PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dünden Bugüne IMF-Türkiye İlişkileri


MeLanChOLy
27-05-2006, 21:05
Dünden Bugüne IMF-Türkiye İlişkileri

Özlem Derici

ozlem.derici@ekonomistler.com



Ekonominin her gün farklı bir seyir izlediği şu günlerde Türkiye’nin ekonomi rotasının belirleyen aktörlerin başında gelen ve son olarak Wall Street ‘te Türkiye’nin ekonomisini çıkmaza sürüklediği iddia edilen Uluslar arası Para Fonu (IMF) ile uzun yıllara dayanan geçmişimize bir göz atmak istedik.



Türkiye’nin ekonomi politikaları konusunda 50 yılı aşkın süredir iç içe olduğu IMF, yapılan uluslararası konferans çalışmaları sonucunda 1944 yılında Bretton Woods kasabasında Dünya Bankası ile birlikte kuruldu.



Kurucu üyeleri, fonun kurulma kararı alınan “Bretton Woods Para ve Maliye Konferansı”nda temsil edilen ve 31.12.1945 tarihine kadar fon ana sözleşmesini kabul edecekleri düşünülmüş ülkelerden oluşuyor. ABD, Kanada, Güney Amerika ülkelerinin büyük kesimi, Hindistan, Çin, Yunanistan, İran ve Irak’ın yanı sıra, resmen üyeliği 1947’de gerçekleşmiş olmasına rağmen,Türkiye de kurucu ülkeler arasında yer alıyor.



Bugün 183 üyesi bulunan IMF’in 133 ülkede yaklaşık 2,500 çalışanı var. Kuruluş amaçları kısaca uluslararası parasal sorunlarını devamlılığı olan bir kurum aracılığıyla çözmek, uluslararası parasal işbirliğini geliştirmek., üye ülkelerde üretken kaynakların geliştirilmesi, yüksek istihdam ve reel gelir düzeylerinin korunmasına katkıda bulunmak için uluslararası ticaretin büyümesine yardımcı olmak., üye ülkeler arasında düzenli ve istikrarlı kambiyo ilişkileri düzenlemek, ödemeler dengelerinde ortaya çıkacak geçici bozulmaları gidermek amacıyla uluslararası ticareti ve karşılıklı refahı bozacak önlemlere başvurmayı engellemek ve Fon kaynaklarını üye ülkelere kullandırtmak olarak sıralanabilir.



IMF’de her üye ülkenin SDR[1] cinsinden belirlenen bir kotası var. Kota, üye ülke açısından bir çeşit üyelik ödentisi ya da sermaye payı niteliğinde ve ülkenin Fondan yararlanabileceği mali imkanı belirliyor. 1944’te, oluşturulan bir formüle göre milli gelirin % 2 si, toplam döviz rezervinin % 5 i, ithalatın % 10 u, ihracat gelirlerindeki sapmanın % 10 unun toplanmasının kotaların belirlenmesinde esas teşkil etmesi ve her 5 yılda bir gözden geçirilmesi kararlaştırılmış. Bir ülkenin kotası o ülkenin göreli ekonomik gücünü yansıtıyor ve üye ülkenin IMF’ de kullanabileceği oy sayısını belirliyor. Kotalar sayesinde bir likidite havuzu oluşturan IMF, kotaların yeterli olamadığı durumlarda, SDR üzerinden, genelde gelişmiş ülkeler veya bunların merkez bankalarından borçlanma yoluna da gidebiliyor. Halen IMF’nin toplam kotası 210 milyar SDR (yaklaşık 300 milyar dolar) ve Türkiye bugün IMF’de %0.45’lik payla 964milyon SDR’lik kotaya sahiptir.



Türkiye'nin Sahip Olduğu Kotalar (Bin SDR)


Tarih
SDR Miktarı

30 Nisan 1973 öncesi
151,000

21 Nisan 1978
200,000

24 Aralık 1980
300,000

28 Aralık 1983
429,100

09 Aralık 1992
642,000

18 Aralık1999
964,000






Türkiye kota büyüklüğü ve oy sayısı bakımından üye ülkeler arasında 41. sırada yer alıyor. Ekonominin dışa açılmasına da bağlı olarak Türkiye IMF’deki kotasını yıldan yıla arttırsa da yurtiçinde ve yurtdışında peş peşe gelen krizlerle özellikle 1990 sonrasında ekonomik istikrarı sağlamak üzere kullandığı IMF kredileri kotasının %400’ün de üstünde gerçekleşti.



1947-1990



1944 yılında Bretton Woods Anlaşması’yla kendisi de yeni kurulmuş olan IMF’nin, 11 Mart 1947 tarihinde Türkiye’yi resmen üyeliğe kabul etmesiyle bugüne kadar devam eden ilişkiler süreci başladı.



II. Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda serbest piyasa ekonomisine ve yeni ekonomi politikalarına ayak uydurmaya çalışan Türkiye’nin, dış alımını kısa dönemli kredilerle karşılaması 1950’li yıllarda dış borçların ödenmesini sorun haline getirmişti. Bu gelişmeler sonucu Türkiye, 1952 yılında IMF’deki kotasının fazlasını kullanan “ilk” ve ödeme zamanı geldiğinde de sürenin uzatılmasını isteyen “ilk” ülke oldu.



50 yıla varan ikili ilişkilerin başı sayılan bu gelişmeden sonra IMF her dönemde Türkiye’nin talebi doğrultusunda ekonomi politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında büyük rol oynadı.



1958 yılında istikrar tedbirlerinin alınmasından ve bugünün özerk Merkez Bankası’nın kaynak kullanımına denetim getirilmesinin ardından IMF, Türkiye’ye 250 milyon dolar - bu miktar Türkiye’nin o zaman için 151 milyon SDR olan kotasının çok üzerindeydi - kredi verdi. Bunu izleyen yıllarda Türkiye 14’ü Stand-By Anlaşması olmak üzere pek çok kez IMF’nin kapısını çaldı.



TARİH
TUTAR (milyon $)


04 Ağustos 1958 250.00


01 Ocak 1961
37.50
Stand-By Anlaşması

30 Mart 1962
31.00
Stand-By Anlaşması

15 Şubat 1963
21.50
Stand-By Anlaşması

15 Şubat 1964
21.50
Stand-By Anlaşması

01 Şubat 1965
21.50
Stand-By Anlaşması

01 Şubat 1966
21.50
Stand-By Anlaşması

02 Şubat 1965
21.50


15 şubat 1967
27.00
Stand-By Anlaşması

14 Şubat 1967
27.00


01 Nisan 1968
27.00
Stand-By Anlaşması

01 Temmuz 1969
27.00
Stand-By Anlaşması

17 Ağustos 1970
90.00
Stand-By Anlaşması

21 Kasım 1975
37.75


07 Mayıs 1976
37.75


24 Nisan 1978
300.00
Stand-By Anlaşması

19 Temmuz 1979
250.00
Stand-By Anlaşması

18 Haziran 1980
1,250.00
Stand-By Süresinin Uzatılması

24 Haziran 1983
225.00
Stand-By Anlaşması

06 Nisan 1984
240.00
Stand-By Anlaşması




İlk Stand-By Anlaşmasını 1961 yılında imzalayan Türkiye’nin IMF’den kullandığı imkanlar sadece stand-by kredileriyle sınırlı kalmadı. 1976 yılında kredilerin nerelere harcandığını yerinde belirlemek amacıyla ülkemize gelen IMF’nin , işçi ücretlerinin dondurulmasını ve yeni bir devalüasyonun yapılmasını istemesi sonucu devalüasyon söylentileri halkın altına hücum etmesine ve 1977 yılında külçe altının gramının rekor seviyelere yükselerek 100 lira olmasına neden oldu. Ekonomide önüne geçilemeyen bu kötü gidişi durdurmak için Türkiye IMF’nin “İmdat Kapısı Fonu”ndan 45 milyon Lira aldı ve yeni anlaşma arayışlarına girdi. Yeni bir stand-by anlaşması konusunda taraflar arasında mutabakata varılamadı ancak IMF yine de Türkiye’nin Türk Lirası’nın değer kaybını azaltmak için talep ettiği 26milyonTL karşılığı 32bin 315 onsluk altın talebini geri çevirmedi.

14. stand-by anlaşmasının yapıldığı 1984 yılının ardından yeni anlaşma girişimleri oldu ancak IMF ile Türkiye arasında fikir birliği sağlanamadığı ve IMF Başkanı’nın yeni anlaşmaya gerek olmadığını, IMF’in Türk hükümetinin hazırlayacağı istikrar programını destekleyeceklerini bildirmesi üzerine girişimler sonuçsuz kaldı.



1990 yılının Eylül ayında Türkiye, IMF’nin Körfez Krizi’nden en çok zarar gören üç ülkeden Türkiye, Mısır ve Ürdün’e yaptığı 14 milyar Dolar civarındaki yardımdan yararlandı.



1994’ten Günümüze



IMF ile bol anlaşmalı geçen bir dönemin ardından Türkiye, 1984 ile 1994 yılları arasındaki on yılda IMF’in kapısını hiç çalmadı. 1994 krizi sonrası ise Stand-By anlaşma sayısı bakımından az; ancak Türkiye’nin ard arada yaşadığı krizler sayesinde IMF ile öncesine göre çok daha sık ilişkiler içinde olunduğu bir dönem oldu.



8 Temmuz 1994’te Türkiye, IMF ile 14 ayı kapsayan ve 610.5 milyon SDR’lik bir Stand-By anlaşması yaptı. Anlaşmanın amacı krizin etkilerini giderip istikrarlı bir ekonomiye geçmek ve hükümetin 5 Nisan kararlarını içeren ve IMF’in çok iddialı ve cesur bulduğu 1994-95 programını desteklemekti. Uygulanan programda kamu maliyesi kontrol altına alınmaya çalışılmakta, Merkez Bankası’nın net iç varlıkları, emisyon hacmi, döviz kuru gibi değişkenler politika aracı olarak kullanılmaktaydı. Kullanılabilecek imkan tutarı yaklaşık 742 milyon dolar olarak belirlendi ve bu miktarın, üçer aylık performans kriterlerine bağlı olarak dört taksitte ödenmesine karar verildi.



Ancak 1994 yılı sonunda enflasyon, bütçe açığı gibi hedeflerin yerine getirilememesi nedeniyle IMF anlaşmayı durdurdu. Türkiye’nin yeni kriterler üzerine kurulu yeni bir niyet mektubuyla stand-by süresinin uzatılmasını talep etmesinin ardından 6 Mayıs 1995 günü IMF, stand-by anlaşmasının süresini uzatıp 160 milyon dolarlık kredi limitini serbest bıraktı. Ancak IMF’nin bu yardımı ekonomik bunalımın atlatılmasına yetmedi ve 1995 yılında ekonomide kötüye gidişin ve belirsizliğin devam etmesi üzerine anlaşmanın son iki taksitinin ödemesi Fon tarafından durduruldu, stand-by düzenlemesi iptal edildi.



30 Haziran 1998’de IMF ve Türkiye arasında hükümetin programını desteklemek ve izlemek için Yakın İzleme Anlaşması (Staff Monitoring Program) düzenlendi. Bu programa göre Türkiye Fon’dan herhangi bir kaynak kullanmayacak, ancak Fon yetkilileri programı dikkatle izleyip 1999 sonuna kadar sürecek 18 ay boyunca üçer aylık sürelerle programın uygulanışını değerlendireceklerdi.

Anlaşmadan bir gün sonra IMF’li dönemin koşulları açıklandı ve dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz enflasyonun 18 aylık süre içerisinde tek haneli rakamlara indirileceği açıklamasını yaptı.



Yakın İzleme Anlaşması ile enflasyon artış hızının kesilmesi yönünde bir takım ilerlemeler kaydedilmesine rağmen yapısal düzenlemelerde IMF’in her incelemesinde dile getirdiği reformlar konusunda pek bir ilerleme kaydedilemedi.



Yakın İzleme Anlaşması gelir artırmaya ve harcama sınırlandırmaya yönelik güçlü bir çaba ile 1997’de sıfır olan faiz dışı bütçe fazlasını, 1998’de GSMH’nin %4’üne artırmayı öngörüyordu ancak 1998 yılı bütçesinde faiz dışı fazlanın GSMH’ye oranı %1.9 olarak gerçekleşti.



17 Ağustos 1999’da yaşanan deprem felaketinin ekonomik reform programını tehlikeye düşürmesini engellemek için IMF ile görüşmelere başlandı ve Türkiye kotasının %35,7 sine karşılık gelen 361.5milyon SDR tutarında bir acil yardım talebinde bulundu. IMF 13 Ekim 1999’da bu yardımı talebini kabul etti.



22 Aralık 1999 tarihinde Türkiye IMF ile 18.stand-by anlaşmasını imzaladı ve 4 milyar dolarlık kredinin (2,892 milyon SDR) ilk dilimi olan 300 milyon dolar kredi Türkiye’ye verildi ve istikrar programında belirtilen hedeflere yönelik hızlı bir çalışma başlatıldı. Anlaşmanın başlıca kriterlerinden biri Aralık 2000 itibariyle TEFE ‘ye göre %25, TÜFE’ye göre ise %20 enflasyon oranıydı. (Son 10 yılda ortalama artış oranı %80 olan TEFE’nin, 1999 yılı sonu itibariyle %65 olması bekleniyordu).



Stand-By düzenlemesi çerçevesinde enflasyonla mücadele programının ana unsuru döviz kuru politikasının, 2000 Ocak-2001 Haziran dönemini kapsayan ilk 18 aylık sürede ‘enflasyon hedefine yönelik kur sepeti', takip eden dönemde ise ‘kademeliolarak genişleyen band’ çerçevesinde yürütülmesine karar verildi.



2000 …



2000 Yılında Kullanılan IMF İmkanları

Tarih
Tutar (milyon $)


28 Nisan 2000
293
1. Gözden geçirme sonucu Stand-By Kredisi

6 Temmuz 2000
295
2. Gözden geçirme sonucu Stand-By Kredisi

22 Aralık 2000
7,500
Ek Rezerv İmkanı

21 Aralık 2000
577
3. Ve 4. Gözden geçirme sonucu stand-by kredisi




10 Mart 2000 tarihinde gönderilen ve programın revizyonu niteliğindeki Niyet Mektubu’nda yıl sonu hedefleri GSMH’de %5-5,5 büyüme, GSMH’nin %1.75’i oranında cari işlem açığı ve TÜFE’ ye göre %25 (TEFE’ye göre %20) enflasyon olarak belirlendi.

İkinci gözden geçirmenin yapıldığı yılın ilk yarısı sonlarına doğru enflasyon son 14 yılın en düşük seviyeleri olan %18’e gerilemiş, kamu borcunun GSMH’ye oranı ve faizler düşmeye, üretim artmaya başlamıştı. Yapısal anlamda da, bir takım tartışmalara yol açacak Türk Telekom’un, TMSF bünyesindeki bankaların ve Tüpraş, Petrol Ofisi gibi diğer büyük kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi işlemi başlatıldı.



Ayrıca IMF’in programa tam desteğiyle sürdürülen reformlar için Dünya Bankası’ndan Ekonomik Reform Kredisi (ERL) sağlandı.



Ekonomik istikrar programı IMF’in, gerek belirlenen hedeflere ulaşma konusunda mali desteğinin gerekse oluşturulan programın gidişatını yakından izlemesiyle başarılı bir performans gösterse de yıl sonuna doğru hedeflerden sapmalar ortaya çıkmaya başladı. 2000 yılını sonuna gelindiğinde fiyat indeksleri TEFE’de %51,4, TÜFE’de %54,9 olarak gerçekleşti. 2000 yılının enflasyon hedefleri doğrultusunda 2001 yılı sonu için TEFE’ye göre %10, TÜFE’ye göre %12, 2002 yılı sonu içinse TEFE’ye göre %5, TÜFE’ye göre %7 enflasyon hedeflendi. 2000 yılı hedeflerindeki sapmalar ve bugün içinde bulunduğumuz durum göz önüne alındığında bu hedeflere ulaşması mümkün olmadı.



IMF, yıl sonuna doğru yaptığı değerlendirmede ekonomik istikrar için gösterilen gelişmelere karşın enflasyonun düşme hızının hedeflenenden daha az gerçekleştiğini ve kısmen petrol fiyatları kısmen de ekonomik faaliyetlerdeki canlanma nedeniyle cari işlemler dengesi tahmin edilenden daha fazla zayıfladığını vurguluyordu. Bu koşullara karşılık olarak, Türk yetkilileri ve IMF uzmanları, IMF Yönetimi ve İcra Direktörleri Kurulu’na sunulmak üzere, 2001 yılı faiz dışı fazlasının GSMH’nin %3’ü seviyesinden %5’i seviyesine çıkaracak güçlendirilmiş bir politika paketi üzerinde anlaşmaya vardılar . Yapısal politikaların, özellikle bankacılık ve özelleştirme alanlarını kapsayacak şekilde güçlendirilmesine karar verildi. Kamu sektörü operasyonel açığının (kamu sektörü borcunun reel değerinde enflasyon sebebiyle meydana gelen azalma dikkate alınarak hesaplanan açık) GSMH’nin %2.75’i kadar düşmesi ve (ki bu düşüş 2000 yılına nazaran GSMH’nin %3’ünden daha fazla bir oranı temsil etmektedir) kamu sektörü borcunun GSMH’ye oranının, GSMH’nin %5’i kadar düşerek %56’ya inmesi bekleniyordu.



2001...



2000 yılının sonlarına doğru yaşanan krizle birlikte hemen hemen hiçbir hedefin tutturulması mümkün olmadı ve bu nedenle tehlikeye giren ekonomik program, 2001’e gelindiğinde Şubat kriziyle tekrar sarsıldı. IMF 5 Şubat ayında gerçekleştirdiği 5. gözden geçirmenin ardından 1.4 milyar dolarlık krediyi onayladı ve Kemal Derviş önderliğinde hazırlanan Ulusal program doğrultusunda sarsılan ekonominin bir an önce kriz öncesi durumuna dönmesi için 6. ve 7. gözden geçirmeler sonucunda stand-by kredisini 19 milyar dolara çıkarma kararı aldı.



Şubat ayında dalgalı kur uygulamasına geçilmesinin ardından bir anda alt üst olan piyasaların bir an önce kendini toparlayabilmesi için gereken tüm önlemlerin yanı sıra Ulusal Program bankaların yeniden yapılandırılması, telekomünikasyon, tütün gibi piyasalarda özelleştirme ve iyileştirme çalışmaları ve ekonomi yönünde politikaların saydamlaştırılmasına öncelik verilecek şekilde hazırlandı. IMF, 2001 yılında dünya gündemine uluslararası piyasaları heyecanlandıran ekonomik krizleriyle imza atan iki ülkeden birisi olan Türkiye’yi yakından izliyor ve programın başarıya ulaşması için gereken mali desteği vermekten kaçınmıyordu.



2001 Yılında Kullanılan IMF Olanakları

Tarih
Tutar (milyar $)


5 Şubat 2001
1,4
5 Gözden Geçirme Sonucu Stand-By Kredisi

15 Mayıs 2001
3,8
6. ve 7. Gözden Geçirmeler Sonucu Stand-By Kredisi

12 Temmuz 2001
1,5
8. Gözden Geçirme Sonucu Stand-By Kredisi

3 Ağustos 2001
1,5
9 Gözden Geçirme Sonucu Stand-By Kredisi

28 Kasım 2001
3,0
10 Gözden Geçirme Sonucu Stand-By Kredisi

Toplam
11,2





IMF-Türkiye ilişkilerinin pek göz önüne alınmayan diğer yönü, kredilerin geri ödenmesi süreci ise, yeni bir krizin ortaya çıkıp tüm hedef ve planları alt üst etmemesi halinde, şöyle :





Ödeme Tarihi
SDR Miktarı

1 Şubat 2002
490,887

7 Şubat 2002
129,967,326

7 Şubat 2002
433,800,000

30 Nisan 2002
12,576

1 Mayıs 2002
591,301

7 Mayıs 2002
124,630,062

17 Mayıs 2002
723,000,000

27 Haziran 2002
867,600,000

16 Temmuz 2002
289,200,000

1 Ağustos 2002
611,233

7 Ağustos 2002
114,303,808

7 Ağustos 2002
723,000,000

1 Kasım 2002
611,233

7 Kasım 2002
90,668,961

17 Kasım 2002
723,000,000

2 Aralık 2002
289,200,000

Toplam
4,510,687,387




Sadece 2001 yılında IMF, yaşanan krizlerin etkilerini mümkün olduğu kadar çabuk ortadan kaldırıp ekonomik reformlara devam edilebilmesi için Türkiye’ye toplam 8 milyar SDR’ın üzerinde kredi verdi. IMF’in bu bir sene içinde verdiği kredi miktarı 1984 yılından beri IMF’den kullanılan 3.8 milyar SDR’lık toplam kredinin çok üzerindedir.

Tarihi boyunca Kore’den sonra en fazla yardımı Türkiye’ye yapan IMF ile Türkiye arasında genel itibariyle ekonomik reformları içeren yapıcı bir ilişki bulunmasına karşın IMF’e bu denli bağlımlılık gerek Türkiye’nin kendi başına ekonomisini toparlayamaması gerekse IMF’in güvenilirliği açılarından tartışma konusudur.



Öte yandan dünyanın 11. büyük ekonomisi Kore de Asya Krizi’nden nasibini alıp ekonomik çıkmaza girince krizden çıkış yolu olarak IMF’i seçmişti. Başlıca amaçları arasında üye ülkeler arasında uluslararası ticareti korumak olan IMF, Güney Kore’nin borçlarını ödeyemez hale gelme ve uluslararası para ve ödemeler sistemini de risk altına sokma olasılığına karşılık olabildiğince geniş kaynakları Kore’nin kullanımına sundu. 1997 yılında asıl hedefi finans sektöründe yeniden yapılanma olan programıyla Kore IMF ile kotasının 20 katından oluşan bir stand-by anlaşması yaptı. Devalüasyonu başarılı bir biçimde ihracat avantajına dönüştürmesi, sıkı para politikası ve finans-bankacılık sektörlerini yeniden yapılandırmasıyla büyük bir ekonomik reform gerçekleştirdi. Bugün, aldığı kredilerin geri ödemesini yapan Kore, iki yıldır da IMF’den yeni kredi almadı.



Şu günlerde ekonomik kriz konusunda Türkiye ile kader birliği yapmış Arjantin de krizden çıkış umutlarını IMF’ye bağlamış ülkelerden. Arjantin de Türkiye gibi kamu borçlarını idare etmek, yüksek faizleri aşağıya çekmek, sabit kur politikası ile aşırı değerlenen ve ihracatın önünü tıkayan Peso için yeni politikalar üretmek gibi ekonomik problemlerle boğuşuyor. Ancak bir fark var ki o da Kore’nin kriz sonrasında başarıyla gerçekleştirdiği, Türkiye’nin ise yeni yeni başladığı bankacılık rehabilitasyonunu Arjantin 1990’lı yılların ortasında tamamlamış. Görev zararı ya da nakit açığı bulunan banka olmaması sayesinde krize ve devaluasyon söylentilerine rağmen gecelik faizlerin çıktığı en yüksek oran %35. Öte yandan Türkiye’ye kıyasla çok daha fazla yabancı yatırımcıya sahip Arjantin ekonomisi, gelecek yıl için yurtdışı piyasalardan 19.5 milyar dolar borçlanma zorunluluğu nedeniyle zor bir döneme giriyor. Çünkü başta özelleştirme olmak üzere programın devamı için yabancı yatırımcıya ihtiyacı var ancak cari açıktaki olumsuz gidiş yatırımcı girişini engelleyebilir.

Bu olumsuz tablo doğrultusunda IMF ile 1984’ten bu yana ilişkilerine baktığımızda, 2.117,10 milyon SDR’lik kotasıyla Türkiye’den daha fazla kredi imkanına sahip Arjantin de kotasının çok üstünde miktarlarla kredi kullandı. Ancak 2001 yılındaki düşüşe rağmen kredilerini geri ödeme performansı bakımından Türkiye’den çok daha iyi durumda olduğunu görüyoruz.




1984'ten bu yana kullanılan IMF kredisi (SDR)
Geri ödemeler(SDR) Kredi faiz ödemeleri (SDR)
Ödemeler / Borç (%)

Türkiye 12,729,710,000
2,993,938,622
1,026,432,291
31,58

Arjantin
18,160,225,000
8,159,729,603
3,081,765,227
61,90






Uygulanan politikalar açısından bakarsak, Arjantin’in uyguladığı Peso’nun Dolar’a bire bir bağlanması doların diğer kurlar karşısında aşırı değerlenmesi sonucu Peso’nun da aynı şekilde değerlenmesine yol açtı. Ancak Arjantin’in Amerika kadar hızlı büymemesi ve verimliliğinin de aynı hızla artmaması nedeniyle Peso’nun aşırı değerlenmesi, ihracat-ithalat dengesinin ithalat lehine bozulmasına yol açtı. Latin Amerika ülkeleri arasında özellikle Amerika ile çok güçlü ticaret ilişkileri olan Arjantin, 3 yıldır içinde bulunduğu resesyonun ardından girdiği bu krizi atlatmayı ve dış ticaretinde canlanmayı sağlayacak kaynak için IMF ile görüşmelerine devam ediyor.



Türkiye ise yönlendirilmiş sabit parite sisteminden dalgalı kura geçmesiyle gerçekleşen devalüasyonun olumsuz etkilerini, IMF’nin mali desteği ile birlikte ekonomik programı sıkı sıkıya uygulayarak gidermeye çalışıyor. 14 Ağustos’ta IMF tarafından yapılan açıklamaya göre faiz oranları dışında tüm gelişmeler program hedefleri doğrultusunda ilerliyordu ve kur politikasının değiştirilmesi, bankacılık, özelleştirme ve sosyal güvenlik alanlarındaki gelişmeler ile ileriki aylarda gerçekleştirilmesi planlana enflasyon hedeflemesi IMF’den tam destek alıyordu.



Öte yandan IMF'nin desteğiyle Türkiye, ekonomik reform çalışmalarını başarılı bir biçimde sürdürse de faizlerin yüksek seviyesini koruması ve özellikle bankacılık reformlarından kaynaklanarak artış gösteren iç borç stoku ekonomiyi tehdit etmeye devam ediyor. Dolayısıyla Türkiye'nin IMF kredilerini etkin bir biçimde kullanmasının yanı sıra, piyasalarda yaşanan güven bunalımı sorununu aşması ve iç borcun sürdürülebilirliğini tehlikeye sokan yüksek faiz oranlarını bir an önce düşürmesi uygulanan programın başarısı için birincil derecede önem teşkil etmektedir.



Üst üste yaşanan krizler sonrasında bugün Türkiye’de devalüasyonun olumsuz etkilerinin yanı sıra ihracat ve turizm gelirlerinde bir gelişme yaşandı. Ayrıca son bir sene içerisinde hükümet pek çok konuda önemli adımlar atarak mecliste reformlarla ilgili gelişmeler kaydetmeyi başardı. Dalgalı kura geçilmesinin ardından dolar kurunun birden yükselmesi bir güven bunalımına yol açsa da, doların bugünlerde şüpheyle de karşılanıyor olsa değer kaybı, hükümetin ekonomik istikrar konusundaki kararlılığı ve çeştli çevrelerde Türkiye ekonomisini çıkmaza götürdüğü iddia edilen ancak Türkiye’ye ihtiyacı olan kaynağı sağlayan IMF’nin de desteğiyle, Türkiye’nin Güney Kore’den sonra, yaşadığı krizi büyük bir başarıya dönüştüren ikinci bir örnek teşkil etmesi mümkün görünüyor.





--------------------------------------------------------------------------------

[1] SDR, (Special Drawing Rights) Özel Çekme Hakkı IMF’nin hem rezerv aracı hem de faaliyetlerde kullanılan değer ölçüsü birimidir. Ülkelerin para birimlerinden oluşan bir sepet niteliğindedir. Bu nedenle SDR para ya da kredi olarak tanımlanamaz. 29 Mart2001 itibariyle 1 SDR=1.27AB$.