.
b. Rol ve statü ilişkilerinin ortama göre değerlendirilmemesinden kaynaklanabilecek sorunlar: Evde ve özel yaşamda işveren gibi davranmak.
c. Belli bir rolün gereği olan otoritenin, saygınlığın, gücün bilinmemesinden ya da azımsanması nedeniyle ortaya çıkabilecek sorunlar: Kır kökenli bir işçinin kadın olan bir idareciyle nasıl konuşacağını bilememesi ya da gerektiği gibi konuşamaması.
d. Belli bir rolün karşılığı olan statüye ilişkin otorite, güç ve saygınlıkla ilgili beklentilerin gereğinden fazla olmasından kaynaklanabilecek sorunlar:
Rol ve statü ilişkilerine bağlı sorunlar, giderek karmaşıklaşan günümüz toplumlarında, insanların içinde bulundukları gruplara göre sürekli değişen rollerini ve uyulması gereken davranış kurallarını (normları) tanımlamada ya da değerlendirmede yetersiz kalmalarının sonucu olabileceği gibi, değişik kültür çevrelerinden insanların ortak mekanları ve ilişkileri geçmişe göre daha çok paylaşmalarıyla ilgili sayılabilir.
İletişimde bulunan kişilerin geçmiş yaşantılarının, bilgi düzeylerinin, değerlerinin, inançlarının, tutumlarının, kaynağa/hedefe ilişkin tutum ve yargılarının birbirinden farklılığı ve içinde bulundukları iletişim durumlarının değişme sıklığı ve çelişkili olması ölçüsünde, rol ve statü ilişkilerinden doğabilecek sorunlar ortaya çıkabilir.
4) İLETİ İÇERİĞİNİN BOZULMASI
Kitle iletişiminde kaynaktan gelen iletileri alan ve bunları almayanlara tekrarlayarak ikincil bir yayın yapanlar her zaman olduğu için kaçınılmaz olan bu olgu, iletilerin doğruluğunun başka kaynaklardan denetlenmesi sınırlı olduğu ölçüde söylentilere ve bazen de olumsuz tepkilere yol açabilmektedir.
Kişiler arası iletişim durumlarında da kaynak, hedefe başkaları aracılığı ile ulaşmak istediğinde ya da zorunda kaldığında da yanlış anlaşılmaların sıkça ortaya çıktığı görülür. Grup ve örgüt düzeyindeki ilişkilerde de kaynağın hedefe uzaklığının, başka deyişle araya giren taşıyıcı/aktarıcı insan sayısının çokluğu ile, iletilerde aktarımdan kaynaklanan yanlışlık olasılığının artması arasında doğrusal bir ilişki vardır. Resmi ilişki gruplarında ve örgütlerde yazılı bilgi ve emir kuralının gerekliliği ve geçerliliği yetki ve sorumluluk güvencesini sağlamak için olduğu kadar, sözlü iletişimin bu tür sakıncalarından da kaynaklanır.
5) YARGI VE GÖZLEMLERİN DİLE GETİRİLİŞİ
Sözel ya da yazılı konuşma dilinde sık sık ve çoğu kez farkına varmadan kullanılan yargısal söyleyiş biçimi ya da iletilerimizin taşıdığı yargı boyutu ve bunun sonuçları bir diğer sorundur.
Yargılar, inanılan ya da inanılmayan, benimsenen ya da benimsenmeyen şeyleri dile getirirler; bu nedenle, nesnel değil öznel ve kişiseldirler. Herhangi bir şey için iyi ya da kötü denildiğinde, sözler o şey hakkında bilgi vermekten çok söyleyenin düşünce ve duygularını yansıtırlar.
Genellikle bu tür iletiler hedefi yönlendirme, ikna etme amacını içerir. Oysa bizim gibi başkalarının da kendi inançları, kanıları, değerlerine göre oluşmuş yargıları vardır ve bunlar bizimkilerle benzeşmeyebilir. Bu tür bir bildirim biçimi iki açıdan iletişimde amacımızın gerçekleşmesinde sorunlar ortaya çıkarabilir.
Birincisi, yargıların çoğu kez nesnel ölçütü olmayan ve yananlamları kişisel ve kültürel yaşantılara göre çok ve değişik olan sözcüklere başvurarak dile getirilmesinden kaynaklanır. İyi, güzeli çirkin, doğru, yanlış vb. Sözcüklerin anlamı görelidir ve yanlış anlamalara, anlaşmazlıklara yol açabilir.
İkincisi, bazen birincisine bağlı olarak iletinin içerdiği yargı, hedefinkine tümüyle ters düşebilir ve onda kendi yargılarının göz önüne alınmadığı ya da değiştirilmek istendiği izlenimini verebilir. Buna bağlı olarak da hedef savunucusu tepkiler geliştirebilir.
Gözlemleri aktaran iletiler yananlamları olmayan ya da düzanlamları ağır basan sözcüklerle kodlanan iletilerdir. “Aradığın kitabı şu kitapçıda gördüm” ifadesi bir gözlemdir.
Genellikle, bütün konuşma ve yazılarımızda bilincinde olmasak da olaylar ve olgular arasında kendimize göre nedensel ilişki kurma ve çeşitli yorumlar yapma eğilimimiz vardır.
Özetle, yargılardan arınmış iletilerin aktarıldığı durumlar çok sınırlıdır. Ancak, belli bir iletişim durumunda amaca ulaşmak için doğrudan gözlemini yapamadığımız şeylere kaynak göstermek; gözlemlediğimiz ve yorum yaptığımız şeylerle ilgili olarak, “Bana göre/sanıyorum” diye belirtmek ya da kesin ifadeler yerine “Düşünebilir/olabilir” gibi bir olasılığı dile getiren deyişler kullanmak, en azından başlangıçta doğabilecek iletişim sorunlarının bazılarını önlemeye yardımcı olabilir.
6) İŞİTMEK VE DİNLEMEK
İki ya da birkaç kişi arasındaki gerçek bir diyalog olabilmesinin bir koşulu, karşılıklı söz hakkının tanınması ise, bir diğer koşulu da konuşanın dinlenmesidir. İletişimdeki pek çok sorun gerektiği gibi dinlemeyi bilmememizden kaynaklanır. Dinlemedeki temel sorun psikolojik engellerimizden kaynaklanmaktadır.
Dinlemedeki zayıflığın kaynağı olarak birçok neden sayılabilir. Konuşandan hoşlanmamak, ona kızgın olmak, canımızın sıkkın olması, yorgun olmak vb. gibi.
İşitme ve dinleme birbirleriyle ilişkili ancak iki ayrı süreçtir. İşitme biyolojik bir süreçtir. İnsanın bu sürecin doğal işleyişi üzerinde denetimi çok sınırlıdır. Dinleme süreci ise, bilişsel bir süreçtir ve temelde denetimimiz altındadır.
Dinleme sürecinin yetersizliği ya da başarısızlığında konuşmacının sorumluluğu, konuşma hızını alışkanlıklara ve beklentilere göre düzenlemekle ilgilidir. Konuşmacının uyması gereken konuşma ve dil gelenekleri dinleyicilerin beklentilerinin önemli bir yönünü oluşturur.
7) DİĞER SORUNLAR
a. Savunucu iletişim
b. Empati kuramamak
c. Zaman darlığı ve baskısı
d. Fiziksel faktörler
e. Alıcının algılama gücünün yetersizliği ya da zorlanması
KAYNAKÇA
Başaran, İ.Ethem. Yönetim,Gül Yayınevi,Ankara,1989
Bursalıoğlu, Ziya. Okul Yönetiminde Yeni Yapı ve Davranış,Pegem Yayınları ,Ankara,1989.
Cüceloğlu, Doğan. Yeniden İnsan İnsana,Remzi Kitabevi,İstanbul,2001.
Ertürk, Mümin. İşletmelerde Yönetim ve Organizasyon,Beta Yayınları,İstanbul,1998.
Zıllıoğlu, Merih. İletişim Nedir?, Cem Yayınları,İstanbul,1996.
(*) AHMET TÜRK ,Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Öğrencisi,
Ahmet Türk*
İletişimde bulunduğumuz insanların kültürel ve bireysel yaşantıları ve beklentileri hakkında ne kadar çok şey biliyorsak onlarla hangi konuda, nasıl iletişim kuracağımızı bilmemiz ve ne türden tepkiler alabileceğimizi öngörebilmemiz olasılığı artar.
İçinde bulunduğumuz ortamın koşullarını doğru değerlendirebildiğimiz ve iletilerimizi bunlara uygun biçimde kodlayıp çıkardığımız ölçüde başarılı bir iletişimi –amacımızı- gerçekleştirme şansımız yükselir.
İletişimde bir diğer önemli nokta da , insanın kendi kendisini tanıması ve kendisinden kaynaklanan iletişim engellerini görüp aşmaya cesaret edebilmesidir.
1) İLETİŞİMİN AMACIYLA İLGİLİ SORUNLAR
Her iletişim davranışının bir amacı vardır. Büründüğü biçim ne olursa olsun temel amaç, etkili olmak ve etkilemektir.
a. Birçok durumda iletişim, alışkanlıklara dayanır ve kalıplaşmış davranışlar ve iletilerle gerçekleştirilir. Kalıplaşmış davranışlar ve iletiler iletişimde yetersizliğe yol açar. Çünkü, gerçek tanımlamamıza ya da onun hakkında düşünmemize engel olabilirler. ,
İletişimde amacın iyi tanımlanmış olması ya da alışkanlığa bağlı olarak gözden kaçması ise, hedefe ve ortam koşullarına göre en uygun iletişim davranışlarının neler olabileceği konusunda bizi düşünmekten, karar vermekten alıkoyarak iletişimde başarısızlığa neden olabilir.
b. Amacın belirlenmesindeki yetersizlik kadar, sapması da başarılı bir iletişimin engelidir. Bu sapma, iletişimde bulunan kişilerin etkilemeyi umdukları hedefi şaşırmaları, başka deyişle iletilerine gelecek tepkilerin kaynağını doğru değerlendirmemelerinden kaynaklanır.
c. Kaynakla hedefin iletişim amaçlarının ve bundan beklentilerinin uyuşmaması da sorun oluşturabilir.
Tarafların birbirlerinin karşılıklı amaçlarını ve beklentilerini iyi değerlendirememeleri aralarında gerçek bir iletişimin kurulmasını zorlaştırır.
2) HEDEFLE ALICININ DEĞİŞİK OLMASI
Her iletişim davranışı belli bir kişide ya da grupta istendik tepkiler oluşturmaya yöneliktir. Ancak bazen, kaynağın iletilerinin hedefi ile alıcıları birbirinden ayrı olabilir ya da hedeften başka alıcılar da devreye girer. Örneğin, bir arkadaşa yazılan mektup yanlışlıkla başkası tarafından okunabilir.
İletişimde böyle bir durumun ortaya çıkması iki açıdan önemli sakıncalar oluşturabilir. Bunlardan biri, kaynağın iletileriyle istemediği etkilere/tepkilere yol açması; ikincisi, kendisine yönelik beklemediği tepkilerin ve eleştirilerin ortaya çıkmasıdır.
İletilerin amacını aşması ve asıl hedefte de beklenilenden başka tepkilere yol açması söz konusu olabilir.
3) ROL VE STATÜ İLİŞKİLERİNİN TANIMINDAKİ AYRIMLARDAN DOĞAN SORUNLAR
Toplumsal ilişkiler rol ve statüye göre belirlenen ilişkilerdir. Bunların bilinmesi, belli bir konumda kişilerin hangi rol davranışlarını yapmak durumunda olduklarını, buna karşılık karşılarındakilerden hangilerini bekleyebileceklerini öngörebilmeleri demektir.
Belli bir iletişim durumunda tarafların karşılıklı rol ve statü ilişkilerini doğru tanımlayabilmeleri, iletişimin gerçekleşip sürdürülebilmesi açısından çok önemlidir. Çünkü, iletişim davranışlarının gerektiği gibi olabilmesinde, kimin, neyi, nasıl ileteceğini ve kimden, nasıl tepkiler alabileceğini öngörebilmesinin önemli rolü vardır.
Rol ve statü ilişkilerine bağlı olarak çıkabilecek iletişim sorunlarını dört grupta inceleyebiliriz:
a. Tanımlama ve buna bağlı olarak beklenti farkından doğabilecek sorunlar: Bir firma satış temsilcisinin müşterisini etkilemek için, firmanın müdürü ile görüştürmeye söz vermesi ve bunu müdüre iletmesi durumunda, eğer müdür kendi rolünü böyle tanımlamıyorsa, satış temsilcisi açısından beklenmedik, olumsuz tepkiler doğabilir.
b. Rol ve statü ilişkilerinin ortama göre değerlendirilmemesinden kaynaklanabilecek sorunlar: Evde ve özel yaşamda işveren gibi davranmak.
c. Belli bir rolün gereği olan otoritenin, saygınlığın, gücün bilinmemesinden ya da azımsanması nedeniyle ortaya çıkabilecek sorunlar: Kır kökenli bir işçinin kadın olan bir idareciyle nasıl konuşacağını bilememesi ya da gerektiği gibi konuşamaması.
d. Belli bir rolün karşılığı olan statüye ilişkin otorite, güç ve saygınlıkla ilgili beklentilerin gereğinden fazla olmasından kaynaklanabilecek sorunlar:
Rol ve statü ilişkilerine bağlı sorunlar, giderek karmaşıklaşan günümüz toplumlarında, insanların içinde bulundukları gruplara göre sürekli değişen rollerini ve uyulması gereken davranış kurallarını (normları) tanımlamada ya da değerlendirmede yetersiz kalmalarının sonucu olabileceği gibi, değişik kültür çevrelerinden insanların ortak mekanları ve ilişkileri geçmişe göre daha çok paylaşmalarıyla ilgili sayılabilir.
İletişimde bulunan kişilerin geçmiş yaşantılarının, bilgi düzeylerinin, değerlerinin, inançlarının, tutumlarının, kaynağa/hedefe ilişkin tutum ve yargılarının birbirinden farklılığı ve içinde bulundukları iletişim durumlarının değişme sıklığı ve çelişkili olması ölçüsünde, rol ve statü ilişkilerinden doğabilecek sorunlar ortaya çıkabilir.
4) İLETİ İÇERİĞİNİN BOZULMASI
Kitle iletişiminde kaynaktan gelen iletileri alan ve bunları almayanlara tekrarlayarak ikincil bir yayın yapanlar her zaman olduğu için kaçınılmaz olan bu olgu, iletilerin doğruluğunun başka kaynaklardan denetlenmesi sınırlı olduğu ölçüde söylentilere ve bazen de olumsuz tepkilere yol açabilmektedir.
Kişiler arası iletişim durumlarında da kaynak, hedefe başkaları aracılığı ile ulaşmak istediğinde ya da zorunda kaldığında da yanlış anlaşılmaların sıkça ortaya çıktığı görülür. Grup ve örgüt düzeyindeki ilişkilerde de kaynağın hedefe uzaklığının, başka deyişle araya giren taşıyıcı/aktarıcı insan sayısının çokluğu ile, iletilerde aktarımdan kaynaklanan yanlışlık olasılığının artması arasında doğrusal bir ilişki vardır. Resmi ilişki gruplarında ve örgütlerde yazılı bilgi ve emir kuralının gerekliliği ve geçerliliği yetki ve sorumluluk güvencesini sağlamak için olduğu kadar, sözlü iletişimin bu tür sakıncalarından da kaynaklanır.
5) YARGI VE GÖZLEMLERİN DİLE GETİRİLİŞİ
Sözel ya da yazılı konuşma dilinde sık sık ve çoğu kez farkına varmadan kullanılan yargısal söyleyiş biçimi ya da iletilerimizin taşıdığı yargı boyutu ve bunun sonuçları bir diğer sorundur.
Yargılar, inanılan ya da inanılmayan, benimsenen ya da benimsenmeyen şeyleri dile getirirler; bu nedenle, nesnel değil öznel ve kişiseldirler. Herhangi bir şey için iyi ya da kötü denildiğinde, sözler o şey hakkında bilgi vermekten çok söyleyenin düşünce ve duygularını yansıtırlar.
Genellikle bu tür iletiler hedefi yönlendirme, ikna etme amacını içerir. Oysa bizim gibi başkalarının da kendi inançları, kanıları, değerlerine göre oluşmuş yargıları vardır ve bunlar bizimkilerle benzeşmeyebilir. Bu tür bir bildirim biçimi iki açıdan iletişimde amacımızın gerçekleşmesinde sorunlar ortaya çıkarabilir.
Birincisi, yargıların çoğu kez nesnel ölçütü olmayan ve yananlamları kişisel ve kültürel yaşantılara göre çok ve değişik olan sözcüklere başvurarak dile getirilmesinden kaynaklanır. İyi, güzeli çirkin, doğru, yanlış vb. Sözcüklerin anlamı görelidir ve yanlış anlamalara, anlaşmazlıklara yol açabilir.
İkincisi, bazen birincisine bağlı olarak iletinin içerdiği yargı, hedefinkine tümüyle ters düşebilir ve onda kendi yargılarının göz önüne alınmadığı ya da değiştirilmek istendiği izlenimini verebilir. Buna bağlı olarak da hedef savunucusu tepkiler geliştirebilir.
Gözlemleri aktaran iletiler yananlamları olmayan ya da düzanlamları ağır basan sözcüklerle kodlanan iletilerdir. “Aradığın kitabı şu kitapçıda gördüm” ifadesi bir gözlemdir.
Genellikle, bütün konuşma ve yazılarımızda bilincinde olmasak da olaylar ve olgular arasında kendimize göre nedensel ilişki kurma ve çeşitli yorumlar yapma eğilimimiz vardır.
Özetle, yargılardan arınmış iletilerin aktarıldığı durumlar çok sınırlıdır. Ancak, belli bir iletişim durumunda amaca ulaşmak için doğrudan gözlemini yapamadığımız şeylere kaynak göstermek; gözlemlediğimiz ve yorum yaptığımız şeylerle ilgili olarak, “Bana göre/sanıyorum” diye belirtmek ya da kesin ifadeler yerine “Düşünebilir/olabilir” gibi bir olasılığı dile getiren deyişler kullanmak, en azından başlangıçta doğabilecek iletişim sorunlarının bazılarını önlemeye yardımcı olabilir.
6) İŞİTMEK VE DİNLEMEK
İki ya da birkaç kişi arasındaki gerçek bir diyalog olabilmesinin bir koşulu, karşılıklı söz hakkının tanınması ise, bir diğer koşulu da konuşanın dinlenmesidir. İletişimdeki pek çok sorun gerektiği gibi dinlemeyi bilmememizden kaynaklanır. Dinlemedeki temel sorun psikolojik engellerimizden kaynaklanmaktadır.
Dinlemedeki zayıflığın kaynağı olarak birçok neden sayılabilir. Konuşandan hoşlanmamak, ona kızgın olmak, canımızın sıkkın olması, yorgun olmak vb. gibi.
İşitme ve dinleme birbirleriyle ilişkili ancak iki ayrı süreçtir. İşitme biyolojik bir süreçtir. İnsanın bu sürecin doğal işleyişi üzerinde denetimi çok sınırlıdır. Dinleme süreci ise, bilişsel bir süreçtir ve temelde denetimimiz altındadır.
Dinleme sürecinin yetersizliği ya da başarısızlığında konuşmacının sorumluluğu, konuşma hızını alışkanlıklara ve beklentilere göre düzenlemekle ilgilidir. Konuşmacının uyması gereken konuşma ve dil gelenekleri dinleyicilerin beklentilerinin önemli bir yönünü oluşturur.
7) DİĞER SORUNLAR
a. Savunucu iletişim
b. Empati kuramamak
c. Zaman darlığı ve baskısı
d. Fiziksel faktörler
e. Alıcının algılama gücünün yetersizliği ya da zorlanması
KAYNAKÇA
Başaran, İ.Ethem. Yönetim,Gül Yayınevi,Ankara,1989
Bursalıoğlu, Ziya. Okul Yönetiminde Yeni Yapı ve Davranış,Pegem Yayınları ,Ankara,1989.
Cüceloğlu, Doğan. Yeniden İnsan İnsana,Remzi Kitabevi,İstanbul,2001.
Ertürk, Mümin. İşletmelerde Yönetim ve Organizasyon,Beta Yayınları,İstanbul,1998.
Zıllıoğlu, Merih. İletişim Nedir?, Cem Yayınları,İstanbul,1996.
(*) AHMET TÜRK ,Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Öğrencisi,