MeLanChOLy
27-05-2006, 21:03
Enflasyon Hedeflemesi
Aslıhan Balaban, Serkan Asil
1990 öncesinde uygulamış oldukları parasal büyüklükler ya da nominal döviz kuru hedeflemesine yönelik para politikaları uygulamalarından, fiyat istikrarı sağlanması açısından tatminkar sonuçlar elde edemeyen ülkeler 1990’lı yılların başından itibaren parasal politikalarına bir çerçeve olmak üzere yeni bir yöntem olan “enflasyon hedeflemesi” uygulamalarına geçmişler ve birçok ülke genel anlamda başarıyla uygulamıştır. Peki Türkiye’nin 2002 yılı için öngördüğü ve Türkiye için yepyeni bir uygulama olan “enflasyon hedeflemesi” nedir?
Enflasyon Hedeflemesi, Merkez Bankası’nın nihai hedefi olan fiyat istikrarını sağlamak için kullanılan yöntemlerden birisidir. Bu yöntem kısaca istikrarın sürdürülmesi amacına yönelik olarak para politikasının makul bir dönem için belirlenen sayısal bir hedefi ya da hedef aralığına dayandırılması ve bunun kamuoyuna açıklanmasıdır. 1999 sonunda IMF ile yapılan kredi anlaşması çerçevesinde fiyat istikrarının sağlanması ve ekonomik dengelerin oturması amacıyla pekçok ülke gibi sabit kur sistemine geçmemizle enflasyonda yaşanan düşüş trendi, bu sene itibariyle değişen dengelerle birlikte dalgalı kur sitemine geri dönmemize ve beraberinde yapısal sorunların gün ışığına çıkmasına neden oldu. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu kriz durumunun sona ermemesi nedeniyle IMF onayıyla yeni bir ekonomik sisteme geçilmesine karar verildi. Yeni uygulanacak olan ekonomik programda şimdiye kadar uygulanan yöntemlerin tersi bir yol seçilecek. Daha önce enflasyon, rezerv para veya kur ayarlamasına gidilirken yeni sitemde çapa görevini enflasyon yüklenecek. İki yıl önce rezerv parayı baz alan sonra da kurda çapa sistemine geçen Türkiye ekonomisinde bu sistemlerin yürümemesi üzerine döviz kurunun serbest bırakmasıyla ortaya çıkan tahribat, yeni sistemin tek çözüm yolu olması sonucunu doğurmaktadır. Ancak ilk defa uygulanacak olan bu sistem birçok tereddütü ve soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Ülkemizde uygulanabilirliğini incelemeden önce diğer ülkelerde uygulama şekline ve sonuçlarına değinelim…
ENFLASYON HEDEFLEMESİNDE YABANCI ÜLKE UYGULAMALARI
Ülkeler
Hedef Enflasyon Tanımı
Hedef Oran (%)
Hedef Dönem
Y.Zelanda
Temel TÜFE (dolaylı vergiler, ihracat ve ithalat fiyat endekslerindeki önemli oynamalar,
faiz maliyeti ve doğal felaketlerin etkilerinden arındırılmış endeks üzerinden)
0-2 (Kasım.96 öncesi)
0-3 sonrası
1 yıl
Kanada
TÜFE (dolaylı vergilerin ilk etkilerinden, gıda ve enerji fiyatlarından arındırılmış endeks
üzerinden hesaplanan Temel TÜFE politika uygulamalarının değerlendirilmesi için kullanılmaktadır)
‘95’ten itibaren 1-3
Sürekli
İsrail
TÜFE
8-11 (96 öncesi),
7-10 sonrası
1 yıl
İngiltere
RPIX olarak bilinen perakende fiyatları
(faiz ödemelerinden arındırılmış perakende fiyat endeksi)
1-4 (1997 ilk üç ay), 2.5/-1 sonrası
Seçim Dönemi
Avustralya
Temel TÜFE (meyve-sebze, petrol, kamu kesimi fiyatları,
faiz harcamaları ve diğer fiyatı oynak malların fiyatlarından arındırılmış endeks üzerinden)
2-3
Sürekli
İsveç
TÜFE
2/-1
Sürekli
Finlandiya
Temel TÜFE (hükümet tarafından verilen sübvansiyonlar, dolaylı vergiler,
konut fiyatları ve konut sahibi olmak için ipotek sistemine yapılan ödemelerden
arındırılmış endeks üzerinden)
2 civarı
Sürekli
İspanya
TÜFE
‘97 sonu için 3'ün altı,
'98 için 2'nin altı
Sürekli
DÜNYA UYGULAMALARINA ÖRNEKLER
YENİ ZELANDA: Yeni Zelanda, enflasyon hedeflemesi politikalarını ilan ederek resmi biçimde uygulayan ilk ülkedir. Diğer ülkelerin aksine, Yeni Zelanda fiyat istikrarını ön planda tutan bir dönemin ardından enflasyonun hedeflendiği döneme geçmeden önce bu politikaların uygulanmasını ve bunda başarılı olunmasını garanti altına alabilmek amacıyla gereken kurumsal düzenlemeleri kanunlarla yapmış ve ancak bu şekilde enflasyon hedeflemesi politikalarına açık biçimde başlamıştır.
1984 yılından itibaren para politikasında temel amacın enflasyon oranlarının dış ticaret yapılan ülkelerin seviyesine çekilmesi gibi geniş kapsamlı belirlenen bir hedef çerçevesinde uygulanmaya başlamasıyla 1986 yılında para arzı artış hızında ve kamu açıklarında görülen düşüşler, enflasyon oranlarının ve faiz oranlarının düşmesini, YZ dolarının değer kazanmasını getirmiştir. 1988 yılı başından itibaren başlayan tartışmalarla şekillenen merkez bankasının yeni yapısı 1989 yılının sonunda yasalaşarak 1990’dan itibaren yürürlüğe girmiştir. YZRB Kanunuyla para politikası fiyat istikrarının sağlanması hedefine yöneltilmiştir. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla banka temelde daha bağımsız bir yapıya kavuşturulmuş ve ayrıca hedeflerin belirlenme ve bunların kamuoyuna aktarılma aşamasında uygulayıcıların ortak tavır belirlemeleri yönünde bir düzenleme yapılmıştır. 1987-1989 yılları arasında politikaların fiyat istikrarını hedef alması sonucunda parasal genişleme bir önceki döneme göre gerilerken kamu kesimi, fazla vermeye başlamıştır. Uygulanan politikalar, enflasyon oranları üzerinde olumlu etki yaparak 1987 yılı sonunda %15.7 civarında olan yıllık TÜFE enflasyon oranının 1989 yılı sonunda %6’nın altına düşmesini sağlamıştır. Enflasyon oranları hususunda ulaşılan başarıya karşın bu dönemde büyüme hızında bir önceki dönemin ortalamasına göre bir gerileme, yıllık büyüme hızlarında ise bir değişkenlik görülmektedir.1987-1989 döneminde enflasyonu düşürme yönünde bir hedefe yönelen hükümet, 1989 yılı sonunda gerekli kurumsal altyapıyı tamamlayarak 1990 yılından itibaren açık bir biçimde enflasyon hedefleme politikasını başlatmıştır. 1992-1996 yılında belirlenen politikalar çerçevesince enflasyon oranlarında hedeflerin yakalanmasının ardından, TÜFE yerine CPIX olarak ifade edilen “temel enflasyon” oranı baz alınmaya başlanmıştır. 1991 ve 1992 yılında “temel enflasyon” oranının düzeyini korumasına karşın bu dönemde bütçe fazlasının gittikçe azalarak 1992 yılı sonunda açığa dönüştüğü ve dönemin ilk iki yılında daralan ekonominin 1992 yılında da önemli oranda büyüyemediği görülmektedir. 1993 yılında da düşmeye devam eden “temel enflasyon” oranı bu trendi 1994 yılının ikinci üç ayına kadar sürdürmüş ve bu noktadan sonra 1996 yılının sonuna kadar bir yükseliş içine girmiştir. Yeni Zelanda, 1993-1995 yılları arasında OECD bölgesinde en düşük enflasyon oranıyla en hızlı büyümeyi gerçekleştiren ülke olmuştur. 1994 yılının sonundan itibaren başlayan enflasyonist baskının giderilebilmesi için faiz oranları artırılmış, kamu harcamaları kısılmış ve büyüme hızı yavaşlatılmıştır. Bu şekilde 1996 sonunda en üst noktasına ulaşan “temel enflasyon” oranı 1997 başından itibaren gerilemeye başlamıştır. “Temel enflasyon” oranının %0-2 bandı içine döndürülmesi yönündeki çabalar olumlu sonuçlar verdikten sonra hükümet, enflasyon hedefinin parasal politikalara biraz daha geniş bir inisiyatif alanı sağlayacak %0-3 bandına çekilmesine karar vermiştir. Ayrıca, bu dönemde enflasyonist bekleyişlerin olumlu yönde etkilenmesini sağlamak üzere bütçe fazlası vermeye ve politikaların koordinasyonuna önem verilmeye devam edilmiştir.
İNGİLTERE: İngiltere’nin enflasyon hedeflemesi politikalarına geçişi, Döviz Kuru Mekanizması’ndan çıkarılmasına bir tepki olarak, üzerinde fazla tartışılmaya ve kurumsal yapıyı yeniden gözden geçirmeye yönelik tartışmaya zaman olmadan gerçekleşmiştir. Buna karşın politikanın başarısı için koşulların zorlaması, kurumlararası ilişkilerin yeniden düzenlenme gereğini ortaya çıkarmış ve kanuni olarak gerçekleşmese de uygulamada merkez bankası zaman içinde daha serbest bir pozisyona geçmiştir. Bu açıdan bakıldığında enflasyon hedeflemesi politikaları 1992-1997 Mayıs ve bu dönemden sonra olmak üzere iki ayrı alt döneme ayrılabilir.
1985’ten itibaren büyüme trendine girmiş İngiliz ekonomisinde 1987 yılında faiz oranlarının gerilemesi üzerine artan talep baskısına karşı faiz oranlarının yeterince yükselmeyip, geniş tanımlı para arzının genişlemesini sürdürmesi üzerine 1987 yılından itibaren enflasyon oranı yükseliş trendine girmiştir. Bu şekilde faiz oranlarının 1988 yılından başlayarak 1990 yılına kadar yükselme trendine girmesine ve aynı dönemde büyüme hızının düşmesine karşın enflasyon oranları yükselmiş ve parasal genişleme de devam etmiştir. Döviz kuru hedeflemesi yapıldığı 1987-1990 döneminde bu politikanın enflasyon oranları ve büyüme üzerinde beklenen olumlu etkiyi yapmadığının gözlenmesine rağmen enflasyon oranının en yüksek seviyesine ulaştığı 1990 yılı Ekim ayında İngiltere, Döviz Kuru Mekanizmasına dahil olmuştur. Bu sisteme geçişin ilk etkisi faiz oranlarında bir gerileme olarak ortaya çıkmış, bununla beraber geniş tanımlı para arzında bir daralma ve enflasyon oranlarında bir düşme oluşmuştur. İngiltere’de faiz oranlarının düşmeye devam etmesi ve 1992 yılında sterlinin dolar ve mark karşısında önemli oranda değer kaybetmesi ERM’nin özünü teşkil eden Almanya’nın uyguladığı sıkı para politikası ve sterlin-mark paritesinin sabit olmasına ait politikaya ters düşünce İngiltere ERM’yi Eylül 1992’de askıya almıştır. ERM’den çıkıldığı dönem olan 1992 yılının üçüncü çeyreğine gelindiğinde İngiltere’de döviz kuru hedeflemesinin de parasal büyüklük hedeflemesi gibi reel sektör büyüklükleri açısından istenen etkiyi sağlayamadığını anlamıştır. Bu nedenle, Yeni Zelanda ve Kanada uygulamalarından da esinlenen İngiltere, 8 Ekim 1992 tarihinde enflasyon hedeflemesine geçtiğini açıklamıştır. 1992 yılında başlanılan hedefleme programında referans olarak RPIX denilen ve faiz ödemelerinin düşülerek elde edildiği perakende fiyatlar endeksi alınmıştır. Para Politikası Komitesi (MPC) kurulduktan sonra enflasyon hedeflemesi politikasını Para arzlarına ilişkin belirlenen izleme bantları ile hedeflenen enflasyon oranlarının çatışması halinde birinci öncelik enflasyon hedeflerindedir. İngiltere’nin enflasyon hedeflemesine geçtikten sonra, ERM’ye girişiyle beraber ekonomide başlayan daralmanın yeniden büyüme yönüne döndüğü ve bunun nisbi bir istikrar kazandığı görülmektedir. İngiltere’de uygulanan parasal politikaların uygulama sonuçları açısından bakıldığında enflasyon hedeflemesi politikaları önceki iki politika kategorisine göre en başarılı sonuçları veren uygulamadır. Bu politikanın uygulandığı süreç, merkez bankası-hazine ilişkilerinin de yeniden tanımlanarak merkez bankasının operasyonel bağımsızlığı yönünde önemli adımların atıldığı bir süreç olmuştur. Bunun yanında enflasyon hedeflemesinin uygulanması büyüme açısından ve işsizlik oranları yönünden bu politikaların uygulama sonuçları, literatürün bir kısmında savunulan görüşleri doğrulamamaktadır.
İSRAİL: İsrail’de enflasyon oranı hedeflemesi, pozitif eğime sahip hareketli kur (upward crawling peg) bantlarının belirlenmesi esnasında kamuoyuna bunu tamamlayıcı biçimde enflasyon hedeflerinin ilan edilmesi yöntemine dayanmaktadır. Bu sistemde, gerçekte enflasyon hedeflemesi uygulayan diğer ülkelerde uygulandığı şekilde fiyat istikrarını nihai hedef olarak almadan farklı olmak üzere enflasyonist bir ortamda hareketli döviz kuru rejimini sürdürebilmek için enflasyon oranının da hedef seti içinde yer aldığı bir politika seti olarak tanımlanabilir. Bununla beraber, enflasyon hedeflerinin açıkça ilan edilerek para politikasının bu yönde sürdürülmesini enflasyon hedeflemesi uygulamasının temel kriteri olarak kabul edilmesi fikrinden hareket edildiğinde İsrail’in enflasyon hedeflemesi yapan ülkeler listesinde yer almasını savunmak İsrail’de, enflasyon oranı %450 civarına çıkıp aynı zamanda bir hiperenflasyon tehlikesi başgösterdiğinde 1985 yılının Temmuz ayında anti-enflasyonist bir program uygulamasına geçilmiştir. Anti-enflasyonist programın ilk döneminde döviz kurunun nominal çıpa olarak kullanılması, enflasyon bekleyişleri üzerinde olumlu bir etki yaparken, uygulanan politikaların enflasyon üzerinde belirli bir gecikmeyle etkili olması sonucu, “şekel” değerli hale gelmiş ve bu şekilde dış ticaret açısından rekabet gücü kaybına neden olmuştur. 1987 başı ve 1988 sonu arasında İsrail’de bu sorunun çözülebilmesi için ara ara devalüasyonlar yapılmıştır. 1989 yılı başında son kez yapılan bir devalüasyonun ardından kurun, belirlenen temel bir kur çevresinde %3’lük bir bant içinde hareket etmesi kararlaştırılmıştır. Bu kararla serbestleşen sermaye hareketlerine karşı İsrail Merkez Bankasına bir insiyatif alanı sağlanması amaçlanırken sabit kur sisteminin uygulanmasının uluslararası rezervlere bağlı olduğunun anlaşılması ve bunun sonucunda gelen devalüasyonlar, anti-enflasyonist programa olan güveni sarsmış ve sözkonusu kurun hareket bandının Mart 1990’da %5’e çıkması kararını getirmiştir. Bu gelişmeler sonucu, İsrail sabit kur sisteminden vazgeçerek yukarı eğimli hareketli kur (upward crawl) sistemine geçmek zorunda kalmıştır.
İsrail’de ilk enflasyon hedefi Aralık 1991’de, 1992 yılı için ilan edilmiştir. Buna göre enflasyon hedefi, 1987-1991 arasında %18.5 düzeyinde gerçekleşen ortalama enflasyon oranları referans alınarak bu oranların bir miktar altında olan %14-15 olarak belirlenmiştir. Aynı dönemde enflasyon hedefine ek olarak kur bandının pozitif eğimi için de %9 düzeyinde bir hedef ilan edilmiştir. Enflasyon hedeflemesine ilişkin ilk yıl uygulamaları başarılı olmuştur; 1991 yılı sonunda %19 olan TÜFE 1992 yılında, hedefin altında bir oran olan %11.9 düzeyinde gerçekleşmiştir. 1993 yılı için uygulanacak hedefler, 1992 yılının Kasım ayında ilan edilmiştir. Buna göre enflasyon hedefi %10, döviz kurundaki artış hızı da %8 olarak belirlenmiştir. Bu şekilde, 1993 yılı içinde bütçe açığı/GSYİH oranı gerilemeye devam etmiş, parasal genişlemenin hızı düşmüş, işsizlik oranı düşüş trendine girmiş, buna mukabil GSYİH büyüme hızı düşmüş ve tüm bunların bir bileşkesi olarak enflasyon oranı gerileyerek %10.9 düzeyinde gerçekleşmiştir. Enflasyon oranında görülen gerilemeye karşın gerçekleşen oran bu yıl hedefi az da olsa aşmıştır. 1993’teki enflasyonist baskı yılın ikinci yarısından itibaren artmıştır. Bu gelişmede sözkonusu yılın ikinci yarısında hız kazanan barış görüşmelerinin önemli bir etkisi vardır; barış görüşmelerinin hız kazanması sonucu reel sektörde hızlanan aktivite, yükselen konut fiyatları ve artan iyimser bekleyişlerin etkisiyle likid varlıklara olan talep artmış ve dar tanımlı para arzındaki genişleme hız kazanmıştır. Bu gelişmelerin sonucunda enflasyonist bekleyişler artmış ve bu da yılın sonunda enflasyon hedefinden sapma sonucunu getirmiştir. 1994 yılı için belirlenen enflasyon hedefi %8 ve kur artış oranı da %6 olarak belirlenmiştir. Bununla beraber, bu konuda önemli bir stratejik hata yapılarak 1994 yılı hedefleri oldukça erken bir dönemde, 1993 yılının Temmuz ayında ilan edilmiştir. Hedeflerin erken ilanından sonra gelişen enflasyonist baskılar 1994 yılı uygulama sonuçlarını da etkilemiş, buna karşın hedefleme politikalarına kamuoyunun inancını sarsacak bir etkiye neden olabilecek 1994 hedeflerinin revizyonuna gidilmemiştir. 1994 yılında büyüme hızı sıçrama göstermiş, geniş tanımlı para arzı artmış, bütçe açığı/GSYİH oranı yükseliş trendine girmiş ve bunların sonucunda yılın ikinci yarısında enflasyonist bekleyişler tırmanışa geçmiştir. Bunun üzerine yılın son 5 ayında İsrail Merkez Bankası tarafından faizler 3 kez artırılmak zorunda kalınmıştır. 1995 yılı için tespit edilen hedef enflasyon yine ilk kez %8-11 gibi bir bant olarak belirlenmiştir. Bu noktada hedeflerin 1 yılı aşkın bir vade için tespit edilmesi görüşleri rağbet görmeyerek tespitlerin yıllık olarak yapılmasına devam edilmesi kararlaştırılmıştır.
1995 yılı için tespit edilen oranların belirlendiği bakanlar kurulu toplantılarında bir diğer gelişme de enflasyonla mücadele amacıyla, belirlenen hedeflere ulaşılmasında başarı sağlanabilmesi için, bir dizi karar alınması olmuştur. Buna göre, konut üretimini hızlandırarak konut piyasasından kaynaklanan enflasyonist baskıyı ortadan kaldırmak, ithalatın kolaylaştırılması için gerekli tedbirleri almak, yurtiçi üretimde bir sıkışma olması halinde tarımsal ürün ithalatını serbest bırakmak ve enflasyon hedefinin sapmasına neden olabilecek ücret ve faiz dışında kalan bütçe harcamalarına tavan getirmek, alınan kararların önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.
1995 yılı içinde ekonomi canlılığını korumuş, bütçe açığı/GSYİH oranı artış trendini sürdürmüş, işsizlik azalmaya devam etmiş buna mukabil alınan kararların uygulanmasıyla cari açık artmış ve enflasyon oranı hedef bandının içinde kalmıştır. 1996 yılına ilişkin enflasyon hedefi, %7-10 olarak belirlenmiştir. 1997 yılı için belirlenen hedefler aynıyken bu yılın bütçesinin daraltıcı bir bütçe olmasından ötürü düşen toplam talep ekonomideki yavaşlamanın sürmesine neden olmuştur. Bu yılın ikinci üç aylık dönemi itibariyle, beklenen enflasyon oranları hedef bantlarının içinde kalırken aynı dönem itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon %11.3 oranıyla hedeflenen bandı aşmıştır. Enflasyon hedeflerinin tutturulması amacıyla para politikasının aşırı genişlemesinin önüne geçilebilmesi için faiz oranlarının artmasının bir sonucu olarak İsrail’e 1994 yılından itibaren kısa vadeli sermaye girişi artmıştır. Bu durum bir yandan İsrail Merkez Bankasının uluslararası rezervlerini artırırken diğer taraftan da döviz kuru hedeflerinin üzerinde, kur artış oranını düşürme yönünde, bir baskıya neden olmuştur. Bunun giderilebilmesi için Merkez Bankası piyasalardan döviz alma yoluna gitmiş fakat bunun para arzı üzerinde getireceği artış sonucu enflasyon hedeflerinin tutturulabilmesine ilişkin amaç çelişmeye başlayınca Haziran 1997’de alınan bir kararla, döviz kuruna ilişkin hedef bandının eğimi %6 olarak bırakılmasına karşın bu bandın alt limiti %6’dan %4’e çekilmiş, üst limiti de %14’ten %28’e genişletilmiştir. Bu bandın, üst limitinin Mayıs 1998’e kadar %30’a kadar çıkması karara bağlanırken bu gelişmelerin İsrail’in mali sektör liberalizasyonunun tamamlanması sürecinde Merkez Bankasına, sermaye akımlarına karşı esneklik kazandırması amaçlanmıştır.
İsrail’de uygulanan enflasyon hedeflemesi politikalarının gelişimine bakıldığında bunda elde edilen sonuçların Yeni Zelanda ya da İngiltere örneğinde ulaşılan başarıları yansıtmadığı görülmektedir. Bu sonuçta, İsrail’in, diğer ülkelerin aksine fiyat istikrarını nihai ve tek hedef olarak alarak para politikasını bu yönde uygulamaması önem arzetmektedir. İsrail, enflasyon hedeflemesi politikalarına, döviz kurunun belirlenmesi ve istikrarının sağlanması çerçevesinde önemli bir değişkenin hedeflenmesi şeklinde yaklaşmış ve bu bakış açısını, 1994 yılından itibaren enflasyon hedeflemesine daha güçlü bir destek vermesine rağmen, sürdürmüştür.
Enflasyon hedeflemesi uygulayan diğer ülkelerle İsrail’in koşulları arasındaki farklardan biri, uzun süre çift haneli enflasyon rakamlarının geçerli olduğu bir ekonomide enflasyonun düşürülmesi için yalnızca para politikasının değil aynı zamanda maliye politikalarının da kullanılmasının gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. İsrail'in özel koşullarının, daraltıcı maliye politikalarını uzun süre sürdürebilmesine olanak sağlayıp sağlamadığı tartışılması gereken ayrı bir husus olabilir. Enflasyon hedeflemesi yapan ülkelerden farklı olarak İsrail, liberalizasyonun da bir sonucu olarak kısa vadeli sermaye hareketlerinden önemli oranda etkilenen bir ekonomidir. Buna göre, yeni şekelin döviz sepetine karşı değerinin belli bir düzeyde tutulması hedefinin halen öncelikli olduğu görülmektedir. Oysa, enflasyon hedeflemesi politikalarında başarı, bir hareketli döviz kuru politikası uygulansa dahi bu uygulamanın enflasyon hedeflemesi politikalarıyla çatışması halinde enflasyon hedeflerine öncelik verilmesine bağlıdır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ENFLASYON HEDEFLEMESİ İÇİN ALTYAPI
Enflasyon hedeflemesi politikalarına geçilebilmesi ve bunun sürdürülebilmesinin imkanı üzerinde bir karara varabilmek için, o ülkeyle ilgili mali baskınlık (fiscal dominance) ölçütü incelenmelidir. Buna göre, kamu kesiminin baskısının ekonominin tümü üzerindeki yoğunluğunun derecesi anlamına gelen mali baskınlık ölçütü, aynı zamanda bir hedefe ulaşılmasında, tek başına para politikasının ne derece etkili olabileceğinin de bir göstergesidir. Mali baskınlığın yanısıra mali piyasaların derinliği de kamunun ihtiyacı olan fonların mali piyasalardan ne derece rahatlıkla temin edilebildiğini ve dolayısıyla faiz oranları üzerinde ne derece baskı yarattığının anlaşılması için bir diğer ölçüttür. Geniş tanımlı para arzının GSYİH’ya oranı alınarak değerlendirilen mali sistemin derinliği incelendiğinde, enflasyon hedeflemesi politikalarını uygulayan ülkelerin mali derinliğe ilişkin ortalama rasyosu, Gelişmiş Ülkelerin ortalama rasyosunun üzerindedir. Sözkonusu ülkelerin rasyoları, %45.2-100.9 değerleri arasında yer alırken ortalamada Gelişmekte Olan Ülkelerin rasyolarının üzerindedir. Bununla beraber, mali baskınlık açısından bütçe açıklarının GSYİH’ya oranları incelendiğinde bu oranların yeterli bir karşılaştırma imkanı vermediği görülmektedir.
FİNLANDİYA:1993 yılının başında ekonomisi çökme düzeyine gelen Finlandiya Merkez Bankası, GSYİH’nin %13 küçülmesi, işsizlik oranının 5 kat, kamu borçlanma oranının 4 kat, dış borçlanmanın 2 kat arttığı ve bankacılık sektörünün krize girdiği, borsanın %50 değer kaybedip, %33’lük devalüasyonun yaşandığı ve rezervlerinin tükendiği bir dönem olan Şubat 1993’te para politikasını doğrudan enflasyon hedeflemesi stratejisi üzerine kurma kararı almıştır. Şubat 1993’te Fin Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamalara göre, enflasyonu belirleyen temel endikatörlerde, 1995’e kadar, %2 oranında bir artış gerçekleşmesi ve bu tarihten sonra da enflasyon artış hızının bu seviyede kalması hedeflenmiştir. Merkez Bankası’nın, Fin para birimi “markka”ya yapılması kaçınılmaz olan reel değerlemeye yönelik müdahalenin, yüksek enflasyon yerine nominal değerleme şeklinde olmasını istemesinden dolayı, enflasyon hedeflemesi stratejisi 1993’ün hemen başında yapılırken %2 oranı tercih edilmiştir. Çünkü bu oran fiyat istikrarını sağlamayı amaçlayan diğer ülkelerde ilan edilen hedeflere az veya çok eşit bir orandı. Hedef aralığının üst limitine göre ayarlanması veya hedef veya tolerans aralığının kamuda ve piyasalarda tedirginlik oluşturup, enflasyon beklentileri gibi bir sonuca sebebiyet vermemesi için, tek ve kesin bir rakam hedeflenmiş ve Merkez Bankası %2 gibi kesin bir rakamı belirlemiştir. Nominal döviz kuru 1993’ten 1995’e kadar hızlı bir değerlenme yaşarken, merkez bankasının rezervleri restore edildi ve %2’lik hedef 1994’te yakalanmıştır. Sonuçta enflasyon hedeflemesi merkez bankasının politikasını değiştirirken, banka eskiye nazaran, daha açık ve şeffaf olmak zorunda kalmış, bu yüzden de tahmin ve risk değerlendirme aktivitelerini arttırmıştır. Ekonomi daha stabil hale gelmiş ve enflasyon hedeflemesinin dezenflasyon sağlamak için değil, istikrarı sağlamak için uygulandığı ortaya çıkmıştır.
POLONYA: 1990’daki %249.3’lük enflasyon oranından, 1998’in sonunda ulaşılan %8.6 oranına kadar geçen sürede uygulanan dezenflasyon politikalarından sonra, 1999 yılında Polonya Merkez Bankası resmi olarak enflasyon hedeflemesi stratejisi izleyeceğini ilan etmiştir. Bu stratejiye geçiş, 1998’de yapılan yeni yasamayla Polonya Merkez Bankası’na önemli ölçüde bağımsızlık verilmesinden sonra gerçekleşmiştir. Polonya, enflasyon hedeflemesi stratejisi çerçevesinde; orta vadeli enflasyon hedeflerinin kamuya ilan edilmesi; para politikasının asıl amacı olarak fiyat istikrarının hedeflenmesi ve diğer amaçların buna bağlı olmasını; para politikası olarak parasal büyüklükler ve döviz kuru dahil birçok değişkenin kullanıldığı bilgi-yoğun bir strateji izlenilmesini, para otoritelerinin plan, amaç ve kararları hakkında kamu ve piyasaların bilgilendirilmesine dayalı şeffaflığın artırılması ve enflasyon hedeflerine ulaşılabilmesi için merkez bankasının sorumluluğunun genişletilmesi gerektiğini duyurmuştur. Enflasyon hedeflemesi stratejisini mümkün kılan kanuni çerçeve 1998’den itibaren yürürlüğe girerken 1998’de başlayan geçiş sürecinde, Polonya Merkez Bankası enflasyon hedeflemesi stratejisi izleyeceğini ilan etmiştir. Para Politikası Komitesi kurulmuş ve 1999-2003 arasını kapsayacak bir orta vadeli para politikası stratejisi benimsenmiştir. Bu orta vadeli doğrudan enflasyon hedeflemesi stratejisi kapsamında; 2003 yılına kadar enflasyonun %4’ün altına indirilmesi hedeflenirken, enflasyon hedeflerinin çekirdek enflasyonu değil, TÜFE’yi baz aldığını ve enflasyon hedeflerinin her bir yıl için belirli bir aralık dahilinde olmasının kararlaştırıldığını görmekteyiz.
Başlanan enflasyon hedeflemesi stratejisi kapsamında geliştirilen parasal şartlara ve sıkı para politikalarına rağmen 1999’da ve bu yıl, hedeflenen enflasyon oranlarına ulaşamayan Polonya, en azından kısa ve orta vadede, Merkez Bankası’nın enflasyonu kontrol etme konusunda tek başına yeterli olamayacağını ve enflasyon kontrolü, diğer hükümet kuruluşlarından destek olmadan, sadece bu tip bir kurumla başarılamayacağını fark etmiştir.
MACARİSTAN: Macaristan ise 1984-94 yılları arasında, döviz kuru politikası olarak kayan bant rejimini kullanmıştır. Bu, enflasyon beklentilerinde nominal çapa rolünü oynadığını ve döviz kuru değişimlerinin nominal enflasyon oranı olarak kabul edildiğini ortaya koymuştur. Ancak, bu kuralın 1998 Rusya krizi sırasında işlemediğini ve talep faktörünün de fiyat uçurumu oluşturmakta etkin olduğu görmekteyiz. Özelleştirme faaliyetlerinin ve direkt dış yatırımların artması neticesinde ekonomide verimliliğin ve toplam üretimin artarken, toplam talep de toplam üretime paralel gelişmiştir. Kayan bant rejimi, faiz oranlarının belirlenmesinde etkili olurken, ülke risk primi de bu konuda önemli rol oynamaktadır. Uygulanan programın amacı, enflasyon beklentilerine yönelik kredibilitesi yüksek bir nominal çapa sağlamak olurken, kayan bant döviz kuru rejiminin, güçlü bir sorumlulukla takip edilen mali ve parasal politikalar sayesinde başarıya ulaşılabileceğini göstermiştir.
MEKSİKA: Meksika 1994 yılında ciddi siyasi krizlerle sarsılmış, ülkenin risk primi oldukça yükselmiştir. Meksika enflasyonu oluşturan temel unsur döviz kuru, maaş zamları ve hükümetçe belirlenen doğalgaz ve petrol fiyatlarında meydana gelen gelişmeler olurken, iç şoklar ile ülke riski ve petrol fiyatları olarak tanımlanan dış şokların bu üç faktörü etkileyerek, enflasyonu ürettiğini söyleyebiliriz. Meksika’daki döviz kuru davranışlarına olan yoğun bağımlılık ile döviz kurunun yüksek değer kaybetme oranının enflasyona olan yüksek etkisinin, enflasyonist sürecin gelişiminde kritik bir rol oynarken buna karşılık olarak Meksika Merkez Bankası enflasyonun kontrolüne yönelik önemli kararlar almıştır. Orta vadeli parasal hedeflerin rolünü azaltan, Merkez Bankası ile ticari bankalar arasında uzlaşım neticesinde faiz oranlarının belirlendiği “corto” sistemi gibi ihtiyari tedbir uygulamalarının önemini artıran Meksika Merkez Bankası’nın, bu şekilde piyasalardaki enflasyon beklentilerini doğrudan etkilemeyi amaçladığını gözlemlerken, bankanın 2003’e kadar ulaşılması planlanan bir orta vadeli enflasyon hedefi ilan ettiğini ve hedeflerin yıllık olarak ilan edileceğini (örneğin 2001 hedefi, bu yılın Kasım ayında ilan edilecek) ve son olarak 3 ayda bir enflasyon raporu yayınlamaya başladığını görmekteyiz. Banka, petrol fiyatlarında artış, büyük global borsalarda yaşanacak krizler ve risk primini artıracak herhangi bir iç faktörün ortaya çıkması gibi şoklara karşı da beklenmedik durum planları geliştirirken, bu şekilde kriz yönetimi konusunda kapasite ve yeteneklerini artırmayı amaçlayıp ve alınan kararların başarıya ulaşmasını hedeflemektedir.
BREZİLYA: 1994’te gevşek mali politikalar ve aşırı değerlenmiş para biriminde spekülatif ataklara neden olurken, 1998’deki Asya ve Rusya krizlerinin de Brezilya ekonomisinde ciddi büyüklükte sarsıntılara neden olmuştur. 1997’de %3.6 olan büyüme hızı, 1998’de %0.12’ye düşmüş, işsizlik oranının ise %5.7’den %7.6’ya çıkmıştır. 1998 sonunda IMF’le bir anlaşma imzalayan ve 1999 Ocak ayının ortasında sabit ayarlanan kur sistemine son vererek esnek kur sistemine geçen Brezilya, faiz oranlarını kamu ve piyasalardaki beklentileri etkilemesi amacıyla, %39’dan %45’e yükseltmiştir. Hedefler gerçekleşmeye başladıktan sonra beklentilerin hızlı bir şekilde olumlu yönde değiştiğine ve döviz kuru artış hızının keskin bir şekilde düştüğünü farketmekteyiz. Bu gelişmelere ek olarak, uygulanan sıkı mali politikayla da enflasyonun kontrol edilmeye başlanması ve 1999 Haziran ayında yayınlanan “Enflasyon Hedeflemesi Kararnamesi” ile para politikası alanında Brezilya Merkez Bankası’na operasyonel bağımsızlık verilirken, banka esnek kur rejiminden başka nominal bir hedef koymazken, hükümet ise mali hedeflere yoğunlaşmıştır. Enflasyon hedeflemesinde uygun fiyat endeksini seçen Maliye Bakanlığı endeks olarak TÜFE’yi baz almış ve hedefleri belirli tolerans aralıklarına yerleştirdiğini bildirmiştir. Merkez Bankası ayrıca kamuoyununa karşı sorumluluğu ile şeffaf iletişim prensibi çerçevesinde yapılan toplantıların detaylarını, toplantı tarihinden 8 gün sonra yayınlamış ve bu durum olumlu gelecek beklentilerinin şekillendirilmesinde ve programın kredibilitesinin artmasında kritik bir rol oynamıştır. Brezilya başarılı olmuştur çünkü, krizden önce enflasyonu tek haneli rakamlara indirmeyi başarmıştır. 1999’daki kur şokundan sonra devalüasyonun etkisinin fiyatlara yansımaması için gecikmeli de olsa bu hedeflemeye geçmişlerdir.
ŞİLİ: Uzun bir yüksek enflasyon deneyimine sahip olan Şili’de1990 yılından itibaren dezenflasyon programı uygulanmaya başlamıştır. 1990-99 yılları arasında döviz kuru istikrarının sağlanması ve cari işlemler açığı konusundaki kaygılar Merkez Bankası’nı sürekli olarak müdahale yapmaya iterken, kur politikası olarak kayan bant sisteminin uygulanmış, fakat bu bant içindeki sınırlar da değişkenlik arz etmiştir. 1995’te Şili Peso’suna yapılan 3 spekülatif atağa Merkez Bankası başarıyla karşı koyarken, ancak 1997-98 finansal krizler bankayı kur mekanizması konusunda daha sorumlu olmaya itmiştir. Bu kriz süreci reel ekonomi için olumsuz sonuçlar üretirken, Şili 16 yıldan beri ilk kez resesyon yaşamış, işşizlik oranı iki katına çıkmış, enflasyon hedefleri yakalanamamış ve önemli büyüklükte bir cari açık oluşmuştur. Tüm bu gelişmeler neticesinde yeni bir enflasyon hedeflemesi çerçevesini hazırlamak zorunda kalan Şili, Eylül 1999’da, kayan bant kur sisteminin kaldırılıp, esnek kur sistemine geçmiş ve bu şekilde istisnai durumlar hariç kur müdahalelerini ortadan kaldırmıştır. Kısa dönemde hedeflerini çekirdek enflasyon üzerinde yoğunlaştıran Şili, yıllık bazda %2-4 aralığında bir TÜFE hedeflemiştir. Merkez Bankası toplantılarına ait kayıtları, toplantı tarihinden 80 gün sonra yayınlarken, Merkez Bankası’nın enflasyon ve büyümeye yönelik öngörülerini ilan eden para politikası raporlarını ise 4 ayda bir yayınlayıp, yayınlanan para politikası raporlarından farklı başka hiçbir genel öngörü ve projeksiyonda bulunulmamıştır. Tutarlı politikalar, güvenilir bir sorumluluk anlayışının varlığı ve şeffaflık anlayışı ile kamu ve piyasaların bilgilendirilmesi uygulanacak istikrar politikalarını başarıya ulaştırmıştır.
TÜRKİYE’DE ENFLASYON HEDEFLEMESİ VE UYGULANABİLİRLİĞİ
Enflasyon hedeflemesi ülkeye özgü politikalar içermektedir. Yukarıda da görüldüğü üzere bu programı uygulayan ülkeler içinde bulundukları ekonomik ve siyasi durumlar çerçevesinde kendine has yöntemlerle programı başarıya taşımışlardır. Dolayısıyla ülkemizde de programın başarıya ulaşması için ülkemiz koşullarına uygun olan bir enflasyon hedeflemesine gidilmesi gerekmektedir. Nitekim geçen hafta Devlet Bakanı Kemal Derviş’in programı uygulayan ülke ekonomi uzmanlarıyla yaptığı toplantıda çıkan sonuçta Türkiye’nin geçiş süreci üzerinde önemle durulduğu görüldü ve kendine özgü bir program hazırlanması gerektiği ortaya çıktı. Türkiye için daha çok yeni bir kavram olan enflasyon hedeflemesi ilk defa uygulanacağı için her türlü tereddütü üzerinde taşımaktadır. Programın başarısı için her şeyden önce geçiş süreci önemli. Son çeyrekte yaşanacak makro ekonomik ve siyasi gelişmeler ile toplumsal uzlaşma sağlanmalıdır. Daha önceki programlardaki başarısızlığın maliyeti göz önüne alındığında bu son programın önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Diğer ülke uygulamalarındaki ortak hususlara değinmeden önce Türkiye’nin rakamlarla bu uygulamaya gelene kadar yaşadıklarına bakacak olduğumuzda;
1990’lı yıllarda ekonomimiz açısından iki önemli krizi atlattık. 1994 ve 1998 krizleri. 1990’lı yıllarda IMF ile iki anlaşma imzalandı. IMF ile 14 ayı kapsayan bir Stand-By düzenlemesi yapmıştır. Düzenlemenin amacı hükümetin 1994-95 programını desteklemektir. Ancak Türkiye’nin 1994 yılı sonunda bazı koşulları yerine getirememesi sonucu anlaşma durdurulmuş, Türkiye yeniden, 1995 yılında IMF’ye bir niyet mektubu sunarak, yeni koşullar kabul etmiş ve düzenlemenin süresi 20 aya çıkarılmıştır 1994 programının genelde, döviz kuru, maliye, para ve fiyat politikası uygulamalarına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Programın ilk üç ayında performans kriterlerinin başarıyla yerine getirildiğini söylenebilir. Stand-By düzenlemesinin ikinci üç aylık döneminde de bazı sapmalar dışında program hedeflerine genelde uyulmuştur. Ancak bunu 1994 yılının son çeyreği için söylemek olası değildir. Yaşanan devalüasyon, ekonomide küçülme, iç borçlanma faizlerinin %180’lere ve enflasyonun yıllık ortalama %200’lere çıkması neredeyse programın tamamında bir sapmaya yol açtı. Koşulların yerine getirilememesi ve ekonomik belirsizliğin artması sonucu IMF Stand-By düzenlemesini iptal etti. Sonrası değişen Hükümetler çerçevesinde alınan kararlarla faiz ve kur dengesi sağlanmaya çalışılsa da 1998 yılında yaşanan Asya krizinin tüm dünya ülkelerine sıçramasıyla Türkiye ile IMF tekrar bir araya getirdi. 1998 yılında IMF ile Yakın İzleme anlaşması imzalayan Türkiye, bu anlaşmayla Fon’dan hiç kaynak kullanmayacak, ancak Fon yetkilileri programı dikkatle izleyip üçer aylık sürelerle programın uygulanışını değerlendireceklerdir. Hemen anlaşılacağı üzere Türkiye’nin böyle bir düzenleme yapmasının nedeni kredibilitesini artırmak ve son yıllarda giderek artan dış kaynak ihtiyacını gidermekti. Programın özünde kamu finansmanının güçlendirilmesi, mali politikaya uygun bir para politikası izlenmesi ve yapısal sorunların çözümüyle enflasyonun indirilmesidir. Şeffaflığın artırılması, programda kilit rol oynamaktadır. Yakın izleme düzenlemesinde temel amaç enflasyonun düşürülmesidir. Bu hedefler doğrultusunda yapılan çalışmalar krizin etkisiyle tam başarılı bir sonuç verememiş, krizle daralan reel sektör büyümede yavaşlamayı beraberinde getirdiği gibi halen yüksek faizle borçlanma sürmüştür. Peşinde yaşanan deprem ise ekonominin tamamiyle sarsılmasına neden olmuştur. Ekonomide yaşanan %6,4’lük küçülme, reel sektörün depremden aldığı hasar, bunun yanında yaşanan can ve mal kaybı ile 1999 son aylarında IMF ile yeni bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma çerçevesinde döviz kuru çapa olarak kullanılarak iç borçlanma faizlerinde de düşüş hedeflendi. Değişen maliye ve para politikaları ile dövizin çapa olarak kullanılmasıyla, iç borçlanma faizleri %39’lara gerilerken ekonomideki canlanmayla %6,1’lik büyüme gerçekleşti. Öte yanda enflasyonda hedeflenen oldu ve aylık bazda enflasyon rakamları %1-2’lerde seyrederken yıllık enflasyon rakamları TÜFE’de %39’lara geriledi. Sonuç itibariyle stand-by çerçevesinde hedefler tutturulmaya başlandı. Ancak 2000 yılı Kasım ayında para piyasalarında yaşananlar sonrasında bankacılık sektöründe yaşanan likidite sıkışıklığı, 2001 yılı Şubat krizini patlattı. Kriz sonrasında yaşanan yüksek faiz ortamı nedeniyle çapa kur sistemi terk edildi ve program dışında bir gelişme olarak dalgalı kur sistemine geçildi. Ancak gerek üretici gerekse tüketici kesimin buna hazırlıklı olmaması, ekonomiyi buhrana soktu. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumun bir türlü sona ermemesi nedeniyle 2002 yılında Türkiye için yeni bir uygulama olan “enflasyon hedeflemesine” geçme kararı alındı.
Enflasyon hedeflemesinde tanımında da görüldüğü üzere şimdiye kadar uygulanan ekonomi politikalarında bugüne kadar uygulananların tam tersi yapılacak. Yurtdışı örneklerine yukarıda değindik ve gördük ki, enflasyon hedeflemesinde her ülke kendine özgü politikaları benimsemiş, ancak yine de belli bazı ortak noktalardan söz edebiliriz. Bunlardan yola çıkarak Türkiye’nin en azından geçiş aşamasında dikkat edeceği bazı noktalardan bahsedecek olursak;
· Örnek ülke uygulamalarında enflasyon hedeflemesinde baz endeks olarak TÜFE alınmıştır. Enflasyon hedeflemesinde ülkelerin hangi endekse bağlı oranı hedefleyeceği önemli bir konudur. Burada halkın beklentilerini oluştururken bunu hangi endeks üzerinden yaptığı önem taşımaktadır. Enflasyon hedeflemesi uygulayan ülkelerin genelde TÜFE enflasyon oranlarını kullandığını gördük. Türkiye için hangi endeksin uygulanacağı açıklık kazanmamakla birlikte TÜFE’nin uygulanma olasılığı yüksek olduğu görülmektedir. Ancak değerlendirmemiz sonucunda salt TÜFE’nin kullanılmaması kanaatindeyiz. Kriz ülkesi olmamız açısından her türlü şoka hazırlıklı olmalıyız. Dolayısıyla enflasyonuda bu şoklardan arındırmalıyız. Bizim değerlendirmemiz doğrultusunda kur riskine bağlı olarak ithalat-ihracat fiyat endeksindeki oynamalarını, petrol ve kamu kesimi fiyatlarını, yine TÜFE içinde önemli ağırlığa sahip olan konut-gayrımenkul fiyatlarını, öte yanda gıda harcamalarından ve faiz maliyeti ile doğal felaketlerin (deprem gibi) etkilerinden arındırılmış bir “temel TÜFE” belirleyip, bunun üzerinden enflasyon hedeflemesine geçmemiz daha yararlı olacaktır.
· Enflasyon hedeflemesine geçişte düşük enflasyon rakamı önem taşımaktadır. Geçişte en büyük tereddüt konusu belki de bu maddedir. Bu uygulamayı başarıyla yürüten ülkelerin ortak noktası uygulamaya geçerken yıllık enflasyon rakamlarının tek rakamlı olmasıdır. Oysa Temmuz rakamlarıyla %65’lere yükselen bir yıllık enflasyonla programın başarısı düşünülemez. Bundan çıkan sonuç ise son çeyrekte açıklanacak enflasyon rakamlarına dikkat çekmektedir. Ancak son çeyrekte enflasyon rakamları %1-2 bandında gerçekleşse dahi %60-65 gibi yüksek bir bant, enflasyon hedeflemesini tehlikeye atabilir. Başarı için diğer politikalar önem taşıyacaktır.
· Hedeflemenin bir nokta ya da bant olacağı önceden belirlenmelidir. Hedeflemenin bir nokta ya da belli bir bant aralığında olması tercih edilmelidir. Örnek ülke uygulamalarında ise nokta hedefin tutturulmasında büyük zorluk yaşandığını ve uygulamada genellikle belli bir bant referans alındığı görülmektedir. İsrail örneğinde olduğu gibi. Başta nokta hedeflemeye giden ve bunun başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından büyümede yaşanan daralma ve cari açıkta fazlalık ülkenin bu yönetimi terk etmesine neden olmuştur. Ülkemizde de yüksek enflasyon rakamı ve kur riski, nokta hedeflemenin başarıyla ulaşılmasını engelleyebileceğinden, belli bir bant aralığı referans olarak alınmalıdır. Bandın ise genişliği ve darlığı da önemli. Dar olarak belirlenen bantların başarısızlık sonucu genişletme maliyeti (GSMH, işsizlik, faiz ve kur maliyet artışı) ülke için daha yüklü olduğundan, ülkemizde uygulanma sırasında bandın ilk etapta geniş tutulmasını, programın uygulanma sonuçlarında elde edilen başarı oranında zaman içinde daraltılmasını önermekteyiz.
· Hedeflenen rakamın belirlenme zamanı sene sonuna doğru yapılmaktadır. Örnek ülke uygulamalarında görüldüğü üzere bir sonraki yıl için belirlenen enflasyon hedefi son aylarda açıklanmaktadır. Bu çok önemlidir. Çünkü sene sonuna doğru netleşen rakamlar bir sonraki yılın önünün görülmesi açısından önem taşımaktadır. Doğal olarakta daha gerçekçi hedefler belirlenmemiş olmaktadır. Oysa sene ortasında yada ikinci yarıyıl başında bir sonraki yıl için konulan bir hedefin başarı şansı daha düşük olacaktır. Yine İsrail örneği verelim. 1993 yılı Temmuz ayında 1994 yılı için hedef koyan İsrail, beraberinde enflasyonist baskıları artırmıştır. 1994 yılında büyüme hızı artmış, geniş tabanlı para arzı artmış, bütçe açığı/GSYİH oranı yükseliş trendine girmiş ve bunların etkisiyle enflasyonist bekleyişler tırmanışa geçmiştir. Dengelerin bozulmasıyla İsrail Merkez Bankası son beş ayda faizleri 3 kez artırmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla ikinci yarı rakamları önem taşıdığından son çeyrekte enflasyon hedeflemesine gidilmesi başarıyı daha artırmaktadır.
· Enflasyon hedeflemesinde en büyük görev Merkez Bankası’na düşmektedir. Bu yöntemin ülkemizde ilk defa uygulanması nedeniyle diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de Merkez Bankası’na önemli görevler düşecektir. Günün koşullarına uygun olarak para politikası izleyen bir Merkez Bankası’nın neden olduğu enflasyonist dinamiğin fiyat istikrarına halktan daha fazla önem veren bir Merkez Bankası tarafından engelleneceği daha önceki örneklerle kanıtlanmıştır. Bu durum ise Merkez Bankası’na belli bir bağımsızlık kazandırılırsa olur. Merkez Bankasına sağlanabilecek bağımsızlık, hedef belirleme yetkisini bu bankalara vermek şeklinde geniş bir anlamda olabildiği gibi hedef belirleme yetkisinin siyasi otorite de bırakılarak Merkez Bankası’na operasyonel bağımsızlık tanınması şeklinde de sınırlandırılabilir. Her iki durumda da Merkez Bankası’nın politikalarının güvenilirliği ve dolayısıyla etki gücü önceden belirlenip halka ilan edilen hedeflere ulaşmak doğrultusunda bankanın para politikasını, sahip olduğu politika araçlarını kullanmak suretiyle, belli bir kural çerçevesinde ve siyasi otoriteden kaynaklanabilecek hedefle çelişkili politika telkinlerinden etkilenmeden yürütülebilmesinden kaynaklanmaktadır. T.C. Merkez Bankası’nı diğer örnek ülkelerdeki bankalarla kıyasladığımızda operasyonel bağımsızlığını önceden elde ettiğini görmekteyiz. Sahip olduğu görevler açısından kıyasladığımızda ise TL’nin değerinin korunması ve tedavülünün ayarlanması ile para-kredi politikalarını düzenlemek çerçevesinde daha açık ve sınırları belli bir grev tanımı olduğunu söyleyebiliriz. Para politikasının yürütülmesi ve beklenmeyen olaylara anında müdahale edebilecek araçlara, yetki ve görev tanımına sahip olan T.C. Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflemesi programına geçişte gereken altyapıya sahip olduğu söylenebilir. Ancak Hazine ve Merkez Bankası ilişkisini yeniden gözden geçirmesi önerilebilir. Yurtdışı örneklerinden de görüldüğü üzere Türkiye’de de enflasyon hedeflemesi konusunda şartların oluşmasının ardından T.C.Merkez Bankası Kanunu’nda benzer hükümlerin getirilmesi mümkün olabilir. Enflasyon hedeflemesine geçilmesi halinde sermaye akımları-döviz kuru-para politikası ilişkilerinin nihai hedefi olan enflasyon oranlarıyla etkileşim içinde olmasının önemi büyüktür. Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Merkez Bankası’nın kredibilitesi, inanırlığı, kamuoyunun ve piyasa aktörlerinin bilgilendirilmesi bilgi asimetrisinin minimize edilmesi enflasyon hedeflemesinin başarısı açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, Merkez Bankalarına ilave bazı önemli kanuni görev, yetki ve sorumluluklar verilmesi kaçınılmazdır.
· Enflasyon hedeflemesi güçlü para politikaları ile mümkün olmaktadır. Başarılı olan ülkelerinde varolan güçlü maliye politikaları dikkat çekmektedir. Enflasyon hedeflemesinin Merkez Bankası tarafından uygulanabilmesi için sağlam bir maliye politikasının oluşturulması ve enflasyonun makul bir seviyeye indirilmiş olması gerekmektedir. Uygulama için DİE ve Maliye Bakanlığı gibi kurumların geçiş sürecine hazırlıklı olmaları gerekmektedir.
· Başarılı sonuca ulaşmada ülkelerin ortak özelliği kriz yaşamamış olmaları. Uygulamada başarılı olan ülkelerin ekonomilerini incelediğimizde tespit ettiğimiz bir diğer husus ise kriz yaşamamış olmalarıdır. (Brezilya dışında) Türkiye bu kadar yüksek enflasyonla ve birçok kez yaşadığı ekonomik krizlerle bu uygulamaya gidecek olan ilk ülke olacaktır. Dolayısıyla üzerinde taşıdığı riskin büyüklüğü açıkça görülmektedir. Ayrıca Türkiye’nin kısa vadeli ve yüksek faiz riskliyle dönen iç borçlarının da olması riskini artırmakta. İç borç ödeme dengesini oturtan ve faiz dışı fazla yaratmaya başlayan Türkiye’nin diğer önemli silahı ise turizm ve ihracat geliri. Dolayısıyla bu sonuçlar enflasyon hedeflemesine geçiş aşamasında önem taşıyacaktır.
· Enflasyon hedeflemesinde kur rejimi de önem taşımaktadır. Enflasyon hedeflemesinde başarılı olan ülkelerde bir diğer ortak husus ise döviz kurlarındaki denge. Kur çapasını uygulayan ancak başarılı olamayan ve beraberinde enflasyon hedeflemesine geçen ülkelerde döviz kurlarındaki rejim programın başarısı açısından önem taşımaktadır. Ancak disiplinli bir kur rejimi ile başarılı olunabilir. Bunun için kimi ülkelerde ulusal parayı desteklemek açısından yurtiçi DTH hesapları yasaklanıp, ulusal para vadeli hesaplara uygulanan faizler artırılıp hem ülke parasını korumuş, hem de bir nevi kurları baskı altında tutarak programı başarıya taşımıştır. Kimi ülkelerde ise enflasyon hedeflemesinde kuru da baskı altında tutucu hedefler belirlenip, bir nevi bir taşla iki kuş vurulmuştur. Türkiye içinde program çerçevesinde diğer ülkelerdeki gibi benzer bir kur rejimi oluşturulmalıdır. Dalgalı kur sitemine geçilmesiyle yaşanan devalüasyon, buna hazırlıklı olmayan mali ve reel sektörü zora sokmuş, beraberinde para piyasaları zora girmiş, dengeler bozulmuştur. Dolayısıyla yeni bir uygulama öncesi dengeler açısından önemli rol oynayan kur üzerinde baskıcı bir politika belirlenmelidir. Nitekim Türkiye ekonomisi için oldukça önemli olan bu programın uygulanması sırasında yeniden bu durumun yaşanması kaçınılmaz olur ki, bu sefer Türkiye bunu kaldırabilir mi, bilinmez. Dalgalı kur sisteminin terk edilmeyeceği kesin, ancak faizi baskı altında tutucu politikanın yanısıra bir kur rejimi şart. Uzun vadeli TL’yi özendirici yeni uygulamalara geçildi, ancak bunlar çeşitlendirilmelidir. Hazine’nin kura endeksli enstrümanları devam etmeli, ancak bu da rejimi baskı altına sokucu olmalıdır.
SONUÇ
Daha önce rezerv parayı ve kurda çapa sistemini kullanan Türkiye, bu sistemlerin başarısızlığa uğramasıyla son çare olarak “enflasyon hedeflemesine” geçme kararı almıştır. Bu uygulamanın ilk defa gündeme gelmesi pekçok endişeleri beraberinde getirdiği hiç şüphesiz ortada. Yukarıda yabancı ülke uygulamalarını gördük. Ülke koşulları ile Türkiye’yi kıyasladık. Enflasyon hedeflemesi uygulamasının başarıya ulaşması halinde ülkeye sağlayacağı yararlar ortada. Ülkeye sağlayacağı fiyat istikrarı, ekonomiye kazandıracağı ivme çok önemli. Ancak Türkiye gibi yüksek bir enflasyona sahip bir ülkenin bu uygulamaya geçiş öncesi hazırlıkları önem kazanmaktadır. Zira, tüm örneklerde görüldüğü gibi, bu sisteme geçen uluslar önce enflasyonu tek haneli rakamlara çekmeye çalışıp, daha sonra uygulamaya geçerek başarılı olmuşlardır. Bu nedenle 2002 yılında bu uygulamaya geçme hazırlığında olan Türkiye’nin son çeyrekte açıklayacağı enflasyon rakamları çok önemlidir. Ancak sadece 2001’in son çeyreğindeki rakamlar değil, 2002 yılının ilk yarısındaki rakamlar da önem taşıyacaktır. Zira yılın ilk ayları yüksek enflasyon rakamlarının açıklandığı aylardır. Bu nedenle 2002 yılında belli bazı rakamların oturmasıyla enflasyon hedeflemesine geçmek gerekir. Enflasyon hedeflemesi geçiş döneminde enflasyonun kura değil de faize duyarlı hale gelmesi için çaba sarfedilecektir. Ancak dalgalı kur sitemine yeni geçen ve buna alışmaya çalışan bir ekonomide kurun tamamiyle serbestliği de enflasyon hedeflemesinde bizce yararlı olamaz. Bunun için disiplinli bir kur rejimi de olmalıdır. Aynı dönemde Hazine de çeşitli endeksli enstrümanlar çıkartarak, hem borç yönetimine hem de kur rejimine katkıda bulunmalıdır. Dolayısıyla tüm kurumların koordineli bir risk yönetimi yapması ve ülkeye has bir politika ile başarıya gidilebilir. Bizce, enflasyon hedeflemesinde başarıya ulaşmak için Merkez Bankası’nın alt yapısı, Hazine ile Merkez Bankası ve diğer kurumların ilişkisi programa duyarlı hale getirilmeli, en önemlisi ise halkın güveni sağlanmalıdır. Türkiye’nin uyguladığı diğer enflasyonu düşürücü yöntemlerde “tümevarım” ilkesi benimsenmişti. Yani belirli çapalarla sene sonunda enflasyonu düşürme eğilimi vardı. Ancak son çare olarak uygulamaya koyacağımız bu yeni yöntemde ise “tümdengelim” ilkesi mevcuttur. Diğer bir deyişle bir sonuç bulunmakta ve sonuca belirli politikalarla ulaşılmaktadır. Dolayısıyla zor bir uygulama olacağı kesindir. Mali baskınlığın bu derece yoğun olduğu bir ülkede, yaşanan program dışı şoklara hazırlıklı bir alt yapının oluşması gerekmektedir. Bu nedenle şartların oluşturulacağı bir ön dönemin, halen yaşanmakta olan enflasyonu düşürmek ve mali baskınlığın azaltılmasını sağlanabilmesi için gerekmektedir. Bu ön dönem boyunca ise Merkez Bankası’nın serbestliği yoğun bir biçimde kullanması ve başarılı bir risk yönetimi yapması için alt yapı bazında hazırlıklı olması gerekecektir. Kısacası “enflasyon hedeflemesine” birden geçmek yerine buna hazırlıklı bir geçiş dönemi yaşanmalıdır.
Aslıhan Balaban, Serkan Asil
Kurumsal Finansman ve Araştırma Bölümü – Pamuk Yatırım
Kaynaklar: IFS, 1991, C.44 No.11-12 ve C.50 No.10, IFS, 1997, Yearbook; IFS,1991,C41 ve C.50. IFS,1997 Yearbook,; IFS, 1997 Aralık. “Recent Economic Developments” Raporları, İsrail Merkez Bankası. N.Y. Federal Rezerv Bankası(1997), World Development Report, 1997, s.216, s.240. Yıllık Programlar; DPT Ekonomik ve Sosyal Göstergeler(1950-1997), İngiltere Merkez Bankası, Quarterly Bulletin, Kasım.1997. Bernanke-Blinder(1992),Kalkan-Kıpıcı-Peker(1997), Berument-Malatyalı(1997)
Aslıhan Balaban, Serkan Asil
1990 öncesinde uygulamış oldukları parasal büyüklükler ya da nominal döviz kuru hedeflemesine yönelik para politikaları uygulamalarından, fiyat istikrarı sağlanması açısından tatminkar sonuçlar elde edemeyen ülkeler 1990’lı yılların başından itibaren parasal politikalarına bir çerçeve olmak üzere yeni bir yöntem olan “enflasyon hedeflemesi” uygulamalarına geçmişler ve birçok ülke genel anlamda başarıyla uygulamıştır. Peki Türkiye’nin 2002 yılı için öngördüğü ve Türkiye için yepyeni bir uygulama olan “enflasyon hedeflemesi” nedir?
Enflasyon Hedeflemesi, Merkez Bankası’nın nihai hedefi olan fiyat istikrarını sağlamak için kullanılan yöntemlerden birisidir. Bu yöntem kısaca istikrarın sürdürülmesi amacına yönelik olarak para politikasının makul bir dönem için belirlenen sayısal bir hedefi ya da hedef aralığına dayandırılması ve bunun kamuoyuna açıklanmasıdır. 1999 sonunda IMF ile yapılan kredi anlaşması çerçevesinde fiyat istikrarının sağlanması ve ekonomik dengelerin oturması amacıyla pekçok ülke gibi sabit kur sistemine geçmemizle enflasyonda yaşanan düşüş trendi, bu sene itibariyle değişen dengelerle birlikte dalgalı kur sitemine geri dönmemize ve beraberinde yapısal sorunların gün ışığına çıkmasına neden oldu. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu kriz durumunun sona ermemesi nedeniyle IMF onayıyla yeni bir ekonomik sisteme geçilmesine karar verildi. Yeni uygulanacak olan ekonomik programda şimdiye kadar uygulanan yöntemlerin tersi bir yol seçilecek. Daha önce enflasyon, rezerv para veya kur ayarlamasına gidilirken yeni sitemde çapa görevini enflasyon yüklenecek. İki yıl önce rezerv parayı baz alan sonra da kurda çapa sistemine geçen Türkiye ekonomisinde bu sistemlerin yürümemesi üzerine döviz kurunun serbest bırakmasıyla ortaya çıkan tahribat, yeni sistemin tek çözüm yolu olması sonucunu doğurmaktadır. Ancak ilk defa uygulanacak olan bu sistem birçok tereddütü ve soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Ülkemizde uygulanabilirliğini incelemeden önce diğer ülkelerde uygulama şekline ve sonuçlarına değinelim…
ENFLASYON HEDEFLEMESİNDE YABANCI ÜLKE UYGULAMALARI
Ülkeler
Hedef Enflasyon Tanımı
Hedef Oran (%)
Hedef Dönem
Y.Zelanda
Temel TÜFE (dolaylı vergiler, ihracat ve ithalat fiyat endekslerindeki önemli oynamalar,
faiz maliyeti ve doğal felaketlerin etkilerinden arındırılmış endeks üzerinden)
0-2 (Kasım.96 öncesi)
0-3 sonrası
1 yıl
Kanada
TÜFE (dolaylı vergilerin ilk etkilerinden, gıda ve enerji fiyatlarından arındırılmış endeks
üzerinden hesaplanan Temel TÜFE politika uygulamalarının değerlendirilmesi için kullanılmaktadır)
‘95’ten itibaren 1-3
Sürekli
İsrail
TÜFE
8-11 (96 öncesi),
7-10 sonrası
1 yıl
İngiltere
RPIX olarak bilinen perakende fiyatları
(faiz ödemelerinden arındırılmış perakende fiyat endeksi)
1-4 (1997 ilk üç ay), 2.5/-1 sonrası
Seçim Dönemi
Avustralya
Temel TÜFE (meyve-sebze, petrol, kamu kesimi fiyatları,
faiz harcamaları ve diğer fiyatı oynak malların fiyatlarından arındırılmış endeks üzerinden)
2-3
Sürekli
İsveç
TÜFE
2/-1
Sürekli
Finlandiya
Temel TÜFE (hükümet tarafından verilen sübvansiyonlar, dolaylı vergiler,
konut fiyatları ve konut sahibi olmak için ipotek sistemine yapılan ödemelerden
arındırılmış endeks üzerinden)
2 civarı
Sürekli
İspanya
TÜFE
‘97 sonu için 3'ün altı,
'98 için 2'nin altı
Sürekli
DÜNYA UYGULAMALARINA ÖRNEKLER
YENİ ZELANDA: Yeni Zelanda, enflasyon hedeflemesi politikalarını ilan ederek resmi biçimde uygulayan ilk ülkedir. Diğer ülkelerin aksine, Yeni Zelanda fiyat istikrarını ön planda tutan bir dönemin ardından enflasyonun hedeflendiği döneme geçmeden önce bu politikaların uygulanmasını ve bunda başarılı olunmasını garanti altına alabilmek amacıyla gereken kurumsal düzenlemeleri kanunlarla yapmış ve ancak bu şekilde enflasyon hedeflemesi politikalarına açık biçimde başlamıştır.
1984 yılından itibaren para politikasında temel amacın enflasyon oranlarının dış ticaret yapılan ülkelerin seviyesine çekilmesi gibi geniş kapsamlı belirlenen bir hedef çerçevesinde uygulanmaya başlamasıyla 1986 yılında para arzı artış hızında ve kamu açıklarında görülen düşüşler, enflasyon oranlarının ve faiz oranlarının düşmesini, YZ dolarının değer kazanmasını getirmiştir. 1988 yılı başından itibaren başlayan tartışmalarla şekillenen merkez bankasının yeni yapısı 1989 yılının sonunda yasalaşarak 1990’dan itibaren yürürlüğe girmiştir. YZRB Kanunuyla para politikası fiyat istikrarının sağlanması hedefine yöneltilmiştir. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla banka temelde daha bağımsız bir yapıya kavuşturulmuş ve ayrıca hedeflerin belirlenme ve bunların kamuoyuna aktarılma aşamasında uygulayıcıların ortak tavır belirlemeleri yönünde bir düzenleme yapılmıştır. 1987-1989 yılları arasında politikaların fiyat istikrarını hedef alması sonucunda parasal genişleme bir önceki döneme göre gerilerken kamu kesimi, fazla vermeye başlamıştır. Uygulanan politikalar, enflasyon oranları üzerinde olumlu etki yaparak 1987 yılı sonunda %15.7 civarında olan yıllık TÜFE enflasyon oranının 1989 yılı sonunda %6’nın altına düşmesini sağlamıştır. Enflasyon oranları hususunda ulaşılan başarıya karşın bu dönemde büyüme hızında bir önceki dönemin ortalamasına göre bir gerileme, yıllık büyüme hızlarında ise bir değişkenlik görülmektedir.1987-1989 döneminde enflasyonu düşürme yönünde bir hedefe yönelen hükümet, 1989 yılı sonunda gerekli kurumsal altyapıyı tamamlayarak 1990 yılından itibaren açık bir biçimde enflasyon hedefleme politikasını başlatmıştır. 1992-1996 yılında belirlenen politikalar çerçevesince enflasyon oranlarında hedeflerin yakalanmasının ardından, TÜFE yerine CPIX olarak ifade edilen “temel enflasyon” oranı baz alınmaya başlanmıştır. 1991 ve 1992 yılında “temel enflasyon” oranının düzeyini korumasına karşın bu dönemde bütçe fazlasının gittikçe azalarak 1992 yılı sonunda açığa dönüştüğü ve dönemin ilk iki yılında daralan ekonominin 1992 yılında da önemli oranda büyüyemediği görülmektedir. 1993 yılında da düşmeye devam eden “temel enflasyon” oranı bu trendi 1994 yılının ikinci üç ayına kadar sürdürmüş ve bu noktadan sonra 1996 yılının sonuna kadar bir yükseliş içine girmiştir. Yeni Zelanda, 1993-1995 yılları arasında OECD bölgesinde en düşük enflasyon oranıyla en hızlı büyümeyi gerçekleştiren ülke olmuştur. 1994 yılının sonundan itibaren başlayan enflasyonist baskının giderilebilmesi için faiz oranları artırılmış, kamu harcamaları kısılmış ve büyüme hızı yavaşlatılmıştır. Bu şekilde 1996 sonunda en üst noktasına ulaşan “temel enflasyon” oranı 1997 başından itibaren gerilemeye başlamıştır. “Temel enflasyon” oranının %0-2 bandı içine döndürülmesi yönündeki çabalar olumlu sonuçlar verdikten sonra hükümet, enflasyon hedefinin parasal politikalara biraz daha geniş bir inisiyatif alanı sağlayacak %0-3 bandına çekilmesine karar vermiştir. Ayrıca, bu dönemde enflasyonist bekleyişlerin olumlu yönde etkilenmesini sağlamak üzere bütçe fazlası vermeye ve politikaların koordinasyonuna önem verilmeye devam edilmiştir.
İNGİLTERE: İngiltere’nin enflasyon hedeflemesi politikalarına geçişi, Döviz Kuru Mekanizması’ndan çıkarılmasına bir tepki olarak, üzerinde fazla tartışılmaya ve kurumsal yapıyı yeniden gözden geçirmeye yönelik tartışmaya zaman olmadan gerçekleşmiştir. Buna karşın politikanın başarısı için koşulların zorlaması, kurumlararası ilişkilerin yeniden düzenlenme gereğini ortaya çıkarmış ve kanuni olarak gerçekleşmese de uygulamada merkez bankası zaman içinde daha serbest bir pozisyona geçmiştir. Bu açıdan bakıldığında enflasyon hedeflemesi politikaları 1992-1997 Mayıs ve bu dönemden sonra olmak üzere iki ayrı alt döneme ayrılabilir.
1985’ten itibaren büyüme trendine girmiş İngiliz ekonomisinde 1987 yılında faiz oranlarının gerilemesi üzerine artan talep baskısına karşı faiz oranlarının yeterince yükselmeyip, geniş tanımlı para arzının genişlemesini sürdürmesi üzerine 1987 yılından itibaren enflasyon oranı yükseliş trendine girmiştir. Bu şekilde faiz oranlarının 1988 yılından başlayarak 1990 yılına kadar yükselme trendine girmesine ve aynı dönemde büyüme hızının düşmesine karşın enflasyon oranları yükselmiş ve parasal genişleme de devam etmiştir. Döviz kuru hedeflemesi yapıldığı 1987-1990 döneminde bu politikanın enflasyon oranları ve büyüme üzerinde beklenen olumlu etkiyi yapmadığının gözlenmesine rağmen enflasyon oranının en yüksek seviyesine ulaştığı 1990 yılı Ekim ayında İngiltere, Döviz Kuru Mekanizmasına dahil olmuştur. Bu sisteme geçişin ilk etkisi faiz oranlarında bir gerileme olarak ortaya çıkmış, bununla beraber geniş tanımlı para arzında bir daralma ve enflasyon oranlarında bir düşme oluşmuştur. İngiltere’de faiz oranlarının düşmeye devam etmesi ve 1992 yılında sterlinin dolar ve mark karşısında önemli oranda değer kaybetmesi ERM’nin özünü teşkil eden Almanya’nın uyguladığı sıkı para politikası ve sterlin-mark paritesinin sabit olmasına ait politikaya ters düşünce İngiltere ERM’yi Eylül 1992’de askıya almıştır. ERM’den çıkıldığı dönem olan 1992 yılının üçüncü çeyreğine gelindiğinde İngiltere’de döviz kuru hedeflemesinin de parasal büyüklük hedeflemesi gibi reel sektör büyüklükleri açısından istenen etkiyi sağlayamadığını anlamıştır. Bu nedenle, Yeni Zelanda ve Kanada uygulamalarından da esinlenen İngiltere, 8 Ekim 1992 tarihinde enflasyon hedeflemesine geçtiğini açıklamıştır. 1992 yılında başlanılan hedefleme programında referans olarak RPIX denilen ve faiz ödemelerinin düşülerek elde edildiği perakende fiyatlar endeksi alınmıştır. Para Politikası Komitesi (MPC) kurulduktan sonra enflasyon hedeflemesi politikasını Para arzlarına ilişkin belirlenen izleme bantları ile hedeflenen enflasyon oranlarının çatışması halinde birinci öncelik enflasyon hedeflerindedir. İngiltere’nin enflasyon hedeflemesine geçtikten sonra, ERM’ye girişiyle beraber ekonomide başlayan daralmanın yeniden büyüme yönüne döndüğü ve bunun nisbi bir istikrar kazandığı görülmektedir. İngiltere’de uygulanan parasal politikaların uygulama sonuçları açısından bakıldığında enflasyon hedeflemesi politikaları önceki iki politika kategorisine göre en başarılı sonuçları veren uygulamadır. Bu politikanın uygulandığı süreç, merkez bankası-hazine ilişkilerinin de yeniden tanımlanarak merkez bankasının operasyonel bağımsızlığı yönünde önemli adımların atıldığı bir süreç olmuştur. Bunun yanında enflasyon hedeflemesinin uygulanması büyüme açısından ve işsizlik oranları yönünden bu politikaların uygulama sonuçları, literatürün bir kısmında savunulan görüşleri doğrulamamaktadır.
İSRAİL: İsrail’de enflasyon oranı hedeflemesi, pozitif eğime sahip hareketli kur (upward crawling peg) bantlarının belirlenmesi esnasında kamuoyuna bunu tamamlayıcı biçimde enflasyon hedeflerinin ilan edilmesi yöntemine dayanmaktadır. Bu sistemde, gerçekte enflasyon hedeflemesi uygulayan diğer ülkelerde uygulandığı şekilde fiyat istikrarını nihai hedef olarak almadan farklı olmak üzere enflasyonist bir ortamda hareketli döviz kuru rejimini sürdürebilmek için enflasyon oranının da hedef seti içinde yer aldığı bir politika seti olarak tanımlanabilir. Bununla beraber, enflasyon hedeflerinin açıkça ilan edilerek para politikasının bu yönde sürdürülmesini enflasyon hedeflemesi uygulamasının temel kriteri olarak kabul edilmesi fikrinden hareket edildiğinde İsrail’in enflasyon hedeflemesi yapan ülkeler listesinde yer almasını savunmak İsrail’de, enflasyon oranı %450 civarına çıkıp aynı zamanda bir hiperenflasyon tehlikesi başgösterdiğinde 1985 yılının Temmuz ayında anti-enflasyonist bir program uygulamasına geçilmiştir. Anti-enflasyonist programın ilk döneminde döviz kurunun nominal çıpa olarak kullanılması, enflasyon bekleyişleri üzerinde olumlu bir etki yaparken, uygulanan politikaların enflasyon üzerinde belirli bir gecikmeyle etkili olması sonucu, “şekel” değerli hale gelmiş ve bu şekilde dış ticaret açısından rekabet gücü kaybına neden olmuştur. 1987 başı ve 1988 sonu arasında İsrail’de bu sorunun çözülebilmesi için ara ara devalüasyonlar yapılmıştır. 1989 yılı başında son kez yapılan bir devalüasyonun ardından kurun, belirlenen temel bir kur çevresinde %3’lük bir bant içinde hareket etmesi kararlaştırılmıştır. Bu kararla serbestleşen sermaye hareketlerine karşı İsrail Merkez Bankasına bir insiyatif alanı sağlanması amaçlanırken sabit kur sisteminin uygulanmasının uluslararası rezervlere bağlı olduğunun anlaşılması ve bunun sonucunda gelen devalüasyonlar, anti-enflasyonist programa olan güveni sarsmış ve sözkonusu kurun hareket bandının Mart 1990’da %5’e çıkması kararını getirmiştir. Bu gelişmeler sonucu, İsrail sabit kur sisteminden vazgeçerek yukarı eğimli hareketli kur (upward crawl) sistemine geçmek zorunda kalmıştır.
İsrail’de ilk enflasyon hedefi Aralık 1991’de, 1992 yılı için ilan edilmiştir. Buna göre enflasyon hedefi, 1987-1991 arasında %18.5 düzeyinde gerçekleşen ortalama enflasyon oranları referans alınarak bu oranların bir miktar altında olan %14-15 olarak belirlenmiştir. Aynı dönemde enflasyon hedefine ek olarak kur bandının pozitif eğimi için de %9 düzeyinde bir hedef ilan edilmiştir. Enflasyon hedeflemesine ilişkin ilk yıl uygulamaları başarılı olmuştur; 1991 yılı sonunda %19 olan TÜFE 1992 yılında, hedefin altında bir oran olan %11.9 düzeyinde gerçekleşmiştir. 1993 yılı için uygulanacak hedefler, 1992 yılının Kasım ayında ilan edilmiştir. Buna göre enflasyon hedefi %10, döviz kurundaki artış hızı da %8 olarak belirlenmiştir. Bu şekilde, 1993 yılı içinde bütçe açığı/GSYİH oranı gerilemeye devam etmiş, parasal genişlemenin hızı düşmüş, işsizlik oranı düşüş trendine girmiş, buna mukabil GSYİH büyüme hızı düşmüş ve tüm bunların bir bileşkesi olarak enflasyon oranı gerileyerek %10.9 düzeyinde gerçekleşmiştir. Enflasyon oranında görülen gerilemeye karşın gerçekleşen oran bu yıl hedefi az da olsa aşmıştır. 1993’teki enflasyonist baskı yılın ikinci yarısından itibaren artmıştır. Bu gelişmede sözkonusu yılın ikinci yarısında hız kazanan barış görüşmelerinin önemli bir etkisi vardır; barış görüşmelerinin hız kazanması sonucu reel sektörde hızlanan aktivite, yükselen konut fiyatları ve artan iyimser bekleyişlerin etkisiyle likid varlıklara olan talep artmış ve dar tanımlı para arzındaki genişleme hız kazanmıştır. Bu gelişmelerin sonucunda enflasyonist bekleyişler artmış ve bu da yılın sonunda enflasyon hedefinden sapma sonucunu getirmiştir. 1994 yılı için belirlenen enflasyon hedefi %8 ve kur artış oranı da %6 olarak belirlenmiştir. Bununla beraber, bu konuda önemli bir stratejik hata yapılarak 1994 yılı hedefleri oldukça erken bir dönemde, 1993 yılının Temmuz ayında ilan edilmiştir. Hedeflerin erken ilanından sonra gelişen enflasyonist baskılar 1994 yılı uygulama sonuçlarını da etkilemiş, buna karşın hedefleme politikalarına kamuoyunun inancını sarsacak bir etkiye neden olabilecek 1994 hedeflerinin revizyonuna gidilmemiştir. 1994 yılında büyüme hızı sıçrama göstermiş, geniş tanımlı para arzı artmış, bütçe açığı/GSYİH oranı yükseliş trendine girmiş ve bunların sonucunda yılın ikinci yarısında enflasyonist bekleyişler tırmanışa geçmiştir. Bunun üzerine yılın son 5 ayında İsrail Merkez Bankası tarafından faizler 3 kez artırılmak zorunda kalınmıştır. 1995 yılı için tespit edilen hedef enflasyon yine ilk kez %8-11 gibi bir bant olarak belirlenmiştir. Bu noktada hedeflerin 1 yılı aşkın bir vade için tespit edilmesi görüşleri rağbet görmeyerek tespitlerin yıllık olarak yapılmasına devam edilmesi kararlaştırılmıştır.
1995 yılı için tespit edilen oranların belirlendiği bakanlar kurulu toplantılarında bir diğer gelişme de enflasyonla mücadele amacıyla, belirlenen hedeflere ulaşılmasında başarı sağlanabilmesi için, bir dizi karar alınması olmuştur. Buna göre, konut üretimini hızlandırarak konut piyasasından kaynaklanan enflasyonist baskıyı ortadan kaldırmak, ithalatın kolaylaştırılması için gerekli tedbirleri almak, yurtiçi üretimde bir sıkışma olması halinde tarımsal ürün ithalatını serbest bırakmak ve enflasyon hedefinin sapmasına neden olabilecek ücret ve faiz dışında kalan bütçe harcamalarına tavan getirmek, alınan kararların önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.
1995 yılı içinde ekonomi canlılığını korumuş, bütçe açığı/GSYİH oranı artış trendini sürdürmüş, işsizlik azalmaya devam etmiş buna mukabil alınan kararların uygulanmasıyla cari açık artmış ve enflasyon oranı hedef bandının içinde kalmıştır. 1996 yılına ilişkin enflasyon hedefi, %7-10 olarak belirlenmiştir. 1997 yılı için belirlenen hedefler aynıyken bu yılın bütçesinin daraltıcı bir bütçe olmasından ötürü düşen toplam talep ekonomideki yavaşlamanın sürmesine neden olmuştur. Bu yılın ikinci üç aylık dönemi itibariyle, beklenen enflasyon oranları hedef bantlarının içinde kalırken aynı dönem itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon %11.3 oranıyla hedeflenen bandı aşmıştır. Enflasyon hedeflerinin tutturulması amacıyla para politikasının aşırı genişlemesinin önüne geçilebilmesi için faiz oranlarının artmasının bir sonucu olarak İsrail’e 1994 yılından itibaren kısa vadeli sermaye girişi artmıştır. Bu durum bir yandan İsrail Merkez Bankasının uluslararası rezervlerini artırırken diğer taraftan da döviz kuru hedeflerinin üzerinde, kur artış oranını düşürme yönünde, bir baskıya neden olmuştur. Bunun giderilebilmesi için Merkez Bankası piyasalardan döviz alma yoluna gitmiş fakat bunun para arzı üzerinde getireceği artış sonucu enflasyon hedeflerinin tutturulabilmesine ilişkin amaç çelişmeye başlayınca Haziran 1997’de alınan bir kararla, döviz kuruna ilişkin hedef bandının eğimi %6 olarak bırakılmasına karşın bu bandın alt limiti %6’dan %4’e çekilmiş, üst limiti de %14’ten %28’e genişletilmiştir. Bu bandın, üst limitinin Mayıs 1998’e kadar %30’a kadar çıkması karara bağlanırken bu gelişmelerin İsrail’in mali sektör liberalizasyonunun tamamlanması sürecinde Merkez Bankasına, sermaye akımlarına karşı esneklik kazandırması amaçlanmıştır.
İsrail’de uygulanan enflasyon hedeflemesi politikalarının gelişimine bakıldığında bunda elde edilen sonuçların Yeni Zelanda ya da İngiltere örneğinde ulaşılan başarıları yansıtmadığı görülmektedir. Bu sonuçta, İsrail’in, diğer ülkelerin aksine fiyat istikrarını nihai ve tek hedef olarak alarak para politikasını bu yönde uygulamaması önem arzetmektedir. İsrail, enflasyon hedeflemesi politikalarına, döviz kurunun belirlenmesi ve istikrarının sağlanması çerçevesinde önemli bir değişkenin hedeflenmesi şeklinde yaklaşmış ve bu bakış açısını, 1994 yılından itibaren enflasyon hedeflemesine daha güçlü bir destek vermesine rağmen, sürdürmüştür.
Enflasyon hedeflemesi uygulayan diğer ülkelerle İsrail’in koşulları arasındaki farklardan biri, uzun süre çift haneli enflasyon rakamlarının geçerli olduğu bir ekonomide enflasyonun düşürülmesi için yalnızca para politikasının değil aynı zamanda maliye politikalarının da kullanılmasının gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. İsrail'in özel koşullarının, daraltıcı maliye politikalarını uzun süre sürdürebilmesine olanak sağlayıp sağlamadığı tartışılması gereken ayrı bir husus olabilir. Enflasyon hedeflemesi yapan ülkelerden farklı olarak İsrail, liberalizasyonun da bir sonucu olarak kısa vadeli sermaye hareketlerinden önemli oranda etkilenen bir ekonomidir. Buna göre, yeni şekelin döviz sepetine karşı değerinin belli bir düzeyde tutulması hedefinin halen öncelikli olduğu görülmektedir. Oysa, enflasyon hedeflemesi politikalarında başarı, bir hareketli döviz kuru politikası uygulansa dahi bu uygulamanın enflasyon hedeflemesi politikalarıyla çatışması halinde enflasyon hedeflerine öncelik verilmesine bağlıdır.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ENFLASYON HEDEFLEMESİ İÇİN ALTYAPI
Enflasyon hedeflemesi politikalarına geçilebilmesi ve bunun sürdürülebilmesinin imkanı üzerinde bir karara varabilmek için, o ülkeyle ilgili mali baskınlık (fiscal dominance) ölçütü incelenmelidir. Buna göre, kamu kesiminin baskısının ekonominin tümü üzerindeki yoğunluğunun derecesi anlamına gelen mali baskınlık ölçütü, aynı zamanda bir hedefe ulaşılmasında, tek başına para politikasının ne derece etkili olabileceğinin de bir göstergesidir. Mali baskınlığın yanısıra mali piyasaların derinliği de kamunun ihtiyacı olan fonların mali piyasalardan ne derece rahatlıkla temin edilebildiğini ve dolayısıyla faiz oranları üzerinde ne derece baskı yarattığının anlaşılması için bir diğer ölçüttür. Geniş tanımlı para arzının GSYİH’ya oranı alınarak değerlendirilen mali sistemin derinliği incelendiğinde, enflasyon hedeflemesi politikalarını uygulayan ülkelerin mali derinliğe ilişkin ortalama rasyosu, Gelişmiş Ülkelerin ortalama rasyosunun üzerindedir. Sözkonusu ülkelerin rasyoları, %45.2-100.9 değerleri arasında yer alırken ortalamada Gelişmekte Olan Ülkelerin rasyolarının üzerindedir. Bununla beraber, mali baskınlık açısından bütçe açıklarının GSYİH’ya oranları incelendiğinde bu oranların yeterli bir karşılaştırma imkanı vermediği görülmektedir.
FİNLANDİYA:1993 yılının başında ekonomisi çökme düzeyine gelen Finlandiya Merkez Bankası, GSYİH’nin %13 küçülmesi, işsizlik oranının 5 kat, kamu borçlanma oranının 4 kat, dış borçlanmanın 2 kat arttığı ve bankacılık sektörünün krize girdiği, borsanın %50 değer kaybedip, %33’lük devalüasyonun yaşandığı ve rezervlerinin tükendiği bir dönem olan Şubat 1993’te para politikasını doğrudan enflasyon hedeflemesi stratejisi üzerine kurma kararı almıştır. Şubat 1993’te Fin Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamalara göre, enflasyonu belirleyen temel endikatörlerde, 1995’e kadar, %2 oranında bir artış gerçekleşmesi ve bu tarihten sonra da enflasyon artış hızının bu seviyede kalması hedeflenmiştir. Merkez Bankası’nın, Fin para birimi “markka”ya yapılması kaçınılmaz olan reel değerlemeye yönelik müdahalenin, yüksek enflasyon yerine nominal değerleme şeklinde olmasını istemesinden dolayı, enflasyon hedeflemesi stratejisi 1993’ün hemen başında yapılırken %2 oranı tercih edilmiştir. Çünkü bu oran fiyat istikrarını sağlamayı amaçlayan diğer ülkelerde ilan edilen hedeflere az veya çok eşit bir orandı. Hedef aralığının üst limitine göre ayarlanması veya hedef veya tolerans aralığının kamuda ve piyasalarda tedirginlik oluşturup, enflasyon beklentileri gibi bir sonuca sebebiyet vermemesi için, tek ve kesin bir rakam hedeflenmiş ve Merkez Bankası %2 gibi kesin bir rakamı belirlemiştir. Nominal döviz kuru 1993’ten 1995’e kadar hızlı bir değerlenme yaşarken, merkez bankasının rezervleri restore edildi ve %2’lik hedef 1994’te yakalanmıştır. Sonuçta enflasyon hedeflemesi merkez bankasının politikasını değiştirirken, banka eskiye nazaran, daha açık ve şeffaf olmak zorunda kalmış, bu yüzden de tahmin ve risk değerlendirme aktivitelerini arttırmıştır. Ekonomi daha stabil hale gelmiş ve enflasyon hedeflemesinin dezenflasyon sağlamak için değil, istikrarı sağlamak için uygulandığı ortaya çıkmıştır.
POLONYA: 1990’daki %249.3’lük enflasyon oranından, 1998’in sonunda ulaşılan %8.6 oranına kadar geçen sürede uygulanan dezenflasyon politikalarından sonra, 1999 yılında Polonya Merkez Bankası resmi olarak enflasyon hedeflemesi stratejisi izleyeceğini ilan etmiştir. Bu stratejiye geçiş, 1998’de yapılan yeni yasamayla Polonya Merkez Bankası’na önemli ölçüde bağımsızlık verilmesinden sonra gerçekleşmiştir. Polonya, enflasyon hedeflemesi stratejisi çerçevesinde; orta vadeli enflasyon hedeflerinin kamuya ilan edilmesi; para politikasının asıl amacı olarak fiyat istikrarının hedeflenmesi ve diğer amaçların buna bağlı olmasını; para politikası olarak parasal büyüklükler ve döviz kuru dahil birçok değişkenin kullanıldığı bilgi-yoğun bir strateji izlenilmesini, para otoritelerinin plan, amaç ve kararları hakkında kamu ve piyasaların bilgilendirilmesine dayalı şeffaflığın artırılması ve enflasyon hedeflerine ulaşılabilmesi için merkez bankasının sorumluluğunun genişletilmesi gerektiğini duyurmuştur. Enflasyon hedeflemesi stratejisini mümkün kılan kanuni çerçeve 1998’den itibaren yürürlüğe girerken 1998’de başlayan geçiş sürecinde, Polonya Merkez Bankası enflasyon hedeflemesi stratejisi izleyeceğini ilan etmiştir. Para Politikası Komitesi kurulmuş ve 1999-2003 arasını kapsayacak bir orta vadeli para politikası stratejisi benimsenmiştir. Bu orta vadeli doğrudan enflasyon hedeflemesi stratejisi kapsamında; 2003 yılına kadar enflasyonun %4’ün altına indirilmesi hedeflenirken, enflasyon hedeflerinin çekirdek enflasyonu değil, TÜFE’yi baz aldığını ve enflasyon hedeflerinin her bir yıl için belirli bir aralık dahilinde olmasının kararlaştırıldığını görmekteyiz.
Başlanan enflasyon hedeflemesi stratejisi kapsamında geliştirilen parasal şartlara ve sıkı para politikalarına rağmen 1999’da ve bu yıl, hedeflenen enflasyon oranlarına ulaşamayan Polonya, en azından kısa ve orta vadede, Merkez Bankası’nın enflasyonu kontrol etme konusunda tek başına yeterli olamayacağını ve enflasyon kontrolü, diğer hükümet kuruluşlarından destek olmadan, sadece bu tip bir kurumla başarılamayacağını fark etmiştir.
MACARİSTAN: Macaristan ise 1984-94 yılları arasında, döviz kuru politikası olarak kayan bant rejimini kullanmıştır. Bu, enflasyon beklentilerinde nominal çapa rolünü oynadığını ve döviz kuru değişimlerinin nominal enflasyon oranı olarak kabul edildiğini ortaya koymuştur. Ancak, bu kuralın 1998 Rusya krizi sırasında işlemediğini ve talep faktörünün de fiyat uçurumu oluşturmakta etkin olduğu görmekteyiz. Özelleştirme faaliyetlerinin ve direkt dış yatırımların artması neticesinde ekonomide verimliliğin ve toplam üretimin artarken, toplam talep de toplam üretime paralel gelişmiştir. Kayan bant rejimi, faiz oranlarının belirlenmesinde etkili olurken, ülke risk primi de bu konuda önemli rol oynamaktadır. Uygulanan programın amacı, enflasyon beklentilerine yönelik kredibilitesi yüksek bir nominal çapa sağlamak olurken, kayan bant döviz kuru rejiminin, güçlü bir sorumlulukla takip edilen mali ve parasal politikalar sayesinde başarıya ulaşılabileceğini göstermiştir.
MEKSİKA: Meksika 1994 yılında ciddi siyasi krizlerle sarsılmış, ülkenin risk primi oldukça yükselmiştir. Meksika enflasyonu oluşturan temel unsur döviz kuru, maaş zamları ve hükümetçe belirlenen doğalgaz ve petrol fiyatlarında meydana gelen gelişmeler olurken, iç şoklar ile ülke riski ve petrol fiyatları olarak tanımlanan dış şokların bu üç faktörü etkileyerek, enflasyonu ürettiğini söyleyebiliriz. Meksika’daki döviz kuru davranışlarına olan yoğun bağımlılık ile döviz kurunun yüksek değer kaybetme oranının enflasyona olan yüksek etkisinin, enflasyonist sürecin gelişiminde kritik bir rol oynarken buna karşılık olarak Meksika Merkez Bankası enflasyonun kontrolüne yönelik önemli kararlar almıştır. Orta vadeli parasal hedeflerin rolünü azaltan, Merkez Bankası ile ticari bankalar arasında uzlaşım neticesinde faiz oranlarının belirlendiği “corto” sistemi gibi ihtiyari tedbir uygulamalarının önemini artıran Meksika Merkez Bankası’nın, bu şekilde piyasalardaki enflasyon beklentilerini doğrudan etkilemeyi amaçladığını gözlemlerken, bankanın 2003’e kadar ulaşılması planlanan bir orta vadeli enflasyon hedefi ilan ettiğini ve hedeflerin yıllık olarak ilan edileceğini (örneğin 2001 hedefi, bu yılın Kasım ayında ilan edilecek) ve son olarak 3 ayda bir enflasyon raporu yayınlamaya başladığını görmekteyiz. Banka, petrol fiyatlarında artış, büyük global borsalarda yaşanacak krizler ve risk primini artıracak herhangi bir iç faktörün ortaya çıkması gibi şoklara karşı da beklenmedik durum planları geliştirirken, bu şekilde kriz yönetimi konusunda kapasite ve yeteneklerini artırmayı amaçlayıp ve alınan kararların başarıya ulaşmasını hedeflemektedir.
BREZİLYA: 1994’te gevşek mali politikalar ve aşırı değerlenmiş para biriminde spekülatif ataklara neden olurken, 1998’deki Asya ve Rusya krizlerinin de Brezilya ekonomisinde ciddi büyüklükte sarsıntılara neden olmuştur. 1997’de %3.6 olan büyüme hızı, 1998’de %0.12’ye düşmüş, işsizlik oranının ise %5.7’den %7.6’ya çıkmıştır. 1998 sonunda IMF’le bir anlaşma imzalayan ve 1999 Ocak ayının ortasında sabit ayarlanan kur sistemine son vererek esnek kur sistemine geçen Brezilya, faiz oranlarını kamu ve piyasalardaki beklentileri etkilemesi amacıyla, %39’dan %45’e yükseltmiştir. Hedefler gerçekleşmeye başladıktan sonra beklentilerin hızlı bir şekilde olumlu yönde değiştiğine ve döviz kuru artış hızının keskin bir şekilde düştüğünü farketmekteyiz. Bu gelişmelere ek olarak, uygulanan sıkı mali politikayla da enflasyonun kontrol edilmeye başlanması ve 1999 Haziran ayında yayınlanan “Enflasyon Hedeflemesi Kararnamesi” ile para politikası alanında Brezilya Merkez Bankası’na operasyonel bağımsızlık verilirken, banka esnek kur rejiminden başka nominal bir hedef koymazken, hükümet ise mali hedeflere yoğunlaşmıştır. Enflasyon hedeflemesinde uygun fiyat endeksini seçen Maliye Bakanlığı endeks olarak TÜFE’yi baz almış ve hedefleri belirli tolerans aralıklarına yerleştirdiğini bildirmiştir. Merkez Bankası ayrıca kamuoyununa karşı sorumluluğu ile şeffaf iletişim prensibi çerçevesinde yapılan toplantıların detaylarını, toplantı tarihinden 8 gün sonra yayınlamış ve bu durum olumlu gelecek beklentilerinin şekillendirilmesinde ve programın kredibilitesinin artmasında kritik bir rol oynamıştır. Brezilya başarılı olmuştur çünkü, krizden önce enflasyonu tek haneli rakamlara indirmeyi başarmıştır. 1999’daki kur şokundan sonra devalüasyonun etkisinin fiyatlara yansımaması için gecikmeli de olsa bu hedeflemeye geçmişlerdir.
ŞİLİ: Uzun bir yüksek enflasyon deneyimine sahip olan Şili’de1990 yılından itibaren dezenflasyon programı uygulanmaya başlamıştır. 1990-99 yılları arasında döviz kuru istikrarının sağlanması ve cari işlemler açığı konusundaki kaygılar Merkez Bankası’nı sürekli olarak müdahale yapmaya iterken, kur politikası olarak kayan bant sisteminin uygulanmış, fakat bu bant içindeki sınırlar da değişkenlik arz etmiştir. 1995’te Şili Peso’suna yapılan 3 spekülatif atağa Merkez Bankası başarıyla karşı koyarken, ancak 1997-98 finansal krizler bankayı kur mekanizması konusunda daha sorumlu olmaya itmiştir. Bu kriz süreci reel ekonomi için olumsuz sonuçlar üretirken, Şili 16 yıldan beri ilk kez resesyon yaşamış, işşizlik oranı iki katına çıkmış, enflasyon hedefleri yakalanamamış ve önemli büyüklükte bir cari açık oluşmuştur. Tüm bu gelişmeler neticesinde yeni bir enflasyon hedeflemesi çerçevesini hazırlamak zorunda kalan Şili, Eylül 1999’da, kayan bant kur sisteminin kaldırılıp, esnek kur sistemine geçmiş ve bu şekilde istisnai durumlar hariç kur müdahalelerini ortadan kaldırmıştır. Kısa dönemde hedeflerini çekirdek enflasyon üzerinde yoğunlaştıran Şili, yıllık bazda %2-4 aralığında bir TÜFE hedeflemiştir. Merkez Bankası toplantılarına ait kayıtları, toplantı tarihinden 80 gün sonra yayınlarken, Merkez Bankası’nın enflasyon ve büyümeye yönelik öngörülerini ilan eden para politikası raporlarını ise 4 ayda bir yayınlayıp, yayınlanan para politikası raporlarından farklı başka hiçbir genel öngörü ve projeksiyonda bulunulmamıştır. Tutarlı politikalar, güvenilir bir sorumluluk anlayışının varlığı ve şeffaflık anlayışı ile kamu ve piyasaların bilgilendirilmesi uygulanacak istikrar politikalarını başarıya ulaştırmıştır.
TÜRKİYE’DE ENFLASYON HEDEFLEMESİ VE UYGULANABİLİRLİĞİ
Enflasyon hedeflemesi ülkeye özgü politikalar içermektedir. Yukarıda da görüldüğü üzere bu programı uygulayan ülkeler içinde bulundukları ekonomik ve siyasi durumlar çerçevesinde kendine has yöntemlerle programı başarıya taşımışlardır. Dolayısıyla ülkemizde de programın başarıya ulaşması için ülkemiz koşullarına uygun olan bir enflasyon hedeflemesine gidilmesi gerekmektedir. Nitekim geçen hafta Devlet Bakanı Kemal Derviş’in programı uygulayan ülke ekonomi uzmanlarıyla yaptığı toplantıda çıkan sonuçta Türkiye’nin geçiş süreci üzerinde önemle durulduğu görüldü ve kendine özgü bir program hazırlanması gerektiği ortaya çıktı. Türkiye için daha çok yeni bir kavram olan enflasyon hedeflemesi ilk defa uygulanacağı için her türlü tereddütü üzerinde taşımaktadır. Programın başarısı için her şeyden önce geçiş süreci önemli. Son çeyrekte yaşanacak makro ekonomik ve siyasi gelişmeler ile toplumsal uzlaşma sağlanmalıdır. Daha önceki programlardaki başarısızlığın maliyeti göz önüne alındığında bu son programın önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Diğer ülke uygulamalarındaki ortak hususlara değinmeden önce Türkiye’nin rakamlarla bu uygulamaya gelene kadar yaşadıklarına bakacak olduğumuzda;
1990’lı yıllarda ekonomimiz açısından iki önemli krizi atlattık. 1994 ve 1998 krizleri. 1990’lı yıllarda IMF ile iki anlaşma imzalandı. IMF ile 14 ayı kapsayan bir Stand-By düzenlemesi yapmıştır. Düzenlemenin amacı hükümetin 1994-95 programını desteklemektir. Ancak Türkiye’nin 1994 yılı sonunda bazı koşulları yerine getirememesi sonucu anlaşma durdurulmuş, Türkiye yeniden, 1995 yılında IMF’ye bir niyet mektubu sunarak, yeni koşullar kabul etmiş ve düzenlemenin süresi 20 aya çıkarılmıştır 1994 programının genelde, döviz kuru, maliye, para ve fiyat politikası uygulamalarına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Programın ilk üç ayında performans kriterlerinin başarıyla yerine getirildiğini söylenebilir. Stand-By düzenlemesinin ikinci üç aylık döneminde de bazı sapmalar dışında program hedeflerine genelde uyulmuştur. Ancak bunu 1994 yılının son çeyreği için söylemek olası değildir. Yaşanan devalüasyon, ekonomide küçülme, iç borçlanma faizlerinin %180’lere ve enflasyonun yıllık ortalama %200’lere çıkması neredeyse programın tamamında bir sapmaya yol açtı. Koşulların yerine getirilememesi ve ekonomik belirsizliğin artması sonucu IMF Stand-By düzenlemesini iptal etti. Sonrası değişen Hükümetler çerçevesinde alınan kararlarla faiz ve kur dengesi sağlanmaya çalışılsa da 1998 yılında yaşanan Asya krizinin tüm dünya ülkelerine sıçramasıyla Türkiye ile IMF tekrar bir araya getirdi. 1998 yılında IMF ile Yakın İzleme anlaşması imzalayan Türkiye, bu anlaşmayla Fon’dan hiç kaynak kullanmayacak, ancak Fon yetkilileri programı dikkatle izleyip üçer aylık sürelerle programın uygulanışını değerlendireceklerdir. Hemen anlaşılacağı üzere Türkiye’nin böyle bir düzenleme yapmasının nedeni kredibilitesini artırmak ve son yıllarda giderek artan dış kaynak ihtiyacını gidermekti. Programın özünde kamu finansmanının güçlendirilmesi, mali politikaya uygun bir para politikası izlenmesi ve yapısal sorunların çözümüyle enflasyonun indirilmesidir. Şeffaflığın artırılması, programda kilit rol oynamaktadır. Yakın izleme düzenlemesinde temel amaç enflasyonun düşürülmesidir. Bu hedefler doğrultusunda yapılan çalışmalar krizin etkisiyle tam başarılı bir sonuç verememiş, krizle daralan reel sektör büyümede yavaşlamayı beraberinde getirdiği gibi halen yüksek faizle borçlanma sürmüştür. Peşinde yaşanan deprem ise ekonominin tamamiyle sarsılmasına neden olmuştur. Ekonomide yaşanan %6,4’lük küçülme, reel sektörün depremden aldığı hasar, bunun yanında yaşanan can ve mal kaybı ile 1999 son aylarında IMF ile yeni bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma çerçevesinde döviz kuru çapa olarak kullanılarak iç borçlanma faizlerinde de düşüş hedeflendi. Değişen maliye ve para politikaları ile dövizin çapa olarak kullanılmasıyla, iç borçlanma faizleri %39’lara gerilerken ekonomideki canlanmayla %6,1’lik büyüme gerçekleşti. Öte yanda enflasyonda hedeflenen oldu ve aylık bazda enflasyon rakamları %1-2’lerde seyrederken yıllık enflasyon rakamları TÜFE’de %39’lara geriledi. Sonuç itibariyle stand-by çerçevesinde hedefler tutturulmaya başlandı. Ancak 2000 yılı Kasım ayında para piyasalarında yaşananlar sonrasında bankacılık sektöründe yaşanan likidite sıkışıklığı, 2001 yılı Şubat krizini patlattı. Kriz sonrasında yaşanan yüksek faiz ortamı nedeniyle çapa kur sistemi terk edildi ve program dışında bir gelişme olarak dalgalı kur sistemine geçildi. Ancak gerek üretici gerekse tüketici kesimin buna hazırlıklı olmaması, ekonomiyi buhrana soktu. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumun bir türlü sona ermemesi nedeniyle 2002 yılında Türkiye için yeni bir uygulama olan “enflasyon hedeflemesine” geçme kararı alındı.
Enflasyon hedeflemesinde tanımında da görüldüğü üzere şimdiye kadar uygulanan ekonomi politikalarında bugüne kadar uygulananların tam tersi yapılacak. Yurtdışı örneklerine yukarıda değindik ve gördük ki, enflasyon hedeflemesinde her ülke kendine özgü politikaları benimsemiş, ancak yine de belli bazı ortak noktalardan söz edebiliriz. Bunlardan yola çıkarak Türkiye’nin en azından geçiş aşamasında dikkat edeceği bazı noktalardan bahsedecek olursak;
· Örnek ülke uygulamalarında enflasyon hedeflemesinde baz endeks olarak TÜFE alınmıştır. Enflasyon hedeflemesinde ülkelerin hangi endekse bağlı oranı hedefleyeceği önemli bir konudur. Burada halkın beklentilerini oluştururken bunu hangi endeks üzerinden yaptığı önem taşımaktadır. Enflasyon hedeflemesi uygulayan ülkelerin genelde TÜFE enflasyon oranlarını kullandığını gördük. Türkiye için hangi endeksin uygulanacağı açıklık kazanmamakla birlikte TÜFE’nin uygulanma olasılığı yüksek olduğu görülmektedir. Ancak değerlendirmemiz sonucunda salt TÜFE’nin kullanılmaması kanaatindeyiz. Kriz ülkesi olmamız açısından her türlü şoka hazırlıklı olmalıyız. Dolayısıyla enflasyonuda bu şoklardan arındırmalıyız. Bizim değerlendirmemiz doğrultusunda kur riskine bağlı olarak ithalat-ihracat fiyat endeksindeki oynamalarını, petrol ve kamu kesimi fiyatlarını, yine TÜFE içinde önemli ağırlığa sahip olan konut-gayrımenkul fiyatlarını, öte yanda gıda harcamalarından ve faiz maliyeti ile doğal felaketlerin (deprem gibi) etkilerinden arındırılmış bir “temel TÜFE” belirleyip, bunun üzerinden enflasyon hedeflemesine geçmemiz daha yararlı olacaktır.
· Enflasyon hedeflemesine geçişte düşük enflasyon rakamı önem taşımaktadır. Geçişte en büyük tereddüt konusu belki de bu maddedir. Bu uygulamayı başarıyla yürüten ülkelerin ortak noktası uygulamaya geçerken yıllık enflasyon rakamlarının tek rakamlı olmasıdır. Oysa Temmuz rakamlarıyla %65’lere yükselen bir yıllık enflasyonla programın başarısı düşünülemez. Bundan çıkan sonuç ise son çeyrekte açıklanacak enflasyon rakamlarına dikkat çekmektedir. Ancak son çeyrekte enflasyon rakamları %1-2 bandında gerçekleşse dahi %60-65 gibi yüksek bir bant, enflasyon hedeflemesini tehlikeye atabilir. Başarı için diğer politikalar önem taşıyacaktır.
· Hedeflemenin bir nokta ya da bant olacağı önceden belirlenmelidir. Hedeflemenin bir nokta ya da belli bir bant aralığında olması tercih edilmelidir. Örnek ülke uygulamalarında ise nokta hedefin tutturulmasında büyük zorluk yaşandığını ve uygulamada genellikle belli bir bant referans alındığı görülmektedir. İsrail örneğinde olduğu gibi. Başta nokta hedeflemeye giden ve bunun başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından büyümede yaşanan daralma ve cari açıkta fazlalık ülkenin bu yönetimi terk etmesine neden olmuştur. Ülkemizde de yüksek enflasyon rakamı ve kur riski, nokta hedeflemenin başarıyla ulaşılmasını engelleyebileceğinden, belli bir bant aralığı referans olarak alınmalıdır. Bandın ise genişliği ve darlığı da önemli. Dar olarak belirlenen bantların başarısızlık sonucu genişletme maliyeti (GSMH, işsizlik, faiz ve kur maliyet artışı) ülke için daha yüklü olduğundan, ülkemizde uygulanma sırasında bandın ilk etapta geniş tutulmasını, programın uygulanma sonuçlarında elde edilen başarı oranında zaman içinde daraltılmasını önermekteyiz.
· Hedeflenen rakamın belirlenme zamanı sene sonuna doğru yapılmaktadır. Örnek ülke uygulamalarında görüldüğü üzere bir sonraki yıl için belirlenen enflasyon hedefi son aylarda açıklanmaktadır. Bu çok önemlidir. Çünkü sene sonuna doğru netleşen rakamlar bir sonraki yılın önünün görülmesi açısından önem taşımaktadır. Doğal olarakta daha gerçekçi hedefler belirlenmemiş olmaktadır. Oysa sene ortasında yada ikinci yarıyıl başında bir sonraki yıl için konulan bir hedefin başarı şansı daha düşük olacaktır. Yine İsrail örneği verelim. 1993 yılı Temmuz ayında 1994 yılı için hedef koyan İsrail, beraberinde enflasyonist baskıları artırmıştır. 1994 yılında büyüme hızı artmış, geniş tabanlı para arzı artmış, bütçe açığı/GSYİH oranı yükseliş trendine girmiş ve bunların etkisiyle enflasyonist bekleyişler tırmanışa geçmiştir. Dengelerin bozulmasıyla İsrail Merkez Bankası son beş ayda faizleri 3 kez artırmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla ikinci yarı rakamları önem taşıdığından son çeyrekte enflasyon hedeflemesine gidilmesi başarıyı daha artırmaktadır.
· Enflasyon hedeflemesinde en büyük görev Merkez Bankası’na düşmektedir. Bu yöntemin ülkemizde ilk defa uygulanması nedeniyle diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de Merkez Bankası’na önemli görevler düşecektir. Günün koşullarına uygun olarak para politikası izleyen bir Merkez Bankası’nın neden olduğu enflasyonist dinamiğin fiyat istikrarına halktan daha fazla önem veren bir Merkez Bankası tarafından engelleneceği daha önceki örneklerle kanıtlanmıştır. Bu durum ise Merkez Bankası’na belli bir bağımsızlık kazandırılırsa olur. Merkez Bankasına sağlanabilecek bağımsızlık, hedef belirleme yetkisini bu bankalara vermek şeklinde geniş bir anlamda olabildiği gibi hedef belirleme yetkisinin siyasi otorite de bırakılarak Merkez Bankası’na operasyonel bağımsızlık tanınması şeklinde de sınırlandırılabilir. Her iki durumda da Merkez Bankası’nın politikalarının güvenilirliği ve dolayısıyla etki gücü önceden belirlenip halka ilan edilen hedeflere ulaşmak doğrultusunda bankanın para politikasını, sahip olduğu politika araçlarını kullanmak suretiyle, belli bir kural çerçevesinde ve siyasi otoriteden kaynaklanabilecek hedefle çelişkili politika telkinlerinden etkilenmeden yürütülebilmesinden kaynaklanmaktadır. T.C. Merkez Bankası’nı diğer örnek ülkelerdeki bankalarla kıyasladığımızda operasyonel bağımsızlığını önceden elde ettiğini görmekteyiz. Sahip olduğu görevler açısından kıyasladığımızda ise TL’nin değerinin korunması ve tedavülünün ayarlanması ile para-kredi politikalarını düzenlemek çerçevesinde daha açık ve sınırları belli bir grev tanımı olduğunu söyleyebiliriz. Para politikasının yürütülmesi ve beklenmeyen olaylara anında müdahale edebilecek araçlara, yetki ve görev tanımına sahip olan T.C. Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflemesi programına geçişte gereken altyapıya sahip olduğu söylenebilir. Ancak Hazine ve Merkez Bankası ilişkisini yeniden gözden geçirmesi önerilebilir. Yurtdışı örneklerinden de görüldüğü üzere Türkiye’de de enflasyon hedeflemesi konusunda şartların oluşmasının ardından T.C.Merkez Bankası Kanunu’nda benzer hükümlerin getirilmesi mümkün olabilir. Enflasyon hedeflemesine geçilmesi halinde sermaye akımları-döviz kuru-para politikası ilişkilerinin nihai hedefi olan enflasyon oranlarıyla etkileşim içinde olmasının önemi büyüktür. Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Merkez Bankası’nın kredibilitesi, inanırlığı, kamuoyunun ve piyasa aktörlerinin bilgilendirilmesi bilgi asimetrisinin minimize edilmesi enflasyon hedeflemesinin başarısı açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, Merkez Bankalarına ilave bazı önemli kanuni görev, yetki ve sorumluluklar verilmesi kaçınılmazdır.
· Enflasyon hedeflemesi güçlü para politikaları ile mümkün olmaktadır. Başarılı olan ülkelerinde varolan güçlü maliye politikaları dikkat çekmektedir. Enflasyon hedeflemesinin Merkez Bankası tarafından uygulanabilmesi için sağlam bir maliye politikasının oluşturulması ve enflasyonun makul bir seviyeye indirilmiş olması gerekmektedir. Uygulama için DİE ve Maliye Bakanlığı gibi kurumların geçiş sürecine hazırlıklı olmaları gerekmektedir.
· Başarılı sonuca ulaşmada ülkelerin ortak özelliği kriz yaşamamış olmaları. Uygulamada başarılı olan ülkelerin ekonomilerini incelediğimizde tespit ettiğimiz bir diğer husus ise kriz yaşamamış olmalarıdır. (Brezilya dışında) Türkiye bu kadar yüksek enflasyonla ve birçok kez yaşadığı ekonomik krizlerle bu uygulamaya gidecek olan ilk ülke olacaktır. Dolayısıyla üzerinde taşıdığı riskin büyüklüğü açıkça görülmektedir. Ayrıca Türkiye’nin kısa vadeli ve yüksek faiz riskliyle dönen iç borçlarının da olması riskini artırmakta. İç borç ödeme dengesini oturtan ve faiz dışı fazla yaratmaya başlayan Türkiye’nin diğer önemli silahı ise turizm ve ihracat geliri. Dolayısıyla bu sonuçlar enflasyon hedeflemesine geçiş aşamasında önem taşıyacaktır.
· Enflasyon hedeflemesinde kur rejimi de önem taşımaktadır. Enflasyon hedeflemesinde başarılı olan ülkelerde bir diğer ortak husus ise döviz kurlarındaki denge. Kur çapasını uygulayan ancak başarılı olamayan ve beraberinde enflasyon hedeflemesine geçen ülkelerde döviz kurlarındaki rejim programın başarısı açısından önem taşımaktadır. Ancak disiplinli bir kur rejimi ile başarılı olunabilir. Bunun için kimi ülkelerde ulusal parayı desteklemek açısından yurtiçi DTH hesapları yasaklanıp, ulusal para vadeli hesaplara uygulanan faizler artırılıp hem ülke parasını korumuş, hem de bir nevi kurları baskı altında tutarak programı başarıya taşımıştır. Kimi ülkelerde ise enflasyon hedeflemesinde kuru da baskı altında tutucu hedefler belirlenip, bir nevi bir taşla iki kuş vurulmuştur. Türkiye içinde program çerçevesinde diğer ülkelerdeki gibi benzer bir kur rejimi oluşturulmalıdır. Dalgalı kur sitemine geçilmesiyle yaşanan devalüasyon, buna hazırlıklı olmayan mali ve reel sektörü zora sokmuş, beraberinde para piyasaları zora girmiş, dengeler bozulmuştur. Dolayısıyla yeni bir uygulama öncesi dengeler açısından önemli rol oynayan kur üzerinde baskıcı bir politika belirlenmelidir. Nitekim Türkiye ekonomisi için oldukça önemli olan bu programın uygulanması sırasında yeniden bu durumun yaşanması kaçınılmaz olur ki, bu sefer Türkiye bunu kaldırabilir mi, bilinmez. Dalgalı kur sisteminin terk edilmeyeceği kesin, ancak faizi baskı altında tutucu politikanın yanısıra bir kur rejimi şart. Uzun vadeli TL’yi özendirici yeni uygulamalara geçildi, ancak bunlar çeşitlendirilmelidir. Hazine’nin kura endeksli enstrümanları devam etmeli, ancak bu da rejimi baskı altına sokucu olmalıdır.
SONUÇ
Daha önce rezerv parayı ve kurda çapa sistemini kullanan Türkiye, bu sistemlerin başarısızlığa uğramasıyla son çare olarak “enflasyon hedeflemesine” geçme kararı almıştır. Bu uygulamanın ilk defa gündeme gelmesi pekçok endişeleri beraberinde getirdiği hiç şüphesiz ortada. Yukarıda yabancı ülke uygulamalarını gördük. Ülke koşulları ile Türkiye’yi kıyasladık. Enflasyon hedeflemesi uygulamasının başarıya ulaşması halinde ülkeye sağlayacağı yararlar ortada. Ülkeye sağlayacağı fiyat istikrarı, ekonomiye kazandıracağı ivme çok önemli. Ancak Türkiye gibi yüksek bir enflasyona sahip bir ülkenin bu uygulamaya geçiş öncesi hazırlıkları önem kazanmaktadır. Zira, tüm örneklerde görüldüğü gibi, bu sisteme geçen uluslar önce enflasyonu tek haneli rakamlara çekmeye çalışıp, daha sonra uygulamaya geçerek başarılı olmuşlardır. Bu nedenle 2002 yılında bu uygulamaya geçme hazırlığında olan Türkiye’nin son çeyrekte açıklayacağı enflasyon rakamları çok önemlidir. Ancak sadece 2001’in son çeyreğindeki rakamlar değil, 2002 yılının ilk yarısındaki rakamlar da önem taşıyacaktır. Zira yılın ilk ayları yüksek enflasyon rakamlarının açıklandığı aylardır. Bu nedenle 2002 yılında belli bazı rakamların oturmasıyla enflasyon hedeflemesine geçmek gerekir. Enflasyon hedeflemesi geçiş döneminde enflasyonun kura değil de faize duyarlı hale gelmesi için çaba sarfedilecektir. Ancak dalgalı kur sitemine yeni geçen ve buna alışmaya çalışan bir ekonomide kurun tamamiyle serbestliği de enflasyon hedeflemesinde bizce yararlı olamaz. Bunun için disiplinli bir kur rejimi de olmalıdır. Aynı dönemde Hazine de çeşitli endeksli enstrümanlar çıkartarak, hem borç yönetimine hem de kur rejimine katkıda bulunmalıdır. Dolayısıyla tüm kurumların koordineli bir risk yönetimi yapması ve ülkeye has bir politika ile başarıya gidilebilir. Bizce, enflasyon hedeflemesinde başarıya ulaşmak için Merkez Bankası’nın alt yapısı, Hazine ile Merkez Bankası ve diğer kurumların ilişkisi programa duyarlı hale getirilmeli, en önemlisi ise halkın güveni sağlanmalıdır. Türkiye’nin uyguladığı diğer enflasyonu düşürücü yöntemlerde “tümevarım” ilkesi benimsenmişti. Yani belirli çapalarla sene sonunda enflasyonu düşürme eğilimi vardı. Ancak son çare olarak uygulamaya koyacağımız bu yeni yöntemde ise “tümdengelim” ilkesi mevcuttur. Diğer bir deyişle bir sonuç bulunmakta ve sonuca belirli politikalarla ulaşılmaktadır. Dolayısıyla zor bir uygulama olacağı kesindir. Mali baskınlığın bu derece yoğun olduğu bir ülkede, yaşanan program dışı şoklara hazırlıklı bir alt yapının oluşması gerekmektedir. Bu nedenle şartların oluşturulacağı bir ön dönemin, halen yaşanmakta olan enflasyonu düşürmek ve mali baskınlığın azaltılmasını sağlanabilmesi için gerekmektedir. Bu ön dönem boyunca ise Merkez Bankası’nın serbestliği yoğun bir biçimde kullanması ve başarılı bir risk yönetimi yapması için alt yapı bazında hazırlıklı olması gerekecektir. Kısacası “enflasyon hedeflemesine” birden geçmek yerine buna hazırlıklı bir geçiş dönemi yaşanmalıdır.
Aslıhan Balaban, Serkan Asil
Kurumsal Finansman ve Araştırma Bölümü – Pamuk Yatırım
Kaynaklar: IFS, 1991, C.44 No.11-12 ve C.50 No.10, IFS, 1997, Yearbook; IFS,1991,C41 ve C.50. IFS,1997 Yearbook,; IFS, 1997 Aralık. “Recent Economic Developments” Raporları, İsrail Merkez Bankası. N.Y. Federal Rezerv Bankası(1997), World Development Report, 1997, s.216, s.240. Yıllık Programlar; DPT Ekonomik ve Sosyal Göstergeler(1950-1997), İngiltere Merkez Bankası, Quarterly Bulletin, Kasım.1997. Bernanke-Blinder(1992),Kalkan-Kıpıcı-Peker(1997), Berument-Malatyalı(1997)