hastürk
05-12-2006, 16:49
http://img224.imageshack.us/img224/935/rizaayhanwc9.th.jpg (http://img224.imageshack.us/my.php?image=rizaayhanwc9.jpg)
G.Ü Rektörü Kadri Yamaç'ın yöneticisi olduğu üniversiteyi "terör" yuvası gibi gösterip kadrolaşması, bütün olumsuzlukların faturasını ise eski yönetime kesmesi üzerin eski Rektör Rıza Ayhan'dan sert bir cevap geldi.
Yamaç'ın eski yönetim döneminde "siyasallaşan" üniversiteyi "bilim yuvası" haline dönüştürdük iddialarına Rıza Ayhan'dan rakamlarla desteklenen sert bir cevap verdi. Ayhan ayrıca Üniversite bütçesinin Yamaç döneminde tarihinde ilk defa azaldığını, eldeki imkanların kullanılamadıını ve görülmemiş bir kadrolaşmanın yaşandığına dikkat çekti. Açıklamanın ana başlıkları şöyle:
- Yamaç döneminde üniversite bütçesi kullanılamayarak 11 trilyon iade edildi bu yüzden Gazi Üniversitesi Türkiye'de en büyük bütçeye sahip üniversite iken bütçesi daraldı.
- Yamaç döneminde iki yıl içinde 1112 öğretim üyesi kadrosu dağıtıldı. Bu görülmemiş kadrolaşmada bazı fakülteler afaroz edildi.
- Ankara'da bulunan üniversitelerde 2005 yılında çıkan 644 olayın sadece 4'ü Gazi'de çıkmışken Gazi'nin bir terör yuvasıymış gibi lanse edilmesi bu kadrolaşmayı perdelemeye matuftur.
- Yamaç döneminde Üniversite yönetimi hocaları ile mahkemelik bir görüntü arz etmektedir.
Metnin tamamı:
GAZİ'DE NELER OLUYOR?
"Gerçekten, bilimsel ve yönetsel özerkliğe layık olması gereken üniversitelerimiz, kendini yönetecek kişileri seçme olanağından yoksun bırakılmamalıdır. Üniversite öğretim üyelerinin iradesine, hukuka ve demokrasiye saygı gösterilmelidir..." "... Bu seçimin doğru ve adil yapılmış sayılabilmesi için de her şeyden önce, üniversite öğretim üyelerinin iradesine, hukuka ve demokrasiye saygı gösterilmelidir..."
(Ahmet Necdet SEZER - Cumhurbaşkanı: 17.07.2000 tarihinde bir üniversitemizde yapılan rektör atama sürecinde YÖK'e yazdığı yazıdan...)
HUKUK VE DEMOKRASİ
Demokrasi, "saygın" bir kavramdır. Bu saygınlığı sebebiyledir ki, demokrasiyle uzaktan yakından bir ilgisi olmayanlar bile, demokrasi kavramın arkasına sığınarak "demokrat" olduklarını ispatlamak için akla zarar bir yığın çaba sarf etmektedirler.
"Halkın yönetimi"ni ifade etmek üzere kullanılan demokrasi, yaygın olarak kullanılan ve pek çok anlamı içinde barındıran bir deyimdir. Pek çok şeyi ifade etmek için kullanılan her sözcüğün, hiçbir şeyi ifade edememe tehlikesi vardır. Bu tehlike, demokrasi sözcüğü için özellikle geçerlidir. "Demokrasi" kavramını icat eden eski Yunanlılar da öyle yapmışlar; kadınları, köleleri ve yabancıları "yurttaş" kabul etmemişlerdir. Bu zihniyet maalesef bugün de devam etmekte, oy hakkı üzerine sınırlamalar getirilmekte; kimisine oy hakkı tanınmazken, kimisinin ise oyu değerlendirmeye alınmamaktadır.
DEMOKRASİ HERKESİ BAĞLAR
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Temel ilkelerinden birisi demokratik yapısı olan Hukuk Devleti, tüm eylem ve işlemlerinde hukukun genel ilkelerine bağlı kalan ve meşruiyetini de bu bağlılıktan alan devlet türüdür (Ancak burada "kanun devleti" ile "hukuk devleti" arasında bir fark olduğunun altı net bir şekilde çizilmelidir). Bu anlamıyla demokratik hukuk devleti ilkeleri insana, topluma, her insanın kendisine saygısının gereğidir ve herkesi bağlar.
NELER OLDU?
Temmuz 2004'de, insana, topluma ve kendisine saygısı bulunmayan kişilerin yalan ve yanıltıcı beyanları sonucu, Sayın Cumhurbaşkanı, üniversite öğretim üyelerinin hür iradesine, hukuka ve demokrasiye aykırı bir tutumla, öğretim üyelerinin seçmediği bir öğretim üyesini rektör olarak atamıştır.
Yasallığı tartışmalı olmakla beraber, demokrasi ilkelerine ve hukuka aykırılığı tartışmasız olan bu atamaya karşı Gazi'liler, büyük bir olgunluk içinde, sadece Üniversitelerine olan sevgileri ve yasalara karşı saygıları nedeniyle fazla bir tepki göstermemiş ve bu geçici rahatsızlığa katlanmış; ancak bu onurlu davranışları, yanlış değerlendirilmiştir.
KÖTÜLEME
Seçilmediği halde makama oturmanın rahatsızlığını üzerlerinden atamayanlar, makama geldikleri ilk günden itibaren, ilgili-ilgisiz her ortamda, iyi olanları kendilerine mal ederek eski yönetimi kötülemiş; eski yönetimi haksız olarak kötülemeye çalışırken Gazi Üniversitesine çok büyük zararlar vermiş ve vermeye devam etmektedirler.
Son günlerde Üniversitemizde meydana gelen, kabul edilmesi mümkün olmayan bazı öğrenci olayları münasebetiyle düzenlediği basın toplantısı bu davranışların somut bir kanıtıdır. Sayın yeni yönetici, basın toplantısında kendileri tarafından bilinen öğrencilerden bahsetmiş, olayları bunların çıkardığını iddia etmiş; daha da vahimi, isim vermeden bazı öğretim üyelerinin öğrencilere silah vererek onları okula soktuklarını bile söylemiştir.
Aynı kişi, Gazi Üniversitesinde çıkan olaylarda suçu ve suçluyu bildiklerini ve bunların eski yönetimin devamı olduğunu iddia etmiştir. Bu iddialar çok ciddi olup, yasa önünde de suç olarak tanımlanır.
Suç ve suçlu biliniyorsa, yöneticilerin gereğini yapması; suçlular hakkında disiplin soruşturması başlatması ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunması şarttır. Aksi davranış, yasalar önünde suç teşkil eder.
Gazi Üniversitesinin kuruluşundan bu güne kadar, öğretim elemanları hakkında açılmış soruşturmaların toplamından daha fazla soruşturma açan yeni yöneticilerimizin, suçlu olduklarını söyledikleri kişiler hakkında sessiz kalması, gerçeği bilerek saptırmıyorlarsa, suçu gizlemek ve suçluyu korumak anlamına gelir.
GERÇEKLERİ SÖYLEMİYORLAR
Eski yönetimi kötülemeyi alışkanlık haline getiren yeni yöneticilerimiz, son günlerde meydana gelen öğrenci olayları münasebetiyle yaptıkları açıklamalarda da gerçekleri söylemiyor; olayları eski yönetime bağlayarak, başarısızlıklarını gizlemeye çalışıyorlar.
Üniversitelerimizde zaman zaman arzu edilmeyen öğrenci olaylarının meydana geldiği bilinmektedir. Ancak, Gazi Üniversitesi, Ankara'da eğitim faaliyetlerini sürdüren devlet üniversitelerinin içinde, öğrenci olaylarının en az olduğu üniversite olma özelliğini kuruluşundan bu güne korumaktadır. Nitekim Ankara Emniyet Müdürlüğünün verilerine göre:
Ankara'da bir öğretim yılı içinde meydana gelen ve polise intikal eden öğrenci olaylarının (Afiş ve pankart asmak, bildiri dağıtmak, kavga, yaralama, vs.) toplamı 644 (altıyüzkırkdört)'tür ve bu olaylardan sadece 4 (dört) adedi Gazi üniversitesinde meydana gelmiştir.
Hal böyle olmasına, Gazi Üniversitesinde çok az sayıda öğrenci olayı meydana gelmesine rağmen, mevcut yöneticilerimiz, bu öğrenci olaylarını engelleyecek tedbirleri alma yerine, eski yönetimi kötülemek için, sanki üniversitemizde her gün olay meydana geliyormuş gibi demeçler vermekte; kendilerini aklamak pahasına Gazi Üniversitesini kötülemektedirler.
Yeni yönetimin eskiyi kötülerken Gazi Üniversitesini kötüleme alışkanlığı, Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden birisinin, Ulu Önder Atatürk hakkında söylediği asla kabul edilemeyecek anlamsız ve aşağılayıcı konuşmasından sonra yaptığı açıklamada da görüldü. Bu öğretim üyesinin, eski yönetim zamanında profesör olarak atandığını, sanki bu öğretim üyesini eski yönetim dışarıdan getirmiş gibi bir izlenim yaratarak söyledi. Hâlbuki bu öğretim üyesi, kastettikleri eski yönetimden bir önceki yönetim döneminde Gazi Üniversitesine gelmişti.
Öğretim üyeleri, kadrosunu çalışmalarıyla hak ederler; yönetimin öğretim üyesine kadro tahsisi bir lütuf değil, öğretim üyesinin hakkının teslimidir. Öğretim üyelerini, eski yönetim tarafından kadro verilenler-yeni yönetim tarafından kadro verilenler diye bölmek, kabul edilebilecek bir yaklaşım olamaz. Kaldı ki, bu beyanda bulunan yeni yöneticimiz de eski yönetim zamanında profesör olmuştur; nasıl profesör olduğunu ve nasıl profesör olunduğunu iyi bilmesi gerekir.
GERÇEKLERİ SÖYLEMEMELERİNİN BİR AMACI VAR
Mevcut yöneticilerimiz ya suçluyu koruyor veya gerçekleri söylemeyerek dikkatleri başka yere çekmeye; yaptıklarını gizlemeye çalışıyorlar.
Suçluyu korumayı düşünüp düşünmediklerini bilemiyoruz. Ancak, dikkatleri başka yere çekerek, yapmaya çalıştıklarını gizleme gayreti içinde bulundukları tartışmasızdır.
Şöyle ki, son iki yıllarının başarıyla (!) dolu olduğunu iddia eden ve her fırsatta eski yönetimi kötülemeye çalışan yeni yöneticilerimiz, son iki yılda Gazi Üniversitesinin tarihinde görülmedik bir kadrolaşma içine girmiş; son iki yıl içinde toplam 1112 öğretim elemanı ilânı vermişlerdir.
Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinin hür iradelerini yok sayarak gerçekleştirmeye çalıştıkları bu kadrolaşma hareketine, günü geldiğinde öğretim üyelerimiz gereken cevabı vereceklerdir.
ÖĞRETİM ÜYELERİ İLE KAVGA ETMEKLE İDARECİLİK YAPILAMAZ
Öğretim elemanları hakkında her fırsatta soruşturma açarak, soruşturma açmada büyük bir başarıya (!) imza atan yeni yöneticilerimizin bir başka başarısı da, haksızlığa uğrayan öğretim elemanlarının idareye karşı açtığı dava sayısında görülmektedir. Yeni yöneticilerimiz, Gazi Üniversitesi tarihinde bir olmazı daha gerçekleştirmiş, başarılarla dolu olduğunu iddia ettikleri son iki yıl içerisinde, haksızlığa uğrayan öğretim elemanlarının idareye karşı açtığı dava sayısı (öğrencilerin açtığı davalar hariç) 500 ( yazı ile beşyüz)'ü geçmiştir.
Soruşturma ve idareye karşı açılan dava sayısında artışlar olurken, 2005 mali yılı içinde Gazi üniversitesine tahsis edilen bütçenin tamamını, bir yönetim başarısı (!) örneği olarak, kullanamayarak yaklaşık 11 trilyon TL'sini iade ettikleri için, 2006 yılı bütçesini azaltmayı başarabilmişlerdir. Bu yıla kadar en büyük bütçeyi alan Üniversitemiz, bundan böyle düşürülen bütçe ile idare etmek zorunda kalacaktır.
AB Leonardo da Vinci Programı 2004 yılı (kötülemeye çalıştıkları eski yönetim dönemi) hareketlilik teklif çağrısı döneminde, Üniversitemiz tarafından hazırlanan 36 hareketlilik projesinden 33'ü desteklenmeye değer bulunmuştur. Bu sayı 2005 yılında 11 (onbir)'e gerilerken, 2006'da 6 (altı) proje tam teklif vermeye hak kazanmıştır (kaç tanesinin kabul edildiği belli değil).
Üniversitemiz, kötülenmeye çalışılan eski yönetim zamanında, "Uluslararası Bilimsel Yayın" sıralamasında, 2002'de 8'inci, 2003'te 7'nci, 2004'te 6'ncı olmuş; 2004'te başlatılan çalışmaların yayınlandığı yıl olan 2005'te 4'üncülüğe yükselmiştir. Öğretim elemanlarının bu başarısında hangi etkenlerin rol aldığını araştırma ihtiyacını duymayan, soruşturma sayısındaki artışlarda başarı gösteren mevcut yönetim, Bilimsel Araştırma Projelerine desteği önemli ölçüde azaltmış; bu tasarrufun Gazi Üniversitesini nasıl etkileyeceğini hesap edememiştir.
Gazi Üniversitesinin tarihiyle, Gazi Üniversitesi öğretim elemanlarıyla, Gazi Üniversitesi öğrencileriyle ve Gazi Üniversitesine hizmeti geçenlerle kavga ederek, onları kötüleyerek, eski-yeni ayrımı ile bölücülük yaparak idarecilik olmaz; bu kavga onları da emellerine ulaştırmaz. Ancak, Üniversitemize çok zarar verir. Bugün ayrımcılık yapanların, ileride biçeceklerinden şikâyet etmeye hakları yoktur.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Rıza AYHAN
G.Ü Rektörü Kadri Yamaç'ın yöneticisi olduğu üniversiteyi "terör" yuvası gibi gösterip kadrolaşması, bütün olumsuzlukların faturasını ise eski yönetime kesmesi üzerin eski Rektör Rıza Ayhan'dan sert bir cevap geldi.
Yamaç'ın eski yönetim döneminde "siyasallaşan" üniversiteyi "bilim yuvası" haline dönüştürdük iddialarına Rıza Ayhan'dan rakamlarla desteklenen sert bir cevap verdi. Ayhan ayrıca Üniversite bütçesinin Yamaç döneminde tarihinde ilk defa azaldığını, eldeki imkanların kullanılamadıını ve görülmemiş bir kadrolaşmanın yaşandığına dikkat çekti. Açıklamanın ana başlıkları şöyle:
- Yamaç döneminde üniversite bütçesi kullanılamayarak 11 trilyon iade edildi bu yüzden Gazi Üniversitesi Türkiye'de en büyük bütçeye sahip üniversite iken bütçesi daraldı.
- Yamaç döneminde iki yıl içinde 1112 öğretim üyesi kadrosu dağıtıldı. Bu görülmemiş kadrolaşmada bazı fakülteler afaroz edildi.
- Ankara'da bulunan üniversitelerde 2005 yılında çıkan 644 olayın sadece 4'ü Gazi'de çıkmışken Gazi'nin bir terör yuvasıymış gibi lanse edilmesi bu kadrolaşmayı perdelemeye matuftur.
- Yamaç döneminde Üniversite yönetimi hocaları ile mahkemelik bir görüntü arz etmektedir.
Metnin tamamı:
GAZİ'DE NELER OLUYOR?
"Gerçekten, bilimsel ve yönetsel özerkliğe layık olması gereken üniversitelerimiz, kendini yönetecek kişileri seçme olanağından yoksun bırakılmamalıdır. Üniversite öğretim üyelerinin iradesine, hukuka ve demokrasiye saygı gösterilmelidir..." "... Bu seçimin doğru ve adil yapılmış sayılabilmesi için de her şeyden önce, üniversite öğretim üyelerinin iradesine, hukuka ve demokrasiye saygı gösterilmelidir..."
(Ahmet Necdet SEZER - Cumhurbaşkanı: 17.07.2000 tarihinde bir üniversitemizde yapılan rektör atama sürecinde YÖK'e yazdığı yazıdan...)
HUKUK VE DEMOKRASİ
Demokrasi, "saygın" bir kavramdır. Bu saygınlığı sebebiyledir ki, demokrasiyle uzaktan yakından bir ilgisi olmayanlar bile, demokrasi kavramın arkasına sığınarak "demokrat" olduklarını ispatlamak için akla zarar bir yığın çaba sarf etmektedirler.
"Halkın yönetimi"ni ifade etmek üzere kullanılan demokrasi, yaygın olarak kullanılan ve pek çok anlamı içinde barındıran bir deyimdir. Pek çok şeyi ifade etmek için kullanılan her sözcüğün, hiçbir şeyi ifade edememe tehlikesi vardır. Bu tehlike, demokrasi sözcüğü için özellikle geçerlidir. "Demokrasi" kavramını icat eden eski Yunanlılar da öyle yapmışlar; kadınları, köleleri ve yabancıları "yurttaş" kabul etmemişlerdir. Bu zihniyet maalesef bugün de devam etmekte, oy hakkı üzerine sınırlamalar getirilmekte; kimisine oy hakkı tanınmazken, kimisinin ise oyu değerlendirmeye alınmamaktadır.
DEMOKRASİ HERKESİ BAĞLAR
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Temel ilkelerinden birisi demokratik yapısı olan Hukuk Devleti, tüm eylem ve işlemlerinde hukukun genel ilkelerine bağlı kalan ve meşruiyetini de bu bağlılıktan alan devlet türüdür (Ancak burada "kanun devleti" ile "hukuk devleti" arasında bir fark olduğunun altı net bir şekilde çizilmelidir). Bu anlamıyla demokratik hukuk devleti ilkeleri insana, topluma, her insanın kendisine saygısının gereğidir ve herkesi bağlar.
NELER OLDU?
Temmuz 2004'de, insana, topluma ve kendisine saygısı bulunmayan kişilerin yalan ve yanıltıcı beyanları sonucu, Sayın Cumhurbaşkanı, üniversite öğretim üyelerinin hür iradesine, hukuka ve demokrasiye aykırı bir tutumla, öğretim üyelerinin seçmediği bir öğretim üyesini rektör olarak atamıştır.
Yasallığı tartışmalı olmakla beraber, demokrasi ilkelerine ve hukuka aykırılığı tartışmasız olan bu atamaya karşı Gazi'liler, büyük bir olgunluk içinde, sadece Üniversitelerine olan sevgileri ve yasalara karşı saygıları nedeniyle fazla bir tepki göstermemiş ve bu geçici rahatsızlığa katlanmış; ancak bu onurlu davranışları, yanlış değerlendirilmiştir.
KÖTÜLEME
Seçilmediği halde makama oturmanın rahatsızlığını üzerlerinden atamayanlar, makama geldikleri ilk günden itibaren, ilgili-ilgisiz her ortamda, iyi olanları kendilerine mal ederek eski yönetimi kötülemiş; eski yönetimi haksız olarak kötülemeye çalışırken Gazi Üniversitesine çok büyük zararlar vermiş ve vermeye devam etmektedirler.
Son günlerde Üniversitemizde meydana gelen, kabul edilmesi mümkün olmayan bazı öğrenci olayları münasebetiyle düzenlediği basın toplantısı bu davranışların somut bir kanıtıdır. Sayın yeni yönetici, basın toplantısında kendileri tarafından bilinen öğrencilerden bahsetmiş, olayları bunların çıkardığını iddia etmiş; daha da vahimi, isim vermeden bazı öğretim üyelerinin öğrencilere silah vererek onları okula soktuklarını bile söylemiştir.
Aynı kişi, Gazi Üniversitesinde çıkan olaylarda suçu ve suçluyu bildiklerini ve bunların eski yönetimin devamı olduğunu iddia etmiştir. Bu iddialar çok ciddi olup, yasa önünde de suç olarak tanımlanır.
Suç ve suçlu biliniyorsa, yöneticilerin gereğini yapması; suçlular hakkında disiplin soruşturması başlatması ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunması şarttır. Aksi davranış, yasalar önünde suç teşkil eder.
Gazi Üniversitesinin kuruluşundan bu güne kadar, öğretim elemanları hakkında açılmış soruşturmaların toplamından daha fazla soruşturma açan yeni yöneticilerimizin, suçlu olduklarını söyledikleri kişiler hakkında sessiz kalması, gerçeği bilerek saptırmıyorlarsa, suçu gizlemek ve suçluyu korumak anlamına gelir.
GERÇEKLERİ SÖYLEMİYORLAR
Eski yönetimi kötülemeyi alışkanlık haline getiren yeni yöneticilerimiz, son günlerde meydana gelen öğrenci olayları münasebetiyle yaptıkları açıklamalarda da gerçekleri söylemiyor; olayları eski yönetime bağlayarak, başarısızlıklarını gizlemeye çalışıyorlar.
Üniversitelerimizde zaman zaman arzu edilmeyen öğrenci olaylarının meydana geldiği bilinmektedir. Ancak, Gazi Üniversitesi, Ankara'da eğitim faaliyetlerini sürdüren devlet üniversitelerinin içinde, öğrenci olaylarının en az olduğu üniversite olma özelliğini kuruluşundan bu güne korumaktadır. Nitekim Ankara Emniyet Müdürlüğünün verilerine göre:
Ankara'da bir öğretim yılı içinde meydana gelen ve polise intikal eden öğrenci olaylarının (Afiş ve pankart asmak, bildiri dağıtmak, kavga, yaralama, vs.) toplamı 644 (altıyüzkırkdört)'tür ve bu olaylardan sadece 4 (dört) adedi Gazi üniversitesinde meydana gelmiştir.
Hal böyle olmasına, Gazi Üniversitesinde çok az sayıda öğrenci olayı meydana gelmesine rağmen, mevcut yöneticilerimiz, bu öğrenci olaylarını engelleyecek tedbirleri alma yerine, eski yönetimi kötülemek için, sanki üniversitemizde her gün olay meydana geliyormuş gibi demeçler vermekte; kendilerini aklamak pahasına Gazi Üniversitesini kötülemektedirler.
Yeni yönetimin eskiyi kötülerken Gazi Üniversitesini kötüleme alışkanlığı, Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden birisinin, Ulu Önder Atatürk hakkında söylediği asla kabul edilemeyecek anlamsız ve aşağılayıcı konuşmasından sonra yaptığı açıklamada da görüldü. Bu öğretim üyesinin, eski yönetim zamanında profesör olarak atandığını, sanki bu öğretim üyesini eski yönetim dışarıdan getirmiş gibi bir izlenim yaratarak söyledi. Hâlbuki bu öğretim üyesi, kastettikleri eski yönetimden bir önceki yönetim döneminde Gazi Üniversitesine gelmişti.
Öğretim üyeleri, kadrosunu çalışmalarıyla hak ederler; yönetimin öğretim üyesine kadro tahsisi bir lütuf değil, öğretim üyesinin hakkının teslimidir. Öğretim üyelerini, eski yönetim tarafından kadro verilenler-yeni yönetim tarafından kadro verilenler diye bölmek, kabul edilebilecek bir yaklaşım olamaz. Kaldı ki, bu beyanda bulunan yeni yöneticimiz de eski yönetim zamanında profesör olmuştur; nasıl profesör olduğunu ve nasıl profesör olunduğunu iyi bilmesi gerekir.
GERÇEKLERİ SÖYLEMEMELERİNİN BİR AMACI VAR
Mevcut yöneticilerimiz ya suçluyu koruyor veya gerçekleri söylemeyerek dikkatleri başka yere çekmeye; yaptıklarını gizlemeye çalışıyorlar.
Suçluyu korumayı düşünüp düşünmediklerini bilemiyoruz. Ancak, dikkatleri başka yere çekerek, yapmaya çalıştıklarını gizleme gayreti içinde bulundukları tartışmasızdır.
Şöyle ki, son iki yıllarının başarıyla (!) dolu olduğunu iddia eden ve her fırsatta eski yönetimi kötülemeye çalışan yeni yöneticilerimiz, son iki yılda Gazi Üniversitesinin tarihinde görülmedik bir kadrolaşma içine girmiş; son iki yıl içinde toplam 1112 öğretim elemanı ilânı vermişlerdir.
Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinin hür iradelerini yok sayarak gerçekleştirmeye çalıştıkları bu kadrolaşma hareketine, günü geldiğinde öğretim üyelerimiz gereken cevabı vereceklerdir.
ÖĞRETİM ÜYELERİ İLE KAVGA ETMEKLE İDARECİLİK YAPILAMAZ
Öğretim elemanları hakkında her fırsatta soruşturma açarak, soruşturma açmada büyük bir başarıya (!) imza atan yeni yöneticilerimizin bir başka başarısı da, haksızlığa uğrayan öğretim elemanlarının idareye karşı açtığı dava sayısında görülmektedir. Yeni yöneticilerimiz, Gazi Üniversitesi tarihinde bir olmazı daha gerçekleştirmiş, başarılarla dolu olduğunu iddia ettikleri son iki yıl içerisinde, haksızlığa uğrayan öğretim elemanlarının idareye karşı açtığı dava sayısı (öğrencilerin açtığı davalar hariç) 500 ( yazı ile beşyüz)'ü geçmiştir.
Soruşturma ve idareye karşı açılan dava sayısında artışlar olurken, 2005 mali yılı içinde Gazi üniversitesine tahsis edilen bütçenin tamamını, bir yönetim başarısı (!) örneği olarak, kullanamayarak yaklaşık 11 trilyon TL'sini iade ettikleri için, 2006 yılı bütçesini azaltmayı başarabilmişlerdir. Bu yıla kadar en büyük bütçeyi alan Üniversitemiz, bundan böyle düşürülen bütçe ile idare etmek zorunda kalacaktır.
AB Leonardo da Vinci Programı 2004 yılı (kötülemeye çalıştıkları eski yönetim dönemi) hareketlilik teklif çağrısı döneminde, Üniversitemiz tarafından hazırlanan 36 hareketlilik projesinden 33'ü desteklenmeye değer bulunmuştur. Bu sayı 2005 yılında 11 (onbir)'e gerilerken, 2006'da 6 (altı) proje tam teklif vermeye hak kazanmıştır (kaç tanesinin kabul edildiği belli değil).
Üniversitemiz, kötülenmeye çalışılan eski yönetim zamanında, "Uluslararası Bilimsel Yayın" sıralamasında, 2002'de 8'inci, 2003'te 7'nci, 2004'te 6'ncı olmuş; 2004'te başlatılan çalışmaların yayınlandığı yıl olan 2005'te 4'üncülüğe yükselmiştir. Öğretim elemanlarının bu başarısında hangi etkenlerin rol aldığını araştırma ihtiyacını duymayan, soruşturma sayısındaki artışlarda başarı gösteren mevcut yönetim, Bilimsel Araştırma Projelerine desteği önemli ölçüde azaltmış; bu tasarrufun Gazi Üniversitesini nasıl etkileyeceğini hesap edememiştir.
Gazi Üniversitesinin tarihiyle, Gazi Üniversitesi öğretim elemanlarıyla, Gazi Üniversitesi öğrencileriyle ve Gazi Üniversitesine hizmeti geçenlerle kavga ederek, onları kötüleyerek, eski-yeni ayrımı ile bölücülük yaparak idarecilik olmaz; bu kavga onları da emellerine ulaştırmaz. Ancak, Üniversitemize çok zarar verir. Bugün ayrımcılık yapanların, ileride biçeceklerinden şikâyet etmeye hakları yoktur.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Rıza AYHAN