PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Temel İngilizce Dilbilgisi Konuları


MeLanChOLy
13-10-2007, 17:22
parts of speech

İngilizcede sekiz sözbölüğü vardır. İngilizce sözcüklerin her biri bu sekiz türden birine aittir. Ancak, çeşitli anlam ve kullanılışı olan bir sözcük bu gruplardan birden fazlasına girebilir. Bu bakımdan birçok sözcük için sekiz gruptan şu gruba aittir demek mümkün değildir. Sadece o kullanılışıyla hangi gruba ait olduğu söylenebilir. Aynı sözcük başka bir anlamda kullanılışıyla diğer bir grup içinde yer alabilir.


Örneğin fast sözcüğü,


"oruç" anlamında isim
"oruç tutmak" anlamında fiil
"hızlı" anlamında sıfat
"hızlı, hızlı olarak" anlamında zarf

olarak kullanılabilir. Birçok sözcük için de durum aynıdır. Bu bakımdan bir sözcüğü öğrenirken onun anlamlarını ve bu anlamlardayken hangi grupta olduğunu da bellemek gerekir.

Sözünü ettiğimiz sekiz sözbölüğü şunlardır: Parantez içinde verilen örnek sözcüklerden bazılarının yukarıda sözünü ettiğimiz gibi birden fazla grup içinde olabileceğini hatırdan çıkarmayınız.


1.NOUNS - isimler (table, beauty, Helen, army)

2. ADJECTIVES - sıfatlar (good, white, this, every, what, some, my)

3. PRONOUNS - zamirler (you, he, this, each, himself, many, which)

4. VERBS - fiiller (go, learn, have, write)

5. ADVERBS - zarflar (quickly, badly, now, here)

6. PREPOSITIONS - edatlar (in, on, under, across, since)

7. CONJUNCTIONS - bağlaçlar (and, or, so, but)

8. INTERJECTIONS - ünlemler (Hey! Oh! Heaven!)

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:23
NOUNS-İSİMLER

common nouns - cins isimler
proper nouns - özel isimler
abstract nouns - soyut isimler
collective nouns - topluluk isimleri
compound nouns - birleşik isimler

ismin tanımı


Varlıklara ad olan sözcüklere isim denir. İsimler, insan, hayvan eşya gibi varlıkları ve soyut kavramları adlandıran sözcüklerdir.

tree (ağaç) Mary
book (kitap) Ankara
house (ev)England
dog (köpek) Mrs Miller
man (adam) Ahmet
student (öğrenci) Turkey

crowd (kalabalık) beauty (güzellik)
group (grup) happiness (mutluluk)
team (takım) courage (cesaret)
army (ordu) whiteness (beyazlık)
class (sınıf) health (sağlık)
flock (sürü) poverty (yoksulluk)

sözcükleri birer isimdir. Bunlar tanımda belirttiğimiz şeyleri adlandırmaktadırlar.



isimlerin türleri


İngilizcede isimler genel olarak Türkçede olduğu gibidirler. Bunların türlerini ve özelliklerini sırayla görelim:

İngilizcede isimler aşağıda gördüğümüz dört gruptan birine girerler.

1. common nouns /'komın naunz/ cins isimler
2. proper nouns /'propı naunz/ özel isimler
3. abstract nouns /'ebstrekt naunz/ soyut isimler
4. collective nouns /kı'lektiv naunz/ topluluk isimleri


Bu grupları teker teker ele alıp inceleyelim :






1. common nouns - cins isimler

Tanımdaki örneklerin ilk bölümünde bulunan tree, house, man, dog gibi sözcükler common nouns sınıfındandırlar. Bunlar gösterdikleri varlıkların tümüne aittirler. Örneğin, tree (ağaç) sözcüğü tüm ağaç cinsinin ismidir; student (öğrenci) sözcüğü tüm öğrenciler için kullanılan bir isimdir.


table (masa) radio (radyo)
girl (kız) cat (kedi)
horse (at) shop (dükkân)
teacher (öğretmen) father (baba)


sözcükleri isimlendirdikleri türün hepsine isim olan ve hepsi tarafından paylaşılan isimlerdir. Bunlar birer common noun - cins isimdir.


2. proper nouns - özel isimler

Yukarıda gördüğümüz ve bir türün hepsine ait olan isimlere karşın, sadece bir tek şeye ait olan ve yalnız onu belirten isimler vardır. Bunlara proper nouns - özel isimler denir. Çoğunlukla şahıs, yer gibi varlıklara ait olan bu özel isimler Mary, Almanya, Paris, Konya, Mr Brown gibi bir tek şahıs veya yere ait olan, sadece onu gösteren sözcüklerdir.


Tom Himalaya
Miss Smith Berlin
Selma Mr Green
İstanbul İspanya
New York London

Özel isimlerin baş harfleri daima büyük harfle yazılır.


3. abstract nouns - soyut isimler

Elle tutulup gözle görülen ve yukarıda gördüğümüz tür isimlerle isimlendirilen varlıklardan başka, birer kavram, nitelik, durum gösteren isimler vardır ki bunlar abstract nouns - soyut isimler türünü oluştururlar.


goodness (iyilik) joy (sevinç)
length (uzunluk) poverty (yoksulluk)
belief (inanç) charm (cazibe)
beauty (güzellik) hope (ümit)
fear (korku) hunger (açlık)


4. collective nouns - topluluk isimleri

Aynı cinsten birçok varlığı topluca adlandıran, onları bir bütün olarak belirten sözcüklere collective nouns - topluluk isimleri denir. Örneğin, forest (orman), crowd (kalabalık), audience (dinleyiciler), cattle (sürü) gibi isimler ağaç, insan, hayvan topluluklarını bir bütün olarak adlandırırlar.

committee (kurul) group (grup)
class (sınıf) family (aile)


compound nouns - birleşik isimler

Dört grupta topladığımız isimlerin bazıları birleşerek compound nouns birleşik isimler meydana getirirler. Bunların bazıları birleşik, bazıları ise aralarında (-) işareti ile yazılırlar.

teapot (çaydanlık) armchair (koltuk)
bedroom (yatak odası) maid-servant (kadın hizmetçi)
civil servant (memur) childcare (çocuk bakımı)
newspaper (gazete) shoemaker (ayakkabıcı)
bookseller (kitapçı) housewife (ev hanımı)

İsimlerin dört türünü ve bazı isimlerin birleşerek meydana getirdikleri birleşik isimleri gördükten sonra İngilizce isimlerde dişilik, erkeklik, cinsiyetsizlik durumlarını belirleyen (gender /'cendı/ - cins) konusunu, bundan sonra isimlerin nasıl çoğul hale getirileceğini açıklayan (plural /pluı:rıl/ - çoğul) konusunu, daha sonra da isimlerin cümle içindeki halini açıklayan (case /keys/ - hal) konularını inceleyerek isim konusunu tamamlayacağız.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:24
GENDER /'cendı/ - CİNS

eril, dişil şekiller
İngilizcede isimlerin dişi, erkek veya cinsiyetsiz oluşları Almanca, Fransızca dillerinde olduğu gibi gramer bakımından değil gerçek anlamları ile saptanır.


1. eril (erkek) cins

Man (adam), father (baba), policeman (polis), boy (erkek çocuk) gibi gerçekten erkek varlıkları gösteren isimler masculine gender /meskyulin cendı/- eril cins'tir.



2. dişil (dişi) cins

Woman (kadın), mother (anne), girl (kız), aunt (teyze) gibi dişi cins varlıkları gösteren isimler feminine gender /feminin cendı/ - dişil cins'tir.

3. cinsiyetsiz

Table (masa), book (kitap), car (otomobil), ship (gemi) gibi cansız varlıkları gösteren isimler neuter gender /'nyu:tı cendı/ - cinsiyetsiz cins'tir.

4. ortak cins

Teacher (öğretmen), child (çocuk), parent (ebeveyn), friend (arkadaş) gibi her iki cinsten olabilecek varlıkları gösteren isimler common gender /komın cendı/ - ortak cins'tir.


eril isimlerin dişil şekilleri

Bazı eril isimler, sonlarına ekler getirilerek dişil şekline sokulurlar.

actor (aktör) actress (aktris)
host (erkek ev sahibi) hostess (kadın ev sahibi)
waiter (erkek garson) waitress (kadın garson)
conductor (biletçi) conductress (kadın biletçi)
hero (erkek kahraman) heroine (kadın kahraman)

Bazı isimlerin eril ve dişil şekilleri vardır.

prince (prens) princess (prenses)
bull (boğa) cow (inek)
cock (horoz) hen (tavuk)
boy (erkek çocuk) girl (kız çocuk)
uncle (amca, dayı) aunt (hala, teyze)
brother (erkek kardeş) sister (kız kardeş)
son (oğul) daughter (kız evlat)
husband (eş, koca) wife (eş, karı)
father (baba) mother (anne)
man (adam) woman (kadın)
lord (lord) lady (leydi)
nephew (erkek yeğen) niece (kız yeğen)
master (efendi) mistress (hanım)
bachelor (bekâr erkek) spinster (bekâr kadın)
widower (dul erkek) widow (dul kadın)

Bazı isimlere dişilik gösteren she, girl, woman gibi sözcükler eklenerek dişil cins isimler yapılır.

friend(arkadaş) girl-friend (kız arkadaş)
goat (keçi) she-goat (dişi keçi)
salesman (erkek satıcı) saleswoman (kadın satıcı)
spokesman (erkek sözcü) spokeswoman (kadın sözcü)
chairman (erkek başkan) chairwoman (kadın başkan)

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:27
CASES OF NOUNS - İSİMLERİN HALLERİ


possessive case /pı'zesiv keys/- mülkiyet hali

İsimlerin mülkiyet hali (tamlayan hali) aşağıdaki kurallara göre yapılır.

1. İsmin mülkiyet hali tekil isimlerin sonuna ('s) konularak yapılır.

the girl's hat kızın şapkası
the teacher's book öğretmenin kitabı
a policeman's shirt bir polisin gömleği

Mehmet's friend Mehmet'in arkadaşı
Tom's house Tom'un evi
the horse's legs atın bacakları
a child's toy bir çocuğun oyuncağı
Turkey's exports Türkiye'nin ihracatı

Sonu (s) ile bitmeyen çoğul isimler de ('s) ile mülkiyet haline girerler.

the women's shoes kadınların ayakkabıları
the children's toys çocukların oyuncakları

2. (s) ile sona eren çoğul isimlere sadece (') ilave edilir.

the girls' hats kızların şapkaları
the soldiers' barracks askerlerin kışlası
the students' school öğrencilerin okulu
the cows' horns ineklerin boynuzları
the dogs' tails köpeklerin kuyrukları

3. Sonu (s) ile biten özel isimler ('s) veya sadece (') alırlar. Her iki şekil de mümkündür:

Mr Jones's father Bay Jones'un babası
Mr Jones' father Bay Jones'un babası

4. Birleşik isimlerde son ismin sonuna ('s) ilave edilir.

His father-in-law's bag Kayınpederinin çantası
My mother-in-law's hat Kayınvalidemin şapkası

5. Bir şeye sahip olan kişiler birden fazlaysa sadece son isme ('s) ilave
edilerek mülkiyet haline sokulur.

Turgut and Selma's dog Turgut ve Selma'nın köpeği
The girl and her friend's Kız ve arkadaşının dairesi
flat
Your mother and father's Annen ve babanın odası
room


('s) ve (of) ile mülkiyet halinin kullanılışı

Genel olarak ('s) ile mülkiyet hali insan ve hayvanlar için kullanılır. Yani ('s) ilavesinin yapılacağı isim bir insan veya hayvan gösteren isim olmalıdır. Örneğin, man (adam), teacher (öğretmen), the pilot (pilot), Mr Smith (Mr Smith), the horse (at), the bird (kuş)

Selim's pen Selim'in kalemi
the workman's shoes işçinin ayakkabıları
the pilot's hat pilotun şapkası
the pilots' hats pilotların şapkaları
the cat's tail kedinin kuyruğu
the elephant's teeth filin dişleri
Gordon's friends Gordon'un arkadaşları
the soldiers' gun askerlerin silahı
the soldier's gun askerin silahı


Cansız varlıklara ait isimlerin mülkiyet hali bu isimlerin önüne of getirilerek yapılır.

of the door kapının
the key of the door kapının anahtarı

of the garden bahçenin
the walls of the garden bahçenin duvarları

of the church kilisenin
the doors of the church kilisenin kapıları

of the trees ağaçların
the leaves of the trees ağaçların yaprakları

of the room odanın
the window of the room odanın penceresi

of the table masanın
the legs of the table masanın ayakları

Cansızların mülkiyet halinin of ile yapılması kuralına uymayarak, insan ve hayvanlar için kullanılan ('s) ile mülkiyet hali yapılan isimler şunlardır:

a. Gemi ve diğer deniz araçları.

the ship's deck geminin güvertesi
the yacht's crew yatın tayfası

b. Zamanla ilgili sözcükler.

a week's holiday bir haftalık tatil
today's newspaper bugünün gazetesi
five days' work beş günlük iş
twenty minutes' break yirmi dakikalık istirahat
tomorrow's program yarının programı
an hour's time bir saatlik zaman
half a day's walk yarım günlük yürüyüş
yesterday's news dünün haberi
ten minutes' delay on dakikalık gecikme
an hour's wait bir saatlik bekleyiş

c. Para isimleriyle birlikte worth sözcüğü kullanıldığı takdirde.

fifty billion liras' worth of elli milyar liralık evler
houses
a dollar's worth of food bir dolarlık yiyecek
two pounds' worth of iki paund'luk çiçek
flowers

d. Bazı deyimlerdeki isimler.

a stone's throw bir taş atımı (mesafe)
the journey's end yolculuğun sonu
at his wit's end şaşırmış
in the mind's eye hayalde, düşte
the water's edge su kenarı

e. İşyeri gösteren isimler genellikle ('s) almış durumda kullanılarak onu izleyecek (sahip olunan) isim kaldırılır.

butcher's (butcher's shop) kasap (kasap dükkânı)
chemist's (chemist's shop) eczane (eczane dükkânı)

f. Bazı cümlelerde bu sözcüğü tekrarlamamak için sahip olan isme ('s) eklenerek sahip olunan isim kaldırılır.

This is my chair, and this is Bu benim sandalyem, bu annemin-
my mother's. kidir.
She brought your letters Sizin mektuplarınızı getirdi, fakat
but she didn't bring Tom's. Tom'unkini getirmedi.
Is it your book or your O senin kitabın mı yoksa kız kar-
sister's? deşininki mi?

Bu cümlelerde mother's isminden sonra chair, Tom's isminden sonra letters, sister's isminden sonra book tekrarlanmamıştır.

g. Bazı durumlarda bir cümlede hem of hem de ('s) ile yapılmış iki mülkiyet hali birden bulunur.

a friend of Hasan's Hasan'ın bir arkadaşı
a book of Hemingway's Hemingway'in bir kitabı
a play of Arthur Miller's Arthur Miller'in bir piyesi


('s) ve (of) kullanılmadan yapılmış isim tamlamaları

Türkçede olduğu gibi İngilizcede de iki isim yan yana gelerek bir tamlama yaparlar. Bu tamlamalar bazan iki yalın isimden, bazan bir isim ve ing alarak isim olmuş sözcükten oluşur.
college library kolej kitaplığı
garden gate bahçe kapısı
kitchen table mutfak masası
summer holiday yaz tatili
travel agent seyahat acentesi
winter clothes kış giysileri
petrol tank benzin deposu
tennis court tenis kortu
bottle-opener şişe açacağı
love story aşk öyküsü
car driver oto sürücüsü
traffic lights trafik ışıkları
river bank nehir kenarı

fruit picking meyve toplama
weight-lifting ağırlık kaldırma
stamp-collecting pul toplama
bird-watching kuş gözleme
surf-riding sörf yapma

waiting list bekleme listesi
fishing-rod balık oltası
dining-room yemek odası
driving licence sürücü belgesi
swimming pool yüzme havuzu

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:30
COMPARISON OF ADJECTIVES
SIFATLARIN KARŞILAŞTIRILMASI

Sıfatlar, sahip oldukları özelliklerin derecelerinin belirtilmesi bakımından (degrees of comparison - karşılaştırma derecesi) denen üç halden veya şekilden birinde bulunurlar.


1. positive degree - tabii derece

Bu, sıfatın şimdiye kadar gördüğümüz normal şeklidir.

young (genç) strong (kuvvetli)
big (büyük) useful (yararlı)
long (uzun) soft (yumuşak)


2. comparative degree - daha üstünlük derecesi

Bir şahıs veya şeye ait sıfatın, başka bir şahıs veya aynı sıfattan daha üstün olduğunu belirtmek için kullanılan derece şeklidir. Bunu yapmak için sıfata, kısa bir sözcükse er eklenir, uzun bir sözcükse önüne more getirilir. er ve more Türkçedeki "daha" sözcüğünün karşılığıdır.

younger (daha genç) brighter (daha parlak)
higher (daha yüksek) longer (daha uzun)

more expensive (daha pahalı) more beautiful (daha güzel)
more useful (daha yararlı) more interesting (daha ilginç)


3. superlative degree - en üstünlük derecesi

Bir şahıs veya şeye ait sıfatın diğer benzerleri arasında en üstün düzey- de olduğunu anlatmak için kullanılan derece şeklidir. Bunu yapmak için sıfata, kısa bir sözcükse est eklenir, uzun bir sözcükse önüne most getirilir. Ayrıca sıfatın önüne the konulur. est ve most Türkçedeki "en" sözcüğünün karşılığıdır.

the longest (en uzun) the youngest (en genç)
the biggest (en büyük) the brightest (en parlak)

the most expensive (en pahalı) the most beautiful (en güzel)
the most useful (en yararlı) the most difficult (en zor)


comparison of adjectives - sıfatların karşılaştırılması

positive comparative superlative
degree degree degree

high higher the highest
old older the oldest
small smaller the smallest
careful more careful the most careful
interesting more interesting the most interesting
expensive expensive the most expensive

İki heceden fazla olan sıfatların üstünlük ve en üstünlük dereceleri more, most ile yapılır.

İki heceli sıfatlar ya er, est eklenerek ya da önlerine more, most alarak üstünlük ve en üstünlük haline girerler. Bazıları da her iki şekilde kullanılabilirler. Bu konuda çok kesin bir kural yoktur.

Sonu y ve er ile biten sıfatlar er, est alırlar.
clever akıllı
cleverer daha akıllı
the cleverest en akıllı

pretty güzel
prettier daha güzel
the prettiest en güzel

holy kutsal
holier daha kutsal
the holiest en kutsal

ful ve re ile biten sıfatlar genellikle more, most alırlar.

doubtful şüpheli
more doubtful daha şüpheli
the most doubtful en şüpheli

hopeful ümitli
more hopeful daha ümitli
the most hopeful en ümitli

obscure müphem
more obscure daha müphem
the most obscure en müphem

Bunun dışında, aşağıdaki sıfatlar hem er, est hem de more, most ile kullanılabilirler.

able polite
common simple
cruel feeble
handsome noble
narrow pleasant


kurala uymayan sıfat dereceleri

Bazı sıfatların üstünlük ve en üstünlük dereceleri belirttiğimiz kurallar uyarınca yapılmaz. Bunların bu dereceler için ayrı şekilleri vardır.


good iyi bad kötü
better daha iyi worse daha kötü
the best en iyi the worst en kötü

little az many çok
less daha az more daha çok
the least en az the most en çok

much çok far uzak
more daha çok farther daha uzak
the most en çok the farthest en uzak

old yaşlı
older daha yaşlı
the oldest en yaşlı

Elder ve eldest sadece aynı aile içindeki iki şahsın yaşlılık dereceleri söz konusu olduğu zaman kullanılır.


sıfatların karşılaştırılmaları ile cümleler

Positive degree "tabii derece" comparative degree "daha üstünlük derecesi" ve superlative degree "en üstünlük derecesi" halinde bulunan sıfatların yer aldığı cümle yapılarını inceleyelim :


a. eşitlik karşılaştırması

Bir sıfata eşit derecede sahip olunduğunu gösteren eşitlik karşılaştırmasında sıfat tabii derecedeki haliyle yani eksiz olarak iki as arasına konulmak suretiyle cümle kurulur.

as ... as ... kadar
as high as ... ... kadar yüksek

The wall is as high as the tree. Duvar, ağaç kadar yüksektir.
Mary is as old as Ali. Mary, Ali kadar yaşlıdır.
She is as clever as your son. O, oğlun kadar akıllıdır.
I am as careful as his mother. Ben onun annesi kadar dikkatliyim.
This car is as expensive as the Bu otomobil diğer otomobil kadar
other car. pahalıdır.
These questions are as difficult Bu sorular diğerleri kadar zordur.
as the others.
Is Tom as tall as his father? Tom, babası kadar uzun mudur?
Are you as fat as my sister? Benim kız kardeşim kadar şişman
mısınız?

Bu tip cümlelerin olumsuz şekli bu yapıya sadece not ilavesiyle yapılabileceği gibi, ilk as yerine so da getirilebilir. Her iki şekil mümkündür. Anlam bakımından fark yoktur.

Your bag is as heavy as mine. Senin çantan benimki kadar ağırdır.
Your bag is not as heavy as Senin çantan benimki kadar ağır
mine. değildir.
Your bag is not so heavy as Senin çantan benimki kadar ağır
mine. değildir.
Apples are not so big as oranges. Elmalar portakallar kadar büyük
değildir.
Our teacher is not so old as your Bizim öğretmenimiz sizin öğret-
teacher. meniniz kadar yaşlı değildir.
This street is not so wide as Bu cadde diğerleri kadar geniş de-
the others. ğildir.


b. daha üstünlük karşılaştırması

Bir şahıs veya şeyin bir sıfata diğerlerinden daha fazla sahip olduğunu anlatmak için "daha üstünlük karşılaştırması şekli" kullanılır.

Sıfata er ekleyerek veya önüne more getirilerek yapılan bu karşılaştırma şekli cümlede aşağıda görüldüğü gibi kullanılır. Bu yapı için cümleye ayrıca than sözcüğü eklenir.

small küçük
smaller daha küçük
smaller than ... ...den daha küçük
expensive pahalı
more expensive daha pahalı
more expensive than ... ...den daha pahalı

A tower is higher than a house. Bir kule bir evden daha yüksektir.
Towers are higher than houses. Kuleler evlerden daha yüksektir.
She is shorter than my sister. O kız kardeşimden daha kısadır.
She is more beautiful than my O kız kardeşimden daha güzeldir.
sister.
The waiter is more careful than Garson senin oğlundan daha
your son. dikkatlidir.
Helen is not older than Mary Helen, Mary'den daha yaşlı değildir.
Are they cheaper than our Onlar bizim halılarımızdan daha
carpets? ucuz mudur?
Your English is better than mine. Senin İngilizcen benimkinden daha
iyidir.


c. en üstünlük karşılaştırması

Bir şahıs veya şeyin bir sıfata diğerleri arasında en fazla sahip olduğunu belirtmek için "en üstünlük karşılaştırması şekli" kullanılır. Sıfata est ekleyerek veya önüne the most getirilerek yapılan bu karşılaştırma şeklinde cümle içinde çoğu zaman in veya of bulunur.

short kısa
the shortest en kısa
the shortest in ... ... içinde en kısası
the shortest of ... ...nin en kısası

interesting ilginç
the most interesting en ilginç
the most interesting in ... ...içinde en ilginci
the most interesting of ... ...nin en ilginci

This is the shortest of my dresses. Bu elbiselerimin en kısasıdır.
Ted is the shortest student in Ted sınıfında en kısa öğrencidir.
his class.
Ted is the shortest student of Ted sınıfının en kısa öğrencisidir.
his class.

My son is the cleverest of this Oğlum bu grubun en akıllısıdır.
group.
Harry is the politest waiter in Harry bu lokantada en kibar
this restaurant. garsondur.
Ayşe is the most beautiful girl Ayşe bu köyde en güzel kızdır.
in this village.
I'll give you the most interesting Sana kütüphanemdeki en ilginç ki-
book in my library. tabı vereceğim.
This is the happiest day of my Bu hayatımın en mutlu günüdür.
life.
Erciyes isn't the highest Erciyes Türkiye'de en yüksek
mountain in Turkey. dağ değildir.
Is this the oldest church Bu Roma'da en eski kilise midir?
in Rome?

This is a short stick. Bu kısa bir çubuktur.
This stick is as short as a pencil. Bu çubuk bir kalem kadar kısadır.
This stick is not so short Bu çubuk bir kalem kadar kısa
as a pencil. değildir.
This stick is shorter than Bu çubuk şu daldan daha kısadır.
that branch.
This stick is the shortest stick Bu çubuk bahçede en küçük çubuk-
in the garden. tur.


karşılaştırma şekillerinin diğer kullanılış yerleri

Bir sıfatın gittikçe artışını göstermek için bu sıfatın daha üstünlük şekli aralarında and olmak üzere iki kere söylenir.

The water is getting hotter and Su gittikçe sıcaklaşıyor.
hotter. (Daha sıcak oluyor.)
The weather is getting colder Hava gittikçe soğuyor.
and colder.
She is getting fatter and fatter. Gittikçe şişmanlıyor.
The town is getting bigger and Şehir gittikçe büyüyor.
bigger.

Önüne more alan uzun sıfatlarda sıfat tekrarlanmak yerine more tekrarlanır.

The girl became more and more Kız futbol maçlarıyla gittikçe
interested in football matches. daha fazla ilgilendi.
Your daughter will be more and Kızınız gittikçe daha güzel
more beautiful. olacak.
Everything will be more and more Her şey gittikçe daha pahalı
expensive. olacak.

Bir sıfatın artışıyla diğerinin de buna paralel olarak artışı şöyle anlatılır.

The newer the better. Daha yeni daha iyi. (Ne kadar
yeniyse o kadar iyi.)
The bigger the heavier. Daha büyük daha ağır. (Büyüdükçe
daha ağır.)
The bigger the armchairs are the Koltuklar büyüdükçe daha ağır
heavier they will be. olacaklar.
The richer he gets the happier Zenginleştikçe daha mutludur.
he is.

Daha üstünlük dereceleri, yani er, more ile kullanılan sıfatlar aşağıdaki
gibi cümlelerde than almadan da kullanılırlar.

I know a better place. Daha iyi bir yer biliyorum.
Could you give me a newer Bana daha yeni bir sandalye
chair? verebilir misiniz?
You must take a smaller hat. Daha küçük bir şapka almalısınız.
This is too small; give me a Bu çok küçük; bana daha büyüğünü
bigger one. ver.

She is better today. Bugün daha iyi.
It will be warmer tomorrow. Yarın hava daha sıcak olacak.
The man is happier now. Adam şimdi daha mutlu.
The people were richer then. İnsanlar o zaman daha zengindi.

The workers made the road İşçiler yolu daha geniş yaptılar.
wider. (genişlettiler)
She made everything cleaner. Her şeyi daha temiz yaptı.
The student did his homework Öğrenci ev ödevini daha iyi yaptı.
better.


(than) ve (as)'den sonra zamir ve yardımcı fiil

Than ve as'den sonra şahıs zamiri geliyorsa genellikle bunu takiben cümlenin fiili tekrarlanır.

Gül has more money than he has. Gül'ün ondan daha fazla parası var.
We are as rich as they are. Onların olduğu kadar zenginiz.
The house is as big as his is. Ev onunki kadar büyüktür.
Ann is more beautiful than she is. Ann ondan daha güzeldir.
The children are cleverer than Çocuklar onlardan daha akıllıdır.
they are.

Than veya as'den sonra you veya I zamirleri geliyorsa sondaki fiil atılabilir.


He is stronger than you. O sizden daha kuvvetlidir.
She is as clever as you. O sizin kadar akıllıdır.
He has more money than I. Onun benden daha çok parası var.
He isn't as rich as we. O bizim kadar zengin değildir.

Son iki örnekteki I ve we sadece çok resmi konuşmalarda kullanılmakta, bunun yerine halk arasında daima me ve us tercih edilmektedir.

The man is shorter than me. Adam benden daha kısadır.
The tourists are not so healthy Turistler bizim kadar sağlıklı değil-
as us. lerdir.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:31
ARTICLES - TANIM EDATLARI

Tanım edatları a (an) ve the sözcükleridir. a (an) belirsiz tanım edatı (indefinite article), the belirli tanım edatı (definite article)dır. the indefinite article - belirsiz tanım edatı (A-AN) İsimlerin önüne gelen ve "bir, herhangi bir" anlamı veren a belirsiz tanım edatı (a, e, i, o, u) sesli harfleriyle veya okunmayan (h) harfiyle başlayan isimler önünde an şekline girer. a chair (bir sandalye) a house (bir ev) a book (bir kitap) a mountain (bir dağ) a man (bir adam) a door (bir kapı) an apple (bir elma) an umbrella (bir şemsiye) an egg (bir yumurta) an hour (bir saat) İsimlerin önünde bulunan a tanım edatı o şeyin bu isimle isimlendirilen türün içinden herhangi biri olduğunu belirtir. Örneğin, a table (bir masa) dendiğinde "masa" olarak isimlendirilen şeylerden biri kastedilmiş olur. Bu durumda özel ve bilinen bir masa değil herhangi bir masa söz konusudur. Bring a table. "Bir masa getir." sözündeki a table bilinen ve özellikle belirtilmiş bir masa değil, masa türünden herhangi biridir. She is a student. O bir öğrencidir. This is a chair. Bu bir sandalyedir. A cat is an animal. Bir kedi bir hayvandır. Give me a book. Bana bir kitap ver. I see a man in the garden. Bahçede bir adam görüyorum. Tanım edatı a sayılabilen ve tekil isimler önünde kullanılır. Take an apple. Bir elma al. Is this a clock? Bu bir saat midir? A house has a door. Bir evin bir kapısı vardır. A dog can catch a child. Bir köpek bir çocuğu yakalayabilir. A (an) belirsiz tanım edatının en önemli özelliğini belirttikten sonra kullanılma yerlerini sıralayalım: 1. Özel bir şahıs veya şeyi belirtmeyen herhangi bir sayılabilen tekil isim önünde. I see a bird. Bir kuş görüyorum. Take a chair. Bir sandalye al. Read a story. Bir hikâye oku. We live in an apartment. Bir dairede oturuyoruz. 2. Bir sınıf veya topluluğu belirtmek için tekil isimlerle. A cow is a useful animal. Bir inek yararlı bir hayvandır. A baby needs care. Bir bebeğin bakıma ihtiyacı vardır. A triangle has three corners. Bir üçgenin üç köşesi vardır. Bu cümlelerde (Bütün inekler yararlıdır. Bütün bebeklerin bakıma ihtiyacı vardır. Bütün üçgenlerin üç köşesi vardır.) anlamı bulunmaktadır. 3. Meslek isimlerini de kapsayan isimler, dinler, sınıflarla ve isim tamlayıcısı olarak. He is a doctor. O bir doktordur. She is a nurse. O bir hemşiredir. He is a Muslim. O bir Müslümandır. Margaret is a Christian. Margaret bir Hıristiyandır. Turgut became an engineer. Turgut bir mühendis oldu. 4. Bazı ölçü ifadelerinde, a dozen (bir düzine) a quarter (bir çeyrek) a couple (bir çift) a hundred (yüz) half a dozen (yarım düzine) a thousand (bin) a million (bir milyon) a great many (pek çok) a lot of (birçok, çok) a great deal of (pek çok) 5. Fiyat, sürat, oran ifadelerinde, 25 dollars a metre. Metresi 25 dolar. 2 dollars a kilo. Kilosu 2 dolar. Four times a month. Ayda dört kere. Twice a week. Haftada iki kere. 60 kilometres an hour. Saatte 60 kilometre. He drove the car at 80 kilomet- Otomobili saatte 80 kilometreyle res an hour. sürdü. We have English lessons five times Haftada beş kere İngilizce a week. dersimiz vardır. This cloth is 90 dollars a meter. Bu kumaşın metresi 90 dolardır. 6. What ile başlayan aşağıdaki tip cümlelerde. What a cold day! Ne soğuk bir gün! What a nice girl! Ne güzel bir kız! 7. Tanımadığı bir şahıs olduğunu belirtmek için özel isimler önünde. A Mr Miller. Bir Mr Miller. Bu ifadede sözü söyleyen kendisi için yabancı olan Mr Miller isimli bir kimseden bahsettiğini belirtmektedir. 8. Bunun dışında çeşitli deyimler içinde a (an) yer alır. What a pity. Ne yazık. keep something as a secret bir şeyi bir sır olarak saklamak as a rule kural olarak, genellikle in a hurry acele (ile) in a temper öfkeli all of a sudden aniden take an interest in -e ilgi duymak take a pride in gurur duymak take a dislike in -den soğumak make a fool of oneself kendini gülünç etmek have a headache başı ağrımak have a pain ağrısı olmak have a cold soğuk almak have a cough öksürüğü olmak have a mind to aklından geçmek (yapmayı düşün- mek) have a fancy for istek duymak on an average ortalama olarak belirsiz tanım edatı (a -an) ın kullanılmadığı yerler 1. Çoğul isimler önünde kullanılmaz. Önünde a olan bir isim çoğul yapılınca a kalkar. a cat bir kedi cats kediler an orange bir portakal oranges portakallar 2. Sayılamayan isimlerin önünde kullanılmaz. Water, iron, glass, stone, wine, coffee, paper, tea gibi isimler İngilizcede sayılamayan isimlerdir. Bunların önünde a (an) yer almaz. Advice, news, information, furniture, baggage isimleri de İngilizcede sayılamayan isimlerdendir. Bunlarla da a (an) kullanılmaz. Ancak, bu sayılamayan isimler belli ve özel bir anlamda kullanıldıklarında belirsiz tanım edatı alabilirler. Hair (saç) baştaki bütün saçı kastederek söylendiğinde a (an) almaz. Ancak tek kıl kastedilmişse a (an) ile kullanılır. His hair is black. Onun saçı siyahtır. I found a hair on the plate. Tabakta bir kıl buldum. Sayılamayan isimler a (an) alamadığı için bunların önünde sıfat olarak some, any, a little, a lot of, a piece of gibi sözcükler kullanılır. 3. Happiness (mutluluk), death (ölüm), fear (korku), beauty (güzellik), courage (cesaret) gibi soyut isimler önünde de özel bir durum olmadıkça a (an) bulunmaz. 4. Yemek öğünlerinin önünde a (an) kullanılmaz. We have breakfast at eight Saat sekizde kahvaltı ederiz. o'clock. Lunch time is between twelve Öğle, yemeği vakti saat on iki ve bir and one o'clock. arasındadır. We'll go to dinner soon. Yakında akşam yemeğine gideceğiz. the definite article - belirli tanım edatı (THE) Belirli tanım edatı diye adlandırılan the sözcüğü, tekil, çoğul, sayılabilen, sayılamayan bütün isimlerin önünde kullanılabilir ve onların belli, bilinen, aynı cins şeylerin içinden herhangi biri değil, belirli ve bilinen olduğunu işaret eder. the man adam (bu adam - belli adam) the chair sandalye (bu sandalye - bilinen sandalye) the houses evler (bu evler - belli evler) the morning sabah (belli bir sabah) Belirli tanım edatının kullanıldığı yerler. 1. Dünyada sadece bir tane olan isimler önünde. the earth dünya the sky gökyüzü the moon ay the sun güneş the weather hava the east doğu 2. Sözün başında geçtiği için artık bilinen bir şey durumuna gelen isimler önünde. I saw a bird. The bird was flying Bir kuş gördüm. Kuş evin üzerinde over the house. uçuyordu. She bought a hat. The hat is in Bir şapka aldı. Şapka şimdi onun her bag now. çantasındadır. We met a girl. The girl walked Bir kıza rastladık. Kız bizimle with us. yürüdü. He gave me a book. The book Bana bir kitap verdi. Kitap çok was very interesting. ilginçti. 3. Bir cümlecik ilave edilerek isim hakkında açıklama yapılması nedeniyle isim tanıtılmışsa. The man we met yesterday. Dün rastladığımız adam. The house they bought. Satın aldıkları ev. The park where they played. Oyun oynadıkları park. The building on the hill. Tepedeki ev. Bu sözlerdeki man, house, park, building takip eden cümlecik içinde ayrıcalığı belirtilip açıklama yapıldığı için belirli birer isim olmuş ve önlerine the almışlardır. 4. Bulunduğu yer bilinen isimler önünde. They are in the park. Onlar parktadırlar. Our house is near the station. Evimiz istasyonun yanındadır. In, on, under gibi edatlarla yapılmış cümlelerin çoğunda bu edatlar isimler hakkında bilgi verip onları açıkladıkları için bu cümlelerdeki isimler önünde the kullanılır. The chair is in the room. Sandalye odadadır. The boat is under the bridge. Kayık köprünün altındadır. The map is on the wall. Harita duvardadır. Are the apples in the refrigerator? Elmalar buzdolabında mı? The ball is under the bed. Top yatağın altındadır. 5. En üstünlük derecesindeki sıfatlar ve first, second gibi sıralama sıfatları önünde bulunur. This is the widest street in Şehirde en geniş cadde budur. the city. Are these the most beautiful Bunlar bu müzede en güzel paintings in this museum? tablolar mıdır? The second house belongs to me. İkinci ev bana aittir. What is the fourth day of the week? Haftanın dördüncü günü nedir? 6. The ile kullanılan tekil isim bir hayvan veya eşya grubunu gösterebilir. Bununla tekil fiil kullanılır. The parrot lives only in this Papağan (papağan türü) sadece place. bu yerde yaşar. The horse is most helpful for At çiftçiler için en yardımcı olandır. the farmers. The kitchen robots are quite new Mutfak robotları bu ülke için çok for this country. yenidir. 7. The ile kullanılan sıfat bir grup insanı gösterir. Fiil çoğul durumda olur. the old yaşlılar The old are easy to please. Yaşlılar kolay memnun edilirler. They made a hospital for the old. Yaşlılar için bir hastane yaptılar. the blind körler The blind need your help. Körlerin yardımınıza ihtiyacı var. the young gençler The young are usually impatient. Gençler genellikle sabırsızdır. 8. The, özel isimli deniz, nehir, takım adaları, sıradağlar, çoğul isimli ülkeler, çöller önünde kullanılır. the Alps Alpler the Sahara Sahra the Netherlands Hollanda the Antarctic Antarktika the Atlantic Atlantik the Adriatic Adriyatik the U.S.A. Amerika Birleşik Devletleri the United Kingdom Birleşik Krallık the Bahamas Bahamalar the West Indies Batı Hint Adaları the Thames Thames Nehri the Danube Tuna Nehri the Mississippi Mississippi Nehri 9. Müzik aletleri önünde the kullanılır. She plays the piano. O piyano çalar. Do you play the flute? Flüt çalar mısınız? belirli tanım edatının kullanılmadığı yerler 1. Özel şahıs isimleri ve yukarıda belirtilen özel yer isimleri dışında kalan isimler önünde the kullanılmaz. Fakat çoğul yapılmış soyadı önünde kullanılarak o soyadını taşıyan aile belirtilir. The Smiths Smith'ler (Smith ailesi) We visited the Millers last night. Dün akşam Miller'leri ziyaret ettik. 2. Özel bir anlamda kullanılmadıkları takdirde soyut isimler önünde the olmaz. We fear death. Ölümden korkarız. Life is very hard for the poor Yoksullar için hayat çok zordur. Beauty doesn't last long. Güzellik uzun sürmez. We fought for freedom. Özgürlük için savaştık. Fakat bu soyut isimler belli ve özel bir anlamda kullanılırlarsa the alırlar. The death of his father made Babasının ölümü onu çok mutsuz him very unhappy. etti. The life in these parts of the Ülkenin bu kısımlarındaki hayat ta- country is unbearable. hammül edilmezdir. The actress's beauty made Aktrisin güzelliği onu zengin ve ünlü her rich and famous. yaptı. 3. Yemek öğünlerinin isimleri önünde the kullanılmaz. Breakfast is ready. Kahvaltı hazırdır. What did you cook for dinner? Akşam yemeği için ne pişirdin? 4. Genel olarak sözü edilen malzeme isimleriyle the kullanılmaz. Milk is so cheap in this town. Bu kasabada süt pek ucuz. Butter is made from milk. Tereyağı sütten yapılır. We grow wheat in our fields. Tarlalarımızda buğday yetiştiririz. Buna benzer anlamda kullanılan ve bütün o cins şeylerin tümünü belirten çoğul isimler önünde de the bulunmaz. Books are our best friends at all Kitaplar bütün yaşlarda en iyi arka- ages. daşlarımızdır. Roses are beautiful flowers. Güller güzel çiçeklerdir. Soldiers are brave men. Askerler cesur adamlardır. Cities are big towns. Şehirler büyük kasabalardır. Fakat bu isimler genel anlamda değil belli bir grubu veya malzemeyi göstermek için kullanılırlarsa önlerine the konulur. The milk in the bottle is for my Şişedeki süt bebeğim içindir. baby. The roses in our garden are red. Bahçemizdeki güller kırmızıdır. The books she bought were Satın aldığı kitaplar dedektif detective novels. romanlarıydı. 5. Sıradağ isimleri önünde the kullanılmasına karşın dağ isimleri önünde the kullanılmaz. Ayrıca, göl ve burun isimleri ile de the kullanılmaz. Mount Everest Everest Tepesi Lake Van Van Gölü Cape Cod Cod Burnu Ancak bu tür isimler of ile bağlanan iki sözcükten oluşuyorsa bunlarla the kullanılır. the Lake of Lucerne Lucerne Gölü the Cape of Hope Ümit Burnu 6. Unvan sözcüğü ile birlikte bulunan özel isimler önünde the bulunmaz. King Henry Kral Henry Doctor Miller Doktor Miller Professor Henley Profesör Henley Lord Byron Lord Byron 7. Dil isimlerinin önünde the bulunmaz. Do you speak Turkish? Türkçe konuşur musunuz? (Türkçe bilir misiniz?) English is very difficult for them. İngilizce onlar için çok zordur. We'll learn German. Almanca öğreneceğiz. 8. Bir şahsın evi, yuvası, yaşadığı yer anlamındaki home sözcüğü, özellikle bir belirtme olmadıkça, the ile kullanılmaz. We go home by bus. Eve (evimize) otobüsle gideriz. Betty left home. Betty evden (evinden) ayrıldı. The children got home late. Çocuklar eve geç geldiler. They arrived home after six Eve saat altıdan sonra vardılar. o'clock. Görüldüğü gibi home önünde the kullanılmamış, ayrıca go'dan sonra to, arrive fiilinden sonra at edatları yer almamıştır. 9. Church, market, college, school, hospital, court, prison, work, sea, bed sözcükleri, özel bir belirtme durumu olmadıkça, bunlara gidiş veya orada bulunuş anlatılırken önlerinde the kullanılmaz. They go to church every Sunday. Her pazar kiliseye giderler. Women go to market to buy food. Kadınlar yiyecek almak için pazara giderler. The women of this village go to Bu köyün kadınları meyva ve market to sell fruit and vegetables. sebze satmak için pazara giderler. Does Emma go to school? Emma okula gider mi? My father is in hospital. Babam hastanededir. Philip has been in prison for Philip iki yıldır hapishanededir. two years. They went to church; they are at Kiliseye gittiler; şimdi kilisede- church now. dirler. All the workers are at work. Bütün işçiler iştedir. We go to bed at eleven o'clock. Saat on birde yatarız. Eleanor left hospital yesterday. Eleanor dün hastaneden çıktı. She is very well now. Şimdi çok iyidir. We were at sea in a small ship. Küçük bir gemiyle denizdeydik. Bu yer isimleri oraya normal kullanılış amacıyla gidildiğl zaman bu şekilde kullanılırlar. Örneğin, I go to school. "Okula giderim." sözü okula devam ederim, öğrenim görürüm, anlamında olduğu zaman the almaksızın kullanılır. Ancak eğitim görmek dışında herhangi bir nedenle okul binasına gitmek durumunda the kullanılır. I went to the school to see the Müdürü görmek için okula gittim. headmaster. She goes to bed early. Erken yatar. She went to the bed and took the Yatağa gitti ve battaniyeleri aldı. blankets. He'll be in prison for years. Yıllarca hapishanede olacak. They went to the prison to see Babalarını görmek için hapishaneye their father. gittiler. Old women go to church every Yaşlı kadınlar her sabah kiliseye morning. giderler. We visited the church to see Çanları görmek için kiliseyi ziyaret the bells. ettik. Ancak yukarıda gördüğümüz isimlere çok benzer oldukları halde office, cinema, theatre isimleri the ile kullanılırlar. He goes to the office every day. Her gün büroya gider. Let's go to the cinema tonight. Bu akşam sinemaya gidelim. The students are in the theatre Öğrenciler şimdi tiyatrodadırlar. now. Frank is at the office. Frank bürodadır. Frank is at work. Frank iştedir. 10. Mevsim, yortu, bayram isimleri genel anlamda kullanılmışlarsa the almazlar. The tourists come to Turkey in Turistler Türkiye'ye yazın gelirler. summer. In winter we go to Uludağ. Kışın Uludağ'a gideriz. They'll be in İzmir at Easter. Paskalyada İzmir'de olacaklar. Fakat belli bir yılın mevsimi söz konusu ise bunun önünde the kullanılır. They came in the spring of 1975. 1975 baharında geldiler.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:31
COUNTABLE AND UNCOUNTABLE NOUNS
SAYILABİLEN VE SAYILAMAYAN İSİMLER

İngilizcede cins isimler "sayılabilen" ve "sayılamayan" olarak da sınıflan-dırılırlar. Sayılması, adetle belirtilmesi mümkün olmayan şeyler "sayılamayan isimlerdir. Örneğin,

water su ink mürekkep
salt tuz wood tahta
tea çay milk süt
meat et flour un
tobacco tütün butter tereyağı
cheese peynir glass cam

sözcükleri birer sayılamayan isimdir. Bunların önünde a (an) kullanılmaz ve genel olarak çoğul hale sokulamazlar. Bu bakımdan da önlerinde sayı sözcüğü yer almaz. Örneğin, "beş et, üç un, iki mürekkep, bir tütün" denmez. Türkçede sayılamayan isimlerin çoğul yapılmaması kuralı üzerinde pek durulmaz ve "Sular akmıyor. Elektrikler kesildi. Unlar yere döküldü." gibi sözlerde sayılamayan isimler çoğul halde kullanılırlar.

İngilizcede sayılamayan isimleri çoğul yapmak, önlerinde a (an) veya bir sayı kullanmak çok büyük yanlış olur. Bu bakımdan, Türkçedeki duruma aldanıp İngilizce cümlelerde aynı şeyi uygulamak hatasına düşmemek için sayılamayan isimlerin hangileri olduğunu iyi öğrenmek gerekir.

İngilizcede sayılamayan şeyler, kahve, su, süt gibi sıvı halindeki maddeler, tuz, un gibi ince taneli şeyler, et, tütün, kereste, bakır, altın gibi madde isimleri, güzellik, cesaret, sağlık gibi soyut isimlerdir.

Türkçede sayılamayan isimlerin pek çoğu ile kullanılan sayı sözcükleri aslında o şeyin sayısını değil, o şeyin içinde bulunduğu kabın adedini gösterir.

iki süt
beş tuz
üç çay

sözlerindeki sayılar üç bardak çay, beş paket tuz, iki şişe süt anlamını taşırlar. Yani adetlendirilen şeyler bardak, paket, şişe sözcükleridir.

Aşağıdaki örneklerde tobacco, air, butter, cheese, daytime, dirt, grass coffee, beauty, hair, help, ice, ink, sand, sea, soup, rain, glass sayı-lamayan isimlerinin cümle içinde kullanılışları görülmektedir.

Cigarettes are made of tobacco. Sigaralar tütünden yapılır.
Milk is very useful for your baby. Süt bebeğiniz için çok yararlıdır.
They gave us butter and jam. Bize tereyağı ve reçel verdiler.
The lambs are running about on Kuzular yeşil çimen üzerinde koşu-
the green grass. şuyorlar.
Will you have coffee or tea? Kahve mi yoksa çay mı alacaksınız?
Put some sand in the bottle. Şişenin içine biraz kum koy.
Her hair is black. Onun saçı siyahtır.
I didn't ask for help. Yardım istemedim.
We'll give them soup and cheese. Onlara çorba ve peynir vereceğiz.
You can see better in daytime. Gündüzün daha iyi görebilirsiniz.
There was rain all day long. Bütün gün boyunca yağmur vardı.
Write in ink. Mürekkeple yaz.
These chairs are made of wood. Bu sandalyeler tahtadan yapılmıştır.

Sayılamayan isimler önünde belli bir miktarı göstermek için some, a lot of gibi sözcükler veya bu şeylerin içinde bulunduğu kapları belirten ifadeler yer alabilir.


Give me some water. Bana biraz su ver.
There is a lot of milk in the Şişede çok süt var.
bottle.
Put some meat in the saucepan. Tencereye biraz et koy.
We bought two bottles of ink. İki şişe mürekkep aldık.
She wanted three packets of sugar. Üç paket şeker istedi.
Give me some bread. Bana biraz ekmek ver.
Give me two loaves of bread. Bana iki somun ekmek ver.
There is some dirt on the plate. Tabakta biraz kir var.
They used paper and tobacco. Kâğıt ve tütün kullandılar.
Give her a piece of paper. Ona bir parça kâğıt ver.

Sayılamayan isimler dışında kalan bütün isimler önlerine a (an) alabilir, çoğul yapılabilir ve sayılarla kullanılabilirler.

This is a table. Bu bir masadır.
There are two tables in the room. Odada iki masa var.
The tables are small. Masalar küçüktür.
The table is small. Masa küçüktür.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:33
DEFINING RELATIVE CLAUSES
TANIMLAYAN iLGi CÜMLECİKLERİ

insanlar için kullanılan ilgi zamirleri

Bu tip bir cümlede isim şahıs ise ve cümlenin öznesi durumunda olup yalın haldeyse ilgi cümleciği başında bu ismi belirtecek olan ilgi zamiri who olur.


The girl who brought the book is Kız, ki o kitabı getirdi, Dick'in
Dick's sister. kız kardeşidir. (Kitabı getiren kız
Dick'in kız kardeşidir.)
The students who came late Öğrenciler, ki onlar geç geldiler,
waited in the garden. bahçede beklediler. (Geç gelen öğ-
renciler bahçede beklediler.)

Burada iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyoruz :

Birincisi, konu başında da belirttiğimiz gibi, şahıslar için kullanılan who hem tekil, hem de çoğuI anlam vermektedir: (ki o, ki onlar).

İkincisi, İngilizce cümlenin yapısı daha kolay görülsün diye who zamiri (ki o, ki onlar) şeklinde çevrilmiş, sonra bu cümle aynı anlamı daha uygun bir Türkçeyle verecek hale getirilmiştir. Aşağıda (ki o) şeklinden diğer hale geçişi daha çok örnek üzerinde görmeniz için ilgi cümlecikleri veriyoruz. Bunlar tam cümle olmayıp sadece ilgi cümleciği bölümleridir.

the girl who came late kız, ki o geç geldi
geç gelen kız
the boys who ate the cake çocuklar, ki onlar pastayı yediler
pastayı yiyen çocuklar
the baby who drank the milk bebek, ki o sütü içti
sütü içen bebek
the baby who drinks the milk bebek ki o sütü içer
sütü (her zaman) içen bebek

the baby who is drinking the milk bebek, ki o sütü içiyor
sütü (şimdi) içen (içmekte olan) be-
bek
the baby who will drink the milk bebek, ki o sütü içecek
sütü içecek alan bebek
the teacher who teaches history öğretmen, ki o tarih öğretir
tarih öğreten öğretmen
the teachers who teach history öğretmenler, ki onlar tarih öğretir
tarih öğreten öğretmenler

Örneklerde who ile hem tekil hem de çoğul (ki o, ki onlar) anlamı verildiğini tekrar görürken İngilizcede fiilin çeşitli zamanlarınını (who drank, who drinks, who is drinking) Türkçeye tek şekilde "içen" olarak çevrildiği dikkati çekmektedir.

Böyle bir durumda Türkçeden İngilizceye çeviri yaparken Türkçe cümlede fiilin zamanını tam olarak bilip İngilizce cümleyi ona göre kurmak gerekir. Zira Türkçede "sütü içen" sözünde fiilin zamanı ancak sözün öncesinden dan anlaşılabilir, çünkü "sütü içen" sözü geçmişte, şimdiki zamanda, geniş zamanda da yapılmış olsa aynı şekilde kalır: dün sütü içen, şimdi sütü içen, her zaman sütü içen.


nesneler için kullanılan ilgi zamirleri

İsim bir şahıs olmayıp hayvan veya başka bir nesne ise bu durumda ilgi zamiri cümleciğinde "ki o, ki onlar" anlamında which ilgi zamiri kullanılır.

The doctor who examined me Doktor, ki o beni muayene etti, bir
is a specialist. uzmandır. (Beni muayene eden
doktor bir uzmandır.)
The doctors who examined me Doktorlar, ki onlar beni muayene
are specialists. ettiler, uzmandırlar. (Beni muayene
eden doktorlar uzmandırlar.)

The cat which ate the meat Kedi, ki o eti yedi, kaçtı. (Eti yiyen
has run away. kedi kaçtı.)
The cats which ate the meat Kediler, ki onlar eti yediler, kaçtılar.
have run away. (Eti yiyen kediler kaçtılar.)

The house which has four Ev ki o dört bacaya sahiptir,
chimneys belongs to my uncle. amcama aittir. (Dört bacası olan
ev amcama aittir.)

The bag which is under the Çanta, ki o masanın altındadır,
table is mine. benimkidir. (Masanın altındaki
çanta benimkidir.)
The garden which is at the back Bahçe, ki o okulun arkasındadır, bir
of the school has a tennis court. tenis kortuna sahiptir. (Okulun
arkasındaki bahçenin bir tenis
kortu vardır.)
The dog which is running to the Köpek, ki o otomobile koşuyor, bir
car is a sheep dog. çoban köpeğidir. (Otomobile koşan
köpek bir çoban köpeğidir.)
The streets which lead to the Caddeler, ki onlar müzeye çıkar,
museum are very narrow. çok dardır. (Müzeye çıkan caddeler
çok dardır.)


that ilgi zamiri

Who insanlar, which eşya ve hayvanlar için "ki o, ki onlar" anlamında birer ilgi zamiridirler. That sözcüğü de bir ilgi zamiri olarak kullanılır. Verdiği anlam sadece tekildir: "ki o".

That ilgi zamiri hem who hem de which yerine kullanılabilir.

The lady that wrote the letters Hanım, ki o mektupları yazdı,
lived in London. Londra'da yaşıyordu. Mektupları
yazan hanım Londra'da yaşıyordu.)
This is the tower that was built Kule budur, ki o 1625'te inşa edildi.
in 1625. (1625'te inşa edilen kule budur.)

Örneklerdeki that zamirlerinden ilkinin who yerine, ikincisinin which ye-rine kullanıldığını görüyoruz. Fakat genel olarak who ve which yerine that kullanmak tercih edilmez. Yaygın olan şekil who ve which'in kullanılmasıdır. Ancak bazı durumlar vardır ki burada that kullanılması tercih edilir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: sıfatların en üstünlük derecesi, all, any, only, it is, nobody, no one, somebody, someone, much, little, everything. Bu sözcüklerin bulunduğu ilgi cümleciklerinde that zamirinin kullanıldığını aşağıdaki örneklerde inceleyiniz.

All that were at the party Hepsi, ki onlar partide idi, çok
enjoyed it very much. memnun kaldılar. (Partide olanların
hepsi çok memnun kaldılar.)

She is the cleverest girl that O en akıllı kızdır, ki o bu kursu iz-
followed this course. ledi. (O, bu kursu izleyen en akıllı
kızdır.)
It is the rain that spoils the O yağmurdur, ki o oyunu bozar. (O-
game. yunu bozan yağmurdur.)

He was the best worker that O en iyi işçi idi, ki o bizim fabrika-
worked in our factory. mızda çalıştı. (O, fabrikamızda
çalışan en iyi işçi idi.)
Frank bought everything that Frank her şeyi satın aldı, ki o karısı-
pleased his wife. nı memnnun etti. (Frank, karısını
memnun eden her şeyi satın aldı.)
It was the severe winter that Şiddetli kıştı, ki o Emma'yı mutsuz
made Emma unhappy. yaptı. (Emma'yı mutsuz yapan
şiddetli kıştı.)
We saw somebody that slept Birini gördük, ki o ağacın altında
under the tree. uyudu. (Ağacın altında uyuyan birini
gördük.)
Any pupil that finishes his home- Herhangi öğrenci, ki o ev ödevini
work can go out. bitirir, dışarı çıkabilir. (Ev ödevini
bitiren herhangi öğrenci dışarı
çıkabilir.)
Martin is the only policeman Martin tek polistir, ki o bilgisayarı
that uses the computer. kullanır. (Martin bilgisayarı kullanan
tek polistir.)
Was it you that broke the vase? O sen miydin, ki o vazoyu kırdı?
(Vazoyu kıran sen miydin?)


tümleç (-i halinde) ilgi zamirleri

Şimdiye kadar gördüğümüz ilgi zamirleri cümleciğin öznesi durumundaydılar. Yani cümleciğin fiilinin gösterdiği eylemi yapmaktaydılar.

Şimdi, cümlenin tümleci durumunda, yani -i halinde olan ilgi zamirlerini örnekler içinde inceleyelim. Bu durumda kullanılan zamirler "ki onu, ki ona" şeklinde bir anlam verirler.

İnsanlar için kullanılan ve -i halinde olan ilgi zamiri whom'dur. Anlamı "ki onu, ki ona" olan bu zamir özellikle konuşma dilinde pek az kullanılır.

The old man whom you saw Yaşlı adam, ki onu dün gördün,
yesterday is Gerald's Gerald'ın büyükbabasıdır. (Dün gör-
grandfather. düğün yaşlı adam Gerald'ın büyük-
basıdır.)
The people whom we met in the İnsanlar, ki onlara sokakta rastla-
streets were filled with joy. dık, neşe doluydular. (Dün sokakta
rastladığımız insanlar neşe
doluydular.)


Bu tip cümlelerde whom yerine who ve that kullanmak mümkündür.

The woman whom I saw was a Kadın, ki onu gördüm bir hemşire
nurse. idi. (Gördüğüm kadın bir hemşire
idi.)
The woman who I saw was a Gördüğüm kadın bir hemşireydi.
nurse.
The woman that I saw was a Gördüğüm kadın bir hemşireydi.
nurse.

Şahıslar haricindeki isimler için kullanılacak tümleç, yani -i halindeki ilgi zamirleri yine which ve that zamirleridir. Verdikleri anlam "ki onu, ki ona"dır.

The plums which I ate were Erikler, ki onları yedim, çok ekşi idi.
very sour. (Yediğim erikler çok ekşi idi.)
The letter that she received Mektup, ki onu dün aldı, Kanada-
yesterday came from Canada. dan geldi. (Dün aldığı mektup
Kanada'dan geldi.)


contact clause - zamirsiz ilgi cümleciği

Gerek insanlar için kullanılan "ki onu, ki ona" anlamındaki whom, who, that, gerekse nesneler için aynı anlamdaki which, that, -i halinde, yani tümleç olarak yer aldıkları cümleciklerden anlama hiç zarar vermeden atılabilirler.

The man whom you wanted has Adam, ki onu istedin, geldi. (İste-
come. diğin adam geldi.)
The man you wanted has come. İstediğin adam geldi.

The pencil which you lost Kalem, ki onu dün kaybettin, halının
yesterday is under the carpet. altındadır. (Dün kaybettiğin kalem
halının altındadır.)
The pencil you lost yesterday Dün kaybettiğin kalem halının altın-
is under the carpet. dadır.

Örneklerde önce whom ve which kullanılarak yapılımış cümlecikleri sonra bunlar kullanılmadan yapılmış contact clause cümleciklerini görüyoruz. Türkçe karşılıklarından da anlaşıldığı gibi bunlar whom, which ile yapılmış cümleciklerle aynı anlamı vermektedirler.

-i halinde ilgi zamirlerini bu şekilde atmak çoğu zaman mümkündür ve tercih edilen şekil de budur. Aşağıda, artık yeteri kadar alışıldığı için "ki onu" şeklinde çevirileri verilmemiş cümlelerde ilgi zamirli ve ilgi zamiri çıkarılmış örnekleri inceleyiniz.

The cake which my wife made Karımın yaptığı pasta iyi değildi.
wasn't good.
The cake my wife made wasn't Karımın yaptığı pasta iyi değildi.
good.

The officer whom they visited Ziyaret ettikleri memur onlara bazı
gave them some presents. hediyeler verdi.
The officer they visited gave Ziyaret ettikleri memur onlara bazı
them some presents. hediyeler verdi.

The new dress which Eleanor is Eleanor'ın giydiği yeni elbise çok
wearing is very lovely. hoş.
The new dress Eleanor is wearing Eleanor'ın giydiği yeni elbise çok
is very lovely. hoş.

The poor man whom they saw Hastanede gördükleri yoksul adam
in the hospital has died. öldü.
The poor man they saw in the Hastanede gördükleri yoksul adam
hospital has died. öldü.

The tree which they planted in Bahçeye diktikleri ağaç bir elma
the garden is an apple tree. ağacıdır.
The tree they planted in the Bahçeye diktikleri ağaç bir elma
garden is an apple tree. ağacıdır.

The potatoes which we bought Geçen hafta aldığımız patatesler
last week are bad. kötüdür.
The potatoes we bought last Geçen hafta aldığımız patatesler
week are bad. kötüdür.

edat ile ilgi zamirleri

Whom, that, which ilgi zamirleri edatlarla da kullanılırlar.

The girl to whom you sent an Kız, ki ona davetiye gönderdin, ge-
invitation is coming. liyor. (Davetiye gönderdiğin kız ge-
liyor.)
The girl that you sent an invi- Davetiye gönderdiğin kız geliyor.
tation to is coming.
The girl you sent an invitation Davetiye gönderdiğin kız geliyor.
to is coming.

That zamiri ile yapılmış ikinci cümlede to edatının that'ten sonra geldiği görülüyor. Son cümlede ilgi zamiri olmaksızın da aynı anlamın verildiği gö- rülüyor.

The country about which he Ülke, ki ona dair (onun hakkında)
wrote several articles is birkaç makale yazdı, Afrikadadır.
in Africa. Hakkında birkaç makale yazdığı
ülke Afrikadadır.
The country which he wrote Hakkında birkaç makale yazdığı
several articles about is in Africa. ülke Afrikadadır.
The country he wrote several Hakkında birkaç makale yazdığı
articles about is in Africa. ülke Afrikadadır.

The farmer from whom I bought a Çiftçi, ki ondan bir traktör aldım,
tractor gave me a sheep. bana bir koyun verdi. Bir traktör
aldığım çiftçi bana bir koyun verdi.
The farmer that I bought a Bir traktör aldığım çiftçi bana bir
tractor from gave me a sheep. koyun verdi.
The farmer I bought a tractor Bir traktör aldığım çiftçi bana bir
from gave me a sheep. koyun verdi.


iyelik halinde ilgi zamirleri

Şahıslar için kullanılan whose ilgi zamiri "ki onun, ki onların" anlamındadır.

The children whose shoes Çocuklar, ki onların ayakkabıları
are dirty can't go into the kirlidir, sınıfa giremezler. (Ayak-
the classroom. kabıları kirli olan çocuklar sınıfa
giremezler.)

The woman whose bag was Çantası çalınan kadın karakola gitti.
stolen went to the police (Kadın ki onun çantası çalındı,
station. karakola gitti.)

Şahıslar dışındaki nesnelerin iyelik hali için de whose kullanılabilir. Fakat pek nadirdir. Bu durumda "with" kullanmak suretiyle bir iyelik hali yapmak tercih edilir.

They live in a house whose door Onlar bir evde otururlar, ki onun ka-
is green. pısı yeşildir. Onlar kapısı yeşil olan
bir evde otururlar.
They live in a house with a Onlar yeşil kapılı bir evde otururlar.
green door.

The car whose tyres are new is Otomobil, ki onun lastikleri yenidir,
mine. benimkidir. Lastikleri yeni olan oto-
mobil benimkidir.
The car with new tyres is mine. Yeni lastikli otomobil benimkidir.


what ilgi zamiri olarak

İlgi zamirinin yerini tutacağı isim söylenmemişse what sözcüğü "o şey (şeyler) ki, ne ki" anlamında kullanılır.

What he saw made him angry. Şeyler ki o gördü, (ne ki o gördü),
onu kızdırdı. Gördüğü şeyler onu
kızdırdı.
What you say is not true. Şey ki (ne ki) sen söylersin, doğru
değildir. Söylediğin doğru değildir.
I don't remember what I heard. Ne ki işittim, hatırlamıyorum. İşitti-
ğimi hatırlamıyorum.
You can take what you want. Ne ki istersin, alabilirsin. İstediğini
alabilirsin.
They didn't tell us what they Ne ki mağarada gördüler bize söy-
saw in the cave. lemediler. Mağarada gördüklerini
bize söylemediler.
I can't explain what I feel. Ne hissettiğimi açıklayamam

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:34
VERBS - FİİLLER

Fiilin tanımı

Fiiller bir şahıs veya şeyin ne yaptığını, ne durumda olduğunu veya kendisine ne yapılldığını bildiren sözcüklerdir. Başka bir deyişle, fiiller, bir hareket, oluş ve durum bildirirler.

Fiiller eylem veya durumları gösterirken onların zamanını, süresini, tamamlanma hallerini de belirtirler.

to go gitmek
Go! Git!
He is going. O gidiyor.
They sleep here. Onlar burada uyurlar.
We drank water. Su içtik.
She will sing. Şarkı söyleyecek.
We have eaten the cakes. Pastaları yedik.

He must come. O gelmeli.
Mary can carry it. Mary onu taşıyabilir.
She may sell the ring. Yüzüğü satabilir.
We ought to repair his Otomobilini tamir etmeliyiz.
car.
They used to visit us. Bizi ziyaret ederlerdi.
The man is tired. Adam yorgundur.

Örneklerde görülen fiiller, yukarıda tanımladığımız anlamlarda kullanılmış birer sözcüktür.


Fiillerin türleri

İngilizcede iki tür fiil vardır:
1. auxiliary verbs - yardımcı fiiller 2. ordinary verbs - olağan fiiller. Bunları ele alarak inceleyelim:

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:35
2. ORDINARY VERBS-OLAĞAN FİİLLER

On iki adet olduğunu gördüğümüz yardımcı fiiller dışında kalan bütün fiiller olağan fiiller olarak isimlendirilir.

to read okumak
to walk yürümek
to sleep uyumak
to drink içmek

İngilizce fiillerin mastar eki olan ve Türkçe fiildeki "-mek, -mak"ın anlamını veren to, fiil gövdesinin önünde yer alır. İngilizcede fiilin bu şekline (infinitive - mastar) denir.

Fiillerin çeşitli zamanların yapılmasında kullanılan şekilleri, aldığı ekleri, düzenli, düzensiz diye ikiye ayrılışını ve belirttikleri eylemlerin özne ile nesne arasındaki geçişlilik durumlarını ele alarak inceleyelim:

Fiiller verdikleri anlam ve kullanılış yerleri uyarınca şu şekillerde bulunurlar :


1. Mastar halinde, yani çekimsiz biçimde (infinitive)

to drink içmek
to work çalışmak
to give vermek
to talk konuşmak

2. Geniş zaman halinde bir cümlede bulundukları zaman önlerindeki to mastar eki kalkmış olarak (simple present tense)

they drink içerler
you work çalışırsın
we give veririz
I talk konuşurum

Bu zaman halindeki cümlelerin öznesi tekilse, yani bir tek şahıs veya şeyi gösteriyorsa fiil -s ekini alır.

he drinks o içer
Dora works Dora çalışır
Andrew gives Andrew verir
she talks o konuşur

3. Şimdiki zaman halindeki (present continuous tense) bir cümlede veya (gerund - isim fiil) olarak kullanıldığında sonuna ing eki almış olarak

drinking içme, içen
working çalışma, çalışan
giving verme, veren
talking konuşma, konuşan
We are drinking. Biz içiyoruz.
She is working. O çalışıyor.
They are giving. Onlar veriyorlar.
Mary is talking. Mary konuşuyor.

4. Geçmiş zaman halinde bir cümle yapısı içinde bulundukları zaman (simple past tense). Geçmiş zaman ifadesi (ve 5. maddede göreceğimiz zaman) için kullanılacak biçimleri bakımından İngilizcede olağan fiiller iki gruba ayrılırlar.


A. düzenli fiiller
B. düzensiz fiiller

Düzenli fiiller grubundan bir fiil geçmiş zaman haline girerken sonuna "-ed" eklenir.

she worked çalıştı
Mary talked Mary konuştu

Düzensiz fiiller grubundan bir fiil geçmiş zaman haline girerken bu fiilin geçmiş zaman için mevcut olan şekli alınır. Bu gruptaki her fiilin geçmiş zaman için kullanılmak üzere ayrı bir şekli vardır. Bu fiilleri, geçmiş zaman için kullanılan şekilleriyle birlikte ileride bir liste halinde göreceğiz.
we drank içtik
they gave verdiler

5. Şimdiki bitmiş zaman halinde bir cümlede bulundukları zaman (present perfect tense). Böyle bir zamanda bulunan cümlede fiilin bu amaçla kulla-nılacak şekli yer alır. Fiil düzenli fiiller grubundansa "-ed" ilave edilmişşekli, düzensiz fiiller grubundansa fiilin bu amaçla kullanılan üçüncü şekli kullanılır. Bu açıklamaya göre, düzenli fiillerin geçmiş zamanda kullanılan şekilleriyle, yakın geçmiş zamanda kullanılan şekilleri aynıdır. Her ikisi de "-ed" eki almış durumdadır.

she has worked çalıştı
Mary has talked Mary konuştu

Düzensiz fiillerin geçmiş zaman için kullanılan şekillerinden başka şimdiki bitmiş zaman (present perfect tense) için kullanılacak ayrı bir üçüncü şekilleri vardır. Past participle (geçmiş zaman ortacı) adı verilen bu üçüncü şekilleri de düzensiz fiiller listesinde görülmektedir.

we have drunk içtik
they have given verdiler

Yukarıda açıkladığımız fiil biçimlerini bir tablo halinda aşağıda bir daha görelim :


olağan fiillerin biçimi

1. mastar halinde to drink - to talk
2. geniş zaman drink, drinks - talk, talks
3. şimdiki zaman drinking - talking
4. geçmiş zaman drank - talked
5. şimdiki bitmiş zaman drunk - talked


regular and irregular verbs - düzenli ve düzensiz fiiler

İngilizcede olağan fiiller iki grupta toplanırlar. Bir fiil ya "regular -düzenli" ya da "irregular -düzensiz"dir. Düzenli fiillerin özelliği, geçmiş zaman biçimlerinin fiil köküne "-ed" ilavesiyle yapılmasıdır.

I walk yürürüm
I walked yürüdüm
she helps yardım eder
she helped yardım etti
they want isterler
they wanted istediler

Bu tip fiiller şimdiki bitmiş zaman kipinde kullanılırken yine aynı biçimlerini, yani "-ed" eki almış biçimlerini korurlar.
I walk yürürüm
I walked yürüdüm
I have walked yürüdüm

she helps yardım eder
she helped yardım etti
she has helped yardım etti

they want isterler
they wanted istediler
they have wanted istediler

Görüldüğü gibi düzenli fiiller geçmiş zamanda da, şimdiki bitmiş zamanda da "-ed" eki almaktadırlar.


irregular verbs - düzensiz fiiller

Düzenli fiillerin ikinci ve üçüncü şekillerinin hep aynı oluşu, yani "-ed" ilavesiyle yapılmasına karşın düzensiz fiillerin, geçmiş zaman için kullanılan ikinci ve şimdiki bitmiş zaman için kullanılan üçüncü şekilleri ayrı biçimdedirler.

Aşağıda üç sütun halindeki listenin ilkinde fiilin mastar (infinitive) halini, ikincisinde geçmiş zamanda (past tense) kullanılan şeklini, üçüncüsünde şimdiki bitmiş zamanda (present perfect tense) kullanılan şeklini görmekteyiz. Üçüncü şekil "geçmiş zaman ortacı - sıfat fiil" (past participle) olarak isimlendirilir.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:36
THE PRESENT TENSES - ŞİMDİKİ ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki zaman vardır.

a. the present continous tense - şimdiki zaman
b. the simple present tense - geniş zaman

Her bir zamanı kısaca açıklayarak kullanılma yeri, şekil olarak nasıl meydana getirildiği ve çeşitli hallerini gözden geçirelim.


the present continuous tense - şimdiki zaman

Fiil köküne -ing takısı eklenerek önüne, özneye uygun to be yardımcı fiili getirilirse şimdiki zaman kipi meydana gelir.

to be yardımcı fiilinin şimdiki zamanda kullanılacak üç şekli am, is, are dır. Özne I ise am kullanılır. Özne tekil bir şahıs veya şeyse is, çoğulsa are kullanılır.

I am going to the park. Ben parka gidiyorum.
He is drinking milk. O süt içiyor.
They are running. Koşuyorlar.

Bu zaman halindeki bir cümleyi soru yapmak için cümledeki to be yardımcı fiili (am, is, are) cümle başına getirilir, olumsuz yapmak için to be ile esas fiil arasına not ilave edilir.
Am I going to the park? Ben parka gidiyor muyum?
Is he drinking milk? O süt içiyor mu?
Are they running? Koşuyorlar mı?
I am not going to the park. Ben parka gitmiyorum.
He is not drinking milk. O süt içmiyor.
They are not running. Koşmuyorlar.


the simple present tense - geniş zaman

Özneden sonra fiil yalın halde kullanılırsa geniş zaman kipi meydana gelir. Yalnız, özne tekilse fiile "s" ilave edilir.

I read a letter. Bir mektup okurum.
He drives the car. Otomobili kullanır.
They run. Koşarlar.

Bu cümleleri soru yapmak için cümlenin, başına do yardımcı fiili ilave edilir. Olumsuz yapmak için fiilin önüne do not getirilir.

Do I read a letter? Bir mektup okur muyum?
Do they run? Koşarlar mı?
I do not read a letter. Bir mektup okumam.
They do not run. Koşmazlar.

Öznenin tekil olması durumunda fiile eklenen "s" soru ve olumsuz yapılma halinde fiilden alınır, cümleye ilave edilen do yardımcı fiiline eklenir. Do yardımcı fiilinin son harfi "o" olması nedeniyle bu ekleme "does" şeklinde olur.


He drives the car. Otomobili kullanır.
Does he drive the car? Otomobili kullanır mı?
He does not drive the car. Otomobili kullanmaz.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:40
THE PAST TENSES - GEÇMİŞ ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki zaman vardır.

a. the simple past tense - geçmiş zaman (di'li)
b. the past continuous tense - sürekli geçmiş zaman

Bu zamanları da çok kısa bir şekilde ve örnekleriyle görelim :


the simple past tense - geçmiş zaman

Özneden sonra fiil, düzenli fiiller grubundansa, -ed eki almış olarak, düzensiz fiiller grubundansa, ikinci şekliyle, yani geçmiş zaman şekli getirilerek geçmiş zaman kipi yapılmış olur.

I walked to the window. Pencereye yürüdüm.
She drank some wine. Biraz şarap içti.

We cleaned the table. Masayı temizledik.
They wrote letters. Mektuplar yazdılar.

Bu cümleleri soru yapmak için cümle başına (do yardımcı fiilinin geçmiş şekli olan) did getirilir. Olumsuz yapmak için fiilin önüne did not getirilir. Cümleye bu ilaveler yapılırken esas fiil düzenli bir fiilse ed ilavesi kalkar, düzensiz bir fiilse geçmiş zaman için kullanılan ikinci şeklinden çıkıp ilk şekli olan yalın hale (infinitive) döner.

Did I walk to the window? Pencereye yürüdüm mü?
Did she drink any water? Hiç su içti mi?
Did we clean the table? Masayı temizledik mi?
Did they write letters? Mektuplar yazdılar mı?

I did not walk to the window. Pencereye yürümedim.
She did not drink any water. Hiç su içmedi.
We did not clean the table. Masayı temizlemedik.
They did not write letters. Mektuplar yazmadılar.


the past continuous tense - sürekli geçmiş zaman

Ing eki almış esas fiil önüne to be yardımcı fiilinin geçmiş zaman halleri getirilirse sürekli geçmiş zaman kipi oluşur. To be fiilinin geçmiş zaman şekilleri was ve were'dir. Özne tekilse was, çoğulsa were kullanılır.

I was walking. Yürüyordum.
He was resting. İstirahat ediyordu.
You were swimming in the pool. Yüzme havuzunda yüzüyordunuz.
They were building a bridge. Bir köprü yapıyorlardı.

Bu cümleleri soru yapmak için to be yardımcı fiili (was, were) cümlenin başına getirilir. Olumsuz yapmak için to be ile esas fiil arasına not konulur.

Was I walking? Yürüyor muydum?
Was he resting? İstirahat ediyor muydu?

Were you swimming in the pool? Yüzme havuzunda yüzüyor muy-
dunuz?
Were they building a bridge? Bir köprü yapıyorlar mıydı?
I was not walking. Yürümüyordum.
He was not resting. İstirahat etmiyordu.
You were not swimming in the Yüzme havuzunda yüzmüyordunuz.
pool.
They were not building a bridge. Bir köprü yapmıyorlardı.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:41
THE PERFECT TENSES - BİTMİŞ ZAMANLAR

Bu grubun içinde altı zaman vardır.

a. the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman
b. the past perfect tense - geçmişte bitmiş zaman
c. the present perfect continuous tense - sürekli şimdiki
bitmiş zaman
d. the past perfect continuous tense - sürekli geçmişte
bitmiş zaman
e. the future perfect tense - gelecekte bitmiş zaman
f. the future perfect continuous tense - sürekli gelecekte
bitmiş zaman
Bunları da kısaca örneklerle verelim.


the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman

Bu kipte, fiilin üçüncü şekli yani "past participle - geçmiş zaman ortacı" ile onun önünde have yardımcı fiili kullanılır. Bilindiği gibi düzenli fiillerin üçüncü şekilleri "ed" ekiyle yapılır, düzensizlerin üçüncü şekilleri ise ayrı olarak mevcuttur. Bunlar 112-116 sayfalarda bir liste halinde görülmektedir.

Have yardımcı fiili, cümlenin öznesi tekilse has şekline girer.

I have finished my work. İşimi bitirdim.
She has seen the visitors. Ziyaretçileri gördü.
You have taken their pens. Onların kalemlerini aldın.
He has changed his mind. Fikrini değiştirdi.
They have gone to Paris. Paris'e gittiler.

Bu cümleleri soru yapmak için have yardımcı fiili cümlenin başına getirilir, olumsuz yapmak için esas fiille have arasına not konulur.

Have I finished my work? İşimi bitirdim mi?
Has she seen the visitors? Ziyaretçileri gördü mü?
Have you taken their pens? Onların kalemlerini aldın mı?
Has he changed his mind? Fikrini değiştirdi mi?
Have they gone to Paris? Paris'e gittiler mi?

I have not finished my work. İşimi bitirmedim.
She has not seen the visitors. Ziyaretçileri görmedi.
You have not taken their pens. Onların kalemlerini almadın.
He has not changed his mind. Fikrini değiştirmedi.
They have not gone to Paris. Paris'e gitmediler.


the past perfect tense - geçmişte bitmiş zaman

Fiillerin üçüncü şekli "past participle - geçmiş zaman ortacı" önünde have yardımcı fiilinin geçmiş şekli olan had kullanmak suretiyle yapılır. Had her türlü özne önünde aynı kalır. Tekil ve çoğul için değişmez.

You had accepted his offer. Onun teklifini kabul etmiştin.
She had washed the towels. Havluları yıkamıştı.
We had eaten the sweets. Tatlıları yemiştik.
He had broken your glass. Sizin bardağınızı kırmıştı.

Bu cümleleri soru yapmak için had yardımcı fiili cümlenin başına getirilir, olumsuz yapmak için esas fiille had arasına not konulur.

Had you accepted his offer? Onun teklifini kabul etmiş miydin?
Had she washed the towels? Havluları yıkamış mıydı?

Had we eaten the sweets? Tatlıları yemiş miydik?
Had he broken your glass? Sizin bardağınızı kırmış mıydı?

You had not accepted his offer. Onun teklifini kabul etmemiştin.
She had not washed the towels. Havluları yıkamamıştı.

We had not eaten the sweets. Tatlıları yememiştik.
He had not broken your glass. Sizin bardağınızı kırmamıştı.


the present perfect continuous tense -
sürekli şimdiki bitmiş zaman

Fiilin ing eki almış şekli önünde have ve to be yardımcı fiillerinin birlikte kullanılmasıyla yapılır.

To be fiilinin bu kipte kullanılan şekli been'dir. Have fiili tekil öznelerle has, çoğul öznelerle have şeklinde olur.

You have been waiting for hours. Saatlerdir bekliyorsun. (beklemek-
tesin.)
She has been cleaning the Halıları temizliyor. (temizlemekte.)
carpets.
They have been working on a Bir proje üzerinde çalışıyorlar.
project.
He has been typing my letters. Mektuplarımı daktilo ediyor.

Bu cümleleri soru yapmak için have yardımcı fiili cümlenin başına alınır, olumsuz yapmak için not sözcüğü have ile been arasına getirilir.

Have you been waiting for hours? Saatlerdir bekliyor musun?
Has she been cleaning the Halıları temizliyor mu?
carpets?
Have they been working on a Bir proje üzerinde çalışıyorlar mı?
project?
Has he been typing my letters? Mektuplarımı daktilo ediyor mu?
You have not been waiting for Saatlerdir beklemiyorsun.
hours.
She has not been cleaning the Halıları temizlemiyor.
carpets.

They have not been working Bir proje üzerinde çalışmıyorlar.
on a project.
He has not been typing my Mektuplarımı daktilo etmiyor.
letters.
the past perfect continuous tense -
sürekli geçmişte bitmiş zaman

Fiilin ing eki almış şekli önünde have yardımcı fiilinin had şekliyle to be yardımcı fiilinin been şeklinin birlikte kullanılmasiyle yapılır. Had ve been her türlü özne için aynı kalırlar.

I had been sleeping. Uyumaktaydım.
He had been reading. Okumaktaydı.
We had been trying to repair Makineyi tamir etmeye çalışmaktay-
the machine. dık.
They had been drinking. İçmekteydiler.

Soru haline sokmak için had cümle başına alınır, olumsuz yapmak için had ile been arasına not sözcüğü yerleştirilir.

Had you been sleeping? Uyumakta mıydın?
Had he been reading? Okumakta mıydı?
Had we been trying ta repair Makineyi tamir etmeye çalışmakta
the machine? mıydık?
Had they been drinking? İçmekte miydiler?

You had not been sleeping. Uyumakta değildin.
He had not been reading. Okumakta değildi.
We had not been trying to Makineyi tamir etmeye çalışıyor
repair the machine. değildik.
They had not been drinking. İçmekte değildiler.


the future perfect tense - gelecekte bitmiş zaman

Fiillerin üçüncü şekli ile shall (will) ve have yardımcı fiillerinin birlikte kullanılmasıyla yapılır.

I shall have finished the book. Kitabı bitirmiş olacağım.
You will have learnt. Öğrenmiş olacaksın.
He will have eaten the food. Yiyeceği yemiş olacak.
They will have seen everything. Her şeyi görmüş olacaklar.

Soru hali shall (will) cümle başına alınarak, olumsuzluk shall (will) ile have arasına not konularak yapılır.

Shall I have finished the book? Kitabı bitirmiş olacak mıymı?
Will you have learnt? Öğrenmiş olacak mısınız?
Will he have eaten the food? Yiyeceği yemiş olacak mı?
Will they have seen everything? Her şeyi görmüş olacaklar mı?

I shall not have finished the book Kitabı bitirmiş olmayacağım.
You will not have learnt. Öğrenmiş olmayacaksın.
He will not have eaten the food. Yiyeceği yemiş olmayacak.
They will not have seen every- Her şeyi görmüş olmayacaklar.
thing.


the future perfect continuous tense -
sürekli gelecekte bitmiş zaman

ing eki almış fiilin önünde shall (will), have ve to be fiillerinin üçünün birden kullanılmasiyle yapılır. Özneye uygun shall (will) yardımcı fiillerinden biri alındıktan sonra have getirilir. Bundan sonra da to be yardımcı fiilinin been şekli konulur.

I shall have been working. Çalışıyor olacağım.
She will have been singing. Şarkı söylüyor olacak.
You will have been running. Koşuyor olacaksınız.
They will have been playing. Oynuyor olacaklar.

Soru şekli için shall (will) cümle başına alınır, olumsuzluk için shall (will) ile have arasına not konulur.

Shall I have been working? Çalışıyor olacak mıyım?
Will she have been singing? Şarkı söylüyor olacak mı?
Will you have been running? Koşuyor olacak mısınız?
Will they have been playing? Oynuyor olacaklar mı?

I shall not have been working. Çalışıyor olmayacağım.
She will not have been singing. Şarkı söylüyor olmayacak.
You will not have been running. Koşuyor olmayacaksınız.
They will not have been playing. Oynuyor olmayacaklar.

Bu fiil zamanı İngilizcede pek az kullanılır.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:43
THE FUTURE TENSES - GELECEK ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki kip ile bunlara ilaveten going to yapısı vardır.

a. the future tense - gelecek zaman
b. the future continuous tense - sürekli gelecek zaman
c. going to form - going to yapısı

Bunları da teker teker ele alarak kısaca bilgi verelim:




the future tense - gelecek zaman

Bu zaman kök halinde "infinitive - mastar" fiil önüne shall (will) yardımcı fiilini getirmek suretiyle yapılır. Özne I ve we ise shall, bunlar dışında will kullanılır. (Fakat I ve we ile de çoğu kez will kullanıldığı görülür.)

I shall understand it. Onu anlayacağım.
You will like them. Onları seveceksin.
He will buy a boat. Bir kayık alacak.
They will come again. Tekrar gelecekler.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına getirilir, olumsuzluk için shall (will) ile esas fiil arasına not konulur.

Shall I understand it? Onu anlayacak mıyım?
Will you like them? Onları sevecek misin?
Will he buy a boat? Bir kayık alacak mı?
Will they come again? Tekrar gelecekler mi?

I shall not understand it. Onu anlamayacağım.
You will not like them. Onları sevmeyeceksin.
He will not buy a boat. Bir kayık almayacak.
They will not come again. Tekrar gelmeyecekler.


the future continuous tense - sürekli gelecek zaman

ing eki almış fiil önüne to be yardımcı fiilinin be şekli ile shall (will) getirmek suretiyle yapılır.

I shall be waiting for you. Seni bekliyor olacağım.
She will be sweeping the room. Odayı süpürüyor olacak.
You will be sleeping then. O zaman uyuyor olacaksın.
It will be eating the food. Yiyeceği yiyor olacak.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına alınır, olumsuz yapmak için shall (will) ile be arasına not konulur.

Shall I be waiting for you? Seni bekliyor mu olacağım?
Will she be sweeping the room? Odayı süpürüyor mu olacak?
Will you be sleeping then? O zaman uyuyor mu olacaksın?
Will it be eating the food? Yiyeceği yiyor mu olacak?
I shall not be waiting for you. Seni bekliyor olmayacağım.
She will not be sweeping the Odayı süpürüyor olmayacak.
room.
You will not be sleeping then. O zaman uyuyor olmayacaksın.
It will not be eating the food. Yiyeceği yiyor olmayacak.

going to form - going to yapısı

Yalın halde bir fiilin önüne going to getirilirse gelecek zaman ifadesi veren bir yapı kurulmuş olur. Bu yapıda going to'dan önce cümlenin öznesine uygun to be fiili kullanılır: I için am, tekil özne için is, çoğul özne için are.

Türkçe'ye future tense - gelecek zaman gibi çevrilen going to yapısı anlam bakımından ondan biraz farklıdır.

I am going to sell my carpet. Halımı satacağım.
He is going to make a toy. Bir oyuncak yapacak.
We are going to pay the bill. Hesabı ödeyeceğiz.
They are going to clean the Evi temizleyecekler.
house.

Soru haline sokmak için cümledeki to be fiili başa getirilir, olumsuzluk için not sözcüğü to be ile going arasına yerleştirilir.

Am I going to sell my carpet? Halımı satacak mıyım?
Is he going to make a toy? Bir oyuncak yapacak mı?
Are we going to pay the bill? Hesabı ödeyecek miyiz?
Are they going to clean the Evi temizleyecekler mi?
house?

I am not going to sell my carpet. Halımı satmayacağım.
He is not going to make a toy. Bir oyuncak yapmayacak.
We are not going to pay the bill. Hesabı ödemeyeceğiz.
They are not going to clean the Evi temizlemeyecekler.
house.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:43
THE AUXILIARIES - YARDIMCI FİİLLER

Yardımcı fiiller hakkında daha önce genel bir fikir verdik. Burada her bir yardımcı fiili tekrar ele alarak daha ayrıntılı bilgi vereceğiz.

Yardımcı fiillerden be, have ve do temel yardımcı fiiller (primary auxiliaries) diye adlandırılırlar. Bunların kullanılış alanı çoktur. Birçok zamanların yapılmasında kullanılırlar.

Bunlar dışındaki yardımcı fiillere kip belirteçleri (modals) denir. Birlikte kullanıldıkları fiilin anlamı üzerinde değişiklik yaparlar.

Bu konuda şunu da ilave edelim: Yardımcı fiiller bölümünde incelediğimiz bu fiillerin bir kısmı ayrıca olağan fiii olarak da kullanılırlar. Her bir fiili incelerken bunları da belirteceğiz.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:44
TO HAVE

To have yardımcı fiilinin, 1. infinitive - mastar, past tense - geçmiş zaman, past participle - geçmiş zaman ortacı şekilleri şunlardır: 1 2 3 have had had Aşağıdaki tablolarda to have fiilinin şimdiki zaman ve geçmiş zaman halinde çekimlerini görüyoruz. şimdiki zaman olumlu normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I have I've benim var you have you've senin var he has he's onun var she has she's onun var it has it's onun var we have we've bizim var you have you've sizin var they have they've onların var soru soru şekli anlamı have I? benim var mı? have you? senin var mı? has he? onun var mı? has she? onun var mı? has it? onun var mı? have we? bizim var mı? have you? sizin var mı? have they? onların var mı? olumsuz normal şekil birinci kısaltma ikinci kısaltma anlamı şekli şekli I have not I haven't I've not benim yok you have not you haven't you've not senin yok he has not he hasn't he's not onun yok she has not she hasn't she's not onun yok it has not it hasn't it's not onun yok we have not we haven't we've not bizim yok you have not you haven't you've not senin yok they have not they haven't they've not onların yok olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı have I not? haven't I? benim yok mu? have you not? haven't you? senin yok mu? has he not? hasn't he? onun yok mu? has she'not? hasn't she? onun yok mu? has it not? hasn't it? onun yok mu? have we not? haven't we? bizim yok mu? have you not? haven't you? sizin yok mu? have they not? haven't they? onların yok mu? Kısaltmaların sadece olumlu ve olumsuz cümlelerde yapılabildiğini, soru halindeki cümlelerde kısaltma olmadığını görüyoruz. geçmiş zaman olumlu normal şekli kısaltılmış şekil anlamı I had I'd benim vardı you had you'd senin vardı he had he'd onun vardı she had she'd onun vardı it had it'd onun vardı we had we'd bizim vardı you had you'd sizin vardı they had they'd onların vardı soru soru şekli anlamı had I? benim var mıydı? had you? senin var mıydı? had he? onun var mıydı? had she? onun var mıydı? had it? onun var mıydı? had we? bizim var mıydı? had you? sizin var mıydı? had they? onların var mıydı? olumsuz normal şekil 1. kısaltma 2. kısaltma anlamı I had not I hadn't I'd not benim yoktu you had not you hadn't you'd not senin yoktu he had not he hadn't he'd not onun yoktu she had not she hadn't she'd not onun yoktu it had not it hadn't it'd not onun yoktu we had not we hadn't we'd not bizim yoktu you had not you hadn't you'd not sizin yoktu they had not they hadn't they'd not onların yoktu Olumsuzda ikinci kısaltma şeklinde got fiili kullanılır. (I'd not got, he'd not got, we'd not got) olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı had I not? hadn't I? benim yok muydu? had you not? you hadn't you? senin yok muydu? had he not? hadn't he? onun yok muydu? had she not? hadn't she? onun yok muydu? had it not? hadn't it? onun yok muydu? had we rot? hadn't we? bizim yok muydu? had you not? hadn't you? sizin yok muydu? had they not? hadn't they? onların yoktu? To have fiili olağan bir fiil olarak diğer zamanlarda da kullanılır. Aynen onların uyduğu kurallara göre çekimlenir. (to have) fiilinin yardımcı fiil olarak kullanılışı 1. to have fiili, fiillerin üçüncü şekilleriyle, yani "past participle - geçmiş zaman ortacı" ile birlikte "perfect tenses - bitmiş zamanlar" oluşturur. Bu zamanlar şunlardır: the present perfect tense şimdiki bitmiş zaman the past perfect tense geçmişte bitmiş zaman the future perfect tense gelecekte bitmiş zaman I have seen your brother. Erkek kardeşini gördüm. He has carried all the wood. Bütün odunu taşıdı. She had learnt all the words. Bütün sözcükleri öğrenmişti. The girl had worked all day Kız bütün gün boyu çalışmıştı. long. We shall have seen the result. Sonucu görmüş olacağız. They will have finished the Kitabı bitirmiş olacaklar. book. 2. to'lu bir mastar önünde zorunluluk ifade eder. O fiilin gösterdiği eylemin yapılmasının zorunlu olduğunu belirtir. Bu anlamı must yardımcı fiiline çok yakındır, fakat aynı değildir. Have to ile gösterilen zorunluluk sözü söyleyenin isteği değil, kural veya içinde bulunulan durumun yani dış etkenlerin ortaya koyduğu bir zorunluluktur. You must go. Gitmelisin. sözü bunu söyleyenin ortaya koyduğu bir zorunluluğu göstermektedir. Bir nevi "Ben gitmeni istiyorum." anlamındadır. You have to go. Gitmelisin. sözünde ise gitme zorunluluğunu dış etkenler ortaya çıkarmaktadır. Bu sözde "gitmen kurallar veya program gereğidir." gibi bir zorunluluk anlamı vardır. She has to answer all the Bütün sorulara cevap vermek questions. zorundadır. They have to shut the doors at Kapıları saat altıda kapamak zorun- six o-clock. dadırlar. We have to clean the kitchen Mutfağı her sabah temizlemek zo- every morning. rundayız. The students have to stand up Öğretmen geldiği zaman öğrenciler when the teacher comes. ayağa kalkmak zorundadırlar. I have to buy a new hat. Yeni bir şapka almak zorundayım. Özne tekil olduğu zaman have'in has şeklinin kullanıldığına dikkat ediniz. Have to'nun geçmiş zaman şekli had to'dur. I have to write my name. Adımı yazmalıyım. (Yazmak zorundayım.) I had to write my name. Adımı yazmak zorunda kaldım. She had to change her dress. Elbisesini değiştirmek zorunda kaldı. Philip had to pay ten pounds. Philip on paund ödemek zorunda kaldı. We had to give it back. Onu geri vermek zorunda kaldık. have got to, had got to Have to ve had to yapısının içine anlama hiç zarar vermeden got sözcüğü girebilir. Bu şekil kullanışa çok rastlanır. We have to show our passports. Pasaportlarımızı göstermek zorun- dayız. We have got to show our Pasaportlarımızı göstermek zorun- passports. dayız. She has got to answer in English. İngilizce olarak cevap vermek zo- rundadır. They had got to pay for the Hasarı ödemek zorunda kaldılar. damage. I had got to be at school at Saat sekizde okulda olmak zorunda eight o'clock. kaldım. He has got to get up early. Erken kalkmak zorundadır. He had got to get up early. Erken kalkmak zorunda kaldı. Have got to, had got to yapısı kullanıldığı zaman çoğunlukla have (had) özne ile birleştirilerek kısaltılır. I've got to see them every Onları her sabah görmek zorunda- morning. yım. She'd got to take the children Çocukları okula götürmek zorun- to school. da kaldı. We've got to take this medicine Bu ilacı düzenli olarak almak zorun- regularly. dayız. They'd got to clean the rifles Silahları sık sık temizlemek zorunda often. kaldılar. soru ve olumsuz yapma Have to ile yapılmış cümleler iki şekilde soru ve olumsuz yapılabilir: 1. yardımcı fiiller kurallarına göre, 2. olağan fiiller kurallarına göre. Yardımcı fiil kurallarına göre yapıldığı zaman, have (had) cümle başına alı-narak soru, have'den sonra not kullanılarak olumsuz olurlar. Bu durum, yapı içinde got olsun olmasın fark etmez. Zira yukarıda belirttiğimiz gibi, cümleye got ilave edilmesi anlamda değişme yapmaz. He has to eat fruit. Meyve yemek zorundadır. Has he to eat fruit? Meyve yemek zorunda mıdır? Has he got to eat fruit? Meyve yemek zorunda mıdır? He hasn't to eat fruit. Meyva yemek zorunda değildir. He hasn't got to eat fruit. Meyve yemek zorunda değildir. They had to break the box. Kutuyu kırmak zorunda kaldılar. Had they to break the box? Kutuyu kırmak zorunda mı kaldılar? Had they got to break the box? Kutuyu kırmak zorunda mı kaldılar? They hadn't got to break the Kutuyu kırmak zorunda kalmadılar. box. Olağan fiil kurallarına göre soru ve olumsuz yapıldığı zaman do yardımcı fiilinden yararlanılır. Do cümle başına alınarak soru, have'den önce do not getirilerek olumsuz yapılır. Cümle geçmiş zaman halindeyse, yani had kullanılmışsa soru ve olumsuz yaparken do'nun geçmiş hali olan did kullanılır ve had yerini have'e bırakır. Önemli olan bir nokta da şudur: do (did) ile soru ve olumsuz yapma durumlarında cümlede got kullanılmaz. You have to sign these papers. Bu kâğıtları imzalamalısın. Do you have to sign these Bu kâğıtları imzalamak zorunda mı- papers? sın? You don't have to sign these Bu kâğıtları imzalamak zorunda de- papers. ğilsin. She has to feed the dog. Köpeği beslemelidir. Does she have to feed the dog? Köpeği beslemek zorunda mıdır? She doesn't have to feed the dog. Köpeği beslemek zorunda değildir. Öznenin tekil olması nedeniyle kullanılan has, cümleye do girmesiyle have şekline girmekte, do fiili bu durumda does almaktadır. Bunu son örnekte görüyoruz. Bu iki şekil soru ve olumsuzluk yapma arasındaki küçük anlam farkı şudur: Do ile yapılan soru ve olumsuzluk cümlelerinde daha sürekli bir zarunluluk ifadesi vardır. Diğer şekilde ise daha çok bir kerelik zorunluluk anlatılır. Do you have to water the Çiçekleri sulamak zorunda mısın? flowers? (her zaman) Have you to water the flowers? Çiçekleri sulamak zorunda mısın? (şimdi) You don't have to water the Çiçekleri sulamak zorunda değilsin. flowers. (hiçbir zaman) You haven't to water the Çiçekleri sulamak zorunda değilsin. flowers. (şimdi) Did he have to brush his shoes? Ayakkabılarını fırçalamak zorunda mıydı? (her zaman) Had he to brush his shoes? Ayakkabılarını fırçalamak zorunda mı kaldı? (bir kerelik) He didn't have to brush his Ayakkabılarını fırçalamak zorunda shoes. değildi. (hiçbir zaman) He hadn't to brush his shoes. Ayakkabılarını fırçalmak zorunda kalmadı. (o sefer için) 3. başkasına yaptırılan işlerin anlatımı için have Başka kişilere yaptırılan işleri anlatmak için have fiilinden sonra tümleç ve ondan sonra da yaptırılan eylemi bildiren fiilin geçmiş zaman ortacı kullanılır. I have my room swept. Odamı süpürtürüm. I had my room swept. Odamı süpürttüm. I will have my room swept. Odamı süpürteceğim. I am having my room swept. Odamı süpürtüyorum. She has her hair dyed once a Saçını ayda bir boyatır. month. She had her hair cut yesterday. Saçını dün kestirdi. We'll have our clock repaired. Saatimizi tamir ettireceğiz. He had it translated into English. Onu İngilizceye çevirtti. They had the car washed. Otomobili yıkattılar. You have your carpets cleaned Halılarınızı sık sık yıkatırsınız. often. I had it brought on a tray. Onu bir tepside getirttim. They have the wine sent Şarabı Fransa'dan göndertirler. from France. Bu yapıda have yerine get kullanılabilir. She gets the windows cleaned Pencereleri her gün temizletir. every day. I got the books placed on the Kitapları raflara yerleştirttim. shelves. Bu cümlelerin soru ve olumsuz halleri do yardımcı fiiliyle yapılır. You have your shoes mended. Ayakkabılarını tamir ettirirsin. Do you have your shoes mended? Ayakkabılarını tamir ettirir misin? You don't have your shoes Ayakkabılarını tamir ettirmezsin. mended. She had the furniture changed. Mobilyayı değiştirtti. Did she have the furniture Mobilyayı değiştirtti mi? changed? She didn't have the furniture Mobilyayı değiştirtmedi. changed. They had the coffee brought Kahveyi bahçeye getirttiler. to the garden. Did they have the coffee brought Kahveyi bahçeye getirttiler mi? to the garden? They didn't have the coffee Kahveyi bahçeye getirtmediler. brought to the garden. We get the children vaccinated. Çocukları aşılatırız. Do we get the children Çocukları aşılatır mıyız? vaccinated? We don't get the children Çocukları aşılatmayız. vaccinated. (to have) fiilinin olağan fiil olarak kullanılması Bu fiilin temel anlamı "sahip olmak"tır. Türkçeye çevrilirken çoğu zaman "benim var, senin var" şekli uygun olur. I have green eyes. Yeşil gözlerim var. She has a big nose. Onun büyük bir burnu var. We have two houses. İki evimiz var. He had three sisters. Üç kız kardeşi vardı. They had a small car. Küçük bir arabaları vardı. have, have got Have ile got'un bu anlamda birlikte kullanılması özellikle konuşma dilinde çok görülen bir şekildir. Anlamı aynıdır. She has got a big nose. Onun büyük bir burnu var. We have got two houses. İki evimiz var. They had got a small car Küçük bir arabaları vardı. I have got a lot of books. Çok kitabım var. He had got a villa in the forest. Ormanda bir villası vardı. soru ve olumsuz yapmada İngiltere ve diğer ülkeler farkı Have (have got)'un "sahip olmak" anlamında bir olağan fiil olarak kullanıldığı bu cümleler İngilizler tarafından, have cümle başına alınarak soru, have'den sonra not getirilerek olumsuz hale sokulurlar. She has got blue eyes. Mavi gözleri var. Has she blue eyes? Mavi gözleri mi var? She hasn't blue eyes. Mavi gözleri yok. We have got two cars. İki arabamız var. Have we two cars? İki arabamız mı var? We haven't two cars. İki arabamız yok. They had got a big flat. Büyük bir daireleri vardı. Had they got a big flat? Büyük bir daireleri var mıydı? They hadn't got a big flat. Büyük bir daireleri yoktu. He had got eleven teeth. On bir dişi vardı. Had he got eleven teeth? On bir disi mi vardı? He hadn't got eleven teeth. On bir dişi yoktu. İngiltere'de yukarıda görüldüğü gibi soru ve olumsuzluk hali yapılmasına karşın Amerika ve ana dili İngilizce olan diğer ülkelerde bu durum do ile yapılır. You have a good teacher. İyi bir öğretmeniniz var. Do you have a good teacher? İyi bir öğr etmeniniz var mı? You don't have a good teacher. İyi bir öğretmeniniz yok. He has black glasses. Siyah gözlükleri var. Does he have black glasses? Siyah göziükleri mi var? He doesn't have black glasses. Siyah gözlükleri yok. They had five children. Beş çocukları vardı. Did they have five children? Beş çocukları mı vardı? They didn't have five children. Beş çocukları yoktu. She had long fingers. Uzun parmakları vardı. Did she have long fingers? Uzun parmakları mı vardı? She didn't have long fingers. Uzun parmakları yoktu. We have got many friends here. Burada birçok arkadaşlarımız var. Do we have many friends here? Burada birçok arkadaşlarımız var mı? We don't have many friends here. Burada birçok arkadaşlarımız yok. Soru ve olumsuzun do ile yapılması halinde cümlede got kullanılamaz. Son örnekte olumlu cümledeki got'un soru ve olumsuz halde kullanılmadığını görüyoruz. to have (a meal, a drink, a bath, a swim, a walk, a difficulty, a good time etc.) Have fiili "yemek, içmek, almak, yapmak, vermek, geçirmek, bir durumla karşılaşmak" gibi çeşitli anlamlar da verir. Bu durumda got kullanılamaz. Soru ve olumsuzluk halleri do ile yapılır. to have a meal (lunch, dinner) yemek yemek (öğle yemeği, akşam yemeği) We'll have lunch at one o'clock. Saat birde öğle yemeği yiyeceğiz. to have a drink içki almak, bir şeyler içmek Why don't you have a drink? Niye bir içki almıyorsun? to have a bath banyo yapmak Did you have a bath this Bu sabah banyo yaptın mı? morning? to have a swim yüzmek We don't have a swim when it Hava soğuk olduğu zaman is cold. yüzmeyiz. to have a walk yürüyüş yapmak Let's have a walk along the Sahil boyunca yürüyüş yapalım. shore. to have difficulty zorluk çekmek We had difficulty in finding Yolumuzu bulmakta güçlük our way. çektik. to have a good time iyi (hoş) vakit geçirmek They had a good time with their Arkadaşlarıyla iyi vakit geçirdiler. friends. She had a good time at the Piknikte iyi vakit geçirdi. picnic. Bu anlamda have fiili to be fiili ile birlikte ing'li şekilde de kullanılabilir. They are having a party in the Şimdi bahçede bir parti veri- garden now. yorlar. She is having a bath just now. Tam şimdi banyo yapıyor. We are having a lesson. Bir ders yapmaktayız. We are having difficulty in Onları anlamakta güçlük çekiyoruz. understanding them. Are they having a drink on the Balkonda içki mi içiyorlar? balcony? He isn't having a walk with Diğerleriyle yürüyüş yapmıyor. the others.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:44
TO DO

To do yardımcı fiilinin 1. infinitive - mastar, 2. past tense – geçmiş zaman, 3. past participle - geçmiş zaman ortacı şekilleri şunlardır : 1 2 3 do did done Aşağıdaki tablolarda to do fiilinin şimdiki zaman ve geçmiş zaman halinde çekimlerini görüyoruz. şimdiki zaman olumlu olumlu şekil anlamı I do ben yaparım you do sen yaparsın he does o yapar she does o yapar it does o yapar we do biz yaparız you do siz yaparsınız they do onlar yaparlar soru soru şekli anlamı do I? yapar mıyım? do you? yapar mısın? does he? yapar mı? does she? yapar mı? does it? yapar mı? do we? yapar mıyız? do you? yapar mısınız? do they? yaparlar mı? olumsuz normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I do not I don't yapmam you do not you don't yapmazsın he does not he doesn't yapmaz she does not she doesn't yapmaz it does not it doesn't yapmaz we do not we don't yapmayız you do not you don't yapmazsınız they do not they don't yapmazlar olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı do I not? don't I? yapmam mı? do you not? don't you? yapmaz mısın? does he not? doesn't he? yapmaz mı? does she not? doesn't she? yapmaz mı? does it not? doesn't it? yapmaz mı? do we not? don't we? yapmaz mıyız? do you not? don't you? yapmaz mısınız? do they not? don't they? yapmazlar mı? geçmiş zaman olumlu olumlu şekil anlamı I did yaptım you did yaptın he did yaptı she did yaptı it did yaptı we did yaptık you did yaptınız they did yaptılar soru soru şekli anlamı did I? yaptım mı? did you? yaptın mı? did he? yaptı mı? did she? yaptı mı? did it? yaptı mı? did we? yaptık mı? did you? yaptınız mı? did they? yaptılar mı? olumsuz normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I did not I didn't yapmadım you did not you didn't yapmadın he did not he didn't yapmadı she did not she didn't yapmadı it did not it didn't yapmadı we did not we didn't yapmadık you did not you didn't yapmadınız they did not they didn't yapmadılar olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı did I not? didn't I? yapmadım mı? did you not? didn't you? yapmadın mı? did he not? didn't he? yapmadı mı? did she not? didn't she? yapmadı mı? did it not? didn't it? yapmadı mı? did we not? didn't we? yapmadık mı? did you not? didn't you? yapmadınız mı? did they not? didn't they? yapmadılar mı? Tablolarda görüldüğü gibi to do fiilinin geçmiş hali olan did bütün şahıslarla aynı kalmaktadır. (to do) fiilinin yardımcı fiil olarak kullanılışı 1. to do fiili olağan fiillerle yapılmış geniş zaman ve geçmiş zaman cüm-lelerinin soru ve olumsuzlarının kuruluşunda kullanılır. Geniş zaman için do, geçmiş zaman için did şekli kullanılır. We go to school every day. Her gün okula gideriz. Do we go to school every day? Her gün okula gider miyiz? We don't go to school every day. Her gün okula gitmeyiz. We went to school yesterday. Dün okula gittik. Did we go to school yesterday? Dün okula gittik mi? We didn't go to school yesterday. Dün okula gitmedik. They work in the office. Büroda çalışırlar. Do they work in the office? Büroda mı çalışırlar? They don't work in the office. Büroda çalışmazlar. You opened all the windows. Bütün pencereleri açtınız. Did you open all the windows? Bütün pencereleri açtınız mı? You didn't open all the windows. Bütün pencereleri açmadınız. She writes a letter. Bir mektup yazar. Does she write a letter? Bir mektup mu yazar? She doesn't write a letter. Bir mektup yazmaz. He smokes cigarettes. Sigara içer. Does he smoke cigarettes? Sigara içer mi? He doesn't smoke cigarettes. Sigara içmez. Geçmiş zaman halindeki bir cümleyi soru veya olumsuz yapmak için did kullanıldığında cümlede geçmiş zaman halinde bulunan fiil mastar haline döner. He went to the cinema. Sinemaya gitti. Did he go to the cinema? Sinemaya mı gitti? He didn't go to the cinema. Sinemaya gitmedi. We helped the poor people. Yoksul halka yardım ettik. Did we help the poor people? Yoksul halka yardım ettik mi? We didn't help the poor people. Yoksul halka yardım etmedik. They understood the questions. Soruları anladılar. Did they understand the Soruları anladılar mı? questions? They didn't understand the Soruları anlamadılar. questions. 2. Üzerinde vurgu yapılmak istenen fiillerin mastar halleri önünde do kullanılır. Verilmek istenen anlam aşağıdaki örneklerde parantez içinde açıklanmaktadır. I did like your flowers. Çiçeklerinizi sevdim. (Çiçeklerinizi sevdiğimden kuşkunuz olmasın.) They did succeed. Başarılı oldular. (Başarılı olduk- larından kuşkunuz olmasın.) 3. Rica veya davet kuvvetlendirmek için emir halindeki cümle başına getirilir. Do come in. Giriniz. (Rica ederim giriniz.) Do have some more tea. Biraz daha çay alınız. (Ne olur, biraz daha çay alın.) Do stop that nonsense. Bu saçmalığı bırak. 4. Bir soruya cevap verirken esas fiilin tekrarlanmaması için onun yerine do kullanılarak kısa bir cevap yapılır. Do you like bananas? Muz sever misiniz? Yes, I do. Evet, severim. No, I don't. Hayır, sevmem. Buradaki Yes, I do. kısa cevabı, Yes, I like bananas. cümlesinin yerini, No, I don't. kısa cevabı ise No, I don't like bananas. cümlesinin yerini tutar. Does he come early? Erken gelir mi? Yes, he does. Evet, gelir. No, he doesn't. Hayır, gelmez. Did they learn the words? Sözcükleri öğrendiler mi? Yes, they did. Evet, öğrendiler. No, they didn't. Hayır, öğrenmediler. Did the driver see the rabbit? Şoför tavşanı gördü mü? Yes, he did. Evet, gördü. No, he didn't. Hayır, görmedi. Sondaki soru ve cevaplarında görüldüğü gibi, sorudaki isim yerine cevapta şahıs zamiri kullanılmaktadır. (The driver yerine he.) Does your mother come with you? Anneniz sizinle gelir mi? Yes, she does. Evet, gelir. No, she doesn't. Hayır, gelmez. 5. Question tags - pekiştirme sorusu (değil mi?) yapımında. You like potatoes, don't you? Patates seversin, değil mi? They like potatoes, don't they? Patates severler, değil mi? He comes late, doesn't he? Geç gelir, değil mi? Tom comes late, doesn't he? Tom geç gelir, değil mi? She doesn't go to school, does Okula gitmez, değil mi? she? We don't make many mistakes, Çok hata yapmayız, değil mi? do we? They came yesterday, didn't Dün geldiler, değil mi? they? They didn't come yesterday, Dün gelmediler, değil mi? did they? "Değil mi?" pekiştirme sorusu şu kurallar uyarınca yapılır: a. Cümle geniş zaman halinde ve olumluysa to do fiilinin olumsuz şekli kullanılır, don't. (Özne tekilse doesn't.) Bu sözcükler pekiştirme sorusunda zamirin önüne gelirler. You drink milk, don't you? Süt içersin, değil mi? He drinks milk, doesn't he? Süt içer, değil mi? b. Cümle geniş zaman halinde ve olumsuzsa to do fiilinin olumlu şekli kullanılır, do. (Özne tekilse does.) Bunlar pekiştirme sorusunda öznenin önünde yer alırlar. You don't drink milk, do you? Süt içmezsin, değil mi? He doesn't drink milk, does he? Süt içmez, değil mi? c. Cümlenin öznesi bir isimse pekiştirme sorusunda bunun yerine bir zamir kullanılır. Aşağıdaki örneklerde the girl yerine she, my father yerine he, the children yerine they kullanılmaktadır. The girl looks at the birds, Kız kuşlara bakar, değil mi? doesn't she? My father doesn't smoke too Babam çok sigara içmez, değil mi? much, does he? The children play in our garden, Çocuklar bahçemizde oynarlar, don't they? değil mi? d. Cümle geçmiş zaman halindeyse "değil mi?" did ile yapılır. Olumlu cümle için didn't, olumsuz cümle için did özne önüne getirilir. He broke the vase, didn't he? Vazoyu kırdı, değil mi? Martin broke the vase, didn't Martin vazoyu kırdı, değil mi? he? They didn't bring the book, did Kitabı getirmediler, değil mi? they? The boys didn't clean their Çocuklar sıralarını temizlemediler, desks, did they? değil mi? 6. Söylenen bir sözü onaylama, veya kabul etmeme ya da ona bir ek yapma halleri aşağıdaki örneklerini gördüğümüz şekilde yapılır. He makes many mistakes. Çok hata yapar. Yes, he does. Evet, öyle. (Evet, yapar.) They like our children. Çocuklarımızı severler. Yes, they do. Evet, öyle. (Evet, severler.) She drank all the wine. Bütün şarabı içti. Yes, she did. Evet, öyle. (Evet, içti.) She didn't call on us. Bizi ziyaret etmedi. No, she didn't. Evet, öyle. (Evet, etmedi.) Gordon didn't keep his promise. Gordon sözünü tutmadı. No, he didn't. Evet, öyle. (Evet, tutmadı.) They come late. Geç gelirler. No, they don't. Hayır, değil. (Hayır, gelmezler.) She knows a lot of stories. Çok öykü bilir. No, she doesn't. Hayır, değil. (Hayır, bilmez.) Your son drinks too much. Oğlun çok içer. No, he doesn't. Hayır, değil. (Hayır, içmez.) He went to the cinema. Sinemaya gitti. No, he didn't. Hayır, değil. (Hayır, gitmedi.) Mary washed the dishes. Mary bulaşıkları yıkadı. No, she didn't. Hayır, değil. (Hayır, yıkamadı.) Edward learns quickly. So does Edward çabuk öğrenir. Helen Helen. de öyle. She likes basketball. So do we. Basketbolu sever. Biz de öyle. They like fish. So do I. Balığı severler. Ben de öyle. He learnt English. So did they. O İngilizce öğrendi. Onlar da öyle. She lived in New York. So did he. New York'ta oturdu. O da öyle. She doesn't go to bed early. Erken yatmaz. Biz de öyle. Neither do we. They didn't write a letter. Bir mektup yazmadılar. O da öyle. Neither did she. He likes oranges. But I don't. O portakal sever. Ama ben sevmem. They drink beer. But we don't. Onlar bira içerler. Ama biz içmeyiz. They came late, but we didn't. Onlar geç geldiler, ama biz (geç) gelmedik. The girl wanted to go to the Kız sinemaya gitmek istedi, ama o cinema, but he didn't. istemedi. The boys went to the seaside, Çocuklar deniz kenarına gittiler, but I didn't. ama ben gitmedim. (to do) fiilinin olağan fiil olarak kullanılışı To do fiili olağan bir fiil olarak "yapmak" anlamında kullanılır. Bu durumda geniş zaman ve geçmiş zaman halinde soru ve olumsuzluğu yine do (did) ile yapılır. I do. Yaparım. Do I do? Yapar mıyım? I don't do. Yapmam. Don't I do? Yapmam mı? You do. Yaparsın. Do you do? Yapar mısın? You don't do. Yapmazsın. Don't you do? Yapmaz mısın? She does. Yapar. Does she do? Yapar mı? She doesn't do. Yapmaz. Doesn't she do? Yapmaz mı? We did. Yaptık. Did we do? Yaptık mı? We didn't do. Yapmadık. Didn't we do? Yapmadık mı? He did. Yaptı. Did he do? Yaptı mı? He didn't do. Yapmadı. Didn't he do? Yapmadı mı? Cümlelerdeki soru ve olumsuzlarda cümlede iki tane do olduğu görülüyor. Bunların biri cümleyi soru ve olumsuz hale sokmak için yardımcı bir fiil alarak kullanılmış "do", diğeri olağan fiil olarak "yapmak" anlamında kullanılmış "do" fiilidir. Do fiili olağan bir fiil olarak çeşitli cümle yapılarında kullanılabilir. Şimdiki zaman halinde sonuna ing alabilir. We do our shopping on Alışverişimizi cumartesi günleri Saturdays. yaparız. He does his homework Ev ödevini dikkatsiz bir şekilde carelessly. yapar. She is doing the exercises in Kitaptaki alıştırmaları yapıyor. the book. What are you doing? Ne yapıyorsunuz? What does he do in the evening? Akşamleyin ne yapar? Did they do any shopping? Hiç alışveriş yaptılar mı? What did you do? Ne yaptın? Don't do it. Onu yapma. What is she doing? O ne yapıyor? What does she do? O ne yapar? How did they do it? Onu nasıl yaptılar? They are doing something. Bir şey yapıyorlar. Can you do this? Bunu yapabilir misin? We are doing our own work. Kendi işimizi yapıyoruz. How do you do? Nasılsınız? (Yeni tanıştırılan kişilerin söylediği "Memnun oldum? anlamında)

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:46
MAY

Bir yardımcı fiil olan may fiillerin önüne gelerek şu anlamları belirtir:

1. izin
2. olasılık

May yardımcı fiili bütün şahıslar önünde aynı şeklini korur. Öznenin tekil veya çoğul olmasıyla bir değişikliğe uğramaz.

I may
you may
she may
they may

May yardımcı fiilinin geçmiş zaman şekli might’tır. Ancak bu sadece indirect speech - "nakledilen söz"de kullanılır. Yani içinde may olan bir söz nakledilen söz haline sokulunca may yerine, onun geçmiş şekli olan might kullanılır. Ayrıca bir cümlenin fiili geçmiş zaman halindeyse bu cümlede might kullanılır. Bunun dışında might genel olarak bir geçmiş zaman anlamı taşımaz. Küçük bir anlam farkıyla, may gibi şimdiki zaman cümlelerinde kullanılır. Ayrıca, yine may gibi, şart cümlelerinde yer alır.

Might da bütün şahıslarla aynı kalır.

I might
you might
she might
we might

Bütün yardımcı fiillerde olduğu gibi may (might) da cümle başına getirilirse cümle soru haline girer, yanına not konulursa olumsuz olur.

Not sözcüğü may ve might'la birleşerek kısalabilir. Bunlardan mayn't şekli pek kullanılmaz.

may yardımcı fiili

olumlu I (you, he, etc.) may

olumsuz may not

kısaltılmış mayn't
olumsuz

soru may I (you, he etc.)?

olumsuz may I (you, he, etc.) not?
soru

kısaltılmış mayn't I (you, he, etc.)?
olumsuz soru

might

olumlu I (you, he, etc.) might

olumsuz might not

kısaltılmış mightn't
olumsuz

soru might I (you, he, etc.)?

olumsuz might I (you, he, etc.) not?
soru

kısaltılmış mightn't I (you, he, etc.)?
olumsuz soru


(may) ile izin belirtme

May yardımcı fiili kök halinde (yani önünde to olmayan) fiil ile kullanılarak o fiilin yapılmasına izin verilme durumunu açıklar.

Bir fiili yapma iznine sahip oluş anlamı sadece I ve we zamirleri ile kullanıldığında vardır.

I may change the dress. Elbiseyi değiştirebilirim.
We may smoke in the library. Kütüphanede sigara içebiliriz.

Bu cümlelerde (Elbiseyi değiştirmeme izin var. Kütüphanede sigara içmeye iznimiz var.) anlamı vardır.

Cümlenin öznesi I ve we dışında olduğu zaman may ile kullanılan fiilin yapılmasına sözü söyleyen kişinin müsaade ettiği anlamı çıkar.

You may drink the milk. Sütü içebilirsiniz.
She may use the computer. Bilgisayarı kullanabilir.
They may put their books Kitaplarını masamın üstüne
on my table. koyabilirler.
You may bring your child. Çocuğunuzu getirebilirsiniz.

Bu cümlelerde (Sütü içmene izin veriyorum. Bilgisayarı kullanmasına izin veriyorum. Kitaplarını masama koymalarına izin veriyorum. Çocuğunu getirmene izin veriyorum.) anlamı vardır. Yani cümleyi söyleyen kişi kendi fikri olarak böyle bir izni verdiğini belirtmektedir. Resmi yasakları belirtmek için may not ile yapılan olumsuz cümlelere sıkça rastlanır.

The visitors may not touch the Ziyaretçiler heykellere dokunamaz-
statues. lar.
The students may not smoke Öğrenciler okul bahçesinde sigara
in the school garden. içemezler.
They may not bring their wives Eşlerini toplantıya getiremezler.
to the meeting.
People may not walk on İnsanlar çimen üzerinde
the grass. yürüyemezler.

Bu cümlelerin hepsinde bir yasaklama anlamı bulunmaktadır.

Soru halindeki may cümleleri hemen hemen daima I zamiri ile yapılmış soru cümleleri olarak görülür. İngilizcede çok kullanılan kibar bir soru şeklidir. Bir hareketin yapılmasına karşıdaki kişinin izin verip vermediğini sormak için kullanılır.

May I use your pen? Kalemini kullanabilir miyim?
May I open the window? Pencereyi açabilir miyim?
May I come with you? Sizinle gelebilir miyim?
May I see the painting? Tabloyu görebilir miyim?

Might izin belirtme konusunda, biraz önce söylendiği gibi, may ile yapılmış bir cümlenin nakledilen söz haline sokulmasında may'in geçmiş hali olarak onun yerini alır.

You may take the chair. Sandalyeyi alabilirsiniz.
He said we might take the chair. Sandalyeyi alabileceğimizi söyledi.
You may go. Gidebilirsiniz.
He said I might go. Gidebileceğimi söyledi.

Might ile yapılan soru cümlelerinde bir şeye izin verilip verilmeyeceği daha kuşkulu ve çekingen bir ifade ile sorulmuş olur. Bu durumda might geçmiş zaman anlamı taşımaz. Esasen, daha önce de değindiğimiz gibi, might yukarıda nakledilen söz ve fiili geçmiş halde bulunan bazı cümleler dışında geçmiş zaman anlamında kullanılmaz. Hep şimdiki zaman anlamı verir.

May I use the kitchen? Mutfağı kullanabilir miyim?
Might I use the kitchen? Mutfağı kullanabilir miyim?
İkinci cümle daha çekinilerek sorulan ve "Bilmem acaba mutfağı kullanmama izin verir misiniz?" gibi kuşku ve tereddüt anlamı taşıyan bir soru cümlesidir.


Might we go through your garden? Bahçenizden geçebilir miyiz?
Might I make a suggestion? Bir öneride bulunabilir miyim?

Bu cümleler de "Bilmem bahçenizden geçmemize izin verir misiniz?"

"Bir öneride bulunmama acaba izin verir misiniz?" gibi çekingen ve mütereddit olunduğunu gösteren bir anlam taşırlar.

May I ......?" yapısında kibar ve resmi bir izin isteme şekli olarak çok kullanılan may'in diğer kullanılışları ile yine izin anlamında might İngilizcede fazla kullanılmazlar.

İzin anlamında may yerine can daha fazla kullanılır. Bunu can konusunda görmekteyiz. May özellikle izin isteme sorularında daha kibar bir şekil olmasına karşın can daha çok kullanılan ve anlamı daha kapsamlı olan bir yardımcı fiildir.

May çeşitli zamanları meydana getirmek için yeterli şekillere sahip olma- dığından geçmiş zaman anlamı vermek için allow fiili, passive voice - edilgen çatı halinde kullanılır.

She may come. Gelebilir. (Gelmesine izin var.)
She was allowed to come. Gelebilirdi. (Gelmesine izin vardı.)

I may take the car. Otomobili alabilirim. (Almama izin
var.)
I was allowed to take the car. Otomobili alabilirdim. (Almama izin
vardı.)

They may stay in this cottage. Bu kulübede kalabilirler.
They were allowed to stay in Bu kulübede kalabilirlerdi.
this cottage. Kalmalarına izin vardı.)


(may - might) ile olasılık belirtme

May' in izin anlamını gördük. Şimdi de kök halindeki fiil önünde may veya might kullanılarak olasılık anlamının verilişini görelim.

He may come early. Erken gelebilir. (Erken gelmesi
ihtimali vardır.)
He might come early. Erken gelebilir. (Erken gelmesi
ihtimali vardır.)
Mary may change her mind. Mary fikrini değiştirebilir. (Mary'nin
fikrini değiştirmesi ihtimali vardır.)
Mary might change her mind. Mary fikrini değiştirebilir. (Mary'nin
fikrini değiştirmesi ihtimali vardır.)

We may not finish the work. İşi bitirmeyebiliriz. (İşi bitirmeme
ihtimalimiz vardır.)
We might not finish the work. İşi bitirmeyebiliriz. (İşi bitirmeme
ihtimalimiz vardır.)

I may call you again. Sana tekrar telefon edebiliri.
(Sana tekrar telefon etmem ihtimali
vardır.)
I might call you again. Sana tekrar telefon edebilirim.
(Sana tekrar telefon etmem ihtimali
vardır.)

She may be sleeping in her Odasında uyuyor olabilir. (Oda-
room. sında uyuyor olması ihtimali vardır.)
She might be sleeping in her Odasında uyuyor olabilir. (Oda-
room. sında uyuyor olması ihtimali vardır.)

Dick may be repairing the Dick bisikleti tamir ediyor olabilir.
bicycle. (Dick'in bisikleti tamir ediyor olması
ihtimali vardır.)
Dick might be repairing Dick bisikleti tamir ediyor olabilir.
the bicycle. (Dick'in bisikleti tamir ediyor olması
ihtimali vardır.)

May ile ifade edilen olasılık might ile yapılana nazaran daha kuvvetlidir. Ancak, söylenirken may üzerinde vurgu yapılırsa bu olasılığın zayıfladığı gösterilmiş olur.

He may keep his word. Sözünü tutabilir. (Sözünü tutması
muhtemeldir.)
cümlesinde may vurgulu olarak söylenirse "Sözünü tutması ihtimali pek kuvvetli değildir." anlamı çıkmış olur.

May ile might arasında küçük bir fark vardır. Might ile belirtilen olasılık may ile belirtilene nazaran biraz daha zayıftır.

She may buy a new dress. Yeni bir elbise alabilir.
She might buy a new dress. Yeni bir elbise alabilir.

cümlelerinin ikincisinde "yeni bir elbise alma" olasılığı birincisine göre daha zayıftır.

Might ile yapılan cümlede might sözcüğü vurgulu olarak söylenecek olursa vurgulu olarak söylenen may cümlesinden de daha zayıf bir olasılık, anlatılmış olur. Adeta bu olasılığın iyice ortadan kalktığı anlatılmış olur. Buna göre "yeni bir elbise alma" olasılığı yok gibidir.

Olasılık belirten olumlu ve olumsuz cümlelerde kullanıldığını gördüğümüz may, bu anlamda bir soru cümlesi meydana getirmek üzere cümlenin başına gelemez. Böyle bir soru cümlesi için Do you think ... ? Is it likely ...? gibi kalıplar içinde think ve likely sözcüklerinden yararlanılır.

Do you think it will be sunny? Hava güneşli mi olacak sence?
Do you think the bus will come Sence otobüs vaktinde gelecek mi?
in time?
Is it likely to rain? Yağmur yağması ihtimali var mı?

Have ile fiilin üçüncü şekli önünde kullanılan may (might) geçmişte olmuş şeylerin olasılık durumlarını anlatır.

Robert may have missed the bus Robert otobüsü kaçırmış olabilir,
because he didn't come to çünkü okula gelmedi. (Otobüsü ka-
school. çırmış olma olasılığı var.)
They might have left the house. Evi terk etmiş olabilirler. Hiç
We don't see any light. ışık görmüyoruz.

Have ile birlikte olan fiilin üçüncü şekli dışında cümlede geçmiş zaman halinde bir fiil varsa, örneğin cümle "indirect speech - nakledilen söz" halindeyse bu cümlede may değil might kullanılır.

He said that the students might Öğrencilerin yeni öğretmenle tanış-
have met the new teacher. mış olabileceklerini söyledi. (Öğren-
cilerin yeni öğretmenle tanışmış
olmaları olasılığı vardı.)

Sadece might ile yapılabilen bir olasılık anlamı da şudur: Have ve fiilin üçüncü şekli önünde kullanılan might gerçekleşmemiş, yani yapılmamış bir hareket olasılığını gösterir.

You might have killed the cat. Kediyi öldürmüş olabilirdin. (Kediyi
öldürmen olasılığı vardı, fakat
öldürmedin.)

Aynı cümlede might yerine may kullanılsaydı,

You may have killed the cat. Kediyi öldürmüş olabilirsin. (kediyi
öldürmüş olman olasılığı var.)

Bu cümlede kedinin ölmüş olup olmadığı belli değildir. Ölmüş olma olasılığı vardır.

We might have chosen a better Daha iyi bir bilgisayar seçebilirdik.
computer. (Seçme olasılığı vardı, fakat seçme-
dik)
They might have learnt English. İngilizce öğrenebilirlerdi.

If ile yapılan şart cümlelerinde will kullanıldığında kesin bir durum anlatılır. Will yerine may (might) kullanılırsa olasılık anlatılmış olur.

If she comes early, she will Erken gelirse sizinle konuşacak.
talk to you.
If she comes early, she may Erken gelirse sizinle konuşabilir.
talk to you. (Konuşma olasılığı var)
If she came early, she might Erken gelmiş olsaydı sizinle konu-
talk to you. şabilirdi. (konuşma olasılığı vardı)

If John studies hard, he will John çok çalışırsa başaracak.
succeed.
If John studies hard, he may John çok çalışırsa başarabilir.
succeed.
If John studied hard, he might John çok çalışsaydı başarabilirdi.
succeed.

May ve might yardımcı fiilleri as well sözcükleri ile birlikte bir fiil önünde kullanılırlarsa o fiilin yapılmasının uygun bir seçenek olduğunu belirtirler.

I may as well go home. Eve gideyim bari. (En iyisi eve git-
mem.)
We might as well play cards. En iyisi kâğıt oynayalım.

As well yerine just as well, might ile kullanılırsa cümledeki fiilin yapılmasının diğer seçenekler kadar uygun olduğu belirtilmiş olur.

You might just as well buy a car. Bir otomobil de alabilirsin. (Bir oto-
mobil alman da aynı derecede uy-
gundur.)

Bu cümlede başka şeyler almak yerine bir otomobil almanın gayet uygun bir seçenek olduğu söylenmektedir.

He might just as well come with Bizimle de gelebilir. (Bizimle
us. gelmesi de gayet uygundur.)
They might just as well take a Trenle de gidebilirler. (Trenle gitme-
train. leri de gayet uygun olabilir.)

May inanç ve ümit hisleriyle söylenen iyi dilekleri belirten cümlelerin başında yer alır.

May God be with you! Tanrı seninle olsun!
May you be happy! Mutlu olasın! (Mutlu olmanı dilerim.)
May the New Year bring you Yeni Yıl size mutluluk getirsin!
happiness!
May your dreams come true! Düşleriniz gerçekleşsin!

Might üzerinde ısrarla durulan bir isteği ve bunun yerine getirilmemesinden doğan kızgınlığı belirtir.

You might ask them for more Onlardan daha fazla para
money. istemelisin.

Bu cümlede isteme işinin yeterince yapılmamış olmasından bir şikâyet ve kızma anlamı vardır.

She might be helpful to her Kızkardeşine yardımcı olabilir.
sister. (Niçin yardımcı olmuyor?)
You might ask the headmaster Okuldan ayrılmadan önce müdüre
before you leave the school. sormalısın.
They might listen to their Babalarını dinlemeliler.
father.

Helen might study her lessons. Helen derslerine çalışmalı.
He might bring some wood for Ateş için bir miktar odun getirmeli.
the fire.
She might have paid for the hat. Şapkanın parasını ödemeliydi. (Ama
ödemedi.)
We might have answered their Onların mektuplarına cevap verme-
letters. liydik.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:46
CAN

Türkçeye "... ebilmek" eki şeklinde çevrilen can bir yardımcı fiildir. Fiillerin önüne gelerek başlıca şu üç anlamı verir: 1. yetenek ve güç 2. izin 3. olasılık Can her türlü özne ile aynı şeklini korur. Ek almaz. I can he can you can we can they can Can olumsuzluk halinde not ile birlikte olduğu zaman bitişik yazılırlar. Bu durum sadece can yardımcı fiiline özgüdür. cannot Fakat not ile birleşerek bir kısaltma yapılması halinde diğer yardımcı fiillerle aynı kurala uyar. can't Can'in geçmiş şekli could'dur. Could ayrıca şart cümlelerinde kullanılır. Could bir geçmiş zaman şekli olmasına karşın pek çok durumlarda şimdiki zaman ve hatta gelecek zaman cümlelerinde yer alır. can yardımcı fiili olumlu I (you, he, etc.) can olumsuz cannot kısaltılmış olumsuz can't soru can I (you, he, etc.)? olumsuz can I (you, he, etc.( not) ? soru kısaltılmış can't I (you, he, etc.)? olumsuz soru could (can'in geçmiş hali) olumlu I (you, he, etc.) could olumsuz could not kısaltılmış olumsuz couldn't soru could I (you, he, etc.)? olumsuz soru could I (you, he, etc.) not? kısaltılmış olumsuz soru couldn't I (you, he, etc.)? Yetenek, olasılık ve izin belirten can yardımcı fiili kök halinde, yani önünde to olmayan fiille kullanılır. Bazı anlamları vermekte yetersiz kaldığında can (could) yerine, yetenek belirtirken be able, izin belirtirken allow, olasılık belirtirken be possible kullanılır. Bunları sırayla ve ilgili oldukları bölümlerde göreceğiz. yetenek ve güç belirtmede (can) Bir fiilin yapılabilmesi için gerekli yetenek ve gücün var olduğunu belirtmek için kullanılan can, kök halindeki fiilin önünde yer alır. I can carry this table. Bu masayı taşıyabilirim. She can learn Turkish. Türkçe öğrenebilir. cümlelerinde taşıma gücünde oluş ve öğrenme yeteneğine sahip olma belirtilmektedir. Bu anlamda kullanıldığında can sadece geniş zaman cümlelerinde yer alabilir. Diğer zamanlardaki cümlelerde aynı anlamı vermek için can yerine be able kullanılır. Be able her fiil zamanı için kullanılabilecek şekle sahiptir. geniş zaman can ve be able Yetenek ve güç bildirme anlamında can sadece geniş zamanda kullanılır. Bu durumda kök halinde fiilin önünde yer alır. We can walk there. Oraya yürüyebiliriz. I can cook the meat. Eti pişirebilirim. She can clean the windows. Pencereleri temizleyebilir. Hilda can speak French. Hilda Fransızca konuşabilir. The soldiers can run to the hill. Askerler tepeye koşabilirler. You can catch the cat. Kediyi yakalayabilirsin. Can he open the door? Kapıyı açabilir mi? Aynı anlamda be able yapısı da kullanılabilir. Fakat daha çok kullanılan şekil can ile yapılandır. He is able to reach the shelf. Rafa ulaşabilir. You are able to understand them. Onları anlayabilirsiniz. I am able to carry the box. Kutuyu taşıyabilirim. Is he able to use the machine? Makineyi kullanabilir mi? Görüldüğü gibi be able'dan sonra fiil, önünde to olan mastar halinde kullanılmaktadır. Can ile yapılan cümlelerde ise fiilin önünde to yoktur. Gerald can repair the car. Gerald arabayı tamir edebilir. Gerald is able to repair the car. Gerald arabayı tamir edebilir. gelecek zaman wilI be able Gelecek zaman halinde yetenek ve güç bildirmek için will be able kullanılır. She will be able to understand Bu kitapları anlayabilecek. these books. We'll be able to buy a new flat. Yeni bir daire alabileceğiz. They'll be able to finish the İşi iki saatte bitirebilecekler. work in two hours. I'll be able to read these books. Bu kitapları okuyabileceğim. The sick man will be able to Hasta adam iki hafta içinde yürüye- walk within two weeks. bilecek. Arthur will be able to grow Arthur bahçesinde limon ağaçları lemon trees in his garden. yetiştirebilecek. Can gelecek zaman cümlesinde kullanılamamasına karşın, gelecekte yapılabilecek bir şey için şimdi karar verilmesi halinde gelecek zaman anla-mında kullanılabilir. We can finish it tomorrow. Onu yarın bitirebiliriz. Can you decide about it later? O hususta daha sonra karar verebilir misin? They can paint the walls on Duvarları pazar günü boyayabilirler. Sunday. geçmiş zamancould, was (were) able Geçmişte herhangi bir hareketin yapılması için gerekli yetenek ve güce sahip oluş genel olarak bildiriliyorsa bu could ile (bazan de was (were) able ile) anlatılır. Fakat bu yetenek ve gücün sadace bir defalık ve bir olay için meydana çıktığı anlatılıyorsa bu durumda sadece was (were) able kullanılır. Betty could learn the words Betty sözcükleri çabuk öğrenebilirdi. quickly. Burada öğrenme yeteneğinin her zaman mevcut olduğu anlatılmaktadır. Betty was able to learn the Betty sözcükleri çabuk öğrenebildi. words quickly. İlk cümlede Betty'nin sözcükleri çabuk öğrenme yeteneğine hep sahip olduğu anlatılmaktadır. "öğrenebilirdi" şeklinde ifade edilen karşılığından da öğrenme yeteneğinin devamlı olarak var olduğu anlaşılmaktadır. İkinci cümlede ise bu yeteneğin bir defalık, sadece bir olay için söylendiği görülmektedir. "öğrenebildi" sözü de bunun her zaman için olagelen bir durum değil sadece bir olayı açıkladığını göstermektedir. We could swim ten kilometres. On kilometre yüzebilirdik. (Eskiden on kilometre yüzebilecek güçteydik hep.) We were able to swim ten kilo- On kilometre yüzebildik. (Bir defasın- metres. da on kilometre yüzebildik.) He could answer all the Bütün sorulara cevap verebilirdi. (Her questions. zaman için böyle bir yeteneği vardı.) He was able to answer all Bütün sorulara cevap verebildi. (O the questions. sefer.) I could repair the car. Otomobili tamir edebilirdim. (Her za- man için bunu yapabilirdim.) I was able to repair the car. Otomobili tamir edebildim. (O gün bunu yapabildim.) Could Dora make a dress for Dora kendine elbise yapabilir miydi? herself? (Böyle bir yeteneği var mıydı?) Was Dora able to make a dress Dora kendine elbise yapabildi mi? for herself? (O sefer bunu başarabildi mi?) Could the children climb the big Çocuklar büyük ağaca tırmanabilir- tree? ler miydi? Were the children able to climb Çocuklar büyük ağaca tırmanabil- the big tree? diler mi? was (were) able - managed - succeeded Was (were) able yerine managed, succeeded (in) kullanılabilir. She was able to sell the old Eski mobilyayı satabildi. furniture. She managed to sell the old Eski mobilyayı satabildi. (satmayı furniture. becerdi) She succeeded in selling the Eski mobilyayı satabildi. (satmayı old furniture. başardı) Son örnekte succeed fiilinin in edatı ile kullanıldığına ve fiilin ing eki aldığına dikkat ediniz. We were able to build a new Yeni bir köprü kurabildik. bridge. We managed to build a new Yeni bir köprü kurabildik. bridge. We succeeded in building a new Yeni bir köprü kurabildik. bridge. olumsuz cümlede could Could ile yapılan olumlu ve soru halindeki cümlelerde yetenek ve gücün genel olarak ve hep mevcut oluşu anlatıldığı halde olumsuz cümlede durum değişir. Olumsuz bir cümlede could devamlı bir yeteneği belirtebileceği gibi bir kerelik, yani bir olay için de belirtebilir. I could swim to the boat. Kayığa yüzebilirdim. Could I swim to the boat? Kayığa yüzebilir miydim? I couldn't swim to the boat. Kayığa yüzemedim. Son cümlenin "yüzemezdim" değil "yüzemedim" şeklinde çevrildiğini görüyoruz. Yani buradaki yüzme yeteneğinin olmayışı her zaman için olan bir durum değil, o sefer için böyle bir yetenek ve güç yokluğu nedeniyle yüzmenin yapılamadığını belirtmektedir. She wasn't able to understand Beni anlayamadı. me. She couldn't understand me. Beni anlayamadı. We couldn't open the door. Kapıyı açamadık. They couldn't catch the bus. Otobüse yetişemediler. The children couldn't finish Çocuklar ev ödevlerini bitiremediler. their homework. He was so ill that he couldn't O kadar hastaydı ki okula gidemedi. go to school. Ancak, cümlenin yapısında yeteneğin devamlılığını belirtecek bir ifade varsa couldn't ile devamlılık da anlatılabilir. When I was a young girl Ben genç kızken sinemaya yalnız couldn't go to the cinema alone. gidemezdim. If the teacher didn't repeat Öğretmen her bir cümleyi tekrarla- each sentence, the students masa öğrenciler onu anlayamaz- couldn't understand her. lardı. yetenek ve güç belirten can, be able to ve couId olumlu cümle I can read. Okuyabilirim. geniş I am able to read. Okuyabilirim. zaman She can run. Koşabilir. She is able to run. Koşabilir. I could read. Okuyabilirdim. geçmiş I was able to read. Okuyabildim. zaman She could run. Koşabilirdi. She was able to run. Koşabildi. gelecek I will be able to read. Okuyabileceğim. zaman She will be able to run. Koşabilecek. olumsuz cümle I cannot read. Okuyamam. geniş I am not able to read. Okuyamam. zaman She cannot run. Koşamaz. She is not able to run. Koşamaz. I could not read. Okuyamadım. (Okuyamazdım.) geçmiş I was not able to read. Okuyamadım. zaman She could not run. Koşamadı. (Koşamazdı.) She was not able to run. Koşamadı. gelecek I will not be able to read. Okuyamayacağım. zaman She will not be able to run. Koşamayacak. soru cümlesi Can I read? Okuyabilir miyim? geniş Am I able to read? Okuyabilir miyim? zaman Can she run? Koşabilir mi? Is she able to run? Koşabilir mi? Could I read? Okuyabilir miydim? geçmiş Was I able to read? Okuyabildim mi? zaman Could she run? Koşabilir miydi? Was she able to run? Koşabildi mi? gelecek Will I be able to read? Okuyabilecek miyim? zaman Will she be able to run? Koşabilecek mi? (could)'un çeşitli kullanılış yerleri Bir şart cümlesinde could şimdiki zaman anlamında kullanılabilir. We could give them a new bag İsterlerse onlara yeni bir çanta if they want. verebiliriz. Could she come earlier if we İstersek daha erken gelebilir mi? asked? Could you? şeklinde başlatılan bir cümle ile kibar bir istek cümlesi oluşturulur. Bu şekil İngilizcede çok kullanılır. Could you give me a pencil? Bana bir kalem verebilir misiniz? (Acaba bana bir kalem vermeniz mümkün mü?) Bu tip istek cümlesinde could yerine would kullanmak mümkündür. Fakat could ile yapılan daha nazik bir istek şeklidir. Could you shut the window? Acaba pencereyi kapamanız mümkün mü? (Lütfen pencereyi kapar mısınız?) Could you change this shirt? Acaba bu gömleği değiştirmeniz mümkün mü? Couldn't you ile de aynı amlamda istek cümleleri yapılabilir. Couldn't you come later? Daha sonra gelemez misiniz? (Daha sonra gelmeniz mümkün değil mi? Lütfen daha sonra geliniz.) Couldn't you give me another Bana başka bir dergi veremez misi- magazine? niz? Lütfen veriniz.) Couldn't you bring the drinks İçkileri şimdi getiremez misiniz? now? (Lütfen getiriniz.) Could ile mişli mastar (have ve fiilin üçüncü şekli) kullanıldığında o fiilin gerçekleşmemiş olduğu anlamı verilebilir. He could have seen the accident, Kazayı görebilirdi. (Görmüş olabilir- but he came five minutes later. di.) Fakat beş dakika sonra geldi. Arthur could have bought the car. Arthur otomobili satın almış olabilir- di. We could have broken the watch. Saati kırmış olabilirdik. She could have given you some Sana biraz yiyecek verebilirdi. Niçin food. Why didn't you go to her? ona gitmedin? You could have gone to school. Okula gidebilirdin. Çok hasta de- You weren't very ill. ğildin. Bu cümlelerde görme, satın alma, kırma ve verme fiillerinin yapılması olasılığı belirmiş fakat gerçekleşmemiştir. Gerçekleşme durumunu belirtmek istersek could yerine was (were) able kullanılmalıdır. He could have visited her friends. Arkadaşlarını ziyaret edebilirdi. (Fakat etmedi.) He was able to visit his friends. Arkadaşlarını ziyaret edebildi. izin göstermede (can) Resmi bir izin ifadesi olan may yerine aynı anlamda can kullanmak mümkündür. Günlük İngilizcede may'den çok daha fazla kullanılan can hem izin istemek için yapılan soru cümlelerinde hem de izinli oluşu belirten cümlelerde kullanılır. May I use your knife? Sizin bıçağınızı kullanabilir miyim? (resmi ve kibar bir soru şekli) Can I use your knife? Sizin bıçağınızı kullanabilir miyim? (samimi ve çok kullanılan bir soru şekli) Can I ask you something? Sana bir şey sorabilir miyim? Can I go with them? Onlarla gidebilir miyim? Can she come with me? Benimle gelebilir mi? Can they start working at eight Çalışmaya saat sekizde başlayabi- o'clock? lirler mi? You can take all these books. Bütün bu kitapları alabilirsiniz. (İzin veriyorum) Emma can play my piano. Emma benim piyanomu çalabilir. (İzin veriyorum.) He can sit at our table. Masamıza oturabilir. (izin) You cannot leave the office Büroyu saat beşten önce terk before five o'clock. edemezsiniz. (izniniz yok) He cannot take my bag. Benim çantamı alamaz. (almasına izin yok) She cannot wait in front of Kapımın önünde bekleyemez. (izin my door. yok) izin göstermede (could) Bir şart cümlesi için can yerine could şimdiki zaman anlamında kullanılabilir. She can take the old clothes. Eski elbiseleri alabilir. (almasına izin var) She could take the old clothes İsterse eski elbiseleri alabilir. if she likes. We could play in their garden Tercih ederlerse onların bahçesinde if they prefer. oynayabiliriz. Geçmiş zaman anlamında izin belirtmek için, cümlenin fiili geçmiş zaman halindeyse, could kullanılır. They said we could walk through Onların tarlası içinden yürüyebile- their field. ceğimizi söylediler. (izin verdiler) Geçmişte genel olarak bir izinli oluş hali anlatılırken could kullanılır. We could sit under the trees Çok yorulduğumuz zaman ağaçların when we were very tired. altında oturabilirdik. The soldiers could take their Uzun yürüyüşlere gittikleri zaman food with them when they went askerler yiyeceklerini beraberlerin- for long walks. de alabilirlerdi. I could use my brother's clothes Kardeşimin elbiselerini kullanabilir- because he had kept them clean. dim çünkü onları temiz tutmuştu. İzinli oluş genel olarak değil de bir defalık ise bu durumda could yerine was (were) allowed kullanılır. She could visit the museum İstediği zaman müzeyi ziyaret ede- whenever she wanted. bilirdi. She was allowed to visit the Geçen hafta müzeyi ziyaret etmesi- museum last week. ne müsaade edildi. İzin istemek için can ile yapılan soru cümlelerinde can yerine could kullanılabilir. Anlamı aynıdır. Fakat could ile yapılanlar biraz daha resmi ve daha kibardır. Can I wait here? Burada bekleyebilir miyim? Could I wait here? Burada bekleyebilir miyim? Could I have a look at the ties? Kravatlara bir bakabilir miyim? Could we use your tools? Aletlerinizi kullanabilir miyiz? Bu sorular olumsuz soru şeklinde de yapılabilir. Can I open the window? Pencereyi açabilir miyim? Can't I open the window? Pencereyi açabilir miyim? Could I open the window? Pencereyi açabilir miyim? Couldn't I open the window? Pencereyi açabilir miyim? Bu tip soruların cevabında, soruda could da olsa, sadece can kullanılabilir. Can I eat these bananas? Şu muzları yiyebilir miyim? Yes, you can. Evet, yiyebilirsin. Could I wear my sun-glasses? Güneş gözlüklerimi takabilir miyim? Yes, you can. Evet, takabilirsin. CouId they ask you any questions? Size sorular sorabilirler mi? Yes, they can. Evet, sorabilirler. olasılık göstermede (can) Bir hareket veya durumun olmasının ihtimal dahilinde bulunduğu can ile ifade edilir. A hardworking student can Çalışkan bir öğrenci sınavlarda ba- succeed in the examinations. şarılı olabilir. (başarılı olması muhtemeldir.) You can be a good doctor. İyi bir doktor olabilirsiniz. (olmanız muhtemeldir) Our town can be the center of Kasabamız turizm merkezi olabilir. tourism. Your team can win the cup. Takımınız kupayı kazanabilir. Can this story be true? Bu hikâye gerçek olabilir mi? It can't be six o'clock now. Saat şimdi altı olamaz. Anybody can understand this. Bunu herkes anlayabilir. Olasılığın geçmişte olduğu anlatılmak istenirse can yerine could kullanılır. Mr Green could be unbearable Mr Green hasta olduğu zaman ta- when he was ill. hammül edilmez olabilirdi. (taham- mül edilmez olması muhtemeldi) Could olasılık bildirmede could be şeklinde may (might) be ile aynı anlam- da kullanılabilir. He may be in the garden. Bahçede olabilir. (belki oradadır) He might be in the garden. Bahçede olabilir. (belki oradadır) He could be in the garden. Bahçede olabilir. (belki oradadır) She may be sleeping in her bed. Yatağında uyuyor olabilir. She might be sleeping in her bed. Yatağında uyuyor olabilir. She could be sleeping in her bed. Yatağında uyuyor olabilir. The radio may be repaired soon. Radyo belki çabuk tamir edilebilir. The radio might be repaired soon. Radyo belki çabuk tamir edilebilir. The radio could be repaired soon. Radyo belki çabuk tamir edilebilir. Soru cümlelerinde might ve could aynı anlamda kullanılabilir. Might she be sleeping now? Şimdi uyuyor olabilir mi? (uyuyor olması ihtimali var mı?) Could she be sleeping now? Şimdi uyuyor olabilir mi? Might the teacher be in the Öğretmen sınıfta olabilir mi? (sınıfta classroom? olması ihtimali var mı?) Could the teacher be in the Öğretmen sınıfta olabilir mi? classroom? Olumsuz cümlede durum değişiktir. Could ile may (might) cümlelerinin anlamı farklıdır. She may not be at school. Okulda olmayabilir. (okulda olmaması muhtemeldir) She might not be at school. Okulda olmayabilir. She could not be at school. Okulda olamaz. (okulda olması ihti- mali yoktur, mümkün değil) They may not be working now. Şimdi çalışıyor olmayabilirler. (çalışıyor olmamaları muhtemeldir) They might not be working now. Şimdi çalışıyor olmayabilirler. They could not be working now. Şimdi çalışıyor olamazlar. (çalışıyor olmaları ihtimali yoktur,mümkün değil) Could yardımcı fiilinin yetenek belirtme anlamında have ve fiilin üçüncü şekliyle kullanıldığını görmüştük. Olasılık belirtmede de could, may (might) ile aynı anlamda kullanılabilir. He may have learnt it in England. Onu İngiltere'de öğrenmiş olabilir. He might have learnt it in Onu İngiltere'de öğrenmiş olabilir. England. He could have learnt it in Onu İngiltere'de öğrenmiş olabilir. England. Gloria may have seen the man. Gloria adamı görmüş olabilir. Gloria might have seen the man. Gloria adamı görmüş olabilir. Gloria could have seen the man. Gloria adamı görmüş olabilir. Sorular might ve could ile yapılır. May kullanılamaz. Might she have broken the vase? Vazoyu kırmış olabilir mi? Could she have broken the vase? Vazoyu kırmış olabilir mi? Might she have finished her Ev ödevini bitirmiş olabilir mi? homework? Could she have finished her Ev ödevini bitirmiş olabilir mi? homework? Ancak olumsuz cümlede could ile might değişik anlam verirler. He might not have made a Bir hata yapmamış olabilir. (belki mistake. yapmamıştır) He could not have made a mis- Bir hata yapmış olamaz. (yapmış ol- take. ması ihtimali yok, mümkün değil) Olumsuz bir sonuç belirtmek için can't ve couldn't ile be kullanılır. Bu şimdiki zamanda olan bir durum içindir. You can't be tired. Yorgun olamazsın. (yorgun olman ihtimal dışı) You couldn't be tired. Yorgun olamazsın. (ihtimali yok) She can't be washing up the Bulaşıkları yıkıyor olamaz. (yıkıyor dishes. olması ihtimali yok) She couldn't be washing the Bulaşıkları yıkıyor olamaz. (ihtimali dishes. yok) Geçmişteki bir hareketin ihtimal dışı olduğunu belirtmek için can't ve couldn't ile have ve fiilin üçüncü şekli kullanılır. He can't have bought it cheaply. Onu ucuza satın almış olamaz. (ucuza almış olması ihtimali yok) He couldn't have bought it Onu ucuza satın almış olamaz. (ihti- cheaply. mali yok) You can't have heard it from Onu Anita'dan duymuş olamazsın. Anita. (duymuş olman ihtimali yok) You couldn't have heard it Onu Anita'dan duymuş olamazsın. from Anita. (ihtimali yok.)

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:47
MUST

Must fiiilerin önüne gelerek o fiilin yapılmasının gerekli ve zorunlu olduğunu ifade eden bir yardımcı fiildir. Sadece tek şekli vardır. Bu şekli geniş zaman ve gelecek zaman anlamı verir.

Must yardımcı fiilinin anlamına yakın bir anlamı olan have to da aynı şekilde kullanılır. Have to yardımcı fiilinin geniş zaman (have to), gelecek zaman (will have to) ve geçmiş zaman (had to) şekilleri vardır.

Must yardımcı fiili Türkçeye "-meli, -malı" ekiyle çevrilebilir. Verdiği anlam, önünde bulunduğu fiilin yapılmasının zorunlu olduğudur. Kök halindeki fiilin önünde yer alır.

She must clean her table. Masasını temizlemeli.
Andrew must finish his work. Andrew işini bitirmeli.
The girls must wait in the garden. Kızlar bahçede beklemeli.
His brother must take the plates Erkek kardeşi tabakları mutfağa gö-
to the kitchen. türmeli.
We must change our clothes. Elbiselerimizi değiştirmeliyiz.
I must give you a clean towel. Sana temiz bir havlu vermeliyim.
They must keep their room clean Odalarını temiz ve tertipli tutmalılar.
and tidy.
He must get up at seven o'clock. Saat yedide kalkmalı.
Must ile ifade edilen zorunluluk sözü söyleyen tarafından ortaya konulan bir zorunluluk, kuvvetli bir istek veya öneridir.

You must bring the books. Kitapları getirmelisin.

cümlesi "Kitapları getirmeni mutlaka istiyorum. Kitapları getirmeni emre-diyorum." gibi bir anlam taşımaktadır.

She must help her mother. Annesine yardım etmeli.

cümlesi de yine sözü söyleyenin "mutlaka yardım edilmesi" isteğini belirt-mektedir.

Sözü söyleyen bu zorunluluğu kendisi için de ifade edebilir.

I must learn English. İngilizce öğrenmeliyim.

cümlesinde sözü söyleyen İngilizce öğrenmesinin zorunlu olduğunu düşün-düğünü belirtmektedir. Bu cümlede "Bence İngilizce öğrenmem şart." anlamı vardır.


(must) ile soru cümleleri

Must cümle başına alınarak yapılan sorularda kendisine soru sorulan kişinin böyle bir zorunluluk görüp görmediği sorulmuş olur.

Must Dora go to the party? Dora ziyafete gitmeli mi? (Gitmesini
şart görüyor musunuz? Gitmek
zorunda mı?)

Bu cümlede sorunun yöneltildiği kimsenin Dora'nın ziyafete gelmesini mutlaka isteyip istemediği veya zorunlu görüp görmediği sorulmaktadır.

Must they change the sheets? Çarşafları değiştirmeliler mi? (Mut-
laka değiştirmelerini istiyor musu-
nuz?)
Must I answer all the questions? Bütün sorulara cevap vermeli
miyim? (Cevap vermek zorunda
mıyım?)
Must we wait outside? Dışarıda mı beklemeliyiz? (Dışarıda
beklememiz zorunlu mu?)
Must the visitors leave their Ziyaretçiler fotoğraf makinelerini
cameras at the entrance of müzenin girişinde bırakmalılar mı?
the museum? (Bırakmaları zorunlu görülüyor mu?)



(must) ile olumsuz cümle (olumsuz zorunluluk-yasak)

Must yardımcı fiilinin not ile meydana getirdiği olumsuzluk, olumsuz bir zorunluluk, sözü söyleyenin kuvvetli bir önerisi veya ortaya konulan bir yasağı ifade eder. Must not sözcükleri birleşerek kısaltma yapılabilir: mustn't. Must not geniş zaman ve gelecek zaman anlamında kullanılır.

You must not (mustn't) touch Çiçeklere dokunmamalısın.
the flowers.

Bu cümlede "Çiçeklere dokunmanı yasaklıyorum. Çiçeklere dokunmamanı önemle belirtirim." anlamında bir yasak veya kuvvetli bir öneri anlamı vardır.


He must not lie to his father. Babasına yalan söylememeli.
He must not use their tools. Onların aletlerini kullanmamalı.
She must not make a noise in Sınıfta gürültü yapmamalı.
the classroom.
People must not cross the Kırmızı ışık yanıyorken insanlar so-
street when the red light is on. kağın bir tarafından diğer tarafına
geçmemeli.
Allan must not drink too much. Allan çok fazla içmemeli.
I must not keep you. You may Sizi tutmamalıyım. Otobüsü kaçıra-
miss the bus. bilirsiniz.

She must not bring her children Çocuklarını buraya getirmemeli.
here.
We must not smoke in the Yatak odasında sigara içmemeliyiz.
bedroom.


tahmin göstermede (must)

Bir konuda verilen bilgilere göre tahmin yürütmek veya sonuç çıkarmak için must kullanılır. Bu durumda çoğunlukla must yanında be bulunur. Aynı durum Türkçede de vardır. Must'ın karşılığı olan "-meli, -malı" eki bu amaçla kullanılır.

They worked for ten hours. They On saat çalıştılar. Yorgun olmalılar.
must be tired. (yorgun olduklarını tahmin ederiz.)
She was looking for you. She Seni arıyordu. Şimdi senin büronda
must be in your office now. olmalı. (Herhalde bürondadır.)
The village is ten kilometres Köy buradan on kilometre. İki saat
from here. It must take two sürmeli. (Herhalde iki saat sürer.)
hours.
Tom wants an aspirine. He must Tom bir asprin istiyor. Başı ağrıyor
have a headache. olmalı.
Did you hear the doorbell? It Kapı zilini duydun mu? Audrey
must be Audrey. olmalı.
Geçmişteki bir olay için sonuç çıkarma must'tan sonra have ve fiilin üçüncü şeklini kullanmak suretiyle olur.

She has a diamond ring. She Bir pırlanta yüzüğü var. Onu çalmış
must have stolen it. olmalı.
Şerif's toy was in the dustbin. Şerif'in oyuncağı çöp kutusundaydı.
He must have broken it. Onu kırmış olmalı.
Your daughter wasn't among the Sizin kızınız kızlar arasında değildi.
girls. She must have left the Toplantıyı erken terk etmiş olmalı.
meeting early.
You are late again. You must Yine geç kaldın. Birahanedeki arka-
have visited your friends at daşlarını ziyaret etmiş olmalısın.
the pub.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:48
HAVE TO

Must ile bir zorunluluk, mecburiyet veya öneri ifade edildiği ve bunun sözü söyleyen kişinin isteği olduğunu gördük.

Bir şeyin yapılması gereğinin sözü söyleyen kişinin ortaya koyduğu bir zorunluluk değil, bunun dışında, örneğin kurallar, alışkanlıklar gibi faktörlerin meydana getirdiği zorunluluk olması halinde must yerine have to kullanılır. Bunu örnekler üzerinde açıklayalım:

She must wash the dishes. Bulaşıkları yıkamalı.
She has to wash the dishes. Bulaşıkları yıkamalı.

İlk cümlede, sözü söyleyen böyle bir mecburiyeti kendisinin ortaya koyduğunu söylemektedir. Bu cümlede "Bulaşıkları yıkamasını ben istiyorum." anlamı vardır. İkinci cümlede "Bulaşıkları yıkaması onun görevidir. Kural budur. Durum bunu gerektiriyor." anlamı vardır.

You must take these pills every Her sabah bu hapları almalısın. (Al-
morning. manı ben istiyorum.)
You have to take these pills Her sabah bu hapları almalısın. (ila-
every morning. cın böyle alınması tarif edilmiş.)
She must wait in the other room. Diğer odada beklemeli. (Ben orada
beklemesini istiyorum.)
She has to wait in the other Diğer odada beklemeli. (Kurallara
room. veya âdete göre diğer odada bekle-
mesi gerekli.)
The students must study hard. Öğrenciler çok çalışmalı. (Bence
çok çalışmaları zorunlu.)
The students have to study hard. Öğrenciler çok çalışmalı. (Çok ça-
lışmaları bir kural ve gerek.)
They must be at their shop Her gün dükkânlarında olmalılar.
every day. (Olmalarını şart görüyorum.)
They have to be at their shop Her gün dükkânlarında olmalılar.
every day. (Olmaları kural ve alışkanlık gereği.)

You have to show your possport Sınırda pasaportunu göstermek
at the frontier. mecburiyetindesiniz. (Kural gereği
zorunluluk)
He has to pay tax for these. Bunlar için vergi ödemek zorunda-
dır.
Eleanor has to look after her Eleanor kız kardeşine bakmak
sister. zorundadır.
We have to renew the Aboneyi her yıl yenilemek zorun-
subscription every year. dayız.


have got to

Have to yapısına çoğu zaman got sözcüğü eklenir. Bu durumda cümle her zaman için değil bir defalık bir zorunluluğu gösterir. Got kullanılmadan have to ile yapılan cümle ise hem her zaman için hem de bir defalık zorunluluğu ifade edebilir.

She has to clean the windows. Pencereleri temizletmek mecburi-
yetindedir. (Her zaman veya o sefer
için.)
She has got to clean the Pencereleri temizlemek mecburi-
windows. yetindedir. (Bir sefere mahsus
gereklilik.)
We have got to be there at Saat yedide orada olmalıyız. (Bir
seven o'clock. sefere özgü gereklilik.)
I have got to finish the work İşi çok çabuk bitirmeliyim. (Bu işe
very quickly. mahsus gereklilik.)
The man has got to carry the Adam çantaları kendisi taşımak zo-
bags himself. rundadır. (O sefere mahsus bir zo-
runluluk.)

Have to ile soru cümleleri

Bu cümleler yukarıda gördüğümüz cümleler gibi dış etkenler, kurallar, alışkanlıklar anlamında soru cümleleridir.

İki türlü meydana getirilebilirler: birincisi have cümle başına alınarak, ikincisi cümle başında do kullanılarak. Her ikisinin de anlamı aynıdır.

Have you to work for them? Onlar için çalışmak zorunda mısın?
Do you have to work for them? Onlar için çalışmak zorunda mısın?

Aynı anlamda olan bu iki şekilden ikincisi her zaman için tekrarlanan, yapılması âdet olan hareketler için kullanılır. İlk şekil bunun dışındaki durumlarda kullanılır. Bu şekle got sözcüğü de konulabilir. Olumluda gördüğümüz gibi got ile yapılan cümle bir defalık zorunluluğu gösterir.

Have they got to bring their Sürücü belgelerini getirmek zorun-
driving licences? dalar mı?
Do they have to shave every Her sabah tıraş olmak zorundalar-
morning? lar mı?
Has she got to finish it Onu çabuk bitirmek zorunda mı?
quickly?
Does she have to teach two Günde iki saat ders vermek zorunda
hours a day? mı?

Bu örneklerden do başa getirilerek yapılmış sorularda tekrarlanma fikri mevcuttur.

Have I got to be present at the Toplantıda hazır olmak zorunda mı-
meeting? yım?
Have you got to obey their Onların emirlerine itaat etmek
orders? zorunda mısın?
Has he got to sell his house Evini derhal satmak zorunda mı?
at once?

Do you have to sweep the floor Yeri sık sık süpürmek zorunda mı-
often? sın?
Does Betty have to take the ten Betty on otuz trenine binmek zorun-
thirty train? da mı?
Do the children have to do Çocuklar her gün ev ödevi yapmak
homework every day? zorunda mı?

Must soru cümlesiyle have (got) to soru cümlesi arasındaki fark bu iki tipin olumlu cümlelerdeki anlam farkı gibidir. Must ile yapılan, sözü söyleyenin isteğini belirtmekte, have to ile yapılan, dış koşulların ortaya çıkardığı gerekliliği anlatmaktadır.

Must she change the plate? Tabağı değiştirmeli mi? (Öyle yap-
masını istiyor musun?)
Has she got to change the plate? Tabağı değiştirmeli mi? (Değiştir-
mek zorunda mı? Değiştirmesi
kuralı var mı?)

Must we pay for the drink? İçki için ödeme yapmalı mıyız?
Bunu gerekli görüyor musunuz?)
Have we got to pay for the İçki için ödeme yapmalı mıyız?
drink? (Kural veya usul ödememizi
gerektiriyor mu?)



Gelecek zaman soruları shall (will) have to şeklinde yapılır.

ShaIl I have to read these books? Bu kitapları okumak zorunda olacak
mıyım?
Will shehave to feed the dogs? Köpekleri beslemek zorunda olacak
mıyım?
Will they have to carry their Bagajlarını kendileri taşımak zorun-
luggage themselves? da kalacaklar mı?

Geçmiş zaman soruları yukarıda gördüğümüz iki tipte yapılır. Birincisi have yerine onun geçmiş şekli olan had sözcüğünü cümlenin başına getirmek suretiyle; ikincisi, do yerine onun geçmiş şekli olan did'i cümle başına getirmek suretiyle. İki şekil arasında anlam farkı yoktur.

Had you got to answer their Onların sorularına cevap vermek
questions? zorunda kaldın mı?
Did you have to answer their Onların sorularına cevap vermek
questions? zorunda kaldın mı?

Had she got to earn money for Çocukları için para kazanmak
her children? zorunda kaldı mı?
Did she have to earn money for Çocukları için para kazanmak
her children? zorunda kaldı mı?

Had they got to repair the Traktörü kendileri tamir etmek
tractor themselves? zorunda kaldılar mı?
Did they have to repair the Traktörü kendileri tamir etmek
tractor themselves? zorunda kaldılar mı?


(have to) ile olumsuzluk hali

İki şekilde yapılır: birincisi haven't to (veya haven't got to) şeklinde, ikincisi don't have to şeklinde.

Don't have to hem her zaman tekrarlanan hareketler, hem de bir defalık

hareketler için kullanılabilir. Haven't (got) to ise bir defalık hareketler için kullanılır.

You don't have to answer the Mektuba cevap vermek zorunda de-
letter. ğilsin. (Zorunluluk olmayışı her
zaman için geçerli.)
You haven't got to answer the Mektuba cevap vermek zorunda de-
letter. ğilsin. (Şu anda böyle bir zorun-
luluk yok.)

She doesn't have to look after Sizin çocuklarınıza bakmak zorunda
your children. değil. (Her zaman için böyle bir
zorunluluk yok.)
She hasn't got to look after Sizin çocuklarınıza bakmak zorunda
your children. değil. (Şu an için böyle bir zorun-
luluğu yok.)

Gelecek zaman won't (shan't) have to şeklinde yapılır.

He won't have to write the Cümleleri tekrar yazmak zorunda
sentences again. kalmayacak.
We shan't have to work on Cumartesi günleri çalışmak
Saturdays. zorunda kalmayacağız.
Bernard won't have to spend Bernard para harcamak zorunda
money. kalmayacak.

Geçmiş zaman didn't have to ve hadn't got to ile yapılır.

She didn't have to wear long Uzun eteklikler giymek zorunda
skirts. kalmadı.
We didn't have to carry the Ağır bavulları taşımak zorunda
heavy suitcases. kalmadık.

I hadn't got to accept their Onların teklifini kabul etmek
offer. zorunda kalmadım.
He hadn't got to repair the Otomobili kendi tamir etmek
car himself. zorunda kalmadı.

Must ve have to'nun geniş zaman, gelecek zaman ve geçmiş zaman halinde kullanılış şekillerini bir çizelge halinde görelim:

(must) ve (have to) kullanılışı

zaman olumlu olumsuz soru


mustn't must ..?
geniş zaman must haven't (got) to have...got to?
have (got) to don't have to do...have to?

must mustn't must ..?
gelecek zaman will have to won't have to will...have to?

didn't have to did ...have to?
geçmiş zaman had to hadn't (got) to had...got to?

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:49
NEED

Must, sözü söyleyen kişinin bir hareketin yapılmasını zorunlu gördüğünü, have to'nun yine bir hareketin yapılmasının zorunlu oluşunu belirttiğini, ancak bu zorunluluğun sözü söyleyenin isteği değil, durum, kural gibi dış etkenlerin meydana getirdiği bir zorunluluk olduğunu inceledikten sonra yardımcı fiillerle anlam yakınlığı olan need fiilini görelim:

Need fiili iki şekilde kullanılır. Birincisi normal bir fiil olarak, diğeri yardımcı fiil olarak.

Normal bir fiil olarak kullanıldığında bütün diğer fiillerin uyduğu kurallara göre kullanılır. Verdiği anlam "ihtiyacı olmak" tır.

I need your help. Yardımına Ihtiyacım var.
He needs some hot water. Biraz sıcak suya ihtiyacı var mı?
They need better equipment Daha iyi malzemeye ihtiyaçları var.
Gloria needs new dresses. Gloria'nın yeni elbiselere ihtiyacı
var.
Do you need any money? Hiç paraya ihtiyacın var mı?
We don't need your advice. Öğüdünüze ihtiyacımız yok.
She didn't need the car then. O zaman otomobile ihtiyacı yoktu.
Did he need' a typepwriter? Daktiloya ihtiyacı var mıydı?
Will they need a map? Bir haritaya ihtiyaçları olacak mı?
You will need a boat. Bir kayığa ihtiyacınız olacak.
How many workors wilI you need? Kaç işçiye ihtiyacınız olacak?
He needed a lot of milk for Çocukları için çok süte ihtiyacı
his children. vardı.

Need yardımcı fiil olarak kullanıldığında diğer yardımcı fiiller gibidir. Öznenin tekil olması halinde sonuna s almaz, geçmiş zaman şekli yoktur. Sadece geniş zaman ve gelecek zaman için kullanılır. Olumsuz şekli need not, kısaltılmışı needn't şeklindedir. Soru hali need özne önüne getirilerek yapılır.

Yardımcı fiil olarak kullanılan need fiilin kök hali, yani to'suz şekli ile bulunur.

Need bu anlamda olumlu cümlede kullanılmaz. Ancak olumsuz bir fiili takiben gelirse veya cümlede şüphe veya never, hardly gibi sözcükler nedeniyle olumsuz bir anlam varsa need olumlu halde kullanılabilir.

Do you think he need go with Onlarla gitmesi gerekir mi dersiniz?
them?
They want my help, but I don't Yardımımı istiyorlar, fakat onlara
think I need help them. yardım etmem gerektiğini zannet-
miyorum.


need not

Need yardımcı fiili olumsuz olarak kullanıldığında mecburiyet olmayış anlamını verir. Must not ile sözü söyleyen tarafından bir şeyin yapılmaması istenmekte, yani bir yasak belirtilmektedir. Need not ile yine sözü söyleyenin bir kararı belirtilmektedir. Ancak, bu karar bir fiilin yapılmasının mecburi olmadığı şeklindedir.

You must not answer them. Onlara cevap vermemelisin. (Onlara
cevap vermen yasaktır.)
You need not answer them. Onlara cevap vermek mecburiye-
tinde değilsin. (Cevap vermeye
mecbur tutmuyorum.)
You mustn't tell her. Ona söylememelisin.
You needn't tell her. Ona söylemek mecburiyetinde
değilsin. (Gerek yok.)
She needn't get up so early. Bu kadar erken kalkmasına
gerek yok.
They needn't bring their food Yiyeceklerini beraberlerinde
with them. getirmelerine gerek yok.
Martin needn't take these pills. Martin'in bu hapları almasına
gerek yok.


(needn't) ve (have) ile fiilin 3. şeklinin kullanılması

Bu yapıda kullanılan bir fiilin gereksiz yere, boşuna yapıldığı anlatılmış olur.

She needn't have written the Mektupları yazmasına gerek yoktu.
letters. Boşuna yazdı.)
They needn't have waited for Öğretmeni beklemelerine gerek
the teacher. yoktu. (Boşuna beklediler.)
Hilda needn't have brought the Hilda'nın kitabı getirmesine
book. We had it in our library. gerek yoktu. O kitaplığımızda
vardı. (Boşuna getirdi.)
We needn't have walked to the İstasyona yürümemize gerek yoktu.
station. Mary could have taken us Mary bizi oraya arabasında götü-
there in her car. rebilirdi. (Boşuna yürüdük.)
You needn't have bought such Böyle pahalı bir oyuncağı almana
an expensive toy. gerek yoktu.


didn't need to

Yukarıda örneklerini gördüğümüz olumsuz cümleler gibi didn't need to ile de olumsuzluk hali yapılabilir. Burada need fiili yardımcı fiil değil olağan fiil durumundadır. Bu tip cümlelerin diğerinden farkı, söz konusu olan fiilin gerçekleşip gerçekleşmediğinin bilinmemesidir.
You needn't have cleaned the Masayı temizlemene gerek yoktu.
table. (Boşuna temizledin.)

anlamındadır. Bu cümle didn't need to ile yapılırsa,

You didn't need to clean the Masayı temizlemene gerek yoktu.
table.

anlamını verir. Burada temizlemenin yapılıp yapılmadığı belli değildir.

We needn't have gone to the Karakola gitmemize gerek yoktu.
police-station. (Boşuna gittik.)
We didn't need to go to the Karakola gitmemize gerek yoktu.
police-station. (Gidip gitmediğimiz belli değil.)

Görüldüğü gibi ilk şekilde have ile fiilin 3. şekli (gone) kullanılmış, ikincisinde need'ten sonra gelen fiil mastar halinde (to go) yer almıştır.

He needn't have quarrelled with Arkadaşlarıyla kavga etmesine
his friends. gerek yoktu. (Boşuna kavga etti.)
He didn't need to quarrel with Arkadaşlarıyla kavga etmesine
his friends. gerek yoktu. (Edip etmediği belli
değil.)

Norman needn't have carried Norman'ın bavulları taşımasına
the suitcases. gerek yoktu. (Boşuna taşıdı.)
Norman didn't need to carry Norman'ın bavulları taşımasına
the suitcases. gerek yoktu.


(need) ile soru cümlesi

Must ile yapılan soruda olduğu gibi need ile soruda da kendisine soru yöneltilen kişinin şahsi fikri sorulmaktadır.

Must I give you my passport? Size pasaportumu vermeli miyim?
(Vermemi gerekli görüyor musunuz?

Need I give you my passport? Size pasaportumu vermem gerekli
mi? (Vermemi gerekli görüyor
musunuz?)

Need ile yapılan soruda olumsuz bir cevap umulmaktadır. Örneğin yukarıdaki soruda (Pasaportumu vermemi gerekli görmüyorsunuz, değil mi?) gibi bir anlam vardır.

Must she type the letter again? Mektubu tekrar daktilo etmeli mi?
Need she type the letter again? Mektubu tekrar daktilo etmesine ge-
rek var mı?
Need I get up early tomorrow? Yarın erken kalkmama gerek
var mı?
Need they shave every morning? Her sabah tıraş olmalarına gerek
var mı?
Need he wash his shoes? He is Ayakkabılarını yıkamasına gerek var
very tired. mı? Çok yorgun.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:50
DARE

Dare fiili olumlu olarak kullanıldığında olağan bir fiil gibi çekimlenir. Fakat soru ve olumsuz halde olunca hem olağan bir fiil gibi hem de bir yardımcı fiil gibi çekimlenebilir. Dare fiili "cesaret etmek, cüret etmek" anlamını verir. Dare olumlu cümlelerde pek kullanılmaz. Does she dare to shout at them? Onlara bağırmağa cesaret eder mi? Dare she shout at them? Onlara bağırmağa cesaret eder mi? Do you dare to go there alone? Oraya yalnız gitmeye cesaret eder misin? Dare you go there alone? Oraya yalnız gitmeye cesaret eder misin? They don't dare to swim to the Kayığa yüzmeye cesaret etmezler. boat. They dare not swim to the boat. Kayığa yüzmeye cesaret etmezler. She didn't dare to repair the Saati tamir etmeye cesaret etmedi. clock. She dared not repair the clock. Saati tamir etmeye cesaret etmedi. İlk cümlelerde kurala göre to olması gerektiği halde pratikte çoğunlukla bu atılır. daresay "Zannederim, belki" anlamında bir deyimdir. Sadece I zamiri ile kullanılır. I daresay he'll be late again. Galiba yine geç kalacak. I daresay he is right. Galiba o haklı. how dare How soru sözcüğü ile kullanıldığında "ne cüretle ...? ne cesaretle...?" anlamında bir öfke ifade eder. How dare you call me a liar? Ne cüretle bana yalancı diyorsun? Haw dared he touch my money? Ne cesaretle parama dokundu? How dare she say such things Ne cesaretle bizim hakkımızda about us? böyle şeyler söyler?

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:50
USED TO

Bir yardımcı fiildir. Sadece geçmiş şekli vardır. Her şahıs için kullanılan tek şekli used'tur. Not ile birleşerek kısalabilir: used not (usedn't).

Cümle başına gelerek soru olur.

Önüne geldiği fiilin eskiden tekrar tekrar yapıldığını gösterir.

I often used to go to the cinema. Sinemaya sık sık giderdim.
We used to drink apple juice. Elma suyu içerdik.
She used to smoke twenty ciga- Günde yirmi sigara içerdi.
rettes a day.

He used to play tennis. Tenis oynardı.
He usedn't to play tennis. Tenis oynamazdı.
Used he to play tennis? Tenis oynar mıydı?

Used to yardımcı fiili did ile de soru ve olumsuz yapılabilir. Bu şekil konuşma dilinde oldukça yaygındır. Did kullanılınca used içindeki geçmiş zaman takısı ed kalkar, use olur.

I usedn't to go there. Oraya gitmezdim.
I didn't use to go there. Oraya gitmezdim.
She usedn't to wait for us. Bizi beklemezdi.
She didn't use to wait for us. Bizi beklemezdi.

Used he to help you? Size yardım eder miydi?
Did he use to help you? Size yardım eder miydi?

Used they to walk to the park? Parka yürürler miydi?
Did they use to walk to the park? Parka yürürler miydi?


be used to

Bu yapıda kullanılan used yukarıda gördüğümüz yardımcı fiil anlamından tamamen değişiktir. Burada "alışık" anlamında bir sıfattır.

I am used to cold weather. Soğuk havaya alışığım.
He is used to working in the Tarlalarda çalışmaya alışıktır.
fields.
We are used to these new Bu yeni makinelere alışığız.
machines.

They are used to waiting in Kuyruklarda beklemeye alışıktırlar.
queues.
She is used to getting up early. Erken kalkmaya alışıktır.
She was used to getting up early. Erken kalkmaya alışıktı.
She will be used to getting up Erken kalkmaya alışacak.
early.

Get ile used bir fiil meydana getirirler, "alışmak".

I am used to working in the Bahçede çalışmaya alışıkım.
garden.
I get used to working in the Bahçede çalışmaya alışırım.
garden.
I got used to working in the Bahçede çalışmaya alıştım.
garden.
I will get used to working in Bahçede çalışmaya alışacağım.
the garden.
He got used to driving in İngiltere'de araba kullanmaya
England. alıştı.
You'll get used to carrying Bavullarını kendin taşımaya alışa-
your suitcases yourself. caksın.
She got used to cooking. Yemek pişirmeye alıştı.

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:51
SHALL, SHOULD

Shall bir yardımcı fiildir. Olumlu cümlede özne ile 'll şeklinde kaynaşabilir. Not ile kısalmış şekli shan't'tır.

Yardımcı fiillerin hemen hepsinde olduğu gibi shall de to'suz fiille kullanılır.

Shall gelecek zaman cümlesinde I ve we zamirleri ile kullanılır.

I shall see them tomorrow. Onları yarın göreceğim.
We shall bring the chairs. Sandalyeleri getireceğiz.
I shall show them the old coins. Onlara eski madeni paraları
göstereceğim.
We shall learn the truth soon. Gerçeği yakında öğreneceğiz.

Böyle bir yapıda shall yerine will kullanılırsa sözü söyleyenin o fiili yapmaya niyetli ve istekli olduğu belirtilmiş olur.

I shall talk to the tourists. Turistlerle konuşacağım.
I will talk to the tourists. Turistlerle konuşacağım.


İkinci cümlede konuşma eylemini yapmaya kararlı ve istekli olunduğu belirtilmektedir.

We shan't wait at home. Evde beklemeyeceğiz.
We won't wait at home. Evde beklemeyeceğiz.
Yine won't ile yapılmış cümlede bir kararlılık ve niyet vardır.

Yukarıda açıklandığı gibi niyet belirtmeyen gelecek zaman cümlelerinde I ve we ile shall kullanılması gramer bakımından doğru olan şekildir. Fakat pratikte çoğunlukla shall yerine de will kullanılmaktadır.

I shall buy another hat. Başka bir şapka satın alacağım.
I will buy another hat. Başka bir şapka satın alacağım.

We shall take the pills regularly. Hapları düzenli olarak alacağız.
We will take the pills regularly. Hapları düzenli olarak alacağız.


shall I?

Sadece istek ve fikrini sorma için I ve we zamirleri ile yapılan, aşağıdaki örneklerde göreceğimiz sorularda mutlaka shall kullanılır.

Shall I bring anything for you? Sizin için bir şey getireyim mi?
Shall I open the door? Kapıyı açayım mı?
Shall I type the letter again? Mektubu tekrar daktilo edeyim mi?
Shall I take the children to Çocukları parka götüreyim mi?
the park?
Shall we go to the cinema? Sinemaya gidelim mi?
Shall we wait here? Burada bekleyelim mi?

Where shall I put the chair? Sandalyeyi nereye koyayım?
How shall we answer these Bu sorulara nasıl cevap verelim?
questions?

Bu cümlelerin Türkçelerinde "getirecek miyim?, açacak mıyım?" gibi gelecek zaman değil, şimdiki zaman ifadeleri kullanıldığını görmekteyiz. Shall'in bu biçimde kullanıldığında verdiği anlam budur.

Shall I change the plate? Tabağı değiştireyim mi? Değiş-
tirecek miyim? değil)
Shall we drink wine? Şarap içelim mi? (İçecek miyiz?
değil)

Shall, I ve we dışındaki şahıs zamirleriyle kullanılırsa bir emir, vaat veya tehdit ifade eder.

You shall have a prize. Bir ödül alacaksın. (vaat)
He shall be punished. Cezalandırılacak. (tehdit)
The students shall write their Öğrenciler isimlerini kartlara yaza-
names on the cards. caklar. (emir)
They shall not touch the roses. Güllere dokunmayacaklar. (tehdit)

MeLanChOLy
13-10-2007, 17:52
SHOULD

Should, shall'in geçmiş zaman halidir. Fakat bu şekil kullanılışı hemen hemen sadece nakledilen sözde vardır. Shall ile yapılmış bir cümle nakledilen söz şekline sokulunca shall yerine should kullanılır.

I shall eat the cake. Pastayı yiyeceğim.
He said he should eat the cake. Pastayı yiyeceğini söyledi.
Shall we clean the walls? Duvarları temizleyelim mi?
They asked if they should clean Duvarları temizleyip temizleyeme-
the walls. yeceklerini sordu.

Bunun dışında should'un pek çok kullanılış yeri vardır. Bunlar hep şimdiki zaman ve gelecek zaman anlamındadırlar.

Shall ile fikir ve öğüt sormak için yapılan cümlelerde shall yerine should kullanılabilir.

Shall I wash the dishes? Bulaşığı yıkayayım mı?
Should I wash the dishes? Bulaşık yıkayayım mı?

Shall we meet at the station? İstasyonda buluşalım mı?
Should we meet at the station? İstasyonda buluşalım mı?

Where shall I take them? Onları nereye götüreyim?
Where should I take them? Onları nereye götüreyim?

Should bir şeyin yapılmasının doğru, makul ve görev olduğunu öğütlemek için kullanılır. Bu kullanılışı ought ile aynı anlamdadır.

You ought to visit your elders. Büyüklerinizi ziyaret etmelisiniz.
You should visit your elders. Büyüklerinizi ziyaret etmelisiniz.
They should drive more carefully Kalabalık bölgelerde daha dikkatli
in crowded areas. araba kullanmalılar.
You should listen to your teacher. Öğretmenini dinlemelisin.
You should take this medicine Bu ilacı düzenli olarak almalısın.
regularly.
He shouldn't make any noise Kitaplıkta hiç gürültü yapmamalı.
in the library.
We should park behind the Binanın arkasında park etmeliyiz.
building.
She shouldn't spend all her Bütün parasını giysilere harca-
money on dresses. mamalı.
You should see that film. It's O filmi görmelisiniz. Harika.
wonderful.


Geçmişte, yukarıda gördüğümüz anlamda bir eylemin gerçekleşmemiş olduğunu anlatmak için should ile mişli mastar (have ile fiilin 3. şekli) kullanılır.


You should have visited your Büyüklerinizi ziyaret etmiş olma-
elders. lıydınız.
He should have finished the work. İşi bitirmiş olmalıydı.
They shouldn't have broken the Vazoları kırmış olmamalıydılar.
vases.
We shouldn't have sold our Evimizi satmış olmamalıydık.
house.

İlk iki cümlede ziyaret etme ve çalışma fiillerinin yapılmış olmaları gerektiği halde yapılmamış oldukları anlatılmaktadır. Diğer iki cümlede ise yapılmaması gereken eylemlerin yapılmış olduğu belirtilmektedir.

The milkman should have come Sütçü yediden önce gelmiş olmalıy-
before seven, but he didn't come. dı, fakat gelmedi.
We shouldn't have wasted the Parayı israf etmiş olmamalıydı; fakat
money, but he wasted it. onu israf etti.

Bazı eylemlerin yapılması gerektiğini bildiren belirli fiillerle that ... should kalıbı içinde should'un çok sık kullanıldığı görülür. Bu fiillerin başlıcaları insist, recomend, suggest, propose, advise, agree, demand, order, command'dır.

He insisted. Israr etti.
He insisted that we should Gömleği değiştirmemizde ısrar etti.
change the shirt.
He insisted that the shirt should Gömleğin değiştirilmesinde ısrar
be changed. etti.
I recommended that they should Kontratı tekrar yazmalarını tavsiye
write the contract again. ettim.

Örneklerde fiilin etken çatıda (active voice) olduğu gibi edilgen çatı (passive voice) halinde olması durumunda da should'un aynı anlamda kullanıldığı görülmektedir.

Diğer fiillerle that ... should yapısının kullanılışını aşağıdaki örneklerde izleyeceğiz.

They suggested that we should Almanca öğrenmekten vazgeçme-
give up learning German. mizi önerdiler.
I proposed that they should Otomobili satmalarını teklif ettim.
sell the car.
I proposed that the car should Otomobilin satılmasını teklif ettim.
be sold.
They advised that we should Çiçekleri daha ılık bir yerde muha-
keep the flowers in a warmer faza etmemizi öğütlediler.
place.
She advised that the books Kitapların raflarda muhafaza edilme-
should be kept on the shelves. sini öğütledi.

The teacher agreed that the Öğretmen öğrencilerin ev ödevlerini
students should bring their home- salı günü getirmelerine razı oldu.
works on Tuesday.
We agreed that their car should Önce onların arabasının tamir edil-
be repaired first. mesine razı olduk.
The commander demanded that Komutan köprünün iki günde inşa
the bridge should be built in edilmesini istedi.
two days.
He ordered that the soldiers Askerlerin köyü terk etmesini
should leave the village. emretti.
I ordered that the kitchen Mutfağın her gün temizlenmesini
should be cleaned every day. emrettim.
They arranged that everybody Herkesin hissesini alacağı şekild
should take his share. ayarladılar. (düzenlediler.)
We arranged that everybody Herkesin memnun olacağı şekilde
should be pleased. düzenledik.
Mary urged that we should go Mary onunla gitmemizde ısrar etti.
with her.
The official urged that the Memur bavulların kontrol edilmesin-
suitcases should be examined. de ısrar etti.

In case ve if ile kullanılan should ihtimalin çok az olduğunu belirtir.

We'll shut the window in case Belki yağmur yağar diye pencereyi
it should rain. kapatacağız.
Take your passport with you in Belki otelde sorarlar diye pasapor-
case they should ask at the tunu al.
hotel.
We must start early in case Belki trafik sıkışıklığı olur diye
there should be a traffic jam. erken hareket etmeliyiz.

Bu cümleler ihtimalin pek az olduğunu ifade etmektedir. Şayet normal bir ihtimal söz konusuysa o zaman should kullanılmaz.

We'll take the umbrella in case Yağmur yağar diye şemsiyeyi alaca-
it rains. ğız.
We'll take the umbrella in case Yağmur yağar diye şemsiyeyi alaca-
it should rain. ğız.

İlk cümlede yağmur yağmasının muhtemel oIduğu, ikincisinde ise bu ihtimalin pek zayıf olduğu anlatılmaktadır.

Bu tip cümleler geçmiş zaman halinde de olabilir.

He bought eight packets of Orada belki birkaç gün kalır diye
cigarettes in case he should sekiz paket sigara aldı.
stay there for a few days.

If I were you "senin yerinde olsaydım" ile should kullanılır.

If I were you, I should buy the Senin yerinde olsaydım diğer
other shirt. gömleği alırdım.
I shouldn't go with them if I Senin yerinde olsaydım onlarla
were you. gitmezdim.
If I were you, I shouldn't Senin yerinde olsaydım özür
apologise. dilemezdim.

Why, how gibi soru sözcükleriyle should kullanıldığında bir eylem ve durumun nasıl olup da gerçekleştiğini bir türlü anlayamama şaşkınlığı ifade edilmiş olur.


Why should I give them any Onlara niçin para verecek mişim?
money? They got their salaries Maaşlarını daha dün aldılar.
only yesterday.
How should I know that he was Onun amcan olduğunu nasıl bilebili-
your uncle? rim?
Why should my son work longer Oğlum diğerlerinden niçin daha
than the others? uzun süre çalışsın?


bazı sıfatlardan sonra (that ... should)

Çoğunlukla it is, it was şeklinde başlayan cümlelerle, interesting, amazing, surprising, ridiculous, absurd, natural, better gibi sıfatların kullanıldığı ve bir kimsenin olaylara gösterdiği reaksiyonu belirten cümlelerde that... should kullanılır.

It is amazing that the old man Yaşlı adamın bu kadar hızlı koşabil-
should be able to run so fast. mesi şaşırtıcı.
It is ridiculous that we should Onlardan yardım istememiz
ask them for help. gülünçtür.
It is interesting that the presi- Başkanın toplantıda bize katılması
dent should join us at the ilginçtir.
meeting.
It is absurd that you should be Bana kızman saçma.
angry with me.
It is natural that the children Çocukların annelerini tercih etme-
should prefer their mother. leri olağandır.
It is better that you should İlk önce babanı ziyaret etmen
visit your father first. daha iyi.
It is natural that they should Kendilerini korumaya çalışmaları
try to defend themselves. doğaldır.

so that, in order that ile should

Should geçmiş zaman cümlelerinde so that, in order that ile kullanılabilir.

He opened the door quietly so Karısını uyandırmasın diye kapıyı
that he shouldn't wake his wife. sessizce açtı.
We hid the toys in the cupboard Çocuklar onları bulamasın diye
in order that the children oyuncakları dolaba sakladık.
shouldn't find them.
I brought the maid with me so Sana yardım etsin diye hizmetçiyi
that she should help you. beraberimde getirdim.

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:01
WILL, WOULD

Will de bir yardımcı fiildir. Olumlu cümlede özne ile 'll şeklinde kaynaşabilir. Not ile kısalmış şekli won't'tur.

Shall gibi will de kök halinde (to'suz) fiil önüne gelerek ona gelecek zaman anlamı kazandırır.

Gelecek zaman cümlelerinde I ve we ile shall, diğer şahıslarla will kullanılır. Fakat soru hali hariç diğer durumlarda I ve we ile de shall yerine will kullanılması çok yaygındır.

I shall see the chief tomorrow. Yarın şefi göreceğim.
I will see the chief tomorrow. Yarın şefi göreceğim.
You will meet them at the Onlarla istasyonda buluşacaksın.
station.
He will miss you. Seni özleyecek.
She won't come to the beach. Plaja gelmeyecek.
We will work in another factory Başka bir fabrikada çalışacağız.
You won't learn English there. Orada İngilizce öğrenmeyeceksin.
Will he go to the cinema? Sinemaya gidecek mi?
Will they write their names? İsimlerini yazacaklar mı?

I ve we ile shall yerine will kullanılırsa niyet ve istek gösterilmiş olur.

I shall see them next week. Onları gelecek hafta göreceğim.

cümlesinde haftaya görmek eyleminin gerçekleşeceği belirtilmektedir

I will see them next week. Onları gelecek hafta göreceğim.

cümlesinde "Onları görmeye niyetliyim. Görmeyi istiyorum." anlamı vardır.

I will feed the rabbits. Tavşanları besleyeceğim.
I won't wash the car. Arabayı yıkamayacağım.
We will see the students and Öğrencileri göreceğiz ve onlara
give them their presents. hediyelerini vereceğiz.
I will stop smoking. Sigara içmeyi bırakacağım.
We'll pay the debt soon. Borcu yakında ödeyeceğiz.
I won't drink wine any more. Artık şarap içmeyeceğim.
We won't clean the windows Pencereleri her gün temizle-
every day. meyeceğiz.

Olumlu ve olumsuz cümlede shall ile will arasındaki bu anlam farkı üzerinde pek durulmayarak I ve we ile de daima will kullanıldığı çok görülür.

I will take the boy to his Çocuğu annesine götüreceğim.
mother.


will you?

Will you şeklinde yapılan sorularda istek belirtme ve emir verme anlamı vardır.

Will you come with me? Benimle gelir misin?
Will you shut the window, please? Lütfen pencereyi kapar mısın?
Will you change the sheets? Çarşafları değiştirir misiniz?

İkram etme anlamında yine will you kullanılır.

Will you have some cake? Biraz pasta alır mısınız? (Yer
misiniz?)
Will you have some more whisky? Biraz daha viski içer misiniz?
Won't you come in? İçeri girmez misiniz? (Lütfen girin.)

Bu cümlelerin Türkçelerinde "gelecek misin, kapayacak mısın" şeklinde bir gelecek zaman ifadesi değil, "gelir misin, kapar mısın" şeklinde bir anlam olduğuna dikkat ediniz.


won't

Won't ile bir şeyi kabul etmemek, yapmayı istememek gibi olumsuz bir niyet ifade edilir.

She won't come. O gelmiyor.(Gelmeyi reddediyor.)
I won't do what they say. Onların dediğini yapmayacağım.
(Yapmayı reddediyorum.)
We won't come with you. Sizinle gelmeyiz.

Bir şeyin olmadığı, çalışmadığı söylenirken won't kullanılır.


The key won't open the lock. Anahtar kilidi açmıyor.
The machine won't start. Motor çalışmıyor.
The workers won't work on İşçiler cumartesi günü çalışmıyor-
Saturday. lar.
Children won't stay at home Çocuklar güneşli bir günde
on a sunny day. evde kalmazlar.


(will-would) ile alışkanlık ve özellik anlatımı

Will ile alışkanlık şeklinde tekrarlanan hareketler anlatılır. Bu durumda Türkçeye çeviri gelecek zaman şeklinde değil geniş zaman olarak yapılır.

When his mother is busy in the Annesi mutfakta meşgulken kapıyı
kitchen he'll open the door and açar bahçeye gider.
go to the garden.
They'll change the subject Odaya girdiğimiz zaman konuyu do-
when we enter the room. ğiştirirler.
She'll buy dresses and then go Elbiseler alır ve sonra onları değiş-
to change them. tirmeye gider.
Dora will accept the offer but Dora teklifi kabul eder fakat sonra
then she'Il give up selling otomobili satmaktan vazgeçer.
the car.

Would geçmişte alışkanlık halinde tekrarlanan hareketleri göstermek için kullanılır.

He would go to the cinema on Cumartesi günleri sinemaya giderdi.
Saturdays.
They would never tell us the Bize asla garçeği söylemezlerdi.
truth.
We wouldn't go near the gate Bahçe kapısına yaklaşmazdık, çün-
because there was a big dog kü bahçede büyük bir köpek vardı.
in the garden.
When I was young I would climb Küçükken bahçemizdeki bütün
all the trees in our garden. ağaçlara tırmanırdım.

Would'un bu anlamda kullanılışı used to gibidir. Ancak, would'un sadece tekrarlanan hareketleri anlatmak için kullanılabilmesine karşın used to hem bu anlamda hem de herhangi bir durumda bulunuş, bir şeye sahip oluş gibi hallerde de kullanılır.

I used to have a lot of friends Okulda birçok arkadaşlarım olurdu.
at school.

Bu cümlede used to yerine would kullanılamaz. Takip eden örneklerde used to ile would'un aynı şekilde kullanılabiidiğini görüyoruz.

We used to sit under the trees Ağaçların altında oturur nehirdeki
and watch the boats on the river. kayıkları seyrederdik.
We would sit under the trees Ağaçların altında oturur nehirdeki
and watch the boats on the river. kayıkları seyrederdik.

She used to play basketball Okuldan sonra basketbol oynardı.
after school.
She would play basketball after Okuldan sonra basketbol oynardı.
school.

I used to work in the field with Babamla tarlada çalışırdım.
my father.
I would work in the field with Babamla tarlada çalışırdım.
my father.

Geçmişte tekrarlanan bu hareketlerin kaç kere tekrarlandığı belirtilirse bu durumda used to veya would kullanılmaz.

He would visit his uncle when he Çocukken amcasını ziyaret ederdi.
was a child.
He visited his uncle four times Amcasını yılda dört kere ziyaret e-
a year. derdi.

Would hep geçmiş zaman anlamında kullanılmaz. Like ile birlikte kibar bir istek belirtir.

I would like a cup of tea. Bir fincan çay istiyorum.
We would Iike some sugar for Kahve için biraz şeker istiyoruz.
the coffee.
They would like a smaller table. Daha küçük bir masa istiyorlar.

Will ile belirtilen istek ve emir cümlelerinde will yerine would kullanılabilir.

Will you open the door, please? Lütfen kapıyı açar mısınız?
Would you open the door, please? Lütfen kapıyı açar mısınız?
Would you have a look at my Ev ödevime bir bakar mısınız?
homework?
Would you give me another Bana başka bir şarap bardağı verir
wine glass? misiniz?
Would you pass the salt? Tuzu uzatır mısınız?

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:03
QUESTION TAGS-SORU EKLERİ (DEĞİL Mİ?)

Bir sözün dinleyici tarafından tasdik edilmesi, onayının alınması için bu cümlenin sonuna Türkçede "değil mi?" sorusu eklenir. Bu soru Türkçede hiç değişmez. Her türlü cümlenin arkasında aynı şekliyle kullanılır.

İngilizcede durum değişiktir. Bir cümle için kurulacak "değil mi?" yapısı o cümlede bulunan yardımcı fiil, yardımcı fiil yoksa do, ile yapılır. Özne olarak da cümledeki özne alınır. Şayet özne bir isimse ona uygun zamir kullanılır. Ayrıca, cümle olumluysa "değil mi?" olumsuz, cümle olumsuzsa "değil mi?" olumlu halde bulunur.
Yardımcı fiil ile not daima kısaltılmış halde kullanılır.

She is a teacher, isn't she? O bir öğretmendir, değil mi?
She is not a teacher, is she? O bir öğretmen değildir, değil mi?
He is English, isn't he? O İngilizdir, değil mi?
He isn't English, is he? O İngiliz değildir, değil mi?

Bernard is a good student, isn't Bernard iyi bir öğrencidir,
he? değil mi?
Bernard isn't a good student, Bernard iyi bir öğrenci değildir,
is he? değil mi?

They are waiting for you, aren't Seni bekliyorlar, değil mi?
they?
They aren't waiting for you, Seni beklemiyorlar, değil mi?
are they?

The tourists like the climate Turistler Türkiye'deki iklimi severler,
in Turkey, don't they? değil mi?
The tourists don't like the Turistler Türkiye'deki iklimi sevmez-
climate in Turkey, do they? ler, değil mi?

She came yesterday, didn't she? Dün geldi, değil mi?
Mary came yesterday, didn't she? Mary dün geldi, değil mi?

She will accept the offer, won't Teklifi kabul edecek, değil mi?
she?

She won't accept the offer, Teklifi kabul etmeyecek, değil mi?
will she?

You speak German, don't you? Almanca bilirsiniz, değil mi?
You don't speak German, do you? Almanca bilmezsiniz, değil mi?

The priests were angry, weren't Papazlar kızgındı, değil mi?
they?
The priests weren't angry, Papazlar kızgın değildi, değil mi?
were they?

The nurse must take care of the Hemşire yaralı askerlere bakmalı,
wounded soldiers, mustn't she? değil mi?
We could swim to that island, Şu adaya yüzebilirdik, değil mi?
couldn't we?
Christine can go there alone, Christine oraya yalnız gidebilir, de-
can't she? ğil mi?
His father has a new car, hasn't Babasının yeni bir otomobili var,
he? değil mi?
The doctor came by train, didn't Doktor trenle geldi, değil mi?
he?
Mrs Green cooked the meat, Bayan Green eti pişirdi, değil mi?
didn't she?

Question tag (soru eki) konusunda örnekler üzerinde bir özetleme yapalım:


Türkçedeki "değil mi?" karşılığı olan question tag bir cümlede söylenen şeyin dinleyen tarafından onaylanması istendiği zaman kullanılır.

İngilizcede question tag esas cümlenin içindeki yardımcı fiil ile kurulur. Özne olarak da yine esas cümlenin öznesi alınır. Bu özne bir isimse question tag'da bu isme uygun zamir kullanılır.

Helen is writing a letter, Helen bir mektup yazıyor, değil mi?
isn't she?

Bu örnekte görüldüğü gibi is yardımcı fiili "değil mi?" yapısında yer almış ve Helen karşılığı olarak she kullanılmıştır.

Cümle olumluysa question tag olumsuz olur kuralı uyarınca yukarıdaki "değil mi?" sözü de olumsuz olmuştur. Isn't she?

Cümle olumsuz olursa question tag olumlu olur.

They aren't working for the Hükümet için çalışmıyorlar, değil
government, are they? mi?

Bu örnekte cümle olumsuz olduğu için soru ekinde olumsuzluk yoktur, yani olumsuzluk belirten not bulunmamaktadır. Are they?

Cümlede is (was, were), have (has), will, can, must gibi yardımcı fiiller varsa question tags bunlarla yapılır. Yoksa do kullanılır. Cümle geçmiş zaman halindeyse doğal olarak do yerini did alır.

She mustn't smoke here, must Burada sigara içmemeli, değil mi?
she?
The girl must help her mother, Kız annesine yardım etmeli, değil
mustn't she? mi?

My son will be handsome, won't Oğlum yakışıklı olacak, değil mi?
he?
He won't be a doctor, will he? Doktor olmayacak, değil mi?

They were in the other room, Diğer odadaydılar, değil mi?
weren't they?
The students weren't in the Öğrenciler sınıfta değildiler değil
classroom, were they? mi?

We have eaten all the food, Bütün yiyeceği yedik, değil mi?
haven't we?
We haven't any books in English, Hiç İngilizce kitabımız yok,
have we? değil mi?
He can drink ten glasses of beer, On bardak bira içebilir, değil mi?
can't he?
The policeman can't catch the Polis hırsızı yakalayamaz, değil mi?
thief, can he?

He shouldn't take your slippers, Terliklerinizi almamalıydı, değil mi?
should he?
The young man should be more Delikanlı daha terbiyeli olmalıydı,
polite, shouldn't he? değil mi?

Doris doesn't go to the hospital Doris pazar günleri hastaneye git-
on Sundays, does she? mez, değil mi?

They learn English in one year, Bir yılda İngilizce öğrenirler, değil
don't they? mi?
The women don't go to the fields, Kadınlar tarlalara gitmezler, değil
do they? mi?

The postman brought two letters, Postacı iki mektup getirdi, değil mi?
didn't he?
He didn't swim in the swimming Yüzme havuzunda yüzmedi, değil
pool, did he? mi?

Elizabeth sang a Turkish song, Elizabeth bir Türkçe şarkı söyledi,
didn't she? değil mi?
The old woman didn't eat too Yaşlı kadın çok fazla yemedi, değil
much, did she? mi?

I am ile kurulmuş bir cümle için yapılacak question tag bir özellik gösterir. Bunda aren't kullanılır.

I am your best friend, aren't I? Ben senin en iyi arkadaşınım, değil
mi?
I am older than your father, Ben senin babandan yaşlıyım, değil
aren't I? mi?
I am learning very well, aren't Çok iyi öğreniyorum, değil mi?
I?
I am doing my best, aren't I? Elimden geleni yapıyorum, değil
mi?

İlk cümle olumsuzsa question tag normal olarak, yani ilk cümledeki am kullanılarak yapılır.

I'm not their servant, am I? Onların uşağı değilim, değil mi?
I'm not disturbing you, am I? Seni rahatsız etmiyorum, değil mi?
I'm not a bad student, am I? Fena bir öğrenci değilim, değil mi?
I'm not dialing the wrong Yanlış numarayı çevirmiyorum, değil
number, am I? mi?

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:03
TENSES - ZAMANLAR

Fiiller (verbs) yapılan eylemleri gösteren sözcüklerdir. Fiiller bu eylemleri gösterirken bunların ne zaman yapıldığını da belirtirler. Örneğin bir hareketin eskiden mi yapılmış olduğu, şimdi mi yapılmakta olduğu veya gelecekte mi yapılacağı o fiilin yapısı ile belirtilir. İşte fiillerin bu durumu belirtmek için aldığı şekillere zamanlar veya fiil zamanları (tenses) denir.

İngilizcede zamanlar dört ana gruba ayrılabilir:

1. the present tenses - şimdiki zamanlar
2. the past tenses - geçmiş zamanlar
3. the perfect tenses - bitmiş zamanlar
4. the future tenses - gelecek zamanlar

Bunları sırayla ele alarak ayrıntılı biçimde inceleyelim


THE PRESENT TENSES - ŞİMDİKİ ZAMANLAR

İngilizcede şimdiki zamanda olan eylemleri göstermek için iki fiil zamanı vardır. Bunlar şunlardır:

1. the present continuous tense - şimdiki zaman
2. the simple present tense - geniş zaman

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:06
THE PRESENT CONTINUOUS TENSE - ŞİMDİKİ ZAMAN

Sözün söylendiği anda devam etmekte olan eylemleri gösterdiği için ŞİMDİKİ SÜREKLİ ZAMAN olarak da isimlendirilen bu zaman biçimi İngilizcede kök halindeki fiile ing eklenmesiyle meydana gelen "present participle - şimdiki zaman ortacı" ve cümlenin öznesine uygun to be fiilinden oluşur. Tekil öznelerle to be fiilinin is şekli, çoğul öznelerle are şekli kullanılır. I öznesi ile kullanılan şekil am'dir.

fiil kökü şimdiki zaman biçimi

go going
walk walking
sleep sleeping
work working
write writing
run running



özne to be fiili

she is
we are
the man is
the boys are
I am
they are
he is
Frank is


olumlu hal

Olumlu bir şimdiki zaman cümlesi özne, özneye uygun to be fiili, ing eki almış fiil ve diğer sözcükler şeklinde sıralanır. Bu cümlelerin kuruluşunu aşağıdaki örneklerde inceleyiniz.

She is sleeping. Uyuyor.
You are working. Çalışıyorsun.
I am writing. Yazıyorum.
They are playing. Oynuyorlar.
He is running. Koşuyor.
We are waiting. Bekliyoruz.

We are waiting for the postman. Postacıyı bekliyoruz.
He is running to the gate. Kapıya koşuyor.
I am writing a letter. Bir mektup yazıyorum.
You are learning English. İngilizce öğreniyorsun.
They are walking in the park. Parkta yürüyorlar.
The girls are reading magazines. Kızlar dergiler okuyorlar.


olumlu şimdiki zaman cümlesi

özne to be fiili şimdiki zaman ortacı diğer sözcükler
(ing eki almış fiil)


I am sleeping in my room.
You are talking to Tom.
He is going to school.
She is singing a song.
We are eating bananas.
You are shutting the window.
They are working in the fields.


olumsuz

Şimdiki zaman halinde bulunan bir cümleyi olumsuz şekle sokmak için to be fiilinden sonra not getirilir.

She is sleeping. Uyuyor.
She is not sleeping. Uyumuyor.

You are not walking. Yürümüyorsun.
He is not singing. Şarkı söylemiyor.
We are not reading. Okumuyoruz.
I am not running. Koşmuyorum.
They are not standing. Ayakta durmuyorlar.
It is not eating. Yemiyor.

I am not touching the glass. Bardağa dokunmuyorum.
She is not opening the box. Kutuyu açmıyor.
We are not bringing the flowers. Çiçekleri getirmiyoruz.
Mary is not counting the money. Mary parayı saymıyor.


olumsuz şimdiki zaman cümlesi


özne to be fiili not şimdiki z. ortacı diğer sözcükler
(ing eki almış fiil)

I am not teaching history.
You are not watching television.
He is not buying any chocolates.
She is not eating a sweet.
We are not giving them any food.
You are not washing your hands.
They are not building a new bridge.


soru

Şimdiki zaman cümlesini soru haline sokmak için to be fiili öznenin önüne getirilir.

She is sleeping. Uyuyor.
Is she sleeping? Uyuyor mu?

Are you working? Çalışıyor musun?
Is he smoking? Sigara mı içiyor?
Are they singing? Şarkı mı söylüyorlar?
Are we talking? Konuşuyor muyuz?
Am I running? Koşuyor muyum?
Is she resting? İstirahat mı ediyor?
Am I drawing a map? Bir harita mı çiziyorum?

Is he running after the cat? Kedinin arkasından mı koşuyor?
Are they teaching French? Fransızca mı öğretiyorlar?
Is Emma making tea? Emma çay mı yapıyor?


soru halinde şimdiki zaman cümlesi

to be fiili özne şimdiki zaman ortacı diğer sözcükler
(ing eki almış fiil)

Am I talking so loudly?
Are you taking a photo?
Is she making coffee?
Is he breaking the vase?
Are we drinking tea or coffee?
Are they pointing to the nurse?


olumsuz soru

Olumsuz soru haline sokmak için soru halinde bulunan şimdiki zaman cüm-lesinde özne ile şimdiki zaman ortacı arasına not konulur.

Is she sleeping? Uyuyor mu?
Is she not sleeping? Uyumuyor mu?

Are you not going? Gitmiyor musun?
Is he not drinking? İçmiyor mu?
Are they not coming? Gelmiyorlar mı?
Are we not speaking? Konuşmuyor muyuz?
Is she not swimming? Yüzmüyor mu?
Am I not answering? Cevap vermiyor muyum?

Is she not cleaning the kitchen? Mutfağı temizlemiyor mu?
Are you not coming with us? Bizimle gelmiyor musunuz?
Are they not washing the plates? Tabakları yıkamıyorlar mı?
Is he not bringing the slippers? TerIikleri getirmiyor mu?


olumsuz soru halinde şimdiki zaman cümlesi

to be özne not şimdiki zaman ortacı diğer sözcükler
fiili

Am I not learning correctly?
Are you not folding the paper?
Is he not following the guide?
Is she not listening to her mother?
Are we not sending a telegram?
Are you not lighting a cigarette?
Are they not taking the plates away?


to be ile şahıs zamirleri ve not kaynaşması

kaynaşma şekli okunuşu

is not isn't /izınt/
are not aren't /a:nt/
I am I'm /aym/
you are you're /yuı/
he is he's /hi:z/
she is she's /şi:z/
it is it's /its/
we are we're /wiı/
you are you're /yuı/
they are they're /deyı/

Olumlu şimdiki zaman cümlelerindeki to be fiili ile zamir kaynaştırmasını aşağıda cümle içinde de görelim.

I'm taking the suitcase to Bavulu bodruma götürüyorum.
the cellar.
You're reading a newspaper. Bir gazete okuyorsun.
He's waiting for his wife. Karısını bekliyor.
She's filling the bottle with Şişeyi sütle dolduruyor.
milk.
It's running towards the hens. Tavuklara doğru koşuyor.
We're teaching them how to Onlara bisikletlerin nasıl tamir
repair bicycles. edildiğini öğretiyoruz.
You're standing on the dirty Kirli halının üzerinde
carpet. duruyorsun.
They're holding my umbrella. Benim şemsiyemi tutuyorlar.
I'm changing all the old and Bütün eski ve kirli perdeleri
dirty curtains. değiştiriyorum.

Olumsuz şimdiki zaman cümlelerinde kaynaştırma zamirle to be fiilinde olabileceği gibi to be ile not arasında da yapılabilir. Sadece I am not sözünde am ile not birleşemez. Bu durumda kaynaşma I'm not şeklinde olur.



I'm not writing your name. Adını yazmıyorum.

You aren't listening to the Müziği dinlemiyorsun.
music.
You're not listening to the Müziği dinlemiyorsun.
music.

He isn't drinking the milk. Sütü içmiyor.
He's not drinking the milk. Sütü içmiyor.

She isn't counting the money. Parayı saymıyor.
She's not counting the money. Parayı saymıyor.

It isn't eating the meat. Eti yemiyor.
It's not eating the meat. Eti yemiyor.

We aren't helping them. Onlara yardım etmiyoruz.
We're not helping them. Onlara yardım etmiyoruz.

You aren't learning anything. Hiçbir şey öğrenmiyorsunuz.
You're not learning anything. Hiçbir şey öğrenmiyorsunuz.

They aren't giving us any food. Bize hiç yiyecek vermiyorlar.
They're not giving us any food. Bize hiç yiyecek vermiyorlar.

Olumsuz soru halinde kaynaşma to be ile not arasında olur. Sadece Am I not yapısının kaynaşma şekli bir ayrıcalık gösterir. Bu, aren't I şeklinde yapılır.


Aren't I serving you well? Size iyi hizmet etmiyor muyum?
Aren't you coming to the cinema? Sinemaya gelmiyor musun?
Isn't he sleeping in his bed? Yatağında uyumuyor mu?
Isn't she taking a bath? Banyo yapmıyor mu?
Isn't it falling from the wall? Duvardan düşmüyor mu?
Aren't we growing potatoes of İyi kalite patates yetiştirmiyor
good quality? muyuz?
Aren't they leaving the football Futbol alanını terketmiyorlar mı?
ground?


fiile (ing) ilave ederken uyulacak kurallar

Fiilin son harfi e ise bu fiile ing eklenirken e harfi kalkar.

give giving
love loving
come coming
take taking

Fiilin sonu ee şeklinde bitiyorsa fiilde hiç değişiklik yapmadan ing getirilir.

agree agreeing
see seeing

Tek heceli bir fiil ortasında bir tek sesli harf varsa ve fiil sessiz bir tek harfle bitiyorsa bu fiile ing eklenirken son harf çift yazılır.

dig digging
put putting
run running
hit hitting
stop stopping
swim swimming

İki veya daha fazla heceli fiillerden son hecesinde tek bir sessiz bulunan ve sonu tek bir sessiz olan bir fiilde vurgu son hecedeyse sondaki sessiz harf çift yazılır.

begin beginning
forbid forbidding
prefer preferring

Sonu I ile biten bir fiilde I'den önce tek bir sesli varsa I harfi çift yazılır.

travel travelling
compel compelling

Sonu ie ile biten bazı fiillere ing eklenirken ie yerine y konulur.

lie lying
tie tying
die dying

She is giving me a souvenir. Bana bir hatıra (eşyası) veriyor.
We're taking the old carpets. Eski halıları alıyoruz.
Tom is putting the vase on the Tom vazoyu masanın üzerine
table. koşuyor.
The man is hitting the boy. Adam çocuğa vuruyor.
The policeman is stopping the Polis otomobilleri durduruyor.
cars.
They are running towards the Nehire doğru koşuyorlar.
river.
You are swimming in a Tehlikeli bir yerde yüzüyorsunuz.
dangerous place.
It is beginning to rain. Yağmur yağmaya başlıyor.
She is travelling around the Dünyanın çevresinde seyahat edi-
world. yor. (Dünya turu yapıyor.)
The wounded man is dying. Yaralı adam ölüyor.
I'm tying a ribbon around his Boynuna bir kurdela bağlıyorum.
neck.

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:07
ŞİMDİKİ ZAMANIN KULLANILDIĞI YERLER

1. Sözün söylendiği anda devam etmekte olan eylemleri anlatmak için kullanılır.


She is writing a letter now. Şimdi bir mektup yazıyor.
We are watching television. Televizyon seyrediyoruz.
He is sleeping in his room. Odasında uyuyor.
The girl is playing with her Kız bebeği ile oynuyor.
doll.
It is raining. Yağmur yağıyor.
My son is watching television Oğlum şimdi televizyon seyrediyor.
now.

Bu gibi cümlelerde now, at present, at this moment gibi "şimdi, şu anda" anlamında sözcüklere sık sık rastlanır.

At present the farmers are dig- Şu anda çiftçiler pamuk tarlalarını
ging their cotton fields. kazıyorlar.
Now the aeroplanes are flying Şimdi uçaklar dağın üzerinde uçu-
over the mountain. yorlar.
At this moment all the students Şu anda bütün öğrenciler öğretmeni
are listening to the teacher. dinliyorlar.
Is she studying now? Şimdi çalışıyor mu?
What is she reading? Ne okuyor?
What are they doing just now? Tam şimdi ne yapıyorlar?
Why are they waiting in the Niçin bahçede bekliyorlar?
garden?
Why aren't they waiting in the Niçin bahçede beklemiyorlar?
garden?
What are you doing? Ne yapıyorsun?
I am counting the plates. Tabakları sayıyorum.

2. Sözün söylendiği anda yapılıyor olmasa bile o sıralarda yapılmasına devam edilen eylemleri anlatmak için kullanılır.

He is planting roses in his Bahçesine güller ekiyor.
garden.
I am learning English. İngilizce öğreniyorum.
They are publishing books Türkiye hakkında kitaplar yayınlı-
about Turkey. yorlar.
She is making a dress for my Kız kardeşim için bir elbise yapıyor.
sister.
We are building another bridge. Başka bir köprü inşa ediyoruz.
I am reading a novel. Bir roman okuyorum.

3. Yakın bir gelecekte yapılması planlanmış eylemler çoğu zaman şimdiki zaman kipiyle anlatılır. Bu cümleler içinde today, tonight, this evening, tomorrow, this week, next week gibi gelecek zaman işaret eden sözcüklere çok yer verilir.

We are going to London tonight. Bu akşam Londra'ya gidiyoruz.
They are coming to Istanbul next Gelecek hafta İstanbul'a geliyorlar.
week.
What are you doing today? Bugün ne yapıyorsun?
She is leaving tomorrow. Yarın ayrılıyor.
The bus is starting at one Otobüs saat birde hareket ediyor.
o'clock.
He is going to Germany next Gelecek ay Almanya'ya gidiyor.
month.
Is she coming with you tonight? Bu akşam sizinle geliyor mu?
The birds are leaving our town Kuşlar yakında kasabamızdan ayrılı-
soon. yorlar.
I'm meeting Helga tonight. Bu akşam Helga'yla buluşuyorum.
We're changing the curtains Perdeleri yarın değiştiriyoruz.
tomorrow.
He is playing chess with Martin Martin'le bu akşamüstü satranç
this afternoon. oynuyor.

4. Always gibi süreklilik ve sıklık gösteren birkaç zarfla kullanılan şimdiki zaman cümlelerinde sözü söyleyen tarafından o eylemin yapılmasından memnun olmayış anlamı vardır.

He is always making the same Daima aynı hatayı yapıyor.
mistake.
We are always waiting for the Hep biz başkalarını bekliyoruz.
others.
She is frequently writing to Nişanlısına sık sık yazıyor.
her fiancé.
We're always helping them. Onlara hep yardım ediyoruz.
I am aIways working here. Hep burada çalışıyorum.

Bu örneklerdeki eylemlerin sözü söyleyenin hoşuna gitmediği, bunların ya-pılmasını gereksiz bulduğu için kızdığı anlamı ifade edilmektedir. Örneğin, We are always waiting for the others. cümlesinde "Hep biz başkalarını bekliyoruz. Diğerlerini hep beklememiz gerekiyor. Diğerlerini hep bekle- mekten bıktık." anlamı vardır.

He is always working in the Hep bahçede çalışıyor.
garden.

cümlesinde de onun bahçede devamlı olarak çalışmasının anlamsız ve gereksiz olduğu şikâyeti yapılmaktadır.


şimdiki zaman halinde bulunmayan (ing almayan) fiiller

İngilizcede bazı fiiller vardır ki bunlar şu anda yapılan bir hareketi bildiriyor bile olsalar şeklen şimdiki zaman halinde bulunmaz, yani ing takısı almazlar. Geniş zaman halinde bulunurlar.

Bu tip fiiller genellikle insanların istek ve iradeleri dışında kendiliğinden olan, çaba gerektirmeyen, duyu, his, düşünme fiilleridir.

Bunu bir örnek üzerinde görelim:

See "görmek" fiili ing almayan bir fiildir. Bu fiil bir kimsenin istek, irade ve kararı ile yapılan, bir çaba sonucu gerçekleşen bir eylem değildir. Göz açık olduğu sürece otomatikman meydana gelmektedir. Buna karşın look "bakmak" fiili bir kimsenin isteği sonucu olan bir eylemdir.

We see children in the garden; Bahçede çocuklar görüyoruz;
they are looking at us. onlar bize bakıyorlar.

Aşağıdaki listede ing almayan başlıca fiiller görülmektedir.

have sahip olmak
see görmek
hear işitmek
notice farkına varmak
smell kokusunu duymak
feel hissetmek
believe inanmak
think zannetmek

know bilmek
understand anlamak
remember hatırlamak
forget unutmak
suppose farzetmek
mean demek istemek
want istemek
wish arzu etmek
forgive affetmek
love sevmek
hate nefret etmek
like sevmek, hoşlanmak
care önem vermek
seem görünmek
belong to ait olmak
contain içine almak
possess sahip olmak
desire arzu etmek

Bir liste halinde gördüğümüz bu fiillerle yapılmış örnek cümleleri aşağıda inceleyiniz.

She has four sisters. Dört kız kardeşi var.
I have only one table. Sadece bir masam var.
You see a horse in the field Şimdi tarlada bir at görüyorsunuz.
now.
Do you hear the noise? Gürültüyü işitiyor musun?
Does she notice the missing part? Eksik kısmın farkına varıyor mu?
We smell something burning. Yanan bir şey kokusu duyuyoruz.
She feels better today. Bugün kendisini daha iyi hissediyor.
I don't believe you. Sana inanmıyorum.
They think we won't keep our Bizim vaadimizi tutmayacağımızı
promise. zannediyorlar.
I know you are in a hurry. Acelen olduğunu biliyorum.
The girl understands them now. Kız şimdi onları anlıyor.
Do you remember the small hotel Brighton'daki küçük oteli hatır-
in Brighton? lıyor musun?
I forget the new words quickly. Yeni sözcükleri çabuk unutuyorum.

We suppose the enemy will attack Düşmanın sabahleyin hücum
attack in the morning. edeceğini zannediyoruz.
What does this word mean? Bu sözcük ne anlamına geliyor?
She doesn't want to work in the Tarlalarda çalışmak istemiyor.
fields.
We wish you a pleasant journey. Size güzel bir seyahat diliyoruz.
They forget to give us the key. Anahtarı bize vermeyi unutuyorlar.
They love their countries. Ülkelerini seviyorlar.
I hate working in the kitchen. Mutfakta çalışmaktan nefret ediyo-
rum.
She likes her dog very much. Köpeğini çok seviyor.
They don't care about our health. Bizim sağlığımıza önem vermiyorlar.
It seems to be a valuable thing. Kıymetli bir şey gibi görünüyor.
Do all these buildings belong Bütün bu binalar şu yaşlı adama mı
to that old man? ait oluyor?
This tank contains forty litres Bu depo kırk litre petrol alıyor.
of petrol.
David possesses twenty restau- David Londra'da yirmi lokantaya sa-
rants in London. hip bulunuyor.
I wish happiness for you and Size ve ailenize mutluluk diliyorum.
your family.


(ing) almayan fiillerin ayrıcalık gösterenleri

Listede gördüğümüz fiillerden feel fiili ing almış halde de kullanılabilir.

How do you feel? (Kendini) nasıl hissediyorsun?
How are you feeling? (Kendini) nasıl hissediyorsun?
I feel quite well. (Kendimi) çok iyi hissediyorum.
I am feeling quite well. (Kendimi) çok iyi hissediyorum.

Bunun dışında listede görülen fiillerden bazıları değişik anlamlarda kullanıldıklarında ing alabilirler. Örneğin, see fiili resmi bir görüşme yapmak için "buluşmak, görüşmek" anlamında kullanıldığında ing alır.

I am seeing the new manager Yeni müdürle bu akşam buluşu-
this afternoon. yorum.
(Görüşüyorum.)
She is seeing the doctor Doktorla yarın görüşüyor.
tomorrow.

Turistik ziyaret yapma anlamında kullanıldığında da see fiili yine ing alabilir.


We are seeing the interesting Şehrin ilginç kısımlarını ziyaret edi-
parts of the city. yoruz.

Bunun dışında see ile çeşitli sözcüklerin birleşmesinden oluşan deyimlerde see fiili ing alabilir. See about, see off gibi.

Think fiili akıldan geçen şeyleri bir fikir beyan etmeksizin söylerken ing alır.


What is she thinking about? Neyi düşünüyor?
She is thinking about her ÇocukIarını düşünüyor.
children.

Bir fikir belirtme söz konusu olduğunda think fiili ing almaz.

I think they are too big for Zannederim (bence) onlar bizim
our room. odamız için fazla büyük.
What do you think of the new Yeni mobilya hakkında ne düşü-
furniture? nüyorsunuz?

Have fiili "sahip olmak" anlamında kullanıldığında ing almaz. Ancak çeşitli sözcüklerle oluşturduğu anlamlarda kullanıldığında ing alabilir.

She is having breakfast now. Şimdi kahvaltı ediyor.
They are having a pleasant time Kampta hoş vakit geçiriyorlar.
at the camp.
I'm having a bath. Banyo yapıyorum.

Bir şeyden zevk alma anlamında kullanıldığında like fiili ing alabilir. Aynı anlam için like, ing'siz olarak da kullanılabilir. AnIamIarı aynıdır.

How are you liking your new Yeni evinden hoşlanıyor musun?
house?
Do you like horse races? At yarışlarından hoşlanıyor musun?

the present continuous tense - şimdiki zaman çekim tablosu


affirmative - olumlu

I am eating. Yiyorum.
You are eating. Yiyorsun.
He is eating. Yiyor.
She is eating. Yiyor.
It is eating. Yiyor.
We are eating. Yiyoruz.
You are eating. Yiyorsunuz.
They are eating. Yiyorlar.


negative - olumsuz

I am not eating. Yemiyorum.
You are not eating. Yemiyorsun.
He is not eating. Yemiyor.
She is not eating. Yemiyor.
It is not eating. Yemiyor.
We are not eating. Yemiyoruz.
You are not eating. Yemiyorsunuz.
They are not eating. Yemiyorlar.


interrogative - soru

Am I eating? Yiyor muyum?
Are you eating? Yiyor musun?
Is he eating? Yiyor mu?
Is she eating? Yiyor mu?
Is it eating? Yiyor mu?
Are we eating? Yiyor muyuz?
Are you eating? Yiyor musunuz?
Are they eating? Yiyorlar mı?




negative interrogative - olumsuz soru

Am I not eating? Yemiyor muyum?
Are you not eating? Yemiyor musun?
Is he not eating? Yemiyor mu?
Is she not eating? Yemiyor mu?
Is it not eating? Yemiyor mu?
Are we not eating? Yemiyor muyuz?
Are you not eating? Yemiyor musunuz?
Are they not eating? Yemiyorlar mı?

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:08
GENİŞ ZAMANIN KULLANILDIĞl YERLER

1. Geniş zaman esas olarak, her zaman yapılan, tekrarlanması olağan olan veya usulden olan eylemleri gösterir. He visits his mother every Annesini her pazar ziyaret eder. Sunday. The sun rises in the east. Güneş doğudan doğar. I smoke twenty cigarettes a day. Günde yirmi sigara içerim. These birds come to Turkey in Bu kuşlar Türkiye'ye baharda the spring. gelirler. We usually go to Bodrum in Biz genellikle Bodrum'a yazın the summer. gideriz. Water is necessary for life. Su hayat için gereklidir. They get up early in the Sabahleyin erken kalkarlar. morning. We shave every day. Her gün tıraş oluruz. Örneklerde görüldüğü gibi her zaman tekrarlanan bu eylemleri anlatırken sıklık zarfları denen zarflar sık sık kullanılır. Genellikle fiillerin önünde yer alan bu zarfların önemli olanlarını verelim. often sık sık occasionally arada sırada usually genellikle regularly düzenli olarak always her zaman every her sometimes bazan once (twice etc.) bir kere (iki kere) generally genellikle seldom nadiren, seyrek never asla, hiç frequently sık sık They usually come on Friday. Genellikle cuma günü gelirler. We sometimes go fishing in the Bazan kışın balık tutmağa gideriz. winter. You seldom see them in the Onları nadiren sokakta görürsünüz. street. My daughters go to the cinema Kızlarım sinemaya haftada bir kere once a week. giderler. Do you always take your son to Oğlunu daima futbol maçlarına football matches? götürür müsün? Harold doesn't generally join us. Harold genellikle bize katılmaz. Tourists occasionally stop here Turistler arada sırada burada du- and buy some vases. rurlar ve birkaç vazo alırlar. Do they often spend their holidays Tatillerini sık sık İtalya'da geçirirler in Italy? mi? We don't buy new clothes every Her yıl yeni elbiseler almayız. year. How often does she write to you? Sana ne kadar sık yazar? Sıklık zarfları arasında bulunan never olumsuz bir anlam taşır. İçinde bulunduğu olumlu cümleyi olumsuz yapar. We go there. Oraya gideriz. We never go there. Oraya hiç (asla) gitmeyiz. They never believe us. Bize hiç inanmazlar. My father never takes us to Babam bizi tiyatroya hiç götürmez. the theatre. She never tells lies. O hiç yalan söylemez. You never understand me. Beni hiç anlamazsın. 2. Tiyatrodaki hareketlerin yazıyla anlatımında geniş zaman kullanılır. The actor takes a glass and puts Aktör bir bardak alır ve onun içine some water into it. biraz su koyar. The door opens and a policeman Kapı açılır ve bir polis içeri girer. comes in. 3. Tarihi olayların canlı bir şekilde anlatılmasında geniş zaman kullanılır. The English army makes a final İngiliz ordusu son bir hücum yapar attack and the city surrenders. ve şehir teslim olur. The war goes on for four years. Savaş dört yıl devam eder. 4. Bir seyahat veya gezinin programı geniş zaman halinde verilir. We start at 10.30 and arrive 10.30'da hareket edeceğiz ve in Birmingham at 13.45. Birmingham'a 13.45'de varacağız. After the museum we visit two Müzeden sonra iki birahaneyi ziya- pubs and have a light meal in ret edeceğiz ve onların birinde hafif one of them. bir yemek yiyeceğiz. The show begins at 4.30. Şov 4.30'da başlıyor. 5. Masal anlatımında geniş zaman kullanılır. One day the old woman goes Bir gün yaşlı kadın kasabaya gider. to the town. She takes some eggs Pazara biraz yumurta götürür. Onla- to the market. She sells them rı satar ve parayla birkaç elbise alır. and buys some clothes with the money. 6. Şimdiki zaman konusunda görüldüğü gibi bazı fiiller ing eki almadıkları için bunlar geniş zaman biçiminde kullanılırlar. Ancak verdikleri anlam şimdiki zamandır. I see a man in the room now. Şimdi odada bir adam görüyorum. Do you hear the sound? Sesi işitiyor musun? We don't want to eat now. Şimdi yemek istemiyoruz. She doesn't know their names. Onların isimlerini bilmiyor. 7. Zaman cümleciklerinde geniş zaman kullanılır. Bu yapıda zaman bildiren başlıca sözcükler şunlardır: when as while till (until) after as soon as before whenever When my friends come, we'll go Arkadaşlarım geldiği zaman sinema- to the cinema. ya gideceğiz. After I finish my homework, I'll Ev ödevimi bitirdikten sonra go to bed. yatacağım. Before the teacher opens the Öğretmen kapıyı açmadan önce öğ- door, the students will clean renciler karatahtayı temizleyecekler. the blackboard. As soon as I receive the letter, Mektubu alır almaz bir cevap I'll write an answer. yazacağım. You'll see the new shop as you Eczaneye giderken yeni dükkânı walk to the chemist's. göreceksin. 8. Geniş zaman şart cümlelerinin birinci tipinde if ile başlayan bölümde kullanılır. If they come, they'll call on us. Gelirlerse bize uğrayacaklar. The teacher will see you if you Burada oturursan öğretmen seni sit here. görecek. If I give you some money, will Sana biraz para verirsem borçlarını you pay your debts? ödeyecek misin? She can pass her exams, if she Çok çalışırsa sınavlarını geçebilir. works hard. the simple present tense - geniş zaman çekim tablosu affirmative - olumlu I sleep. Uyurum. You sleep. Uyursun. He sleeps. Uyur. She sleeps. Uyur. It sleeps. Uyur. We sleep. Uyuruz. You sleep. Uyursunuz. They sleep. Uyurlar. negative - olumsuz I do not sleep. Uyumam. You do not sleep. Uyumazsın. He does not sleep. Uyumaz. She does not sleep. Uyumaz. It does not sleep. Uyumaz. We do not sleep. Uyumayız. You do not sleep. Uyumazsınız. They do not sleep. Uyumazlar. interrogative - soru Do I sleep? Uyur muyum? Do you sleep? Uyur musun? Does he sleep? Uyur mu? Does she sleep? Uyur mu? Does it sleep? Uyur mu? Do we sleep? Uyur muyuz? Do you sleep? Uyur musunuz? Do they sleep? Uyurlar mı? negative interrogative - olumsuz soru Do I not sleep? Uyumam mı? Do you not sleep? Uyumaz mısın? Does he not sleep? Uyumaz mı? Does she not sleep? Uyumaz mı? Does it not sleep? Uyumaz mı? Do we not sleep? Uyumaz mıyız? Do you not sleep? Uyumaz mısınız? Do they not sleep? Uyumazlar mı?

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:08
THE PAST TENSES - GEÇMİŞ ZAMANLAR

İngilizcede geçmiş zamanda yapılmış eylemleri anlatmak için esas olarak iki zaman vardır.

1. the simple past tense - di'li geçmiş zaman
2. the past continuous tense - sürekli geçmiş zaman

Türkçeye geçmiş zaman gibi çevrilen "the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman" ve onun diğer şekilleri gerçek bir geçmiş zaman oImayıp şimdiki zamanla ilgilidirler. Bu konu ileride the perfect tenses bölümünde açıklanmaktadır.

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:09
THE SIMPLE PAST TENSE - Dİ'Lİ GEÇMİŞ ZAMAN

Geçmişte yapılıp bitmiş bir eylemi anlatmak için kullanılan bu zaman, fiilin geçmiş zaman için kullanılan şeklinin özne önüne getirilmesiyle oluşur. Bir fiilin geçmiş zaman için kullanılan şeklinin ne olduğunu "olağan fiiller" konusunda kısaca gördük. Burada bir daha tekrarlayalım: İngilizcede fiiller geçmiş zaman şekillerinin yapılması bakımından iki gruba ayrılırlar. İngilizcede bütün fiiller bu iki gruptan birine girerler. 1. regular verbs - düzenli fiiller 2. irregular verbs - düzensiz fiiller düzenli fiiller Düzenli fiiller grubundan bir fiili geçmiş zaman anlamında kullanmak için kök halindeki fiile ed takısı eklenir. Eğer fiil e harfi ile bitiyorsa sadece d eklenir. fiil geçmiş zaman şekli want wanted play played work worked talk talked like liked listen listened close closed love loved Aşağıda geniş zaman halindeki basit cümlelerin geçmiş zaman haline nasıl geçtiğini görmekteyiz. I want. I wanted. İsterim. istedim. They play. They played. Oynarlar. Oynadılar. He works. He worked. Çalışır. Çalıştı. She talks. She talked. Konuşur. Konuştu. We like. We liked. Severiz. Sevdik. The girl listens. The girl listened. Kız dinler. Kız dinledi. You close the door. You closed the door. Kapıyı kaparsınız. Kapıyı kapadınız. She loves you. She loved you. Seni sever. Seni sevdi. Bazı fiillere ed eklenirken son harfleri çift yazılır. stop - stopped, travel - travelled, compel - compelled. Son harf y'den önce sessiz harf varsa y harfi i olur. carry - carried, cry - cried. düzensiz fiiller Düzenli fiiller grubunda bulunan fiillerin sonlarına ed getirmek suretiyle geçmiş zaman haline girmelerine karşın düzensiz fiiller grubundaki fiillerin durumu değişiktir. Onlar sonlarına belirli ekler getirilmek suretiyle geçmiş zaman haline girmezler. Onların bu amaçla kullanılan değişik şekilleri vardır. Aşağıda bazı düzensiz fiilleri ve bunların geçmiş zaman için kullanılan şekillerini görüyoruz. go went see saw drink drank give gave write wrote bring brought buy bought sell sold dig dug begin began tell told swim swam know knew speak spoke take took sit sat eat ate Aşağıdaki örneklerde düzensiz fiiller grubundan olan fiillerle yapılmış geniş zaman cümlelerini ve karşılarında aynı fiilin geçmiş zaman şeklinin kullanıldığı geçmiş zaman cümlelerini görüyoruz. I go. I went. Giderim. Gittim. They see. They saw. Görürler. Gördüler. He drinks. He drank. İçer. İçti. We write letters. We wrote letters. Mektuplar yazarız. Mektuplar yazdık. She brings some roses. She brought some roses. Birkaç gül getirir. Birkaç gül getirdi. Mary teaches English. Mary taught English. Mary İngilizce öğretir. Mary İngilizce öğretti. The man buys a car. The man bought a car. Adam bir araba alır. Adam bir araba aldı. The boy digs a hole. The boy dug a hole. Çocuk bir çukur kazar. Çocuk bir çukur kazdı. The teacher tells a story. The teacher told a story. Öğretmen bir hikâye anlatır. Öğretmen bir hikâye anlattı. The children swim in the sea. The children swam in the sea. Çocuklar denizde yüzer. Çocuklar denizde yüzdü. My mother takes a plate. My mother took a plate. Annem bir tabak alır. Annem bir tabak aldı. We sit in the kitchen. We sat in the kitchen. Mutfakta otururuz. Mutfakta oturduk. The carpenter makes a table. The carpenter made a table. Marangoz bir masa yapar. Marangoz bir masa yaptı. The girls eat some apples. The girls ate some apples. Kızlar birkaç elma yer. Kızlar birkaç elma yediler. İngilizcede düzensiz fiiller sayıca çok değildir. Fakat en çok kullanılan fiiller bu grubun içindedir. Bunların tam bir listesi bölüm sonunda görülmektedir. İngilizcede düzensiz bir fiili öğrenirken bunun geçmiş zaman şeklini de birlikte bellemelidir. Örneğin, "see - görmek" fiilini öğrenirken onun geçmiş zaman şeklinin saw olduğu da aynı zamanda öğrenilmelidir. Düzensiz fiillerin geçmiş zaman şekilleri (ve biraz ileride göreceğimiz perfect zamanların yapımında kullanılan üçüncü şekilleri) tamamen gelişigüzel olmayıp içlerinden bazılarının belirli değişikliklere uyarak şekillendiği doğruysa da bu çeşitli kuralları öğrenmeğe çalışmak yerine fiillerin geçmiş zaman şekillerini olduğu gibi ve kök fiille birlikte bellemek daha uygun olur. Olumlu şekillerini gördüğümüz geçmiş zaman cümlelerinde fiilin her türlü özne ile aynı kaldığı, düzenli fiiIse ed eki almış şeklinin, düzensiz fiilse ona ait geçmiş zaman şeklinin hiç değişmediği görülmektedir. I went to the bus stop. Otobüs durağına gittim. He went to the bus stop. Otobüs durağına gitti. They went to the bus stop. Otobüs durağına gittiler. Ingrid went to the bus stop. Ingrid otobüs durağına gitti. You wanted a napkin. Bir peçete istedin. She wanted a napkin. Bir peçete istedi. The girl wanted a napkin. Kız bir peçete istedi. We wanted a napkin. Bir peçete istedik. olumlu geçmiş zaman cümle kalıbı fiilin geçmiş özne zaman şekli diğer sözcükler She went to school. The boy played in the garden. We ate your eggs. The baby slept in my bed. They walked to the station. Andrew worked in a factory. I learnt English in England. You took my umbrella. olumsuz Geçmiş zaman halindeki cümlelerin olumsuz yapılması cümlede şu iki de-ğişiklikle gerçekleşir. 1. Fiilin önüne did not getirilir. 2. Fiil ilk şekline, yani kök haline döner. I went. Gittim. I did not go. Gitmedim. She walked. Yürüdü. She did not walk. Yürümedi. They sold the house. Evi sattılar. They did not sell the house. Evi satmadılar. Philip stopped the car. Philip otomobili durdurdu. Philip did not stop the car. Philip otomobili durdurmadı. The baby cried. Bebek ağladı. The baby did not cry. Bebek ağlamadı. Örneklerde görüldüğü gibi cümledeki fiil düzenli bir fiilse bu cümle olumsuz yapılınca fiildeki ed eki kalkarak fiil kök haline dönmüş, fiil düzensiz bir fiilse bu fiilin geçmiş zaman şekli yerine kök şekli kullanılmıştır. did ile not kaynaşması Olumsuz cümlelerde kullanılan did ile not çoğu zaman kaynaştırılarak kullanılırlar. did not /did not/ didn't /didınt/ We swam in the lake. Gölde yüzdük. We didn't swim in the lake. Gölde yüzmedik. Mary liked the flowers. Mary çiçekleri beğendi. Mary didn't like the flowers. Mary çiçekleri beğenmedi. He changed his hat. Şapkasını değiştirdi. He didn't change his hat. Şapkasını değiştirmedi. I drank a bottle of milk. Bir şişe süt içtim. I didn't drink a bottle of milk. Bir şişe süt içmedim. Your brother broke the vase. Erkek kardeşin vazoyu kırdı. Your brother didn't break Erkek kardeşin vazoyu kırmadı. the vase. She carried the books to the Kitapları kitaplığa taşıdı. library. She didn't carry the books to Kitapları kitaplığa taşımadı. the library. The postman saw your son in Postacı oğlunu postanede gördü. the post office. The postman didn't see your son Postacı oğlunu postanede görmedi. in the post office. The waiter helped the old woman. Garson yaşlı kadına yardım etti. The waiter didn't help the old Garson yaşlı kadına yardım etmedi. woman. olumsuz geçmiş zaman cümlesi did not yalın halde diğer sözcükler özne veya fiil didn't Emma didn't work in a restaurant. We didn't carry the bags. They didn't obey the rules. She didn't know my name. The inspector didn't see the papers. I didn't eat much bread. The doctors didn't understand her illness. Our teachers didn't come on Saturday. soru Geçmiş zaman halinde olumlu bir cümleyi soru haline sokmak için iki şey yapılır. 1. Cümlenin başına did getirilir. 2. Cümledeki fiil ilk şekline, yani kök haline döner. She went to school. Okula gitti. Did she go to school? Okula gitti mi? We ate bananas. Muz yedik. Did we eat bananas? Muz yedik mi? Mary cleaned the tables. Mary masaları temizledi. Did Mary clean the tables? Mary masaları temizledi mi? They closed the windows. Pencereleri kapattılar. Did they close the windows? Pencereleri kapattılar mı? I made some mistakes. Birkaç hata yaptım. Did I make any mistakes? Hiç hata yaptım mı? The cook washed the vegetables. Aşçı sebzeleri yıkadı. Did the cook wash the vegetables? Aşçı sebzeleri yıkadı mı? You saw them at the door. Onları kapıda gördün. Did you see them at the door? Onları kapıda gördün mü? The woman sold her ring. Kadın yüzüğünü sattı. Did the woman sell her ring? Kadın yüzüğünü sattı mı? His sister opened the door. Kız kardeşi kapıyı açtı. Did his sister open the door? Kız kardeşi kapıyı açtı mı? The sailors swam to the shore. Gemiciler sahile yüzdüler. Did the sailors swim to the shore? Gemiciler sahile yüzdüler mi? My mother received a letter Annem dün bir mektup aldı. yesterday. Did my mother receive a letter Annem dün bir mektup aldı mı? yesterday? Geçmiş zaman konusunda hatırda tutulacak önemli noktalardan biri öznenin tekil veya çoğul olmasıyla fiilde bir değişme olmadığı, diğeri, cümleye did veya did not girince fiilin kök haline döndüğüdür. They brought a tray. Bir tepsi getirdiler. She brought a tray. Bir tepsi getirdi. They didn't bring a tray. Bir tepsi getirmediler. She didn't bring a tray. Bir tepsi getirmedi. Did they bring a tray? Bir tepsi getirdiler mi? Did she bring a tray? Bir tepsi getirdi mi? soru halinde geçmiş zaman cümlesi did özne yalın halde diğer sözcükler fiil Did she tell you the truth? Did we speak correctly? Did Helen begin to do her homework? Did you study your Iessons? Did they finish the building? Did the cats eat the meat? Did he listen to the music? Did your son marry again? olumsuz soru Soru halindeki geçmiş zaman cümlesini olumsuz soru haline sokmak için fiilin önüne not getirilir. Did you see my son? Oğlumu gördün mü? Did you not see my son? Oğlumu görmedin mi? Did she invite you? Sizi davet etti mi? Did she not invite you? Sizi davet etmedi mi? Did they understand the letter? Mektubu anladılar mı? Did they not understand the Mektubu anlamadılar mı? letter? Olumsuz cümlede olduğu gibi olumsuz soru cümlesinde de did not kaynaştırılır. Did he eat the eggs? Yumurtaları yedi mi? Didn't he eat the eggs? Yumurtaları yemedi mi? Did the nurse bring the pills? Hemşire hapları getirdi mi? Didn't the nurse bring the Hemşire hapları getirmedi mi? pills? Did the children wait for the Çocuklar otobüsü beklediler mi? bus? Didn't the children wait for Çocuklar otobüsü beklemediler mi? the bus? Did we pay our debt in time? Borcumuzu vaktinde ödedik mi? Didn't we pay our debt in time? Borcumuzu vaktinde ödemedik mi? olumsuz soru halinde geçmiş zaman cümlesi didn't özne yalın halde diğer sözcükler fiil Didn't you correct the wrong words? Didn't she ring the bell? Didn't they bring their food? Didn't the tourist see the bridge? Didn't I give you the tooth brush? Didn't Helen write the letter in ink? Didn't the dentist pay the rent last month?

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:10
GEÇMİŞ ZAMANIN KULLANILDlĞl YERLER

1. Geçmiş zaman kipi geçmiş bir zaman içinde yapılıp bitmiş eylemleri anlatmak için kullanılır. Bu anlatışta çoğu kez eylemin yapıldığı zamanı belirten bir zaman zarfı olur.

She went to the library yesterday. Dün kitaplığa gitti.
We saw them last week. Onları geçen hafta gördük.
The birds left England in Sep- Kuşlar İngiltere'yi eylülde terket-
tember. tiler.
I met Frank this morning. Frank'a bu sabah rastladım.
When did she telephone you? Sana ne zaman telefon etti?
What time did you get up? Saat kaçta kalktın?
We arrived in Paris after six Paris'e saat altıdan sonra vardık.
o'clock.

Eylemin yapıldığı yer belirtildiği zaman yine geçmiş zaman kipi kullanılır.


They saw us in the ferryboat. Bizi arabalı vapurda gördüler.
They killed the elephant in the Fili ormanda öldürdüler.
forest.
We worked in a leather factory. Bir deri fabrikasında çalıştık.

2. Zamanı verilmeyen, ancak geçmiş bir zaman aralığı içinde yapılıp bitmiş bir eylemi anlatmak için de geçmiş zaman kipi kullanılır.

She stayed at this hospital for Bu hastanede iki ay kaldı. (Şimdi
two months. kalmıyor.)
Our family lived in DublinSavaştan önce ailemiz Dublin'de
before the war. yaşadı. (Şimdi yaşamıyor.)
I studied English in LondonKız kardeşimle Londra'da İngilizce
with my sister. çalıştım. (Şimdi çalışmıyorum.)
We worked in Germany for On altı yıl Almanya'da çalıştık.
sixteen years.

3. Geçmişte alışkanlık halinde tekrarlanan eylemler de geçmiş zaman ile anlatılır.

We always ate fruit after dinner. Akşam yemeğinden sonra hep
meyve yerdik.
They usuaIly came late. Onlar ekseriya geç gelirlerdi.
The students never helped each Öğrenciler birbirlerine hiç yardım
other. etmezlerdi.
She sometimes brought us a Bazen bize bağlarından bir salkım
bunch of grapes from their üzüm getirirdi.
vineyard.

4. Bir hikâye anlatımında da yukarıdaki şekilde kullanılan geçmiş zaman kipinde fiiller bazan Türkçeye sürekli geçmiş zaman gibi çevrilebilirler.

The King was a bad man but he Kral fena bir adamdı fakat ülkesini
loved his country. seviyordu.
He knew there were many Döşemenin altında birçok altın
golden rings under the floor. yüzükler olduğunu biliyordu.
Dora was a lazy girl but we all Dora tembel bir kızdı fakat
liked her. hepimiz onu seviyorduk.

Şart cümlelerinin ikinci tipinde geçmiş zaman kipi kullanılır. (Bunu if ile şart cümleleri konusunda daha etraflı görmekteyiz.) Bu durumda geçmiş zaman cümlelerinin Türkçeye geniş zaman gibi çevrildiğine dikkat ediniz.

If she studied her lessons, she Derslerine çalışsa sınavlarını geçer.
would pass her exams.
If you ran quickly, you would Hızlı koşsan otobüse yetişirsin.
catch the bus.
If I opened the door, the dog Kapıyı açsam köpek dışarı çıkar.
would come out.
They would meet you if you Erken gelseniz sizi karşılarlar.
came early.
He would go to the cinema if Yağmur yağsa sinemaya gider.
it rained.

5. "Subjunctive mood-Dilek kipi" konusunda geçmiş zamanın as if, as though, wish, only, it is time, would sooner, would better ile kullanılışınıetraflı olarak görebilirsiniz.

affirmative - olumlu

I went. Gittim.
You went. Gittin.
He went. Gitti.
She went. Gitti.
It went. Gitti.
We went. Gittik.
You went. Gittiniz.
They went. Gittiler.


negative - olumsuz

I did not go. Gitmedim.
You did not go. Gitmedin.
He did not go. Gitmedi.
She did not go. Gitmedi.
It did not go. Gitmedi.
We did not go. Gitmedik.
You did not go. Gitmediniz.
They did not go. Gitmediler.


interrogative - soru

Did I go? Gittim mi?
Did you go? Gittin mi?
Did he go? Gitti mi?
Did she go? Gitti mi?
Did it go? Gitti mi?
Did we go? Gittik mi?
Did you go? Gittiniz mi?
Did they go? Gittiler mi?


negative interrogative - olumsuz soru

Did I not go? Gitmedim mi?
Did you not go? Gitmedin mi?
Did he not go? Gitmedi mi?
Did she not go? Gitmedi mi?
Did it not go? Gitmedi mi?
Did we not go? Gitmedik mi?
Did you not go? Gitmediniz mi?
Did they not go? Gitmediler mi?

MeLanChOLy
13-10-2007, 21:10
THE PAST CONTINUOUS TENSE
SÜREKLİ GEÇMiŞ ZAMAN

Bir hareketin geçmiş bir zamanda bir süre devam ettiğini belirtmek için kullanılan sürekli geçmiş zaman kipi, ing eki almış fiil ile bunun önünde to be fiilinin geçmiş zaman şekli olan was (were) kullanılarak oluşturulur.

Bu zamanın şekil bakımından şimdiki zamanla tek farkı is yerine was, are yerine were gelmesidir. Fiil her iki zamanda da aynı, yani ing almış durumdadır.

Aşağıdaki örneklerde şimdiki zaman cümleleri ile bu cümlelerdeki fiillerle yapılmış sürekli geçmiş zaman cümlelerini karşılıklı görüyoruz.


şimdiki zaman sürekli geçmiş zaman

She is writing a letter. She was writing a letter.
Bir mektup yazıyor. Bir mektup yazıyordu.

Martin is eating a biscuit. Martin was eating a biscuit.
Martin bir bisküvi yiyor. Martin bir bisküvi yiyordu.

We are counting the money. We were counting the money.
Parayı sayıyoruz. Parayı sayıyorduk.

They are running to the gate. They were running to the gate.
Kapıya koşuyorlar. Kapıya koşuyorlardı.

The man is waiting at the door. The man was waiting at the door.
Adam kapıda bekliyor. Adam kapıda bekliyordu.

Your friends are going to the Your friends were going to the
museum. museum.
Arkadaşlarınız müzeye gidiyor. Arkadaşlarınız müzeye gidiyordu.

Örnek cümlelerde de görüldüğü gibi özne tekil olduğu zaman was, çoğul olduğu zaman were yardımcı fiili ing eki almış esas fiil önünde yer almaktadır.

Mary was learning French. Mary Fransızca öğreniyordu.
She was cleaning the kitchen. Mutfağı temizliyordu.
We were playing in the corridor. Koridorda oynuyorduk.
They were sleeping under the Ağaçların altında uyuyorlardı.
trees.
The horses were running to the Atlar suya koşuyorlardı.
water.
Mr Green was reading a Mr Green bir gazete okuyordu.
newspaper.
I was working in the workshop. Atölyede çalışıyordum.
The soldiers were resting by the Askerler nehirin yanında istirahat
river. ediyorlardı.
The doctor was examining the Doktor hastaları muayene ediyordu.
patients.

olumlu sürekli geçmiş zaman cümlesi

was veya ing almış diğer sözcükler
özne were fiil

She was waiting for her husband.
Norman was having a cup of coffee.
We were correcting the examination papers.
They were eating bread and cheese.
The girls were washing their blouses.
He was looking at the clouds.
His mother was cooking the food.


olumsuz

Sürekli geçmiş zaman cümlesini olumsuz hale sokmak için was ve were sözcüklerinden sonra not getirmek gerekir.

She was walking to the cupboard. Dolaba yürüyordu.
She was not walking to the cup- Dolaba yürümüyordu.
board.

We were sitting on a bench. Bir sıra üzerinde oturuyorduk.
We were not sitting on a bench. Bir sıra üzerinde oturmuyorduk.

Bilindiği gibi was ve were yardımcı fiilleri de not ile kaynaştırılarak bir kısaltma yapılabilir.

He was swimming to the boat. Kayığa yüzüyordu.
He wasn't swimming to the boat. Kayığa yüzmüyordu.

They were listening to the radio. Radyoyu dinliyorlardı.
They weren't listening to the Radyoyu dinlemiyorlardı.
radio.

Mary was making a pillow. Mary bir yastık yapıyordu.
Mary wasn't making a pillow. Mary bir yastık yapmıyordu.

The workers were playing football. İşçiler futbol oynuyorlardı.
The workers weren't playing İşçiler futbol oynamıyorlardı.
football.

She wasn't learning German. Almanca öğrenmiyordu.
The woman wasn't following Kadın köpeği izlemiyordu.
the dog.

The aeroplanes weren't flying Uçaklar Londra'ya doğru uçmuyor-
towards London. lardı.
We weren't living in BrightonO zaman Brighton'da oturmuyor-
then. duk.
The girl wasn't playing the Kız piyano çalmıyordu.
piano.
They weren't going to the Tiyatroya gitmiyorlardı.
theatre.
The man and the woman weren't Adam ve kadın parkta yürümüyor-
walking in the park. lardı.
The student wasn't reading his Öğrenci kitaplarını okumuyordu.
books.


olumsuz sürekli geçmiş zaman cümlesi

wasn't veya ing almış
özne weren't fiil diğer sözcükler


I wasn't expecting you.
She wasn't reading your newspaper.
They weren't waiting for your sister.
The girl wasn't washing her stockings.
Your sons weren't doing their homework.
Mr Brown wasn't playing cards.
We weren't feeding the rabbits.


soru

Olumlu bir sürekli geçmiş zaman cümlesini soru haline sokmak için was ve were fiilin önünden alınarak cümlenin başına getirilir.

He was writing a story. Bir hikâye yazıyordu.
Was he writing a story? Bir hikâye mi yazıyordu?

They were counting the boxes? Kutuları sayıyorlardı.
Were they counting the boxes? Kutuları mı sayıyorlardı?
The maid was cleaning the glass. Hizmetçi bardağı temizliyordu.
Was the maid cleaning the glass? Hizmetçi bardağı mı temizliyordu?

The teacher was drawing a map. Öğretmen bir harita çiziyordu.
Was the teacher drawing a map? Öğretmen bir harita mı çiziyordu?
The drivers were waiting at Şoförler hudutta bekliyorlardı.
the frontier.
Were the drivers waiting at Şoförler hudutta mı bekliyorlardı?
the frontier?

You were telling them the truth. Onlara gerçeği söylüyordun.
Were you telling them the truth? Onlara gerçeği mi söylüyordun?

She was making a cake. Bir pasta yapıyordu.
Was she making a cake? Bir pasta mı yapıyordu?

Were the buses going to the Otobüsler terminale mi gidiyorlardı?
terminal?
Was the old man waiting for his Yaşlı adam oğlunu mu bekliyordu?
son?
Was he helping the tourists? Turistlere yardım mı ediyordu?
Were they sitting on our beds? Yataklarımızın üzerinde mi oturu-
yorlardı?
Was Christine talking to her Christine babasıyla mı konuşu-
father? yordu?
Were the children throwing Çocuklar pencerelere taş mı atıyor-
stones at the windows? lardı?
Were you sweeping the floor? Yeri süpürüyor muydun?
Was she drinking wine? Şarap mı içiyordu?


soru halinde sürekli geçmiş zaman cümlesi

was veya özne ing almış diğer sözcükler
were fiil

Was Hilda singing a song?
Was the boy carrying a basket?
Were they drinking beer or wine?
Was the telephone ringing again and again?
Were the boys stealing cakes?
Were you sleeping in your room?
Was she ironing the trousers?


olumsuz soru

Soru halindeki sürekli geçmiş zaman cümlesinde fiilin önüne not getirilirse olumsuz soru meydana gelir.

Was she powdering her face? Yüzünü mü pudralıyordu?
Wasn't she powdering her face? Yüzünü pudralamıyor muydu?

Were they making a basket? Bir sepet mi yapıyorlardı?
Weren't they making a basket? Bir sepet yapmıyorlar mıydı?

Was the teacher writing the new Öğretmen yeni sözcükleri yazıyor
words? muydu?
Wasn't the teacher writing the Öğretmen yeni sözcükleri yazmıyor
new words? muydu?

Bu cümlelerde was ve were ile not kaynaştırılabilir.

Was the man catching fish? Adam balık mı tutuyordu?
Wasn't the man catching fish? Adam balık tutmuyor muydu?

Were the children playing in Çocuklar parkta mı oynuyorlardı?
the park?
Weren't the children playing Çocuklar parkta oynamıyorlar
in the park? mıydı?

Were you staying in a cheap Ucuz bir otelde mi kalıyordunuz?
hotel?
Weren't you staying at a cheap Ucuz bir otelde kalmıyor
hoteI? muydunuz?

Was John waiting for his mother? John annesini mi bekliyordu?
Wasn't John waiting for his John annesini beklemiyor muydu?
mother?

Was your daughter working in Kızın bir bankada mı çalışıyordu?
a bank?
Wasn't your daughter working Kızın bir bankada çalışmıyor
in a bank? muydu?

Were the policemen stopping Polisler otomobilleri durduruyorlar
the cars? mıydı?
Weren't the policemen stopping Polisler otomobilleri durdurmuyorlar
the cars? mıydı?


olumsuz soru halinde sürekli geçmiş zaman cümlesi

wasn't veya ing almış
weren't özne fiil diğer sözcükler

Wasn't she sleeping in the living room?
Wasn't the girl washing the dishes?
Weren't the students doing their homework?
Wasn't he taking his medicine?
Weren't your friends coming with you?
Weren't they learning Turkish?
Wasn't Betty working in a restaurant?

MeLanChOLy
14-10-2007, 01:47
THE PRESENT PERFECT CONTINUOUS TENSE SÜREKLİ ŞİMDİKi BİTMİŞ ZAMAN

Bu fiil zamanı daha önce görmüş olduğumuz "the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman"ın sürekli halidir. Yine onun gibi geçmişte başlayıp şimdiye kadar devam eden veya henüz bitmiş eylemleri anlatmak için kullanılır. Bu zaman şimdiki bitmiş zaman yapısına benzer. 1. Öznenin yanına tekilse has, çoğulsa have getirilir. 2. Have (has) den sonra to be fiilinin "past participle - geçmiş zaman ortacı" yer alır. 3. Esas fiil ing almış olarak bunları izler. have + been + fiil (ing) She has lived in Dublin for nine Dokuz aydır Dublin'de oturmakta. months. She has been living in Dublin Dokuz aydır Dublin'de oturmakta. for nine months. Görüldüğü gibi Türkçeye aynı şekilde çevrilen iki zaman şeklinden sürekli şimdiki bitmiş zaman diğerine nazaran daha devamlı ve kesintisiz yapılan bir eylemi gösterir. She has been reading since four Saat dörtten beri okumakta. o'clock. We have been resting in the Oturma odasında istirahat etmekte- waiting room. yiz. John has been standing in front John danışma bürosunun önünde of the information office. durmakta. They have been learning İki yıldır Almanca öğrenmekteler. German for two years. His son has been playing in their Oğlu onların bahçesinde oynamak- garden. ta. The students have been studying Öğrenciler saat dörtten beri dersle- their lessons since four o'clock. rine çalışmaktalar. The students have been studying Öğrenciler dört saattir derslerine their lessons for four hours. çalışmaktalar. Türkçeye çevrilişleri bakımından aynı gibi görünen sürekli şimdiki bitmiş zamanla şimdiki zaman arasında fark vardır. Şimdiki zaman şu anda olan bir eylemi gösterir. He is sleeping on the sofa. Divanda uyuyor. I'm writing a letter to Helen. Helen'e bir mektup yazıyorum. Bu cümlelerde uyuma ve yazma eylemlerinin şu anda yapılmakta olduğu anlatılmaktadır. He has been sleeping on the sofa. Divanda uyumakta. I have been writing letters Saat ikiden beri mektuplar yazmak- since two o'clock. tayım. cümlelerinde ise uyuma ve yazma eylemlerinin daha önceden başlamış olduğu ve kesintisiz olarak halen de devam ettiği ifade edilmektedir. My father has been working in Babam yirmi iki yıldır aynı fabrikada the same factory for twenty-two çalışmakta. years. I have been mending your socks. Çoraplarını tamir etmekteyim. Tom has been digging holes Tom arka bahçede çukurlar in the backyard. kazmakta. It has been raining for weeks. Haftalardır yağmur yağmakta. You have been staying in this Noel'den beri bu otelde kalmaktası- hotel since Christmas. nız. You have been looking at my Benim gazeteme bakmaktasın. newspaper. They have been making the Tekrar aynı hataları yapmaktalar. same mistakes again. The woman has been waiting Kadın oğlunu beklemekte. for her son. He has been reading the book Ona verdiğin kitabı okumakta. you gave him. I have been writing letters to Arkadaşlarıma mektuplar yazmakta- my friends. yım. Dick has been talking about his Dick avcılık deneyimlerine dair ko- hunting experiences. nuşmakta. olumlu sürekli şimdiki bitmiş zaman cümlesi özne have veya been ing almış diğer sözcükler has fiil We have been waiting in the Iobby. The house has been burning since yesterday. You have been working too much. They have been watching television. The cat has been looking at the hole. She has been living in Ankara. I have been sitting by the fire. olumsuz Sürekli şimdiki bitmiş zaman cümlesini olumsuz yapmak için have (has) ile been arasına not getirilir. They have been waiting for their Kızlarını beklemekteler. daughters. They have not been waiting for Kızlarını beklemiyorlar. (Kızlarını their daughters. beklemekte değiller.) She has been making gloves for Benim için eldivenler yapmakta. me. She has not been making Benim için eldivenler yapmakta gloves for me. değil. Bu cümlelerde have (has) ile not kaynaştırılabilir. We have been looking at your Resimlerinize bakmaktayız. pictures. We haven't been looking at your Resimlerinize bakmakta değiliz. pictures. The girl has been learning En- Kız on aydır İngilizce öğrenmekte. glish for ten months. The girl hasn't been learning Kız on aydır İngilizce öğrenmekte English for ten months. değil. The farmers have been praying Çiftçiler yağmur için dua etmekte- for rain. ler. The farmers haven't been pray- Çiftçiler yağmur için dua etmekte ing for rain. değiller. The water has been boiling for Su uzun süredir kaynamakta. a long time. The water hasn't been boiling Su uzun süredir kaynamakta değil. for a long time. His mother has been waiting in Annesi pencerenin önünde bek- front of the window. lemekte. His mother hasn't been waiting Annesi pencerenin önünde bekle- in front of the window. mekte değil. The horses have been running Atlar bütün gün koşmaktalar. all day long. The horses haven't been running Atlar bütün gün koşmakta değiller. all day long. My father has been working in Babam saat sekizden beri bahçede the garden since eight o'clock. çalışmakta. My father hasn't been working in Babam saat sekizden beri bahçede the garden since eight o'clock. çalışmakta değil. We haven't been watching them. Onları seyretmekte değiliz. She hasn't been preparing food Bizim için yiyecek hazırlamakta de- for us. ğil. Robert hasn't been sleeping in Robert senin yatağında uyumakta your bed. değil. They haven't been waiting for Müdürü beklemekte değiller. the manager. olumsuz sürekli şimdiki bitmiş zaman cümlesi özne haven't veya been ing almış diğer sözcükler hasn't fiil I haven't been watching your house. You haven't een doing the homework. The man hasn't been repairing your water tank. She hasn't been trying to learn English. He hasn't been living in London. They haven't been working very hard. Tom hasn't been sending flowers to his girl. soru Bu fiil zamanını soru haline sokmak için yapılacak şey have (has) yardımcı fiilini cümlenin başına almaktır. He has been sleeping for six Altı saattir uyumakta. hours. Has he been sleeping for six Altı saattir uyumakta mı? hours? His son has been working at the Oğlu postanede çalışmakta. post office. Has his son been working at the Oğlu postanede mi çalışmakta? post office? We have been studying French Uzun zamandır Fransızca çalış- for a long time. maktayız. Have we been studying French Uzun zamandır Fransızca mı çalış- for a long time? maktayız? They have been making weapons Ordu için silahlar yapmaktalar. for the army. Have they been making weapons Ordu için silahlar mı for the army? yapmaktalar? Cyril has been washing the Cyril bulaşıkları yıkamakta. dishes. Has Cyril been washing the dishes? Cyril bulaşıkları mı yıkamakta? You have been drinking too much Son zamanlarda çok içmektesin. lately. Have you been drinking too much Son zamanlarda çok mu içmekte- lately? sin? Has my daughter been staying at Kızım aynı otelde mi kalmakta? the same hotel? Have they been waiting for their Arkadaşlarını mı beklemekteler? friends? Have the teachers been teaching Öğretmenler aynı konuları mı the same subjects? öğretmekteler? Has Mary been talking about her Mary hep başarısından mı söz success all the time? etmekte? Has it been raining still? Hâlâ yağmur yağmakta mı? Have the pilots been waiting Pilotlar hava raporunu mu for the weather forecast? beklemekteler? soru halinde sürekli şimdiki bitmiş zaman cümlesi have veya özne been ing almış diğer sözcükler has fiil Have you been writing letters? Has she been living in London? Has Jane been cleaning the house? Have they been praying for good luck? Has your sister been resting in the bedroom? Has the cat been sleeping in your lap? Have the girls been watching television? olumsuz soru Soru halindeki bir sürekli şimdiki bitmiş zaman cümlesini olumsuz soru haline sokmak için been önüne not getirilir. Have you been writing letters to Arkadaşlarına mektuplar mı your friends? yazmaktasın? Have you not been writing Arkadaşlarına mektuplar yazmakta letters to your friends? değil misin? Has she been weeping for him? Onun için ağlamakta mı? Has she not been weeping for Onun için ağlamakta değil mi? him? Bu cümlelerde de have (has) not ile kaynaştırılabilir. Hasn't he been waiting for us? Bizi beklemekte değil mi? Haven't the children been watch- Çocuklar televizyon seyretmekte ing television? değiller mi? Hasn't the driver been driving Şoför on saatten fazla oto sürmek- for more than ten hours? te değil mi? Haven't you been talking to her Onunla öğle yemeği vaktinden beri since lunch time? konuşmakta değil misin? Haven't you been learning İngilizce öğrenmekte değil misin? English? olumsuz soru halinde sürekli şimdiki bitmiş zaman cümlesi haven't özne been ing almış diğer sözcükler veya fiil hasn't Haven't they been playing in the park? Hasn't your son been studying his lessons? Hasn't Tom been doing his homework? Haven't you been staying in the hotel? Hasn't the nurse been preparing medicines? Hasn't he been living in Eastbourne? Haven't we been swimming for several hours?

MeLanChOLy
14-10-2007, 01:53
SÜREKLİ ŞİMDIKi BİTMİŞ ZAMANIN KULLANILDIĞI YERLER

1. Geçmişte başlayıp halen devam etmekte olan veya yine geçmişte başlayıp biraz önce tamamlanmış olan eylemler sürekli şimdiki bitmiş zamanla anlatılır. We have been walking for ten On saattir yürümekteyiz. hours. They have been sleeping since Saat ikiden beri uyumaktalar. two o'clock. He has been crying for half an Yarım saattir ağlamakta. hour. You have been working without Dinlenmeden çalışmaktasınız. a rest. Bu tip cümleler şimdiki bitmiş zamanla da anlatılabilir. Anlam hemen hemen aynıdır. Fakat sürekli şimdiki bitmiş zamanda daha kesintisiz bir devamlılık anlamı vardır. We have walked for two hours. İki saattir yürüdük. We have been walking for two İki saattir yürümekteyiz. hours. 2. Ing almayan fiillerin sürekli fiil zamanlarında kullanılmadığını biliyoruz. Sürekli şimdiki bitmiş zamanda da fiiller ing eki almış olarak kullanıldıklarından bu tip fiiller bu zamanda yer almazlar. Like, hear, remember, know, love, care gibi. Yalnız bu tip fiiller arasında olan wish ve want sürekli şimdiki bitmiş zaman cümlelerinde yer alabilir. I have been wishing to buy such Çocukluğumdan beri böyle bir a ring since my childhood. yüzük almayı arzu etmekteyim. 3. Şimdiki bitmiş zamanda olduğu gibi sürekli şimdiki bitmiş zaman cüm-lelerinde de since ve for sık görülür. They have been waiting since Saat beşten beri beklemekteler. five o'clock. She has been sleeping for ten On saattir uyumakta. hours. We have been working since Onlar geleliberi çalışmaktayız. they came. It has been raining for two days. İki gündür yağmur yağmakta. the present perfect continuous tense sürekli şimdiki bitmiş zaman çekim tablosu affirmative - olumlu I have been waiting. Beklemekteyim. (Bekliyorum.) You have been waiting. Beklemektesin. He has been waiting. Beklemekte. She has been waiting. Beklemekte. It has been waiting. Beklemekte. We have been waiting. Beklemekteyiz. You have been waiting. Beklemektesiniz. They have been waiting. Beklemekteler. negative - olumsuz I have not been waiting. Beklemekte değilim. (Beklemiyorum.) You have not been waiting. Beklemekte değilsin. He has not been waiting. Beklemekte değil. She has not been waiting. Beklemekte değil. It has not been waiting. Beklemekte değil. We have not been waiting. Beklemekte değiliz. You have not been waiting. Beklemekte değilsiniz. They have not been waiting. Beklemekte değiller. interrogative - soru Have I been waiting? Beklemekte miyim? (Bekliyor muyum?) Have you been waiting? Beklemekte misin? Has he been waiting? Beklemekte mi? Has she been waiting? Beklemekte mi? Has it been waiting? Beklemekte mi? Have we been waiting? Beklemekte miyiz? Have you been waiting? Beklemekte misiniz? Have they been waiting? Beklemekteler mi? negative interrogative - olumsuz soru Have I not been waiting? Beklemekte değil miyim? Have you not been waiting? Beklemekte değil misin? Has he not been waiting? Beklemekte değil mi? Has she not been waiting? Beklemekte değil mi? Has it not been waiting? Beklemekte değil mi? Have we not been waiting? Beklemekte değil miyiz? Have you not been waiting? Beklemekte değil misiniz? Have they not been waiting? Beklemekte değiller mi?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:14
THE PAST PERFECT TENSE - GEÇMİŞTE BİTMİŞ ZAMAN

Geçmişte bitmiş zaman had ile fiilin üçüncü şeklinin birlikte kullanılmasıyla yapılır.

Had bütün şahıslar için aynıdır. Tekil ve çoğul olmalarıyla bir değişikliğe uğramaz.

Bu zaman şimdiki bitmiş zamanın geçmiş halidir. Nitekim aynı yapıdaki have (has) yerine onun geçmiş şekli olan had kullanılmak suretiyle meydana gelmiştir.

Geçmişte yapılmış bir eylemden önce başka bir eylemin yapılışı anlatılmak istendiğinde ilk eylem geçmişte bitmiş zaman kipiyle söylenir.

Anita had gone when Tom came. Tom geldiğinde Anita gitmişti.

Burada iki eylem vardır: Birincisi, Anita'nın gitmesi, ikincisi, Tom'un gelmesi. İlk eylem, yani Anita'nın gidişi önce, Tom'un gelmesi ondan sonra olmuştur. İkinci eylemin meydana geldiği anda bitmiş olan ilk eylem geçmişte bitmiş zamanla anlatılır.

present perfect tense past perfect tense
(şimdiki bitmiş zaman) (geçmişte bitmiş zaman)

I have seen. I had seen.
Gördüm. Görmüştüm.

She has left. She had left.
Terketti. Terketmişti.

You have worked. You had worked.
Çalıştın. Çalışmıştın.

He has written. He had written.
Yazdı. Yazmıştı.

They have begun. They had begun.
Başladılar. Başlamışlardı.

Mary has gone. Mary had gone.
Mary gitti. Mary gitmişti.

The girls have finished. The girls had finished.
Kızlar bitirdiler. Kızlar bitirmişlerdi.



I have finished the work. İşi bitirdim. (İşi bitirmiş durumda-
yım. İş bitmiş halde.)
I had finished the work. İşi bitirmiştim.
I had finished the work when the Doktor geldiği zaman işi bitirmiştim.
the doctor came.

She has left the hospital. Hastaneden ayrıldı. (Ayrılmış
durumda.)
She had left the hospital. Hastaneden ayrılmıştı.
She had left the hospital when Hastalar geldiği zaman o hastane-
the patients came. den ayrılmıştı.

They have seen the suspension Asma köprüyü gördüler.
bridge.
They had seen the suspension Asma köprüyü görmüşlerdi.
bridge.
They had seen the suspension Şehir turu yapmadan önce asma
bridge before they took the köprüyü görmüşlerdi.
sightseeing tour.

Mary has cleaned the bathroom. Mary banyoyu temizledi.
Mary had cleaned the bathroom. Mary banyoyu temizlemişti.
Mary had cleaned the bathroom Biz geldiğimiz zaman Mary banyoyu
when we came. temizlemişti.

He has changed the curtains. Perdeleri değiştirdi.
He had changed the curtains. Perdeleri değiştirmişti.
He had changed the curtains Biz evi kiralamadan önce perdeleri
before we rented the house. değiştirmişti.

Bilindiği gibi şimdiki bitmiş zaman cümlesinde eylemin oluş zamanını gösteren bir sözcük kullanmak mümkün değildir. Şayet kullanılırsa bu durum şimdiki bitmiş zamanla değil geçmiş zaman kipiyle anlatılır. Halbuki şimdiki bitmiş zamanın geçmiş şekli olan geçmişte bitmiş zaman için böyle bir durum yoktur. Onunla eylemin oluş zamanını gösteren bir sözcük kullanılabilir.


She has seen your brother. Erkek kardeşini gördü. (Şimdiki bit-
miş zaman)
She saw your brother yesterday. Dün erkek kardeşini gördü. (geçmiş
zaman)
She had seen your brother at Erkek kardeşini geçen hafta ziyafet-
the party last week. te görmüştü. (geçmişte bitmiş
zaman)
We had finished our food when Misafirler geldiği zaman yiyeceğimi-
the guests came. zi bitirmiştik.

She had left the house before Babası gelmeden önce evi terket-
her father came. mişti.
When I saw him he had begun to Onu gördüğüm zaman bir lokantada
work in a restaurant. çalışmaya başlamıştı.
He had lost alI his money when Yeni dükkânı açtığı zaman parasının
he opened the new shop. hepsini kaybetmişti.
She had changed the colour of Ona rastladığım zaman saçının ren-
her hair when I met her. gini değiştirmişti.
They had lived in London since İngiltereye geldiklerinden beri Lon-
they came to England. dra'da oturmuşlardı.
He had sold his house before Oğlu gelmeden önce evini satmıştı.
his son came.
Tom had died two years ago, so Tom iki yıl önce ölmüştü. Bu yüz-
we didn't see him. den onu görmedik.
We didn't see the fisherman Balıkçıyı görmedik, çünkü yirmi gün
because he had left twenty days önce ayrılmıştı.
ago.
It had started raining when Kapıyı açtığımız zaman yağmur yağ-
we opened the door. maya başlamıştı.
The waiters had started to Garsonlar bütün masaları temizle-
clean all the tables because meye başlamışlardı, çünkü saat
it was half past eleven. on bir buçuktu.

olumlu geçmişte bitmiş zaman cümlesi

özne had fiilin 3. diğer sözcükler
şekli

She had prepared the meal when the guests arrived.
We had heard the news before she wrote to us.
They had died before the earthquake.
Gerald had met the players before the match.
I had finished the homework when they came.
The man had gone before the policeman came.
You had learnt English before you went to England.


olumsuz

Geçmişte bitmiş zaman cümlesini olumsuz yapmak için had yardımcı fiilinden sonra not getirilir.

She had died before the winter. Kıştan önce ölmüştü.
She had not died before the Kıştan önce ölmemişti.
winter.
We had sold the house when the Diğer alıcılar geldiğinde biz evi
other buyers came. satmıştık.
We had not sold the house when Diğer alıcılar geldiği zaman evi
the other buyers came. satmamıştık.

Bu cümlelerde de had ile not kaynaştırılır.

My wife had not seen the farm. Karım çiftliği görmemişti.
My wife hadn't seen the farm. Karım çiftliği görmemişti.
We had learnt their names before Buraya gelmeden önce isimlerini
we came here. öğrenmiştik.
We hadn't learnt their names Buraya gelmeden önce isimlerini
before we came here. öğrenmemiştik.

The play had started when we Tiyatroya girdiğimizde oyun başla-
entered the theatre. mıştı.
The play hadn't started when we Tiyatroya girdiğimizde oyun başla-
entered the theatre. mamıştı.

Emma had learnt some German Almanya'ya gitmeden önce Emma
before she went to Germany. biraz Almanca öğrenmişti.
Emma hadn't learnt any German Almanya'ya gitmeden önce Emma
before she went to Germany. hiç Almanca öğrenmemişti.

I hadn't repaired the car when Sen telefon ettiğin zaman arabayı
you telephoned. tamir etmemiştim.
My son hadn't come before the Yağmur başlamadan önce oğlum
rain started. gelmemişti.
She hadn't understood the Onu ben açıklamadan önce konuyu
subject before I explained it. anlamamıştı.
They hadn't come home before Saat ondan önce eve gelmemiş-
ten o'clock. lerdi.
We hadn't taken lessons İngiltere'ye gitmeden önce ders
before we went to England. almamıştık.
Dora hadn't drunk her tea when Garson fincanları aldığı zaman Dora
the waiter took the cups. çayını içmemişti.
His son hadn't done his military Onun oğlu evlendiği zaman asker-
duty when he married. liğini yapmamıştı.


olumsuz geçmişte bitmiş zaman cümlesi

özne hadn't fiilin 3. diğer sözcükler
şekli

We hadn't seen them when we entered the haII.
She hadn't typed the report before he cami in.
They hadn't brought their children when they visited us.
Doris hadn't posted the letter when her husband
telephoned.
I hadn't answered her first letter when I received
another.
Mr Miller hadn't forgotten to send her a present before
Christmas.
They hadn't finished their meals when the train arrived.


soru

Geçmişte bitmiş zaman cümlesini soru haline sokmak için had yardımcı fiili cümlenin başına getirilir.

She had bought a hat. Bir şapka almıştı.
Had she bought a hat? Bir şapka mı almıştı?

They had opened the doors. Kapıları açmışlardı.
Had they opened the doors? Kapıları açmışlar mıydı?

The postman had brought two Postacı iki mektup getirmişti.
letters.
Had the postman brought two Postacı iki mektup mu getirmişti?
letters?

You had written four letters Postacı geldiğinde dört mektup yaz-
when the postman came. mıştın.
Had you written four letters Postacı geldiğinde dört mektup mu
when the postman came? yazmıştın?

The secretary had left the Müdür telefon ettiği zaman sekreter
office when the manager tele- bürodan ayrılmıştı.
phoned.
Had the secretary left the Müdür telefon ettiği zaman sekreter
office when the manager tele- bürodan ayrılmış mıydı?
phoned?

Had the woman cooked the food Çocuklar uyandıkları zaman kadın
when the children got up? yiyeceği pişirmiş miydi?
Had they learnt the truth before Onu gazetede görmeden önce ger-
they saw it in the newspaper? çeği öğrenmiş miydiler?
Had the students done the home- Öğrenciler sinemaya gitmeden önce
work before they went to the ev ödevlerini yapmış mıydılar?
cinema?
Had you taken your medicine Yemeye başlamadan önce ilacını al-
when you started to eat? mış mıydın?
Had Mary got on the bus when Yağmur yağmaya başladığı zaman
it began to rain? Mary otobüse binmiş miydi?





soru halinde geçmişte bitmiş zaman cümlesi

had özne fiilin 3. diğer sözcükler
şekli

Had they seen an elephant before they visited the zoo?
Had she received the letter when you talked to her?
Had you finished your work when the guests arrived?
Had we lost everything before the war started?
Had Mary lost her ring before the summer vacation?
Had you left the classroom when the teacher came?
Had he done the exercises before dinner?


olumsuz soru

Olumsuz soru haline sokmak için esas fiilin önüne not getirilir.

Had she seen a lion? Bir aslan görmüş müydü?
Had she not seen a lion? Bir aslan görmemiş miydi?

Had they reached the river? Nehire varmışlar mıydı?
Had they not reached the river? Nehire varmamışlar mıydı?

Bu cümlelerde de had ile not kaynaştırılabilir.

Had he learnt English? İngilizce öğrenmiş miydi?
Hadn't he learnt English? İngilizce öğrenmemiş miydi?

Had the waiter prepared the Müşteriler gelmeden önce garson
tables before the customers masaları hazırlamış mıydı?
arrived?
Hadn't the waiter prepared the Müşteriler gelmeden önce garson
tables before the customers masaları hazırlamamış mıydı?
arrived?

Had your mother died before Annen 1980'den önce ölmüş
1980? müydü?
Hadn't your mother died before Annen 1980'den önce ölmemiş
1980? miydi?

Had the soldiers repaired the Düşman saldırdığı zaman askerler
bridge when the enemy attacked? köprüyü tamir etmişler miydi?
Hadn't the soldiers repaired Düşman saldırdığı zaman askerler
the bridge when the enemy köprüyü tamir etmemişler miydi?
attacked?

Hadn't the players changed their İkinci yarı başladığında oyuncular
shorts when the second haIf şortlarını değiştirmemiş miydiler?
began?
Hadn't the drivers rested before Tekrar hareket etmeden önce şoför-
they started again? ler istirahat etmemiş miydiler?
Hadn't we decided not to eat Lokantaya geldiğimiz zaman çok
too much when we came to the fazla yememeye karar vermemiş
restaurant? miydik?
Hadn't she learnt French before Fransa'ya gitmeden önce Fransızca
she went to France? öğrenmemiş miydi?


olumsuz soru halinde geçmişte bitmiş zaman

hadn't özne fiilin 3. diğer sözcükler
şekli

Hadn't the man painted the walls before he moved in?
Hadn't she given you a present when she left Turkey?
Hadn't the rain stopped when you went out?
Hadn't they caught the thief when the policeman came?
Hadn't we met them before the party?
Hadn't he lived in Berlin before 1990?
Hadn't you locked the door when you went to bed?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:17
GEÇMiŞTE BİTMİŞ ZAMANIN KULLANILDIĞI YERLER

1. Şimdiki bitmiş zaman nasıl geçmiş zamanda yapılmış bir eylemin şu andaki sonuç ve etkisini anlatmak suretiyle geçmişi şimdiki zamana bağlıyorsa geçmişte bitmiş zaman da geçmişte olan bir eylemi yine geçmişte olan bir noktaya bağlamaktadır. Bu noktadan önce o eylemin yapılması bitmiş durumdadır. Bu an çoğu zaman ikinci bir eylemin yapıldığı zamandır.

Doris had eaten the cake when Erkek kardeşi geldiği zaman Doris
her brother came. pastayı yemişti.

Bu cümlede iki eylem vardır: Birincisi, Doris'in pastayı yemesi, ikincisi, erkek kardeşinin gelişi. Burada önce yapılan eylem pastanın yenmesidir. İşte bu geçmişte bitmiş zamanla anlatılmaktadır.

Doris had eaten the cake. Doris pastayı yemişti.

İkinci eylem, ilk eylemin yapılışının bittiği noktadır. İlk eylem ikincisinin yapıldığı ana kadar uzamış veya ondan biraz önce bitmiştir. İkinci eylem geçmiş zamanla ifade edilir.

Her brother came. Erkek kardeşi geldi.

Yeme işinin gelme eylemi ile noktalandığını gösteren sözcük when geçmiş zaman cümlesinin başına gelmektedir.

When her brother came .... .... erkek kardeşi geldiği zaman
(.... geldiğinde, .... geldiği an)
They had married when the Kraliçe İspanya' dan döndüğünde
queen came back from Spain. onIar evlenmişlerdi.
When the rain stopped we had Yağmur durduğu zaman şehre var-
arrived in the city. mıştık.
After she had written the letter Mektubu yazdıktan sonra postaneye
she went to the post office. gitti.
After they had gone we cleaned Onlar gittikten sonra evi temizledik.
the house.

The boys had broken the window Arka bahçeye koştuğum zaman ço-
when I ran to the backyard. cuklar pencereyi kırmışlardı.
When we finished the repairs Tamir etmeyi bitirdiğimiz zaman
the passengers had got on yolcular otobüse binmişlerdi.
the bus.
As soon as the man had finished Adam kitabı bitirir bitirmez onu rafın
the book he put it on the shelf. üzerine koydu.
He had disappeared when the Polis otomobili geldiğinde o gözden
police car arrived. kaybolmuştu.

2. Şimdiki bitmiş zaman cümlesinde eylemin oluş zamanı ve yerini belirtmek mümkün değildir. Zira bu, otomatikman eylemin şimdiki sonucunu değil oluş şeklini gözönüne getirdiğinden bunu geçmiş zaman kipiyle vermek gerekir. Fakat şimdiki bitmiş zamanın geçmiş şekli olan geçmişte bitmiş zaman cümlesinde eylemin yeri ve zamanı belirtilebilir.

We had seen them last week. Onları geçen hafta görmüştük.
You had kept the money in a Parayı küçük bir kutuda muhafaza
small box. etmiştiniz.

3. İlk eylemin, ikincisinin oluşundan biraz önce yapıldığını anlatmak için bu yapı içinde just kullanılır.

She had just gone out when they Onlar geldiğinde o henüz çıkmıştı.
came.
When we arrived the train Biz vardığımızda tren henüz hareket
had just departed. etmişti.

4. Bir dizi olay hikâye edilirken ilk olarak belirtilen noktadan önceki eylemler geçmişte bitmiş zamanla anlatılır.

My son won the first prize. He Oğlum birinci ödülü kazandı. Çok
had worked very hard. He had çalışmıştı. Bazı kurslara devam et-
attended some courses, and had mişti, ve özel dersler almıştı. Eğlen-
taken private lessons. He had ce için hiç vakit ziyan etmemişti.
not wasted any time on enter-
tainments.

5. I wish, if only, would rather, would sooner gibi deyimlerle kullanılan geçmişte bitmiş zaman gerçekleşmemiş arzu ve istekleri belirtirken bir dilek kipi görevi yapar.

I wish you had seen that film. O filmi görmüş olmanı isterdim.
(Keşke o filmi görseydin.)
If only she had learnt some Keşke biraz İngilizce öğrenseydi.
English.
If only the man had punished Keşke adam çocuklarını cezalandır-
his children. saydı.
I would rather Doris had not Keşke Doris oraya yalnız gitmesey-
gone there alone. di.
I would sooner they had taken Keşke önlem alsaydılar.
precautions.

6. Geçmişte bitmiş zaman dolaylı anlatımda çok kullanılır. Şimdiki bitmiş zaman cümleleri dolaylı anlatım şekline dönüştürüldüğünde geçmişte bitmiş zaman kipi kullanılır.

He said, "I have learnt some "Biraz İngilizce öğrenmiş durumda-
English." yım." dedi.
He said that he had learnt Biraz İngilizce öğrenmiş durumda
some English. olduğunu söyledi.

Geçmiş zaman halindeki cümleler de dolaylı anlatım şekline dönüştürüldü-ğünde yine geçmişte bitmiş zaman kipi kullanılır.

He said, "l learnt some English." "Biraz İngilizce öğrendim." dedi.
He said that he had learnt Biraz İngilizce öğrendiğini söyledi.
some English.

Dolaylı anlatım konusu ileride ele alınarak geniş bilgi verilmektedir.


the past perfect tense - geçmişte bitmiş zaman çekim tablosu

affirmative - olumlu

I had broken. Kırmıştım.
You had broken. Kırmıştın.
He had broken. Kırmıştı.
She had broken. Kırmıştı.
It had broken. Kırmıştı.
We had broken. Kırmıştık.
You had broken. Kırmıştınız.
They had broken. Kırmışlardı.


negative - olumsuz

I had not broken. Kırmamıştım.
You had not broken. Kırmamıştın.
He had not broken. Kırmamıştı.
She had not broken. Kırmamıştı.
It had not broken. Kırmamıştı.
We had not broken. Kırmamıştık.
You had not broken. Kırmamıştınız.
They had not broken. Kırmamışlardı.


interrogative - soru

Had I broken? Kırmış mıydım?
Had you broken? Kırmış mıydın?
Had he broken? Kırmış mıydı?
Had she broken? Kırmış mıydı?
Had it broken? Kırmış mıydı?
Had we broken? Kırmış mıydık?
Had you broken? Kırmış mıydınız?
Had they broken? Kırmış mıydılar?


negative interrogative - olumsuz soru

Had I not broken? Kırmamış mıydım?
Had you not broken? Kırmamış mıydın?
Had he not broken? Kırmamış mıydı?
Had she not broken? Kırmamış mıydı?
Had it not broken? Kırmamış mıydı?
Had we not broken? Kırmamış mıydık?
Had you not broken? Kırmamış mıydınız?
Had they not broken? Kırmamış mıydılar?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:17
GELECEKTE BİTMİŞ ZAMANIN KULLANILDIĞI YERLER

Bu kip, bir eylemin gelecekteki belli bir zamandan önce yapılıp tamamlanarak sözü edilen bu zaman noktasında geçmiş bir eylem durumunda kalacağını anlatmak için kullanılır.

He will have eaten your food Geldiğinizde sizin yiyeceğinizi
when you come. yemiş olacak.

Buradaki yemek eylemi gelme hareketinden önce yapılıp bitecek, gelme işi olduğunda yemek eylemi bir geçmiş zaman eylemi durumuna girecektir.


the future perfect tense - gelecekte bitmiş zaman çekim tablosu

affirmative - olumlu

I shall have carried. Taşımış olacağım.
You will have carried. Taşımış olacaksın.
He will have carried. Taşımış olacak.
She will have carried. Taşımış olacak.
It will have carried. Taşımış olacak.
We shall have carried. Taşımış olacağız.
You will have carried. Taşımış olacaksınız.
They will have carried. Taşımış olacaklar.


negative - olumsuz

I shan't have carried. Taşımış olmayacağım.
You won't have carried. Taşımış olmayacaksın.
He won't have carried. Taşımış olmayacak.
She won't have carried. Taşımış olmayacak.
It won't have carried. Taşımış olmayacak.
We shan't have carried. Taşımış olmayacağız.
You won't have carried. Taşımış olmayacaksınız.
They won't have carried. Taşımış olmayacaklar.


interrogative - soru

Shall I have carried? Taşımış olacak mıyım?
Will you have carried? Taşımış olacak mısın?
Will he have carried? Taşımış olacak mı?
Will she have carried? Taşımış olacak mı?
Will it have carried? Taşımış olacak mı?
Shall we have carried? Taşımış olacak mıyız?
Will you have carried? Taşımış olacak mısınız?
Will they have carried? Taşımış olacaklar mı?


negative interrogative - olumsuz soru

Shan't I have carried? Taşımış oImayacak mıyım?
Won't you have carried? Taşımış olmayacak mısın?
Won't he have carried? Taşımış olmayacak mı?
Won't she have carried? Taşımış olmayacak mı?
Won't it have carried? Taşımış olmayacak mı?
Shan't we have carried? Taşımış olmayacak mıyız?
Won't you have carried? Taşımış olmayacak mısınız?
Won't they have carried? Taşımış olmayacaklar mı?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:19
THE FUTURE PERFECT CONTINUOUS TENSE - SÜREKLİ GELECEK BİTMİŞ ZAMAN

Bu zaman will (shall) ve have been ile ing eki almış fiilden meydana gelir. Gelecekteki bir zamanın öncesinden o zamana kadar devam eden bir eylemi anlatmak için kullanılır. I shall have been learning En- Beni görmeye geldiğinizde İngilizce glish when you come to see me. öğrenmekte (öğreniyor) olacağım. They will have been running in Saat dörtte parkta koşmakta ola- the park at four o'clock. caklar. You will have been working for Onlar kapıları kapadıkları zaman ten hours when they close the sen on saattir çalışmakta olacaksın. doors. He'll have been watching Ben yattığım zaman o televizyon television when I go to bed. seyretmekte olacak. olumlu sürekli gelecekte bitmiş zaman cümlesi özne will have been ing almış diğer sözcükler shall fiil She will have been sleeping for ten hours when we wake her up. They will have been waiting at the door when you go home. He will have been examining her when we arrive at his surgery. I will have been playing in the garden by seven o'clock. Mary will have been cooking in the kitchen when our father comes. We shall have been working for twenty years when we retire. olumsuz Olumsuz yapmak için will (shall) den sonra not getirilir. She will have been writing. Yazmakta olacak. She will not (won't) have been Yazmakta olmayacak. writing. She won't have been writing Onu gelecek sefer gördüğünde letters when you see her next mektuplar yazmakta olmayacak. time. I shall not (shan't) have been Siz ayrıldığınızda ben uyumakta sleeping when you leave. olmayacağım. They won't have been picking Güneş battığında onlar çiçek topla- flowers when the sun sets. makta olmayacaklar. He won't have been working for Boşuna çalışmakta olmayacak. nothing. olumsuz sürekli gelecekte bitmiş zaman cümlesi özne will not have been ing almış diğer sözcükler shall fiil We shall not have been waiting Iong. They will not have been digging holes. Doris will not have been resting in her room when you arrive. The boys will not have been playing in the street when you come. My son will not have been teaching English by the end of April. This girl will not have been studying her lessons when her father comes. soru Sürekli gelecekte bitmiş zaman cümlesini soru haline sokmak için will (shall) cümlenin başına alınır. He will have been waiting for Treni beklemekte olacak. the train. Will he have been waiting for Treni beklemekte mi olacak? the train? Will they have been learning Tatil başladığında yeni trafik kural- the new traffic rules when larını öğrenmekte mi olacaklar? the holiday begins? Shall we have been playing in Babamız geldiğinde parkta oyna- the park when our father comes? makta mı olacağız? Will the engineer have been Onlar köprüyü inşa etmeye başla- working on the project when they dıkları zaman mühendis proje üze- start to build the bridge? rinde çalışmakta mı olacak? soru halinde sürekli geçmişte bitmiş zaman cümlesi will özne have been ing almış diğer sözcükler shall fiil Will you have been sleeping when we come? Will she have been washing the dishes when the guests come? Shall I have been making mistakes at the end of the course?í Will they have been sitting in the doctor's waiting room? Will he have been doing his homework when the teacher comes? Will the cows have been running in the fields? olumsuz soru Olumsuz soru haline sokmak için soru halindeki cümlede have yardımcı fiili önüne not getirilir. Will you have been sleeping? Uyumakta mı olacaksın? WiII you not have been sleeping? Uyumakta olmayacak mısın? Will they not have been waiting Trenimiz vardığında bizi beklemekte for us when our train arrives? olmayacaklar mı? Shall we not have been digging Bahçıvan geldiğinde çiçeklerimiz holes for our flowers when the için çukurlar kazıyor olmayacak gardener comes? mıyız? Will Dick not have been eating Arkadaşları lokantadan ayrıldıkları his food when his friends Ieave zaman Dick yiyeceğini yemekte the restaurant? olmayacak mı? Will the birds not have been Güneş doğduğu zaman kuşlar öt- singing when the sun rises? mekte olmayacaklar mı? olumsuz soru halinde sürekli geçmişte bitmiş zaman cümlesi will özne not have been ing almış diğer sözcükler shall fiil Will she not have been learning English when her friend comes? Will they not have been reading their books when the lesson begins? Shall I not have been standing at the door when the manager enters? Will you not have been swimming in the pool when your wife calls? Will Allan not have been writing a letter when you telephone? Will he not have been sleeping for hours when the alarm clock rings?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:19
SÜREKLİ GELECEKTE BİTMİŞ ZAMANIN KULLANILDIĞI YERLER

Gelecekteki bir anda, yapılması bitmiş olarak geçmiş bir eylem durumunda kalacak olan bir fiilin o ana kadar yapılışında kesiksiz bir devamlılık varsa ve bu özellikle belirtilmek isteniyorsa bu sürekli gelecekte bitmiş zaman kipiyle anlatılır. Böyle bir süreklilik belirtme gereği yoksa gelecekte bitmiş zaman kipiyle anlatılır. Fakat bugün İngilizcede sürekli gelecekte bitmiş zaman pek kullanılmamaktadır. Onun yerine gelecekte bitmiş zaman kipi tercih edilmektedir. the future perfect continuous tense sürekli gelecekte bitmiş zaman çekim tablosu affirmative - olumlu I shall have been waiting. Beklemekte olacağım. You will have been waiting. Beklemekte olacaksın. He will have been waiting. Beklemekte olacak. She will have been waiting. Beklemekte olacak. It will have been waiting. Beklemekte olacak. We shall have been waiting. Beklemekte olacağız. You will have been waiting. Beklemekte olacaksınız. They will have been waiting. Beklemekte olacaklar. negative - olumsuz I shall not have been waiting. Beklemekte olmayacağım. You will not have been waiting. Beklemekte olmayacaksın. He will not have been waiting. Beklemekte olmayacak. She will not have been waiting. Beklemekte olmayacak. It will not have been waiting. Beklemekte olmayacak. We will not have been waiting. Beklemekte olmayacağız. You will not have been waiting Beklemekte olmayacaksınız. They will not have been waiting. Beklemekte olmayacaklar. interrogative - soru Shall I have been waiting? Beklemekte mi olacağım? Will you have been waiting? Beklemekte mi olacaksın? Will ha have been waiting? Beklemekte mi olacak? Will she have been waiting? Beklemekte mi olacak? Will it have been waiting? Beklemekte mi olacak? Shall we have been waiting? Beklemekte mi olacağız? Will you have been waiting? Beklemekte mi olacaksınız? Will they have been waiting? Beklemekte mi olacaklar? negative interrogative - olumsuz soru Shall I not have been waiting? Beklemekte olacak mıyım? Will you not have been waiting? Beklemekte olacak mısın? Will he not have been waiting? Beklemekte olacak mı? Will she not have been waiting? Beklemekte olacak mı? Well it not have been waiting? Beklemekte olacak mı? Shall we not have been waiting? Beklemekte olacak mıyız? Will you not have been waiting? Beklemekte olacak mısınız? Will they not have been waiting? Beklemekte olacaklar mı?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:20
THE FUTURE TENSE - GELECEK ZAMAN

Gelecekte meydana gelecek bir eylemi anlatmak için kullanılan şekillerden biri olan gelecek zaman kipi, kök halinde fiil önünde will (shall) yardımcı fiilleri kullanılarak meydana getirilir. I ve we zamirleri ile shall, diğer bütün öznelerle will kullanılacağı gibi bir kural varsa da bu artık uygulanmamakta, bazı özel durumlar dışında shall yerine de will kullanılmaktadır. özne yardımcı fiil fiil I shall go (gideceğim) he will learn (öğrenecek) she will see (görecek) you will find (bulacaksın) we shalI write (yazacağız) they will look (bakacaklar) Frank will walk (Frank yürüyecek) My son will sleep (Oğlum uyuyacak) The students will read (Öğrenciler okuyacak) Shall ile belirtilen teklif soruları ile will ile belirtilen nazik bir istek veya davet sözlerinin yapılışını ilerideki sayfalarda gelecek zaman soru şeklinin anlatıldığı bölümde ele alacağız. Shall ve will şahıs zamirleriyle birleşerek kaynaşabilirler. kaynaşmış şekil I shall I'II /ayl/ you will you'll /yul/ he will he'II /hiıl/ she will she'lI /şiıl/ it will it'll /itıl/ we shall we'II /wiıl/ they will they'll /deyıl/ Shall ve will kaynaşmasının özneye 'II eklemek suretiyle olduğunu görüyoruz. Bu durumda I ve we ile shall mi yoksa will mi kuIIanıldığı da ortadan kalkmaktadır. Zira kısaltma her ikisini de aynı şekle getirmektedir. I`II see you at school tomorrow. Yarın seni okulda göreceğim. She'll come here next week. Buraya gelecek hafta gelecek. They'Il change the refrigerator. Buzdolabını değiştirecekler. The old man will sell his car. Yaşlı adam otomobilini satacak. The trees will blossom in April. Ağaçlar nisanda çiçek açacaklar. We'lI open the windows after Öğlen yemeğinden sonra pencere- lunch. leri açacağız. The soldiers will clean their Askerler silahlarını temizleyecekler. guns. The baby will sleep in this Bebek bu odada uyuyacak. room. She'lI help you if you want. İsterseniz size yardım edecek. I'lI give you a new ruler. Sana yeni bir cetvel vereceğim. The boys will bring their school Çocuklar okul çantalarını geti- bags. recekler. Your students will stay at Sizin öğrencileriniz başka bir another hotel. otelde kalacaklar. olumlu gelecek zaman cümlesi will özne shall fiil diğer sözcükler I shall learn English in England. They will work in another section. The children will play behind the house. She will throw the old shoes. We shall walk along the river. His son will help the other workmen. Our team will win the cup this year. olumsuz Olumlu haldeki bir gelecek zaman cümlesini olumsuz hale sokmak için will (shall) den sonra not getirilir. Not sözcüğü will (shall) ile kaynaşır. kaynaşmış şekil shall not shan't /şa:nt/ will not won't /wount/ I shall go there with you. Oraya sizinle gideceğim. I shall not (shan't) go there Oraya sizinle gitmeyeceğim. with you. They will not (won't) learn any- Bu okulda bir şey öğrenmeyecekler. thing at this school. The waiter won't see you here. Garson burada seni görmeyecek. Our father won't forgive us. Babamız bizi affetmeyecek. The old woman won't buy any Yaşlı kadın kedileri için hiç yiyecek food for her cats. almayacak. Her father won't come home Babası bu akşam eve gelmeyecek. tonight. We shan't change the place of Mobilyanın yerini değiştirme- the furniture. yeceğiz. This key won't open the door. Bu anahtar kapıyı açmayacak. (açmaz) olumsuz gelecek zaman cümlesi won't kök halde özne shan't fiil diğer sözcükler We shan't wait for the other group. They won't study German any more. He won't play with his friends. I shan't listen do them. Helen won't buy a new hat this summer. The train won't be here before nine o'clock. Your friends won't like to be with us. soru Gelecek zaman cümlelerini soru haline sokmak için yapılacak şey cümledeki will (shall)'i cümle başına getirmektir. Bu arada shaII I? ve will you? şekillerinin özel anlamlarını bu konunun sonunda (shall ve will'in özel kullanılışları) bölümünde göreceğinizi hatırlatırız. He will give us some toys. Bize birkaç oyuncak verecek. Will he give us any toys? Bize hiç oyuncak verecek mi? Will they repair the car? Otomobili tamir edecekler mi? Shall we understand the words? Sözcükleri anlayacak mıyız? Will Betty sit at my table? Betty benim masama oturacak mı? Shall I live in a better apart- Daha iyi bir dairede oturacak ment? mıyım? Will the boss send me on Patron beni başka bir işe gönde- another job? recek mi? Will the students bring their Öğrenciler kitaplarını cuma günü books on Friday? getirecekler mi? Will Gerald finish the work Gerald işi mayıstan önce bitirecek before May? mi? Shall we know the resuIts of the Maçların sonuçlarını saat altıdan matches before six? önce bilecek miyiz? soru halinde gelecek zaman cümlesi will özne fiil diğer sözcükler shall Will you come with the other boys? Will the girl see you again? Shall I learn the truth soon? Will his daughter carry the baskets to the garden? Shall we see them if we go there? Will they buy the car tomorrow? olumsuz soru Olumsuz soru yapmak için soru cümlesine not ilave edilir. Will he come again? Tekrar gelecek mi? Will he not come again? Tekrar gelmeyecek mi? Bu cümlede will (shall) ile not kaynaştırılabilir. Won't he come again? Tekrar gelmeyecek mi? Won't they build new roads? Yeni yollar inşa etmeyecekler mi? Won't your mother cook her Anneniz en gözde yemeğini yapma- favourite meal? yacak mı? Shan't we understand the tourists Bu kitapları öğrendiğimiz zaman when we learn these books? turistleri anlamayacak mıyız? Won't the man bring the suitcase Adam bavulu bizim evimize getir- to our house? meyecek mi? Won't Christine teach us English? Christine bize İngilizce öğret- meyecek mi? Won't the pilots wait in Frank- Pilotlar Frankfurt'ta bekleme- furt? yecekler mi? Won't the new machines be Yeni makineler eskilerinden daha better than the old ones? iyi olmayacaklar mı? Shan't I live in London with Ailemle Londra'da oturma- my family? yacak mıyım? olumsuz soru halinde gelecek zaman cümlesi won't shan't özne fiil diğer sözcükler Won't the boys catch the birds any more? Won't he read the book in his room? Won't my son use their instruments? Shan't we like his new song? Won't Anita finish her work by six o'clock? Won't they sell us their best shoes? Shan't I remember those happy days? shall ve will'in özel kullanılışları shall I (we)? Shall yardımcı fiili I ve we ile yapılan sorularda bir teklif belirtmek amacıyla da kullanılır. Shall I bring another plate? Başka bir tabak getireyim mi? Örnekte görüldüğü gibi bu durumda "Getirecek miyim?" şeklinde bir gelecek zaman anlamı değil, "Getireyim mi?" gibi bir teklif sorusu anlamı vermektedir. Shall we go for a walk? Bir yürüyüş yapalım mı? Shall I give you some cakes? Sana biraz pasta vereyim mi? Shall I change your plate? Tabağınızı değiştireyim mi? Shall we take a taxi? Taksiye binelim mi? Shall I call you at eight Sana saat sekizde telefon ede- o'clock? yim mi? Shall we send for a doctor? Doktor çağırtalım mı? Shall I open the window? Pencereyi açayım mı? Bir vaatte bulunma veya söz vermeyi anlatırken bütün şahıslarla shall kullanılır. We shall succeed without faiI. Şüphesiz başarılı olacağız. You shall get a lot of money. Çok para alacaksın. He shall have his share. Payını alacak. I shall help you. It is a promise. Sana yardım edeceğim. Bu bir söz. They shall win. Kazanacaklar. will you? WiII yardımcı fiili you zamiri ile bir soru olarak kullanıldığı zaman bir rica veya isteği kibar bir şekilde belirtmiş olur. Will you open the door? Kapıyı açar mısın? Kibar bir istek şekli olan bu söze "lütfen" anlamında please sözcüğü eklenebilir. Cümlenin "Açacak mısınız?" şeklinde gelecek zaman halinde bir anlamı değil, "Açar mısınız?" şeklinde bir istek anlamı verdiğine dikkat ediniz. WiII you please write your name? Lütfen adınızı yazar mısınız? Will you please give me the Lütfen paketi bana verir misiniz? packet? Will you repeat the name? İsmi tekrarlar mısınız? Will you close the door? Kapıyı kapar mısınız? Bu tip cümlelerde will you yerine won't you kullanılabilir. O da nazik bir emir veya istek gösterir. Won't you please come in? Lütfen içeri gelmez misiniz? (Lütfen içeri geliniz.) Won't you drink some more Biraz daha kahve içmez misiniz? coffee? Won't you correct my mistakes? Hatalarımı düzeltmez misiniz? Please read these sentences, Lütfen bu cümleleri okuyunuz, won't you? olur mu?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:20
GELECEK ZAMANIN KULLANILDlĞI YERLER

1. Sözü söyleyen kişinin gelecekte olacağını düşündüğü eylemleri anlatmak için kullanılır. Bu cümlelerde çoğu kez çeşitli zaman zarfları ve tahmin, kuşku, fikir belirten fiiller yer alır. I think they'll come soon. Zannederim yakında gelecekler. We hope she'll understand her Ümit ederiz hatasını anlayacak. mistake. Probably he'll be a good lawyer. Muhtemelen iyi bir avukat olacak. The theatre will open this week. Tiyatro bu hafta açılacak. 2. Yapılması veya olması alışkanlık haline gelmiş eylemler için kullanılır. The snow will cover the roads Şubatta kar yolları kaplayacak. in February. kaplar) Storks will come to their old Leylekler eski yuvalarına gele- nests. cekler. (gelirler) The exhibition will close on Sergi eylülün birinde kapanacak. the first of September. (kapanır) 3. Şart cümlelerinde if sözcüğünün bulunmadığı yan cümlecikte kullanılır. If you run, you'll get tired. Koşarsan yorulacaksın. (yorulursun) She'll see you easily if you Burada oturursan seni kolayca sit here. görecek. (görür) If I open the door, the dog Kapıyı açarsam köpek dışarı will run out. kaçacak. (kaçar) 4. Resmi haberlerde, yapılacak işler veya olaylar gelecek zaman kipiyle anlatılır. The prime minister will visit Başbakan gelecek hafta İngilte- England next week. reyi ziyaret edecek. The governor will open the Vali yarın hastaneyi açacak. hospital tomorrow. 5. Esas olarak if ile başlayan cümlede will kullanılmaz. Fakat cümlenin anlamını değiştirmeden hafif bir istek ve nezaket ifade etmesi için burada will kullanılabilir. I'll be very glad if you'll give Bana şu paketi verirseniz çok me that parcel. memnun olacağım. If you'll open the door, we'll Kapıyı açarsanız müteşekkir ola- be grateful. cağız. If you'll wait here, I'll bring Burada beklerseniz kitabı ge- the book. tireceğim. They'll see better if you'll put Onu daha yukarı koyarsanız daha it higher. iyi görecekler. 6. Will ile not birlikte aşağıdaki gibi bir olumsuzluk ifadesi meydana getirirler. This key won't open my door. Bu anahtar kapımı açmaz. (aç- mıyor.) Your help won't solve the prob- Senin yardımın problemi çözmez. lem. His son won't understand Onun oğlu yoksulluğu anlamaz. poverty. The window won't open. Pencere açılmaz. (açılmıyor) The secretary won't answer the Sekreter mektuplara cevap vermez. letters. She won't accept our invitation. Davetimizi kabul etmez. Cümlelerin Türkçe karşılıklarında görüldüğü gibi bu durumda bir gelecek zaman anlamı değil geniş zaman anlamı vardır. "açmayacak" değil "açmaz", "çözmeyecek" değil "çözmez" denmektedir. the future tense - gelecek zaman çekim tablosu affirmative - olumlu I shall drink. İçeceğim. You will drink. İçeceksin. He will drink. İçecek. She will drink. İçecek. It will drink. İçecek. We shall drink. İçeceğiz. You will drink. İçeceksiniz. They will drink. İçecekler. negative - olumsuz I shall not drink. İçmeyeceğim. You will not drink. İçmeyeceksin. He will not drink. İçmeyecek. She will not drink. İçmeyecek. It will not drink. İçmeyecek. We shall not drink. İçmeyeceğiz. You will not drink. İçmeyeceksiniz. They will not drink. içmeyecekler. interrogative - soru Shall I drink? İçecek miyim? Will you drink? İçecek misin? WilI he drink? İçecek mi? Will she drink? İçecek mi? Will it drink? İçecek mi? Shall we drink? İçecek miyiz? Will you drink? İçecek misiniz? Will they drink? İçecekler mi? negative interrogative - olumsuz soru Shall I not drink? İçmeyecek miyim? Will you not drink? İçmeyecek misin? Will he not drink? İçmeyecek mi? Will she not drink? İçmeyecek mi? Will it not drink? İçmeyecek mi? Shall we not drink? İçmeyecek miyiz? Will you not drink? İçmeyecek misiniz? Will they not drink? İçmeyecekler mi?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:21
THE FUTURE CONTINUOUS TENSE SÜREKLİ GELECEK ZAMAN

Gelecekte belli bir noktada bir eylemin sürekli olarak yapılıyor olması sürekli gelecek zaman kipiyle anlatılır. Bu zaman will (shaII) ile be fiilinden sonra ing eki almış fiilin kullanılmasıyla oluşur. She will sing a song. Bir şarkı söyleyecek. She will be singing a song. Bir şarkı söylüyor olacak. Tomorrow they'll be going in Yarın büyük bir gemi içinde a big ship. gidiyor olacaklar. We'll be learning their language. Onların dilini öğreniyor olacağız. She'll be playing in the garden. Bahçede oynuyor olacak. They'll be studying their lessons Saat altıda derslerini çalı- at six o'clock. şıyor olacaklar. I'll be reading your letters in O zaman büromda senin mektup- my office then. larını okuyor olacağım. The girl will be sweeping the Kız yeri süpürüyor olacak. floor. Bu cümlelerde bir eylemin gelecekteki bir zaman sürekli olarak yapılıyor olacağı belirtilmektedir. Sürekli gelecek zaman kipi, ardında bir niyet veya plan olmayan bir gelecek zaman eylemini anlatmak için de kullanılır. Bu durumda o eylem olayların akışı içinde meydana gelmesi olağan bir eylemi gösterir. I'll be seeing them tomorrow. Onları yarın göreceğim. She'll be writing to her father Gelecek hafta babasına yazacak. next week. Bu örneklerde Türkçe karşılığın "görüyor olacak" yerine "görecek", "yazıyor olacak" yerine "yazacak" şeklinde olduğu görülmektedir. He'll be flying over the Channel Yarın bu vakit Manş denizi üzerinde tomorrow at this time. uçuyor olacak. The old woman will be cooking Yaşlı kadın oğlu için mutfakta yiye- food for her son in the kitchen. cek pişiriyor olacak. I'll be giving them the docu- Onlara belgeleri veriyor ments. olacağım. They'll be performing the old Eski piyesi oynayacaklar. play. He'll be bringing his friends. Arkadaşlarını getirecek. She'll be working all day long Yarın bütün gün boyu çalışıyor tomorrow. olacak. olumlu sürekli gelecek zaman cümlesi will be ing almış diğer sözcükler özne shall fiil I shall be waiting at the bus stop by five o'clock. He will be reading the papers. Tom will be playing the piano. My son will be running in the forest. The cat will be drinking the milk in the plate. She will be writing the letters all day long. olumsuz Olumsuz yapmak için will (shall) den sonra not getirilir. Bu sözcükler kaynaştırılarak won't, shan't şekline girerler. She will be mending socks for Çocukları için çorap yamıyor her children. olacak. She won't be mending socks for Çocukları için çorap yamıyor her children. olmayacak. We shan't be seeing the boss. Patronu görmeyeceğiz. They won't be smoking cigars. Puro içmeyecekler. He won't be walking to the İstasyona yürümeyecek. station. The gardener won't be working Bahçıvan pazar günü bu vakitte on Sunday at this time. çalışıyor olmayacak. Hilda won't be coming to the Hilda toplantıya gelmeyecek. meeting. olumsuz sürekli gelecek zaman cümlesi won't ing almış özne shan't be fiil diğer sözcükler She won't be swimming with her friends. They won't be waiting for the others. I shan't be speaking at the meeting. Mary won't be cleaning the room. He won't be sleeping at eight o'clock tomorrow. You won't be standing in a queue. soru Soru haline getirmek için olumlu cümledeki will (shall) cümlenin başına alınır. They will be reading their books. Kitaplarını okuyor olacaklar. Will they be reading their books? Kitaplarını okuyor olacaklar mı? Will she be going with Fred? Fred'le mi gidiyor olacak? Will the girl be doing her home- Kız ev ödevini yapıyor olacak mı? work? Shall I be helping them in the Onlara mutfakta yardım ediyor kitchen? mu olacağım? Will Mary be talking on the Mary telefonda konuşuyor mu telephone? olacak? Shall we be learning the new Yeni metodları öğreniyor olacak methods? mıyız? soru halinde sürekli gelecek zaman cümlesi will ing almış shall özne be fiil diğer sözcükler Will you be winning the game? Will they be carrying the wood to the kitchen? Shall I be learning a lot of things? Will Ingrid be taking my toys? Will the boys be playing in the parlour? Will your aunt be sending you some money? olumsuz soru Olumsuz soru hali için soru halindeki cümlede be önüne not getirilir. Will he be teaching English? İngilizce öğretiyor olacak mı? Will he not be teaching English? İngilizce öğretiyor olmayacak mı? Burada bir kaynaştırma yapılırsa wilI (shall) ile not birleşir ve cümlenin başına gelir. Won't he be teaching English? İngilizce öğretiyor olmayacak mı? Won't she be writing to her Annesine yazıyor olmayacak mı? mother? Won't they be repairing the car? Otomobili tamir ediyor olmayacak- lar mı? Won't Audrey be driving to Paris Audrey yarın bu vakitte Paris'e at this time tomorrow? arabayla gidiyor olmayacak mı? Shan't we be taking our exams Gelecek cuma sınavlarımıza giriyor next Friday? olmayacak mıyız? Shan't I be doing my homework? Ev ödevimi yapıyor olmayacak mıyım? Won't the soldiers be cleaning Askerler silahlarını temizliyor olma- their guns? yacaklar mı? olumsuz soru halinde sürekli gelecek zaman cümlesi shan't özne be ing almış diğer sözcükler won't fiil Won't you be painting the walls? Won't she be cooking food by this time? Won't they be searching for the escapees? Shan't I be learning French next year? Won't the child be playing on the bed? Won't your son be sleeping late again?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:21
SÜREKLİ GELECEK ZAMANIN KULLANILDIĞI YERLER

1. Gelecek bir zamanda bir eylemin yapılmaya devam ediliyor olacağını gösterir. She wilI be sitting with her Yarın bu vakitte arkadaşlarıyla friends at this time tomorrow. oturuyor olacak. We shall be answering the ques- Yarın bu saatte sınavda soruları tions at the examination tomor- cevaplandırıyor olacağız. row at this hour. They will be watching television Yarın bu vakitte televizyon seyre- by this time tomorrow. diyor olacaklar. 2. Önceden planlanmayıp, yapılması olağan bir gelecek zaman eylemini anlatır. I'll be meeting them at the Onları istasyonda karşılayacağım. station. She'll be going to church. Kiliseye gidecek. He'll be coming to tea. Çaya gelecek. They'll be going to Paris next Gelecek hafta Paris'e gidecekler. week. 3. Gelecek zaman kipinde bir niyet ve planlama vardır. Sürekli gelecek zamanda ise olağan bir durumun söylenişi vardır. I will teach them grammar. Onlara gramer öğreteceğim. Bu cümlede sözü söyleyen gramer öğretmek niyetinde olduğunu, buna kararlı bulunduğunu ifade etmektedir. I will be teaching them grammar. Onlara gramer öğreteceğim. Bu cümlede ise sözü söyleyenin bir kararlılığı yoktur. Bu eylem normal olarak yapılacak bir şeydir. 4. Bir eylemin bir süre sonra devamlı olarak yapılabilir duruma gelişini anlatmak için kullanılır. After two months I'll be driving İki ay sonra kendi otomobilimi my own car. kullanıyor olacağım. Within a year we'll be speaking Bir yıl içinde İngilizce konuşuyor English. olacağız. When you come here the child Buraya geldiğinde çocuk yürüyor will be walking. olacak. the future continuous tense - sürekli gelecek zaman çekim tablosu affirmative - olumlu I shall be waiting. Bekliyor olacağım. You will be waiting. Bekliyor olacaksın. He will be waiting. Bekliyor olacak. She wilI be waiting. Bekliyor olacak. It will be waiting. Bekliyor olacak. We shall be waiting. Bekliyor olacağız. You will be waiting. Bekliyor olacaksınız. They will be waiting. Bekliyor olacaklar. negative - olumsuz I shall not be waiting. Bekliyor olmayacağım. You will not be waiting. Bekliyor olmayacaksın. He will not be waiting. Bekliyor olmayacak. She will not be waiting. Bekliyor olmayacak. It will not be waiting. Bekliyor olmayacak. We shall not be waiting. Bekliyor olmayacağız. You will not be waiting. Bekliyor olmayacaksınız. They will not be waiting. Bekliyor olmayacaklar. interrogative - soru ShaIl I be waiting? Bekliyor olacak mıyım? Will you be waiting? Bekliyor olacak mısın? Will he be waiting? Bekliyor olacak mı? Will she be waiting? Bekliyor olacak mı? Will it be waiting? Bekliyor olacak mı? Shall we be waiting? Bekliyor olacak mıyız? Will you be waiting? Bekliyor olacak mısınız? Will they be waiting? Bekliyor olacaklar mı? negative interrogative - olumsuz soru Shall I not be waiting? Bekliyor olmayacak mıyım? Will you not be waiting? Bekliyor olmayacak mısın? Will he not be waiting? Bekliyor olmayacak mı? Will she not be waiting? Bekliyor olmayacak mı? WilI it not be waiting? Bekliyor olmayacak mı? Shall we not be waiting? Bekliyor olmayacak mıyız? Will you not be waiting? Bekliyor olmayacak mısınız? Will they not be waiting? Bekliyor olmayacaklar mı?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:21
BE GOING TO FORM - (BE GOING TO) ŞEKLİ

Going to sözcükleri önüne özneye uygun to be fiili konulmak suretiyle gelecek zaman kipinin bir şekli meydana getirilir. Verdiği anlam will (shall) ile yapılan gelecek zamana benzerse de ondan farklıdır. Bu yapıda to be fiili olarak, özne tekilse is, çoğulsa are, I ise am kullanılır. I am going to ........ He is going to ........ She is going to ........ You are going to ........ We are going to ........ They are going to ........ Bilindiği gibi to be fiili öznelerle birleşerek bir kaynaşma yapılabilir. I am I'm he is he's we are we're Going to ile yapılan gelecek zaman ifadesinde bir niyet ve kararlılık anlamı vardır. Yapılacak eylem için önceden plan ve hazırlık yapıldığı, bu konuda kararlı olunduğu anlatılmış olur. I'm going to climb the tree. Ağaca tırmanacağım. He's going to repair the pres- Düdüklü tencereyi tamir edecek. sure cooker. We're going to visit them next Onları gelecek hafta ziyaret week. edeceğiz. They're going to sell their Dairelerini satacaklar. flat. Bu cümlelerde sözü söyleyen, öznenin o eylemi yapmakta niyetli, kararlı ve hazırlıklı olduğunu anlatmış olmaktadır. My mother is going to buy a Annem bir buzdolabı alacak. refrigerator. We're going to stay at this Bu otelde kalacağız. hotel. She is going to eat your meal. Senin yemeğini yiyecek. The old man is going to ask Yaşlı adam sana birkaç soru you some questions. soracak He is going to leave Turkey. Türkiye'den ayrılacak. Anita is going to write four Anita bugün dört mektup letter today. yazacak. The woman is going to wait for Kadın arkadaşlarını orada her friends there. bekleyecek. We're going to sing you a song. Size bir şarkı söyleyeceğiz. I'm going to drink a glass of Bir bardak viski içeceğim. whisky. The soldiers are going to build Askerler yeni bir köprü inşa a new bridge. edecekler. The students are going to work Öğrenciler daha çok çalışacaklar. harder. She is going to learn French. Fransızca öğrenecek. I'm going to give you a present. Sana bir hediye vereceğim. olumlu be going to cümlesi özne to be going to fiil diğer sözcükler We are going to learn English in one year. They are going to paint the room next week. He is going to give him some medicines. I am going to grow tomatoes in my garden. She is going to choose a velvet shirt. We are going to marry in July. His son is going to buy some cakes. olumsuz Be going to ile yapılmış gelecek zaman cümlelerini olumsuz hale sokmak için to be fiilinden sonra not getirilir. Not sözcüğü to be ile kaynaşır. She is going to play the piano. Piyano çalacak. She isn't going to play the piano. Piyano çalmayacak. We aren't going to ask you Size sıkıcı sorular sormayacağız. boring questions. They aren't going to walk home Böyle kötü bir havada eve yürü- in such bad weather. meyecekler. He isn't going to spend any Giysiler için hiç para money on clothes. harcamayacak. I'm not going to cut the grass. Çimleri biçmeyeceğim. Bernard isn't going to marry you. Bernard seninle evlenmeyecek. I'm not going to lend you any Sana hiç ödünç para vermeye- money. ceğim. She isn't going to sew on my Düğmelerimi dikmeyecek. buttons. His friends aren't going to Arkadaşları ona yardım etmeye- help him. cekler. It isn't going to rain. The sky Yağmur yağmayacak. Gökyüzü çok is quite clear. açık. olumsuz be going to cümlesi isn't özne aren't going to fiil diğer sözcükler He isn't going to spend any money on toys. We aren't going to stay at this dirty motel. I'm not going to tell you their names. It isn't going to snow tomorrow. Tom isn't going to lend you his car. The people aren't going to leave without paying. Your uncle isn't going to sell the old car. Be going to cümlesini soru haline sokmak için to be fiili cümlenin başına alınır. He is going to read a story book. Bir hikâye kitabı okuyacak. Is he going to read a story book? Bir hikâye kitabı mı okuyacak? Are they going to Ieave us in Bizi burada mı bırakacaklar? this place? Is she going to sell her old Eski giysilerini satacak mı? clothes? Are we going to help them? Onlara yardım edecek miyiz? Are the girls going to sing us Kızlar bize şarkılar söyleyecek- songs? ler mi? Is the teacher going to explain Öğretmen konuyu tekrar açıkla- the subject again? yacak mı? Is she going to wash the shirts? O gömlekleri yıkayacak mı? Are the farmers going to sell Çiftçiler tarlalarını satacaklar mı? their fields? Am I going to learn everything? Her şeyi öğrenecek miyim? Is the patient going to die? Hasta ölecek mi? Is it going to rain? I see Yağmur yağacak mı? Kara bulutlar black clouds. görüyorum. soru halinde be going to cümlesi to be özne going to fiil diğer sözcükler Is she going to change her dress? Are they going to grow potatoes in their fields? Are the men going to pull the car to the roadside? Is Andrew going to buy a new suit for his son? Are the boys going to play in the school garden? Is he going to open his shop on Saturdays? Is Betty going to marry John in the spring? olumsuz soru Be going to cümlesini olumsuz soru haline sokmak için soru halinde bulunan cümlede going to önüne not getirilir. Ancak bu not sözcüğü cümlenin başındaki to be fiili ile kaynaşarak cümle başına gelebilir. Is he going to buy a hat? Bir şapka alacak mı? Isn't he going to buy a hat? Bir şapka almayacak mı? Sadece I öznesi ile durum değişik olur. Burada am ile not kaynaşmaz. Am I going to eat all these? Bütün bunları yiyecek miyim? Am I not going to eat all these? Bütün bunları yemeyecek miyim? Isn't he going to learn these Bu sözcükleri öğrenmeyecek mi? words? Isn't she going to change the Tabakları değiştirmeyecek mi? plates? Aren't they going to pay their Borçlarını ödemeyecekler mi? debt? Aren't the mechanics going to Teknisyenler makinayı şimdi tamir repair the machine now? etmeyecekler mi? Isn't the girl going to clean Kız bizim masamızı temizleme- our table? yecek mi? Aren't these men going to help Bu adamlar bize yardım etmeye- us? cekler mi? olumsuz soru halinde be going to cümlesi isn't özne going to fiil diğer sözcükler aren't Isn't Dora going to keep her promise? Isn't he going to clean his shoes? Aren't they going to read these best-sellers? Isn't she going to eat an apple after meals? Aren't the drivers going to rest in our restaurants? Aren't you going to pay the bill now? Isn't Allan going to do any business with us?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:22
BE GOING TO ŞEKLİNİN KULLANILDIĞI YERLER

1. Gelecekte yapmak için niyet edilmiş, kararlaştırılmış eylemleri anlatmak için kullanılır.

I'm going to sell these old Bu eski sandalyeleri satacağım.
chairs.
She is going to visit her uncle. Amcasını ziyaret edecek.
We're going to write to them soon. Onlara yakında yazacağız.
They're going to put the washing Çamaşır makinasını mutfağa
machine in the kitchen. koyacalar.
He's going to be a doctor. Doktor olacak.

2. Pek yakın bir gelecekte yapılacak eylemleri anlatmak için kullanılır.

I'm going to see them at school Bu öğleden sonra onları okulda
this afternoon. göreceğim.
She's going to read the children Çocuklara bir hikâye okuyacak.
a story.
We're going to give you a present Size şimdi bir hediye vereceğiz.
now.
He's going to help me in the Bana bahçede yardım edecek.
garden.

3. Bir olayın mutlaka olacağını düşündüren belirtiler varsa bu da be going to ile anlatılır.

It is going to rain. The weather Yağmur yağacak. Hava değişti.
has changed.
He is going to be sick. He has Hastalanacak. Yağmurda saatlerce
worked for hours in the rain. çalıştı.
She is going to die because she Ölecek çünkü yeterli gıda alamıyor.
can't get enough food.
Look out! The man is going to Dikkat! Adam sana çarpacak.
hit you.

4. Come ve go fiilleri ile be going to şekli pek kullanılmaz. I'm going to go denmez. Bunun yerine sadece I'm going denir.


be going to form - be going to şekli çekim tablosu

affirmative - olumlu


I am going to break. Kıracağım.
You are going to break. Kıracaksın.
He is going to break. Kıracak.
She is going to break. Kıracak.
It is going to break. Kıracak.
We are going to break. Kıracağız.
You are going to break. Kıracaksınız.
They are going to break. Kıracaklar.

negative - olumsuz

I am not going to break. Kırmayacağım.
You are not going to break. Kırmayacaksın.
He is not going to break. Kırmayacak.
She is not going to break. Kırmayacak.
It is not going to break. Kırmayacak.
We are not going to break. Kırmayacağız.
You are not going to break. Kırmayacaksınız.
They are not going to break. Kırmayacaklar.


interrogative - soru

Am I going to break? Kıracak mıyım?
Are you going to break? Kıracak mısın?
Is he going to break? Kıracak mı?
Is she going to break? Kıracak mı?
Is it going to break? Kıracak mı?
Are we going to break? Kıracak mıyız?
Are you going to break? Kıracak mısınız?
Are they going to break? Kıracaklar mı?


negative interrogative - olumsuz soru

Am I not going to break? Kırmayacak mıyım?
Are you not going to break? Kırmayacak mısın?
Is he not going to break? Kırmayacak mı?
Is she not going to break? Kırmayacak mı?
Is it not going to break? Kırmayacak mı?
Are we not going to break? Kırmayacak mıyız?
Are you not going to break? Kırmayacak mısınız?
Are they not going to break? Kırmayacaklar mı?

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:24
OTHER FORMS FOR THE FUTURE - DİĞER GELECEK ZAMAN ŞEKİLLERİ

Gelecek zaman eylemlerini anlatan (the future tense - gelecek zaman), (the future continuous tense - sürekli gelecek zaman) ve (be going to form - be going to şekli) dışında, bildiğimiz şu şekil ve zamanlar da gelecek zaman anlamı vermekte kullanılırlar. 1. the simple present tense - geniş zaman 2. the present continuous tense şimdiki zaman 3. be to Bunları sırayla ele alalım :

GELECEK ZAMAN İÇİN (THE SIMPLE PRESENT TENSE - GENİŞ ZAMAN) KULLANILMASI

Çoğu kez seyahat planları, gelecek için yapılmış hareket düzenlemeleri geniş zamanla ifade edilir. Bunu daha çok seyahat acenteleri seyahat programlarını verirken kullanırlar. The group leaves at nine o'clock. Grup saat dokuzda hareket edecek. We leave Paris at seven and Paris'ten yedide ayrılacağız ve arrive in Köln at four in the Köln'e akşam üstü dörtte varacağız. afternoon.

GELECEK ZAMAN İÇİN (THE PRESENT CONTINUOUS TENSE - ŞİMDİKİ ZAMAN) KULLANILMASI

Gelecek zamanı belirten bir zaman sözcüğü ile birlikte kullanılan şimdiki zaman cümleleri gelecek zaman anlamı verir. Bu durumda kesin bir karar belirtilmiş olur. She is eating the dessert after Tatlıyı akşam yemeğinden sonra dinner. yiyecek. We are selling our car next week. Arabamızı gelecek hafta satacağız. They are changing the sheets Çarşafları bu gece değiştirecekler. tonight. I'm getting up at five o'clock. Saat beşte kalkacağım. I'm finishing the book soon. Kitabı yakında bitireceğim. Hareket bildiren go, come, leave, start, drive, travel gibi fiillerle çok sık kullanılır. Bunlarla kullanıldığında kesin bir ayarlama olmaksızın verilmiş bir kararı gösterir. She is going to the mountain Yarın dağa gidiyor. tomorrow. We are leaving the village at Köyden saat altıda ayrılacağız. six o'clock. They are arriving before lunch. Öğle yemeğinden önce gelecekler. He is starting early in the Sabahleyin erken hareket edecek. morning. The tourists are coming at dinner Turistler akşam yemeği vakti time. gelecekler. I'm flying to London tomorrow. Yarın Londra'ya uçacağım. Bu tür gelecek zaman anlatımı ing almayan fiillerle yapılmaz. Bu fiillerle will (shall) kullanılır. I'll know everything tomorrow. Her şeyi yarın öğreneceğim. We'll think about it later. Bunu daha sonra düşüneceğiz.

GELECEK ZAMAN İÇİN BE TO KULLANILMASI

Gelecek zaman için kullanılabilen be to yapısı, mecburiyet, emir, talimat veya bir plan gösterir. We are to leave the country Ülkeyi derhal terkedeceğiz. at once. She is to obey the rules. Kurallara uyacak. You are to clean your tables. Masalarınızı temizleyeceksiniz. I'm to finish picking the flowers Çiçekleri toplamayı iki saat içinde within two hours. bitireceğim. He is to make a speech next Gelecek hafta bir konuşma yapa- week. cak. Mary is to finish school this Mary okulu bu yıl bitirecek. year. We are to meet at the bus stop. Otobüs durağında buluşacağız. You are to go to school. Okula gideceksiniz. The girls are to use the other Kızlar diğer odayı kullanacaklar. room. Be to yapısı içinde about kullanılırsa bir şeyin pek yakında olmak üzere bulunduğu belirtilmiş olur. She is about to come here. Buraya gelmek üzeredir. We are about to arrive in the Şehre varmak üzereyiz. city. They are about to finish the İşi bitirmek üzereler. work. The bus is about to start. Otobüs hareket etmek üzere.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:26
SEQUENCE OF TENSES - ZAMANLARIN UYUMU

Bir cümlenin ana fiili ile o cümleye bağlı yan cümlelerdeki fiiller arasında zaman bakımından bir uyum olması gereklidir. Buna göre, ana fiil geniş zaman halindeyse yan cümlelerin fiilleri gelecek zaman, şimdiki bitmiş zaman, geniş zaman, şimdiki zaman olabilir. ana cümle (geniş zaman) yan cümle We know that they will come (gelecek zaman) He realizes that they have cheated him şimdiki bitmiş zaman) They think that they are always right (geniş zaman) She finds out that her friends are hiding a secret from her (şimdiki zaman) Ana cümlenin fiili geçmiş zaman halindeyse yan cümleler, şart cümlesi (should, would), geçmişte bitmiş zaman, geçmiş zaman, sürekli geçmiş zaman halinde olabilirler. ana cümle (geçmiş zaman) yan cümle The woman knew that it would break (şart cümlesi) We felt that he had lied to us (geçmişte bitmiş zaman) She ran so fast that she caught the boy (geçmiş zaman) My son said that he was going to be a dentist (sürekli geçmiş zaman) Ana cümle fiili şimdiki bitmiş zaman halindeyse yan cümle geniş zaman halinde olur. I have learnt all the poems that are in our book. (geniş zaman) Ana cümle fiili geçmişte bitmiş zaman halindeyse yan cümle geçmiş zaman halinde olur. He had read everything that her husband wrote. (geçmiş zaman) Yukarıda ayrı bölümler halinde verdiğimiz cümleleri tam olarak ve Türkçe anlamlariyle birlikte aşağıda verelim: We know that they will come Geç geleceklerini biliyoruz. late. He realizes that they have Onu aldattıklarını farkediyor. cheated him. They think that they are always Daima haklı olduklarını zannederler. right. She finds out that her friends Arkadaşlarının ondan bir sır sakla- are hiding a secret from her. dıklarını keşfeder. The woman knew that it Kadın onun kırılacağını biliyordu. would break. We felt that he had lied to us. Bize yalan söylemiş olduğunu hissettik. She ran so fast that she caught O kadar hızlı koştu ki çocuğu the boy. yakaladı. My son said that he was going to Oğlum bir dişçi olacağını söyledi. be a dentist. I have learnt all the poems Kitabımızdaki bütün şiirleri öğ- that are in our book. renmiş durumdayım. She had read everything that her Kocasının yazdığı her şeyi oku- husband wrote. muştu

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:35
MOOD - KİP

Bir fiilin çeşitli anlamları vermek için aldığı şekillere göre gruplanması ile üç fiil grubu meydana gelir. Kip adı verilen bu gruplar,

INDICATIVE MOOD BİLDİRME KİPİ IMPERATIVE MOOD EMİR KİPİ SUBJUNCTIVE MOOD DİLEK KİPİ adını alırlar. Bunlardan "bildirme kipi" grubunda olanlar zamanlar ko- nusunda şimdiye kadar gördüğümüz bütün fiillerdir. Bu kipte bulunan fiiller her türlü eylemi bildirir, soru ve olumsuz hallerde olurlar. Burada emir ve dilek kiplerini ele alacağız. IMPERATIVE MOOD - EMİR KİPİ İngilizcede mastar halinde bulunan fiilden mastar eki to kaldırılırsa geriye kalan fiil kökü bir emir sözcüğüdür. to stop durmak stop dur to write yazmak write yaz drink iç wait bekle open aç Emir sözcüğünü olumsuz yapmak için önüne do not (don't) yardımcı fiili getirilir. eat ye don't eat yeme come gel don't come gelme Write your name. Adını yaz. Don't write your name. Adını yazma. Repeat these words. Bu sözcükleri tekrarla. Don't repeat these words. Bu sözcükleri tekrarlama. Go to the window. Pencereye git. Don't go to the window. Pencereye gitme. Emir cümlelerinde kendisine emir verilen kişi de belirtilmek istenirse bu, emrin sonuna konulur. Drink your milk, Betty. Betty, sütünü iç. Don't make a noise, girls. Kızlar, gürültü etmeyin. Kendisine emir verilen kişi "you-sen" ise bunun cümleye konulması doğru olmaz. Kaba bir hitapta bulunulmuş olur. Bir emrin sözü söyleyen kişi tarafından yine kendilerine söylenmesi, yani kişinin kendilerine emir vermesi ise let's sözcüğü kullanılarak yapılır. Let's go. Gidelim. Let's find another hotel. Başka bir otel bulalım. Let's take a taxi. Bir taksiye binelim. Emrin let kullanılarak diğer şahıslara yapılması da şöyle olur: Let him sweep the floor. Yeri süpürsün. Let her go to the kitchen. Mutfağa gitsin. Let them write the exercise Alıştırmayı iki kere yazsınlar. twice. Fakat bu şekil şimdi İngilizcede pek kullanılmamakta onun yerini had better sözcükleri almaktadır. They had better write the Alıştırmayı iki kere yazsınlar. exercise twice. She had better go to the kitchen. Mutfağa gitsin.

THB SUBJUNCTIVE MOOD - DİLEK KİPİ Yapılmasını, olmasını arzu ettiğimiz eylemleri göstermek için fiillerin dilek kipi hallerini kullanırız. Türkçede "olsun, olayım, olsunlar, yapsın, versin, görsün" şeklinde söylenen dilek kipi İngilizcede kök halindeki fiille söylenir. Fiil zamanı olarak dilek kipleri, 1. geniş zaman dilek kipi 2. geçmiş zaman dilek kipi 3. geçmişte bitmiş zaman dilek kipi olarak üç şekilde bulunurlar. 1. geniş zaman halinde dilek kipi En çok herkesçe bilinen birkaç deyimde görülür. Bu zamanda bulunan dilek kipinin en büyük özelliği fiilin üçüncü tekil şahısla kullanıldığında (s) eki almamasıdır. Heaven help them. Tanrı onlara yardım etsin. God forgive you. Tanrı seni affetsin. Long live the Queen. Kraliçe çok yaşasın. Bu örneklerde özneler tekil olduğu halde fiile (s) ilave edilmediğini görüyoruz. 2. geçmiş zaman halinde dilek kipi Bu zaman içinde bulunan dilek kipi if, if only, as if, wish gibi sözcükleri izleyerek meydana getirilir. I wish I had seen them earlier. Keşke onları daha önce görseydim. (Görmediğim için üzgünüm.) I wish I had some money. Keşke biraz param olsaydı. I wish they understood us. Keşke bizi anlasalardı. I wish she visited me often. Keşke beni sık sık ziyaret etseydi. He wished he knew that game. Keşke o oyunu bilseydi. (O oyunu bilmeyi isterdi.) I wish I were taller. Keşke daha uzun boylu olsaydım. I wish I were a doctor. Keşke bir doktor olsaydım. If only we knew their address. Keşke onların adresini bilseydik. If only you came earlier. Keşke daha erken gelseydiniz. If you were older you could Daha büyük olsaydın beni anlaya- understand me. bilirdin. If he were here, he would Burada olsaydı lambayı tamir repair the lamp. ederdi. If she were a teacher, she would Bir öğretmen olsaydı senden daha teach better than you. iyi öğretirdi. If ile kullanılan dilek kipi ihtimal olmayışını belirtir. If we drove for ten hours. On saat araba kullansaydık. If he had a small new car. Küçük yeni bir arabası oIsaydı. If she brought her accordion. Akordeonunu getirseydi. He talked as if he knew every- Her şeyi biliyormuş gibi konuştu. thing. She asked me questions as if Benim öğretmenimmiş gibi bana she were my teacher. sorular sordu. It is time sözcükleri ile geçmiş zaman dilek kipi kullanılabilir. It is time we went to bed. Yatma vaktimiz geldi. It is time I turned off the radio. Radyoyu kapatma vakti geldi. It is time he closed the doors. Kapıları kapatması vakti geldi. Would rather da geçmiş zaman dilek kipiyle kullanılabilir. I would rather she stayed with us. Bizimle kalmasını tercih ederim. I would rather they cleaned the Önce pencereleri temizlemelerini windows first. tercih ederim. I would rather he studied his Derslerine çalışmasını tercih lessons. ederim. I would rather Mary came alone. Mary'nin yalnız gelmesini tercih ederim. 3. geçmişte bitmiş zaman dilek kipi Gördüğümüz geçmiş zaman halindeki dilek kipi de genel olarak şimdiki zamanla ilgilidir. Geçmiş zamana ait dilek için geçmişte bitmiş zaman dilek kipi kullanılır. It is a heavy box. I wish Tom O ağır bir kutu. Keşke Tom were here. burada olsaydı. It was a heavy box. I wished O ağır bir kutuydu. Tom'un burada Tom had been here. olmuş olmasını isterdim. (arzu ettim - diledim) She wished she had brought her Şalını getirmiş olmasını istedi. shawl. I wished they had changed their Planlarını değiştirmiş oImalarını plan. dim. He wished he had taken an Daha erken bir otobüse binmiş earlier bus. yı istedi.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:37
VOICE - ÇATI

Bir cümlede öznenin nesne üzerinde etki mi yapıyor, yoksa kendisi mi etkileniyor olduğunu gösteren fiil şekline voice - çatı denir. Şayet özne etki yapar durumdaysa fiil (active voice - etken çatı) halinde, özne üzerinde etki yapıldığı anlatılıyorsa fiil (passive voice - edilgen çatı) halindedir. Şimdiye kadar gördüğümüz bütün cümlelerde fiiller (active voice – etken çatı) halindeydiler. Burada (passive voice - edilgen çatı)yı ele alarak inceleyelim.

PASSIVE VOICE - EDİLGEN ÇATI

Bir fiilin edilgen çatı, hali esas olarak cümleye to be fiilini sokmak ve ana fiilin (past participle - geçmiş zaman ortacı) yani 3. şeklini bunun yanında kullanılarak meydana getirilir. Edilgen çatıda kullanılacak fiilin 3. şeklini birkaç örnekle hatırlatalım: edilgen çatıda kullanılacak fiil geçmiş zaman ortacı (3. şekli) give given break broken clean cleaned sweep swept tell told speak spoken use used Edilgen çatının yapılışında kullanılacak to be fiili tekil, çoğul olma durumuna ve fiilin zamanına göre seçilir. Bilindiği gibi to be fiilinin çeşitli biçimleri şunlardır: be am, is, are was, were been, being Aşağıda çeştli zamanlarda bulunan cümlelerde önce etken sonra bu cümlenin edilgen şeklini göreceğiz. Genel bir fikir edinmek için verdiğimiz bu örneklerden sonra edilgen çatının kullanılış amacını açıklayacak ve çeşitli zamanlarda to be fiilinin edilgen çatı içinde hangi şekliyle yer aldığını bir liste halinde verdikten sonra daha fazla örnekler üzerinde duracağız. active voice - etken çatı passive voice - edilgen çatı They sweep the streets every The streets are swept every morning. morning. Sokakları her sabah süpürürler. Sokaklar her sabah süpürülür. You are washing the plates. The plates are being washed. Tabakları yıkıyorsun. Tabaklar yıkanıyor. They stole the diamond. The diamond was stolen. Elması çaldılar. Elmas çalındı. People were picking the flowers. The flowers were being picked. İnsanlar çiçekleri topluyorlardı. Çiçekler toplanıyordu. We have kept the bread in the The bread has been kept in the bread bin. bread bin. Ekmeği ekmeklikte muhafaza ettik. Ekmek, ekmeklikte muhafaza edildi. She had cooked the pie in the The pie had been cooked in the oven. oven. Böreği fırında pişirmişti. Börek fırında pişirilmişti. We'll clean the table. The table will be cleaned. Masayı temizleyeceğiz. Masa temizlenecek. They would change the plates. The plates would be changed. Tabakları değiştireceklerdi. Tabaklar değiştirilecekti. She would have opened the The door would have been door. opened. Kapıyı açmış olacaktı. Kapı açılmış olacaktı. to see to be seen görmek görülmek to have told to have been told söylemiş olmak söylenmiş olmak writing being written yazma yazılmakta olma Çeşitli zamanlarda etken çatıdan edilgen çatıya geçişte ne gibi değişmeler yapıldığını yukarıda gördük. Örneklerde de görüldüğü gibi edilgen çatıda etken çatıdaki özneler kullanılmamıştır. Bu konuya dikkat edilmelidir. İngilizcede edilgen çatı, bir eylemi yapan kişi veya kişiler önemli olmayıp yapılan fiil ve bunun sonucu önemli olduğu zaman kullanılır. Yani bir işi yapan değil, yapılan iş önemli olduğu zaman edilgen çatı kullanılmalıdır. They sweep the streets every Sokakları her sabah süpürürler. morning. cümlesinde önemli olan sokakların her sabah süpürülme işidir. Bu işi yapan "onlar - they" öznesi önemli değildir. Bu bakımdan, The streets are swept every Sokaklar her sabah süpürülür. morning. edilgen çatısı çok daha uygun bir ifadedir. Bir etken çatı cümlesi özneyi muhafaza etmek şartıyla da edilgen çatı haline sokulabilir. They paint the walls. Duvarları boyarlar. The walls are painted by them. Duvarlar onlar tarafından boyanır. İkinci cümlede by sözcüğü ile belirtilen öznenin mevcudiyeti cümleyi iyi ve normal bir İngilizce olmaktan çıkarmaktadır. Etken çatı halinde bulunan bir cümle edilgen çatı haline bu şekilde getirilmemelidir. By ile öznenin edilgen çatıda gösterilmesi sadece pek özel durumlar için uygun olur. Örneğin, o işi yapanı da belirtmek çok önemli olduğu zaman. This painting was made by Bu tablo Rembrand tarafından yapıl- Rembrand. mıştır. These books were written by Bu kitaplar Hemingway tarafından Hemingway. yazılmıştır. Fiillerin çeşitli zamanlarda etken ve edilgen şekillerini bir liste halinde görelim: fiil zamanı etken çatı edilgen çatı geniş zaman breaks is broken şimdiki zaman is breaking is being broken geçmiş zaman broke was broken sürekli geçmiş zaman was breaking was being broken şimdiki bitmiş zaman was broken has been broken geçmişte bitmiş zaman had broken had been broken gelecek zaman wilI break will be broken şart would break would be broken mastar to break to be broken mişli mastar to have broken to have been broken şimdiki zaman ortacı breaking being broken mişli ortaç having broken having been broken Aşağıdaki örnek cümleler listedeki zaman sırasına göre verilmiştir. The cake is cooked in the oven. Pasta fırında pişirilir. She is always admired. O daima takdir edilir. English is spoken in all the İngilizce bütün dükkânlarda konu- shops. şulur. The books are sold at a reduced Kitaplar indirimli fiyatla satılır. price. The carpets are being cleaned Halılar şimdi temizleniyor. now. The list is being prepared. Liste hazırlanıyor. Our house is being whitewashed. Evimiz badana ediliyor. The windows are being cleaned. Pencereler temizleniyor. His toys were broken in the Oyuncakları bahçede kırıldı. garden. The letters were written twenty Mektuplar yirmi yıl önce yazıldı. years ago. The man was killed in an Adam bir kazada öldü. accident. The cars were taken to the police Arabalar karakola götürüldü. station. The old rulers were being thrown Eski cetveller atılıyordu. away. Our radio was being tested. Radyomuz deneniyordu. The enemy barracks were being Düşman kışlaları tahrip ediliyordu. destroyed. The walls were being painted. Duvarlar boyanıyordu. The plates have been washed. Tabaklar yıkandı. Your son's toy has been repaired. Oğlunun oyuncağı tamir edildi. The bus has been stopped. Otobüs durduruldu. The bank has been robbed. Banka soyuldu. The tyres had been changed. Lastikler değiştirilmişti. The sick horses had been shot. Hasta atlar vurulmuştu. They had been given some Onlara birkaç değerli hediye valuable presents. verilmişti. The money had been shared Para aralarında paylaşılmıştı. among them. The news will be heard soon. Haber yakında duyulacak. This poem will be remembered Bu şiir yıllarca hatırlanacak. for years. Her name will be written in Onun adı listeye yazılacak. the list. The book will be finished next Kitap gelecek ay bitirilecek. month. His neck would be broken. Boynu kırılacaktı. The money would be stolen. Para çalınacaktı. Our effort would be in vain. Gayretimiz boşuna olacaktı. The prisoner would be caught. Tutuklu yakalanacaktı. Aşağıda aynı fiilin bütün zamanlarda hem etken hem de edilgen olarak kullanılışını veriyoruz. etken çatı edilgen çatı They clean the tables. The tables are cleaned. Masaları temizlerler. Masalar temizlenir. They are cleaning the tables. The tables are being cleaned. Masaları temizliyorlar. Masalar temizleniyor. They cleaned the tables. The tables were cleaned. Masaları temizlediler. Masalar temizlendi. They were cleaning the tables. The tables were being cleaned. Masaları temizliyorlardı. Masalar temizleniyordu. They have cleaned the tables. The tables have been cleaned. Masaları temizlediler. (temiz Masalar temizlendi. (temizlenmiş durumda) durumda) They had cleaned the tables. The tables had been cleaned. Masaları temizlemişlerdi. Masalar temizlenmişti. They will clean the tables. The tables will be cleaned. Masaları temizleyecekler. Masalar temizlenecek. They would clean the tables. The tables would be cleaned. Masaları temizleyeceklerdi. Masalar temizlenecekti. Yukarıdaki gibi bir örneği de Türkçe karşılıklarını vermeden görelim: They write the letters. The letters are written. They are writing the letters. The letters are being written. They wrote the letters. The letters were written. They were writing the letters. The letters were being written. They have written the letters. The letters have been written. They had written the letters. The letters had been written. They will write the letters. The letters will be written. They would write the letters. The letters would be written. Must, should, ought to gibi yardımcı fiillerin bulunduğu cümleler yine be ve fiilin 3. şekli ile edilgen çatı haline getirilirler. They must count the forks. Çatalları saymalılar. The forks must be counted. Çatallar sayılmalı. We must finish the work soon. İşi hemen bitirmeliyiz. The work must be finished soon. İş hemen bitirilmeli. They should have opened the Pencereyi açmalıydılar. window. The window should have been Pencere açılmalıydı. opened. We ought to warn him. Onu ikaz etmemiz gerekir. He ought to be warned. Onun ikaz edilmesi gerekir. They ought to change the plan. Planı değiştirmeleri gerekir. The plan ought to be changed. Planın değiştirilmesi gerekir. iki nesneli cümlelerin edilgen çatı yapılması İçinde iki nesne olan bir cümlenin iki şekilde edilgen çatı hali yapılabilir. Bu nesnelerden her biri ayrı ayrı cümle başına getirilerek iki tür cümle elde edilir. They gave the boy an apple. Çocuğa bir elma verdiler. cümlesinde the boy ve an apple nesneleri iki ayrı şekilde kullanılabilir. The boy was given an apple. Çocuğa bir elma verildi. An apple was given to the boy. Bir elma çocuğa verildi. Böyle bir durumda daha uygun olan şekil şahıs gösteren sözcüğün edilgen çatıda özne olarak kullanılmasıdır. Yani birinci şekil (The boy was given an apple.) İngilizcede daha olağandır. edilgen çatıda edatlar Fiilden sonra bir edatı izleyen nesnelerin bulunduğu etken çatı, edilgen çatı haline sokulduğunda edat bu yapı içinde de yerini korur. They must look after the old Yaşlı insanlara iyi bakmalılar. people well. The old people must be well Yaşlı insanlara iyi bakılmalı. looked after. They laughed at the girl. Kıza güldüler. The girl was Iaughed at. Kıza gülündü. They will explain to him. Ona açıklayacaklar. He will be explained to. Ona açıklanacak. They are looking for a new house. Yeni bir ev arıyorlar. A new house is being looked for. Yeni bir ev aranıyor. We'll write to Gloria. Gloria'ya yazacağız. Gloria will be written to. Gloria'ya yazılacak. They pointed to the two famous İki ünlü heykeli işaret ettiler. statues. Two famous statues were İki ünlü heykel işaret edildi. pointed at. edilgen çatıda hal zarflarının yeri Hal zarfları edilgen çatıda ana fiilin önünde yer alır. He was well served at the cafe. Kafe'de ona iyi servis yapıldı. The office was neatly cleaned. Büro düzenli bir şekilde temizlendi. The cake is being slowly cooked. Pasta yavaş yavaş pişiriliyor. She will be properly trained. Uygun bir şekilde eğitilecek. (suppose) ile edilgen çatı Normal anlamı "tahmin etmek, zannetmek, farzetmek" olan suppose fiili edilgen çatıda değişik şekilde kullanılır. Bu durumda bir görev, gereklilik anlamı verir. You are supposed to start work İşe saat dokuzda başlamanız gere- at nine o'clock. kir. (Başlaman görevindir. Başlaman bir gerekliliktir.) He is supposed to finish the Pişirmeyi öğle yemeğinden önce cooking before lunch. bitirmesi gerekir. We are supposed to help the Diğerlerine yardım etmemiz gerekir. others. She is supposed to know how Çocuklara nasıl bakılacağını bilmesi to look after children. gerekir. Olumsuz halde, yani not supposed şeklinde kullanılınca yasak bildirir. You're not supposed to touch Bardaklara dokunmamanız gerekir. the glasses. (Dokunmanız yasak.) They are not supposed to stay Birahanede bu kadar geç vakte at the pub so late. kadar kalmamaları gerekir. She is not supposed to be in Onun bizim sınıfımızda olmaması our class. gerekir. Suppose olumlu cümlede bir görev ve gereklilik anlamı dışında "tahmin" anlamı da verebilir. She is supposed to be in London. Londra'da olduğu sanılıyor. (veya Londra'da olması gerekir.) Philip was supposed to come to Philip'in ziyafete geleceği sanı- the party. lıyordu. (veya, Philip'in ziyafete gelmesi gerekirdi.)

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:38
CONDITIONAL SENTENCES - ŞART CÜMLELERİ

Bir şeyin olmasının diğer bir şeyin olmasına bağlı olduğunu bildiren, yani bir şart ileri süren sözlere conditional sentences - şart cümleleri denir. Şart cümleleri iki bölümlüdür: if cümleciği ve ana cümlecik. If cümleciğinde şart olarak belirtilen eylem, ana cümlecikte de bu şartın gerçekleşmesi halinde meydana gelecek durum anlatılır. if they come ..... gelirlerse ..... if she reads ..... okursa ..... if Mary accepts .... . Mary kabul ederse ..... if you call ..... çağırırsan ..... If they come, they will talk to Gelirlerse sizinle konuşacaklar. you. (konuşurlar) If she reads that letter, she O mektubu okursa her şeyi will learn everything. öğrenecek. (öğrenir) I'll give her a present if Mary Mary onu kabul ederse ona bir accepts it. hediye vereceğim. (veririm) He will come if you call him. Ona telefon edersen gelecek. (gelir) Şart cümlelerinde gelecek zaman halinde bulunan bölüm Türkçeye duruma göre geniş zaman veya gelecek zaman halinde çevrilir. If they want, I'Il put the chair İsterlerse sandalyeyi buraya here. koyacağım. (veya, koyarım) Yukarıda kısaca değindiğimiz ve biri if ile başlayan iki bölümden oluştuğunu gördüğümüz şart cümleleri üç tiptir. Her bir tipin içinde farklı fiil zamanları yer alır. Bunları sırayla görelim: birinci tip şart cümleleri Bu tip şart cümlelerinde bir olasılık anlatılır. Bir şartın yerine gelmesi halinde diğer bir eylemin yapılacağı belirtilir. Bu tip cümlenin yapılış şekli konunun başında kısaca gördüğümüz, if ile başlayan geniş zaman cümleciği ile, gelecek zaman halinde ana cümlecik birleşimidir. Bu yapıda iki cümlecikten hangisinin önce söyleneceği önemli değildir. Sadece, if'li kısım önce yazılırsa bitimine virgül konulur. If he comes late, they'll watch Geç gelirse evde televizyon sey- television at home. redecekler. They'll watch television at home Geç gelirse evde televizyon sey- if he comes late. redecekler. If you work here, you'll catch Burada çalışırsan üşüteceksin. cold. If I come, I'll take you to the Gelirsem seni sinemaya götüre- cinema. ceğim. If Doris gets up early, she'll Doris erken kalkarsa bir yürüyüş take a walk. pacak. If he is a good boy, he'll help İyi bir çocuksa babasına yardım his father. edecek. They'll play in the house if it Yağmur yağarsa evde oynayacaklar. rains. She'll go for a swim if it doesn't Yağmur yağmazsa yüzmeye rain. gidecek. My son will be ill if he works Çok fazla çalışırsa oğlum hasta too much. olacak. He'll pass his examination if Çok çalışırsa sınavını geçecek. he works hard. If you leave now, you'll catch Şimdi hareket ederseniz otobüse the bus. yetişeceksiniz. ana cümlecikte can, may, must kullanılması Ana cümlede gelecek zaman yerine can, may, must ile fiiller kullanılabilir. If you go now, you'll see the Şimdi gidersen kazayı göreceksin. accident. If you go now, you can see the Şimdi gidersen kazayı görebilirsin. accident. If you go now, you may see the Şimdi gidersen kazayı görebilirsin. accident. (görmen ihtimali var) If the weather changes, we can Hava değişirse oraya yürüyebiliriz. waIk there. If she wants to be a doctor, Bir doktor olmak isterse daha she must work harder. çok çalışmalı. If they lose this card, they Bu kartı kaybederlerse başka must get another one. bir tane almalılar. ana cümlecikte geniş zaman halinde fiil kullanma If they see you, they change Sizi görürlerse planlarını değiş- their plan. tirirler. If we get up late, they also get Biz geç kalkarsak onlar da geç up late. kalkarlar. They don't sell you anything Borcunuzu ödemezseniz size hiçbir if you don't pay your debt. şey satmazlar. if cümleciğinde şimdiki zaman, bitmiş şimdiki zaman If you work hard, you'll get Çok çalışırsan hemen yorulacaksın. tired soon. If you are working, I'll bring Çalışıyorsan sana bir fincan çay you a cup of tea. getireceğim. If they are waiting for Helen, Helen'i bekliyorlarsa onu aşağı I'll send her down. göndereceğim. If she is trying to change the Lastiği değiştirmeye çalışıyorsa ona wheel, we'll help her. yardım edeceğiz. If you have cooked the meal, Yemeği pişirdiysen masayı hazırla- I'll set the table. yacağım. If she has washed the dishes, Bulaşığı yıkadıysa onları dolaba we'll put them in the cupboard. koyacağız. Birinci tip şart cümlelerini gördükten sonra bunların iki bölümden oluşan yapısını bir daha ve şematik olarak tekrar gözden geçirmeniz için ayırımlı olarak veriyoruz. if cümleciği ana cümlecik If you climb the tree, you'll see the nest. Ağaca tırmanırsan yuvayı göreceksin. (görürsün) If they run quickly, they'll catch the boy. Hızlı koşarlarsa çocuğu yakalayacaklar. (yakalarlar) If Dick comes with you, we'll play faotball. Dick seninle gelirse futbol oynayacağız. (oynarız) If she wants, she can take my umbrella. İsterse şemsiyemi alabilir. If you come late, you must wait here. Geç gelirsen burada beklemelisin. If it rains, I take a bus. Yağmur yağarsa otobüse binerim. If he is washing his socks, he'll need hot water. Çoraplarını yıkıyorsa sıcak suya ihtiyacı olacak. If you have finished your work, we'll go shopping. İşini bitirdiysen alışverişe gideceğiz. ikinci tip şart cümleleri Bu tip şart cümlelerinde if'li cümlecik geçmiş zaman halinde, ana cümlecikteki fiil geçmiş şart yapısında, yani would ile kullanılmış durumdadır. Bu tip şart cümleleri gerçekleşmesi mümkün görülmeyen, sadece olması bir an için hayal edilen bir durumu gösterirler. Bu tipte fiil zamanı geçmiş zaman olduğu halde geçmişle ilgili değildir. Şimdiki durumu belirtir. If I saw them, I would help them. Onları görsem yardım ederdim. If she had a pencil, she would Bir kalemi olsa onu sana verir. give it to you. If they gave me some money, I Bana biraz para verseler seninle would share it with you. paylaşırım. He would tell you if he knew the Cevabı bilse sana söyler. answer. If I were you, I would buy that Senin yerinde olsam o arabayı car. alırım. If he were rich, he would support Zengin olsa bizi destekler. us. We would learn English easily İngiltere'ye gitsek İngilizceyi if we went to England. kolayca öğreniriz. She would buy a bicycle if she Yeterli para kazansa bir bisiklet earned enough money. alır. would yerine might, could Bu tip cümlelerde would yerine might, could kullanılarak biraz değişik anlamlar elde edilir. If he knew the answer, he would Cevabı bilse yazar. write it. If he knew the answer, he might Cevabı bilse yazabilir. write it. If he knew the answer, he could Cevabı bilse yazabilir. write it. If it rained, we would stay at Yağmur yağarsa evde otururuz. home. If it rained, we might stay at Yağmur yağarsa evde oturabiliriz. home. If it rained, we could stay at Yağmur yağarsa evde oturabiliriz. home. İkinci tip şart cümlelerinin yapısını da aşağıda bir daha ve ayrı şekilde görelim: if cümleciği ana cümlecik If you climbed the tree, you would see the nest. Ağaca tırmanırsan yuvayı görürsün. If I were a bird, I would fly to my country. Bir kuş olsam ülkeme uçarım. If she were a good girl, she would help her mother. İyi bir kız olsa annesine yardım eder. If you invited him, he would come. Onu davet edersen gelir. If Mary waited outside, she would see the visitors. Mary dışarıda beklerse ziyaretçileri görür. If you wrote to me, I would answer you. Bana yazarsan sana cevap veririm. If we listened to the radio, we could learn the news. Radyoyu dinlersek haberleri öğrenebiliriz. If the bridge broke, many people might die. Köprü yıkılsa birçok insan ölebilir. üçüncü tip şart cümleleri Bu tip şart cümlelerinde if'li kısım past perfect - geçmişte bitmiş zaman, ana cümlecik ise mişli şart yapısındadır. If you had invited Gerald, he Gerald'ı davet etmiş olsaydın, gel- would have come. miş olurdu. (Gerald'ı davet etsey- din gelirdi.) Bu tip cümlede eylemlerin gerçekleşmiş olması mümkün değildir. Bu sözlerle sadece onlar yapılmış olsaydı ne olurdu gibi bir tahmin veya hayal ifade edilmektedir. Yukarıdaki örnekte ne Gerald davet edilmiş, ne de o gelmiştir. Sadece böyle bir davet yapılmış olsa onun gelmiş olacağı düsünülmektedir. If she had written the letter, Mektubu yazsaydı onu postalardım. I would have posted it. If you had started earlier, you Daha erken hareket etseydiniz would have arrived in Rome at Roma'ya dörtte varırdınız. four. If he had not caught the cup, it Fincanı yakalamasaydı o kırılırdı. would have broken. He would have died if the hunters Avcılar onu bulmasa ölürdü. had not found him. If we had read the letter, we Mektubu okusaydık gerçeği would have learnt the truth. öğrenirdik. would yerine could, might If I had known, I would have Bilsem giderdim. gone. If she had known, she might Bilse sana telefon ederdi. have caIled you. If we had seen them, we could Onları görsek onlarla konuşurduk. have talked to them. Üçüncü tip şart cümlelerinin yapısını da aşağıdaki örneklerde bir daha görelim: if cümleciği ana cümlecik If you had finished your work, we would have gone out. İşini bitirmiş olsan dışarı çıkmış olurduk. (çıkardık) If Mary had told me, I would have come earlier. Mary bana söyleseydi daha erken gelirdim. If he had sold his old car, he would have bought a new one. Eski arabasını satsaydı yenisini alırdı. If we had not come in time, the house would have caught fire. Zamanında gelmeseydik ev tutuşmuş olurdu. If the tourists had stayed at the they would have stayed longer. new hotel, Turistler yeni otelde kalsaydı daha uzun kalırlardı. If she had washed the dishes, she would have come with you. Bulaşıkları yıkasaydı sizinle gelirdi. if cümleciğinde will - would kullanılması Genel olarak if cümlesinde will, would kullanılmaz. Fakat bazı hallerde cümleciğe ayrı bir anlam katarak kullanılırlar. Kibar bir soru sormak için will, would sözcükleri if cümleciğinde yer alabilirler. Would ile yapılan şekil daha kibar bir talep gösterir. If you will give me your pen, Lütfen bana kaleminizi verirseniz I'll write my name. adımı yazacağım. If you will wait a little, Mary Lütfen biraz beklerseniz Mary will come at once. derhal gelecek. If you would tell me your name, Lütfen bana adınızı söylerseniz onu I'Il write it in the list. listeye yazacağım. If he will fill the form, we'll Lütfen formu doldurursa ona gerekli give him the necessary informa- bilgiyi vereceğiz. tion. If she would accept our offer, Bizim teklifimizi lütfen kabul we'll be very glad. ederse çok memnun olacağız. If you'll show me the way, I'II Lütfen bana yolu gösterirseniz çok be most thankful. müteşekkir olacağım. If you would take your bag, Lütfen çantanızı alırsanız masayı I'll set the table. hazırlayacağım. Bu cümlelerde won't kullanılırsa "kabul etmemek" anlamı verilmiş olur. If he won't accept the offer, Teklifi kabul etmezse başka we'll find another buyer. bir alıcı buluruz. If they won't come with us, Bizimle gelmezlerse yalnız we'll go alone. gideriz. If'li cümlecikte would like kullanılabilir. Kibar bir soru seklidir. If you would like another cake, Başka bir pasta isterseniz onu I'll bring it at once. derhal getiririm. If you would like to see them, Onları görmek isterseniz sizi I can take you there. oraya götürebilirim. If cümleciği, dilek kipinde olduğu gibi were ile kullanılır. If I were a King, I would be Bir kral olsam mutlu olurdum. very happy. If Mary were here, she would Mary burada olsa bize şarkı sing for us. söyler. If I were you, I would sell Yerinde olsam otomobilini satarım. your car. If I were you, I would arrange Yerinde olsam mobilyayı değişik the furniture differently. biçimde yerleştiririm. If she were given some money, Ona biraz para verilse yeni elbi- she would buy new dresses. seler alır. if not yerine unless Birçok durumda unless sözcüğü if not yerine kullanılabilir. If you don't come, they'll leave Siz gelmezseniz erken gidecekler. early. Unless you come, they'll leave Siz gelmezseniz erken gidecekler. early. If she doesn't like it, I'll Onu sevmezse başka bir tane give her another one. vereceğim. Unless she likes it, I'll give Onu sevmezse başka bir tane her another one. vereceğim. Unless you change your mind, Fikrini değiştirmezsen evde we'll stay at home. kalacağız. if yerine had ve were kullanılması Şart cümlelerinin üçüncü şeklinde gördüğümüz cümlelerde had sözcüğü if yerine geçebilir. Fakat bu çok kullanılan bir şekil değildir. Sadece kitaplarda rastlanabilir. If they had sold their house, Evlerini satsalardı Fransa'ya gider- they would have gone to France. lerdi. Had they sold their house, they Evlerini satsalardı Fransa'ya would have gone to France. giderlerdi. If she had learnt the truth, she Gerçeği öğrenseydi arkadaşlarına would have told her friends. söylerdi. Had she learnt the truth, she Gerçeği öğrenseydi arkadaşlarına would have told her friends. söylerdi. If I were a rich man, I would Zengin bir adam olsam sana yardım help you. ederim. Were I a rich man, I would Zengin bir adam olsam sana yardım help you. ederim. Were I in your place, I would Yerinde olsam mavi bir şapka giye- wear a blue hat. rim. if only Only sözcüğü şart cümlelerinde if yanında kullanılarak fiilin zamanına göre istek, ümit, esef, üzüntü ifade eder. Geniş zaman halinde istek, ümit gösterir. If only we learn these words Bu sözcükleri çabucak öğreniversek quickly, we'll be very happy. çok mutlu olacağız. (umarız öğreni- riz) If only he studies his lessons, Derslerine çalışsa başarılı olur. he'll be successful. (umarız başarılı olur) Geçmiş zaman halinde üzüntü ifade eder. If only he didn't come so late. O kadar geç gelmese. (geç gelmesi üzücü) If only I knew the answer, I Cevabı bilsem açıklarım. (maalesef would explain it to you. bilmiyorum) If only I had known the answer, Cevabı bilsem sana açıklardım. I would have explained it to you. (maalesef bilmiyordum)

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:38
THE INFINITIVE - MASTAR

Fiilin bir zaman belirtmeyen kök haline "the infinitive - mastar" denir. Mastar yalın halde veya önünde to ile birlikte bulunur. Türkçede mastar eki "-mek, -mak" mastar halinde bulunan fiilin yanında ona bitişik yazılır. Bunun İngilizce karşılığı olan to ise mastar halinde bulunan fiilin önünde yer alır. go git to go gitmek to sell satmak to see görmek İngilizcede mastarlar belirli fiillerin arkasında ve çeşitli yapıların içinde bazan to eki almış olarak bazan to almaksızın değişik anlamlar vermek üzere kullanılırlar. Önce, çoğu zaman kendilerini to almış mastarlar izleyen fiil gruplarını ele alarak inceleyelim. Şu fiiller genellikle kendilerinden hemen sonra bir mastar alırlar: plan "planlamak" fail "başaramamak" offer "teklif etmek" agree "razı olmak" manage "başarmak, idare etmek" appear "görünmek" learn "öğrenmek" arrange "tertip etmek" hope "ummak" attempt "teşebbüs etmek" hesitate "tereddüt etmek" promise "söz vermek" forget "unutmak" refuse "reddetmek" seem "görünmek" care "istekli olmak" try "yapmaya çalışmak" decide "karar vermek" neglect "ihmal etmek" We plan to visit them tomorrow. Onları yarın ziyaret etmeyi plan- lıyoruz. They offered to take us to the Bizi göle götürmeyi teklif ettiler. lake. She managed to put the box on Kutuyu rafa koymayı başardı. the shelf. We learnt to play the piano. Piyano çalmayı öğrendik. I am learning to write with Sol elimle yazmayı öğreniyorum. my left hand. He hopes to finish school this Bu yıl okulu bitirmeyi ümit year. ediyor. The man hesitates to touch the Adam köpeğe dokunmaya tereddüt dog. ediyor. My son forgot to post the letter. Oğlum mektubu postalamayı unuttu. The girl failed to pass the test. Kız testten geçmeyi başaramadı. The farmer agrees to sell us Çiftçi bize biraz sebze satmaya razı some vegetables. oluyor. She appears to know everything Bizim hakkımızda her şeyi bilir about us. görünüyor. The teacher arranged to visit Öğretmen birkaç müze ziyaret some museums. etmeyi düzenledi. The driver attempted to push Şoför otomobili yokuş yukarı the car up the hill. itmeye teşebbüs etti. She promised to come early. Erken gelmeye söz verdi. We'll refuse to follow their Onların planını izlemeyi redde- plan. deceğiz. The woman seems to know Kadın yemek pişirme hakkında nothing about cooking. hiçbir şey bilmez görünüyor. She'll try to paint the walls. Duvarları boyamaya çalışacak. I decided to sell my car. Arabamı satmaya karar verdim. We don't care to play football Şimdi futbol oynamak istemiyoruz. now. You mustn't neglect to take İlacını düzenli olarak almayı ihmal your medicine regularly. etmemelisiniz. Bu grup ve bu gruba ilave edilebilecek fiillerden bazıları her zaman bir mastar tarafından izlenmezler. Bazan başka bir yapı içinde de kullanılabilirler. Örneğin, that ve that .... should ile yapılan yan cümleler de mastar yerine kullanılabilir. She decides to come early. Erken gelmeye karar verir. She decides that she will come Erken gelmeye karar verir. early. I forgot to tell you the news. Size haberi söylemeyi unuttum. I forgot that I didn't tell Size haberi söylemediğimi you the news. unuttum. We agreed to go there. Oraya gitmek için anlaştık. We agreed that we should go Oraya gitmek için anlaştık. there. They demanded to know the truth. Gerçeği bilmek istediler. They demanded that they should Gerçeği bilmek istediler. know the truth. Bazı fiiller how, which, what, when, where gibi soru sözcüklerini izleyen bir isim ve onun ardından bir mastar alırlar. Bunların başlıcaları şunlardır: understand "anlamak" discover "keşfetmek" think "düşünmek" forget "unutmak" show "göstermek" know "bilmek" ask "sormak" learn "öğrenmek" remember "hatırlamak" see "görmek" decide "karar vermek" We know where to find them. Onların nerede bulunacağını biliyoruz. They asked when to come. Ne zaman gelineceğini sordular. She knows how to make a cake. Nasıl pasta yapılacağını bilir. The man decided what to drink. Adam ne içeceğine karar verdi. Mary forgot what to say to her Mary annesine ne söyleyeceğini mother. unuttu. The tourists learnt how to say Turistler nasıl "günaydın" deni- "good morning". leceğini öğrendiler. My daughter asked how to answer Kızım anketteki sorulara nasıl the questions on the questionnaire. cevap verileceğini sordu. I remember how to play this Bu oyunun nasıl oynanacağını game. hatırlıyorum. I can't decide which to take Hangisinin önce alınacağına first. karar veremiyorum. We are thinking where to park Arabayı nerede park edeceğimizi the car. düşünüyoruz. Show me how to open the box, Lütfen bana kutunun nasıl açılacağı- please. nı göster. She discovered where to find Ucuz giysilerin nerede bulunacağını cheap dresses. keşfetti. I know what to say when I see Onları tekrar gördüğümde ne söyle- them again. yeceğimi biliyorum. Mastar veya bir nesne ile mastar tarafından izlenen fiiller şunlardır: ask "sormak" hate "nefret etmek" expect "ummak" help "yardım etmek" intend "niyetinde olmak" like "hoşlanmak" want "istemek" prefer "tercih etmek" wish "dilemek" They want to learn English. İngilizce öğrenmek istiyorlar. They want their daughter to learn Kızlarının İngilizce öğrenmesini English. istiyorlar. She expects to finish the work İşi yakında bitireceğini umuyor. soon. She expects the maid to finish Hizmetçinin işi yakında bitireceğini the work soon. umuyor. He asked to have a look at the Resme bir bakmak istedi. picture. He asked his son to have a look Oğlunun resme bir bakmasını istedi. at the picture. They help to build a church. Bir kilise inşa etmeye yardım ederler. They help the villagers to build Köylülerin bir kilise inşa etmesine a church. yardım ederler. We wish to see the football Futbol maçını görmeyi arzu ederiz. match. We wish you to see the football Futbol maçını görmenizi arzu match. ederiz. The students prefer to play in Öğrenciler bahçede oynamayı tercih the garden. ederler. The students prefer their friends Öğrenciler arkadaşlarının bahçede to play in the garden. oynamalarını tercih ederler. My son likes to swim in the Oğlum yüzme havuzunda yüzmeyi swimming pool. sever. My son likes us to swim in the Oğlum bizim yüzme havuzunda yüz- swimming pool. memizi sever. Helen intends to buy a colour Helen renkli televizyon almaya television. niyetlidir. Helen intends her son to buy Helen oğlunun renkli televizyon a colour television. almasını planıyor. She hates to drink her tea in Çayını yatak odasında içmekten the bedroom. nefret eder. She hates them to drink tea in Yatak odasında çay içmelerinden the bedroom. nefret eder. nesne ve mastar tarafından izlenen fiiller Bu grupta olan fiillerin başlıcaları şunlardır: advise "tavsiye etmek" allow "izin vermek" ask "istemek, rica etmek" encourage "cesaret vermek" command "emretmek" forbid "yasaklamak" force "zorlamak" instruct "bilgi vermek" invite "davet etmek" order "emretmek" persuade "ikna etmek" remind "hatırlatmak" show "göstermek" teach "öğretmek" tell "anlatmak" urge "zorlamak" Listelerde görüldüğü gibi bazı fiiller birkaç listede yer almaktadır. Bunlar çeşitli şekillerde kullanılabildikleri için ayrı listelere girmişlerdir. They advised us to take another Başka bir konu almamızı tavsiye subject. ettiler. She asked me to bring her an Ona bir şemsiye getirmemi istedi. umbrella. He commands the soldiers to Askerlere nehri geçmelerini cross the river. emreder. The woman will encourage the Kadın, kızların Türkçe öğrenmeleri girls to learn Turkish. için cesaret verecek. They'll forbid them to visit the Hastaları cumartesi günleri ziya- patients on Saturdays. ret etmelerini yasaklayacaklar. He forces his son to study his Oğlunu derslerini hafta sonlarında lessons at weekends. çalışmaya zorlar. The mechanic instructed me to Teknisyen bana küçük düğmeye press the small button. basmam talimatını verdi. The young lady asked us to help Genç hanım bizi yoksul çocuklara the poor children. yardım etmeye davet etti. We'll order them to leave our Arazimizi derhal terketmelerini land at once. emredeceğiz. Can she persuade the teacher Öğretmeni sınavı ertelemeye ikna to postpone the exam? edebilir mi? He reminded us to turn off the Işıkları söndürmemizi hatırlattı. lights. She'll request them to turn on Televizyonu açmalarını talep the television. edecek. (isteyecek) He showed me how to change the Bana tekerleğin nasıl değişti- wheel. rileceğini gösterdi. I'Il teach you how to make apple Sana elmalı turtanın nasıl ya- pie. pılacağını öğreteceğim. I'Il teach you how to play Sana basketbolun nasıl oynanacağı- basketball. nı öğreteceğim. He told me how to hold the ball. Bana topun nasıl tutulacağını anlattı. He told me to bring the Bana sandalyeyi getirmemi söyledi. chair. Son iki örnekte tell fiilinin how ile kullanılma halinde anlamının değiştiğini görüyoruz. Teach fiilinde ise how ile veya onsuz olarak yapılan sözlerde bir fark olmadığı görülüyor. (to) suz mastar alan fiiller Make ve let fiilleri to'suz mastar alırlar. She made the men work in her Adamları bahçesinde çalıştırdı. garden. I'll make her change her hat. Ona şapkasını değiştirteceğim. They made me write the Bana cümleleri iki kere yazdırdılar. sentences twice. The policeman made the man Polis adamı saatlerce bekletti. wait for hours. The girl let us use her books. Kız onun kitaplarını kullanmamıza izin verdi. (kullandırttı) We'll let them stay here. Burada kalmalarına izin vereceğiz. He didn't let me open the Bana pencereyi açtırtmadı. window. Duyu fiili olan, feel "hissetmek" hear "işitmek" see "görmek" watch "seyretmek" fiilleri de to'suz mastar alırlar. I feel the noises come nearer. Gürültülerin yaklaştığını hissediyo- rum. You see the lions run after the Aslanların geyiğin ardından koş- deer. tuğunu görüyorsunuz. We heard the teacher open the Öğretmenin kapıyı açtığını işittik. door. The boys watched the planes fly Çocuklar uçakların uçak gemisi over the aircraft carrier. üzerinde uçuşunu seyrettiler. Will, shall, can, may, do, must yardımcı fiilinden sonra mastar to'suz olarak kullanılır. Need ve dare yardımcı fiilleri ise do ve will ile birlikte kullanıldıkları zaman to'lu mastar alırlar. They will come soon. Yakında gelecekler. We shall learn their methods. Onların yöntemlerini öğreneceğiz. He cannot follow the others. Diğerlerini izleyemez. She doesn't know your name. Sizin adınızı bilmiyor. We may come in the afternoon. Öğleden sonra gelebiliriz. The girl must read this book. Kız bu kitabı okumalı. You needn't go now. Şimdi gitmek zorunda değilsiniz. You don't need to go now. Şimdi gitmek zorunda değilsiniz. We dared not ask her to join us. Bize katılmasını teklif etmeye cesaret edemedik. We didn't dare to ask her to Bize katılmasını teklif etmeye join us. cesaret edemedik. Would rather ve had better ile yine to'suz mastar kullanılır. She would rather wait here. Burada beklemeyi tercih eder. We would rather play football. Futbol oynamayı tercih ederiz. They would rather take a taxi. Taksiye binmeyi tercih ederler. He had better take an umbrella. Bir şemsiye almalı. (Şemsiye alması iyi olur.) I had better do my homework Ev ödevimi şimdi yapmalıyım. now. Birkaç fiil, nesneden sonra mastar halinde to be fiilini alırlar. consider "...olarak düşünmek" know "bilmek" believe "inanmak" suppose "farzetmek" think "düşünmek" understand "anlamak" He is believed to be a brave man. Onun cesur bir adam olduğuna inanılır. She is thought to be the first Onun dünyada ilk hemşire alduğu nurse in the world. düşünülür. (Böyle bir kanı vardır.) They are known to be expert Onlar uzman balıkçılar olarak fishermen. bilinirler. These questions are supposed to Bu sorular onlar için çok kolay be very easy for them. farzediliyor. He is supposed to be at school. Okulda olduğu farzediliyor. (come) ve (go) fiillerinden sonra mastarlarla amaç bildirme Bu durumda mastar "...mek için, ...mek amacıyla" anlamını verir. She came here to learn English. Buraya İngilizce öğrenmek için (İngilizce öğrenmeye) geldi. The workman went to stop the İşçi makineyi durdurmaya gitti. machine. I'll go upstairs to change the Lambaları değiştirmek için üst kata lamps. gideceğim. He came to Berlin to improve his Almancasını ilerletmek için Berlin'e German. geldi. The inspector came to check the Müfettiş evrakları kontrol etmek için documents. geldi. His daughter went to buy some Kızı biraz yiyecek almak için gitti. food. I came to talk to her. Onunla konuşmak için geldim. The villagers went to rescue the Köylüler gemiyi kurtarmak için ship. gittiler. Mastar, isim ve zamirlerle kullanılarak onlar üzerinde nasıl bir eylem yapılacağını göstermek için kullanılabilir. She has a lot of work to do. Yapacak çok işi var. I have two more letters to read. Okuyacak iki mektubum daha var. They bought a bottle of wine to Akşam yemeğinde içmek için bir drink at dinner. şişe şarap aldılar. There are some shirts to wash. Yıkanacak birkaç gömlek var. Wa have nothing to talk about. Konuşacak hiçbir şeyimiz yok. Bring me a table to write on. Bana üzerinde yazacak bir masa getir. It is, it was ile başlayıp bir sıfat ile devam eden ve önünde of olan bir şahıs zamiri ile biten yapıda da mastar kullanılır. It is good of you to give me Bana yerinizi vermeniz bir iyi- your seat. liğiniz. (Bana yerinizi vermekle iyilik ediyorsunuz) It is wise of him to carry an Londra'da bir şemsiye taşımakla umbrella in London. akıllılık ediyor. It is nice of you to help your Arkadaşlarınıza yardım etmekle friends. iyilik ediyorsunuz. It is silly of him to fight with Daha büyük çocuklarla kavga older boys. etmesi onun aptallığı. It was kind of him to ask me Bana çok kolay sorular sormakla very easy questions. nezaket gösterdi. It was honest of her to bring Para dolu çantamı bana getirmekle me my waIlet full of money. dürüstlük gösterdi. Bu cümlelerin tipinde olan, fakat içinde of ile şahıs zamiri bulunmayan cümlelerde de mastarlar sıfatları izleyerek kullanılırlar. It is strange to find old friends Eski arkadaşları burada bulmak here. tuhaf. It is lovely to swim in such a Böyle ılık bir suda yüzmek hoş. warm water. It is easy to learn English in İngilizceyi Londra'da öğrenmek London. kolay. It is astonishing to have such Şubatta böyle güzel bir hava olması fine weather in February. hayret. lt is ridiculous to keep your Evliliğinizi sır olarak saklamanız marriage a secret. gülünç. It was crazy to climb that tree. O ağaca tırmanmak çılgınlıktı. It was extraordinary to find a Bu kadar eski bir şarap bulmak- wine so old. olağanüstüydü. It was difficult to understand Onu anlamak güçtü. her. It is impossible to please them. Onları memnun etmek imkânsızdır. Sıfatlarla mastarlar yukarıdaki yapıdan değişik olarak da kullanılırlar. Bu sıfatlardan his ve heyecan gösterenler şunlardır. astonished "hayret etmiş" happy "mutlu" glad "memnun" surprised "hayret etmiş" disappointed "hayal kırıklığına sad "üzgün" uğramış" I am glad to know you. Sizi tanıdığıma (tanıştığımıza) memnunum. She is happy to give you the Size iyi haberi vermekle mutludur. good news. We are disappointed to find you Sizi böyle bir yerde bulduğumuz in such a place. için hayal kırıklığına uğradık. (şaşırdık) They'll be surprised to find Bizi kapıda bulunca şaşıracaklar. us at the door. Bunlar dışında, mastarla kullanılan şu sıfatlar da sık rastlanan sıfatlardandır. anxious "merakta, meraklı" due "vakti gelmiş" inclined "eğilimli" ready "hazır" reluctant "isteksiz" unwilling "isteksiz" willing "istekli" bound "giden" prepared "hazırlıklı" He is prepared to hear the bad Kötü haberi işitmeye hazırlıklıdır. news. We are anxious to know your Arkadaşlarınızı tanımayı merak friends. ediyoruz. The train is due to leave now. Trenin şimdi hareket etme vakti. The children are inclined to Çocuklar geç yatma eğilimindedir. go to bed late. My son is reluctant to work on Oğlum pazar günü çalışmaya istek- Sunday. sizdir. The girls are ready to help Kızlar annelerine yardım etmeye their mother. hazırdırlar. These buses are bound for Paris. Bu otobüsler Paris'e gidiyor. The old woman is anxious to get Yaşlı kadın kocası hakkında bilgi information about her husband. almak için meraktadır. Some young men are willing to Bazı delikanlılar ciddi kitaplar read serious books. okumaya isteklidirler. (too, enough) sözcüklerinden sonra mastar Too sözcüğünü izleyen bir sıfat ve sonra mastar gelen cümleler: She is too young to carry these Bu sandalyeleri taşıyamayacak chairs. kadar küçüktür. We are too tired to walk to the Büroya yürüyemeyecek kadar yor- office. gunuz. They are too proud to beg for Yardım için dilenemeyecek kadar help. gururludurlar. The man is too fat to sit on Adam bir tek yere oturamayacak one seat. kadar şişmandır. Your mother is too old to wear Anneniz böyle elbiseler giyemeye- such dresses. cek kadar yaşlıdır. The bag is too heavy to carry. Çanta taşınamayacak kadar ağırdır. The tea was too hot to drink. Çay içilemeyecek kadar sıcaktı. The hat was too wet to put on. Şapka giyilemeyecek kadar ıslaktı. The chairs were too expensive Sandalyeler satın alınamayacak to buy. kadar pahalıydı. Bu tip cümlede sıfat yerine zamir de konulabilir. She speaks too quickly to be Anlaşılamayacak kadar hızlı understood. konuşur. They came too late to go to the Sinemaya gidilemeyecek kadar cinema. geç geldiler. (enough) sözcüğü önünde bir sıfat, arkasında mastar The boy is clever enough to Çocuk seni anlayacak kadar akıl- understand you. lıdır. We are old enough to go there Oraya kendi kendimize gidecek ka- by ourselves. dar yaşlıyız. (büyüğüz) Harold is talI enough to reach Harold üst rafa erişecek kadar the upper shelf. uzundur. The book is easy enough to give Kitap küçük çocuklara verilecek to small children. kadar kolaydır. The beer is cold enough to drink. Bira içilecek kadar soğuktur. She is young enough to wear such Böyle giysileri giyebilecek kadar dresses. gençtir. The table is strong enough to Masa, üzerinde durulacak kadar stand on. sağlamdır. Our car is big enough to hold Otomobilimiz bütün aileleri alacak all the families. kadar büyüktür. Enough sözcüğünü bir isim de izleyebilir. She hasn't enough flour to make Pasta yapmak için yeterli unu yok. a cake. We didn't know enough English Onlarla konuşmaya yeterli İngilizce to speak to them. bilmiyorduk. Have we enough time to drink Biraz daha şarap içmek için yeterli some more wine? vaktimiz var mı? They bought enough potatoes to Kış boyunca yemek için yeterli eat during winter. patates satın aldılar. mastarın özne olarak kullanılması To help the poor is our duty. Yoksullara yardım etmek görevimizdir. To learn a language is a necessity. Bir dil öğrenmek zorunluluktur. To write stories is a hobby for Hikâyeler yazmak Ingrid için Ingrid. bir hobidir. To watch television seems helpful Televizyon seyretmek öğrenenler for the learners. için yararlı görünüyor. Fakat bu cümleleri it ile başlayan cümlelerle ifade etmek çoğu zaman daha uygun olur. It is useful to walk for half Her sabah yarım saat yürümek an hour every morning. yararlıdır. It is difficult to drive in the Siste araba kullanmak zordur. fog. bazı deyim ve cümleciklerde mastarlar I haven't a word to say. Söyleyecek tek sözüm yok. I haven't a rag to wear. Giyecek bir pırtım yok. There is not a bite to eat. Bir lokma yiyecek yok. There is not a drop to drink. Bir damla içecek yok. There is not a moment to lose. Kaybedecek bir an yok. There is not a seat to be had. Oturacak bir yer yok. There is not a sound to be heard. Hiç ses seda yok. There is not a soul to be seen. Görünürde canlı (bir kul) yok. mişli mastar Have ve fiilin 3. şeklinden meydana gelir. to have broken kırılmış olmak to have seen görmüş olmak to have looked bakmış olmak to have wanted istemiş olmak Mişli mastar şart cümlelerinde üçüncü tip içinde kullanılır. If we had started earlier, we Daha önce yola çıksaydık onlara would have met them. rastlardık. Should, would ile yerine gelmemiş bir isteği gösterir. I should like to have bought it. Onu satın almış olmak isterdim. I should have liked to buy it. Onu satın almış olmak isterdim. I should have liked to have Onu satın almış olmak isterdim. bought it. They would have caught the bus. Otobüse yetişmiş olacaklardı. She could have swum to the other Diğer tarafa yüzebilmiş olacaktı. side.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:39
THE GERUND - İSİM FİİL

İsim fiil, fiilin köküne ing eklenerek elde edilmiş ve bir fiil olduğu kadar isim görevini de yapan bir sözcüktür. walking yürüme, yürüyüş reading okuma, okuyuş speaking konuşma, konuşuş writing yazma, yazış sleeping uyuma, uyuyuş Swimming is a good sport. Yüzme iyi bir spordur. Walking makes one healthy. Yürüyüş insanı sağlıklı yapar. Reading a page every day will Her gün bir sayfa okuma İngilizceni improve your English. ilerletecek. Smoking is not allowed here. Burada sigara içmeye müsaade edilmez. Beating a child will do harm. Çocuğu dövme zarar getirir. İsim fiiller aşağıda başlıcalarını gördüğümüz fiillerle kullanılarak cümlede onları izlerler. admit "kabul etmek" appreciate "takdir etmek" avoid "kaçınmak" consider "planlamak, düşünmek delay "geciktirmek" deny "inkâr etmek" dislike "hoşlanmamak" enjoy "hoşlanmak" escape "kaçmak" excuse "bağışlamak" finish "bitirmek" forgive "bağışlamak" imagine "tahayyül etmek" keep "devam etmek, korumak" mind "itirazı olmak, mahzur postpone "ertelemek" görmek" prevent "önlemek" remember "hatırlamak" propose "teklif etmek" risk "tehlikeyi göze almak" resist "direnmek" suggest "önermek" stop "durdurmak, kesmek" give up "vazgeçmek" understand "anlamak" I admit breaking the glass. Bardağı kırdığımı kabul ediyorum. We must avoid drinking when Araba kullanırken içmekten kaçın- we drive. malıyız. They delayed visiting the Bakanı ziyaret etmeyi ertelediler. minister. She dislikes eating at home on Cumartesi akşamları evde yemekten Saturday evenings. hoşlanmaz. You can't escape helping your Karına mutfakta yardım etmekten wife in the kitchen. kaçınamazsın. He appreciates our working so Bu kadar dikkatle çalışmamızı carefully. takdir eder. They consider going to Italy Gelecek yıl İtalya'ya gitmeyi plan- next year. lıyorlar. Can you deny taking my pen? Kalemimi aldığını inkâr edebilir misin? I enjoy swimming in a warm Ilık bir yüzme havuzunda yüzmekten swimming pool. hoşlanırım. Please excuse my coming late. Lütfen geç gelişimi mazur görün. We finished writing the letters. Mektupları yazmayı bitirdik. You must forgive their breaking Pencerenizi kırmalarını affet- your window. melisiniz. I can't imagine their stealing Sizin paranızı çalmalarını tahayyül your money. edemiyorum. She keeps shouting at the boys. Çocuklara bağırmaya devam eder. Do you mind opening the Pencerenin açılmasında mahzur window? görür müsünüz? Can we postpone going Alışverişe gitmeyi erteleyebilir shopping? miyiz? They tried to prevent bleeding. Kanamayı durdurmaya çalıştılar. She proposed going to another Başka bir yere gitmeyi teklif etti. place. I remember seeing you at Sizi bir düğünde gördüğümü a wedding party. hatırlıyorum. Can you resist your mother's Annenin ısrar etmesine karşı insisting? koyabilir misin? We risk losing everything. Her şeyi kaybetmeyi göze alıyoruz. He stopped smoking. Sigara içmeyi bıraktı. Do you suggest changing our Planımızı değiştirmemizi mi plan? öneriyorsun? I don't understand his marrying O kızla evlenmesini anlamıyorum. that girl. Bu cümlelerde isim fiil önünde şahıs zamirinin mülkiyet hali de, -i, -e hali de kullanılabilir. Her ikisi de doğrudur. Mülkiyet hali yazı dilinde kullanılır. -i, -e halindeki zamirler ise daha çok konuşma dilinde tercih edilir. Do you mind his joining us? Bize katılmasında sakınca görür müsünüz? Do you mind him joining us? Bize katılmasında sakınca görür müsünüz? They remember my running in Bahçede koşmamı hatırlıyorlar. the garden. They remember me running in Bahçede koşmamı hatırlıyorlar. the garden. I don't understand his smoking Bu kadar çok sigara içmesini so much. anlamıyorum. I don't understand him smoking Bu kadar çok sigara içmesini so much. anlamıyorum. They'll object to their talking in Parlamentoda konuşmalarına itiraz parliament. edecekler. They'll object them talking in Parlamentoda konuşmalarına itiraz the parliament. edecekler. We can't imagine your refusing Borcu ödemeye itiraz edeceğinizi to pay the debt. tahayyül edemiyoruz. We can't imagine you refusing Borcu ödemeye itiraz edeceğinizi to pay the debt. tahayyül edemiyoruz. Zamirler yerinde başka isim de bulunabilir. Bunlar da yalın veya mülkiyet halinde olabilirler. I don't like Edward's coming so Edward'ın bu kadar geç gelişini late. beğenmiyorum. I don't like Edward coming so Edward'ın bu kadar geç gelişini late. beğenmiyorum. They forgave the girl's telling Kızın yalan söyleyişini affettiler. lies. They forgave the girl telling Kızın yalan söyleyişini affettiler. lies. We'll prevent Tom's helping his Tom'un kötü arkadaşlarına yardım bad friends. edişini önleyeceğiz. We'll prevent Tom helping his Tom'un kötü arkadaşlarına yardım bad friends. edişini önleyeceğiz. I don't object to the man's Adamın erken ayrılışına itiraz leaving early. etmem. I don't object to the man Adamın erken ayrılışına itiraz leaving early. etmem. edatlardan sonra isim fiil Bir edatı izleyen fiil, isim fiil şekline girer. I object to waiting here. Burada beklemeye itiraz ediyorum. Why do you insist on giving Çocuğa bu ilacı vermekte niçin ısrar the child this medicine? ediyorsunuz? I'm afraid of making mistakes. Hatalar yapmaktan korkuyorum. They'll give up going to the Dağa gitmekten vazgeçecekler. mountain. I'm looking forward to seeing my Kızımı görmeyi dört gözle daughter. bekliyorum. We are looking forward to moving Yeni dairemize taşınmayı dört to our new apartment. gözle bekliyoruz. She is looking forward to shop- Selfridges'te alışveriş yapmayı ping in SeIfridges. dört gözle bekliyor. They kept on watering the plant Bitkiyi uzun süre sulamaya devam for a long time. ettiler. He doesn't care for living in a Küçük bir köyde yaşamaya aldırış small village. etmez. You must test it before walking Buz üzerinde yürümeden önce onu on the ice. denemelisiniz. She takes the glasses to the Onları kırmadan bardakları mutfağa kitchen without breaking them. götürür. He is not good at swimming. Yüzmede iyi değildir. My son is used to waiting in Oğlum futbol maçları için kuyruk- queues for football matches. larda beklemeye alışıktır. I prefer sitting here to walking Burada oturmayı ormanda yürü- in the forest. meye tercih ederim. Hilda is thinking of visiting Hilda arkadaşlarını ziyaret etmeyi her friends. düşünüyor. Are you interested in playing Satranç oynamayla ilgilenir chess? misiniz? It's no use ve worth ile de isim fiil çok kullanılır. The film was worth watching. Film seyretmeye değerdi. The books are worth reading. Kitaplar okumağa değer. It's no use waiting here. Burada beklemenin yararı yok. It's no use trying to cheat them. Onları kandırmağa çalışmanın yararı yok. (mind) fiili ile isim fiil Mind fiili soru ve olumsuz cümlelerde isim fiille kullanılır. Mastarla hiç kullanılmaz. Soru halinde kullanıldığında kibar bir soru oluşturur. Would ile birlıkte olursa daha kibar bir soru yapılmış olur. Do you mind waiting for Biraz bekler misiniz? (Biraz a moment? beklemenizde sakınca var mı?) Do you mind taking your suitcase? Bavulunuzu alır mısınız? Do you mind not smoking here? Burada sigara içmemenizde sakınca var mı? I don't mind staying at home on Pazar günleri evde kalmaya Sundays. aldırış etmem. We don't mind working in the Tarlalarda çalışmaya aldırış fields. etmeyiz. She didn't mind getting up early. Erken kalkmaya aldırış etmedi. Do you mind his sitting here? Bizimle oturmasında sakınca var mı? Do you mind him sitting with us? Bizimle oturmasında sakınca var mı? I don't mind Norman's taking Norman'ın bisikletimi almasına my bicycle. aldırış etmem. I don't mind Norman taking my Norman'ın bisikletimi almasına bicycle. aldırış etmem. Would you mind opening the Lütfen pencereyi açar mısınız? (Sa- window? kınca yoksa lütfen pencereyi açar mısınız?) Would you mind giving me your Lütfen kaleminizi bana verir misiniz? pen? edilgen anlamlı isim fiiller deserve "haketmek" need "ihtiyacı olmak" want "istemek, gerekmek" Bu fiillerle kullanılan isim fiillerin edilgen bir anlamları olur. Your hair needs cutting. Saçının kesilmeye ihtiyacı var. His shoes want mending. Ayakkabıları tamir istiyor. (Tamir edilmesi gerekiyor.) This man deserves living in Bu adam daha iyi şartlarda yaşa- better conditions. mayı hak ediyor. mastar ile isim fiil farkı Anlam bakımından yakın da görünseler aynı fiilin mastar haliyle isim fiil hali arasında fark vardır. Bu farkı tam ve kesin olarak genel bir kuralla açıklamak mümkün değildir. Ancak, şöyle bir şey denilebilir; isim fiil daha genel anlamda, mastar ise daha özel bir olay ve durum anlamındadır. Riding is better than driving. Atla gitme (ata binme) otomobille gitme (oto sürme)den daha iyidir. Burada ata binme ve oto sürme genel anlamda söylenmektedir. Yani her zaman için geçerli bir kanı belirtilmektedir. Bu yüzden isim fiil olarak kullanılmışlardır. We'll have to drive fast. Hızlı sürmemiz gerekecek. Buradaki "sürmek" eylemi belli bir durum ve zaman için söylenmiştir. Sadece o an için böyle bir eylemin gerekliliği anlatılmıştır. We prefer staying at home. Evde kalmayı tercih ederiz. (Her za- man için tercihimiz budur.) We prefer to stay at home Bu akşam evde kalmayı tercih night. ederiz. (Sadece bu akşam için.) I like reading detective Dedektif hikâyeleri okumayı stories. severim.(her zaman) I would like to read a detective Kütüphanede bir dedektif hikâyesi story in the library. okumak istiyorum. (şimdi) I hate going to bed late. Geç yatmaktan hoşlanmam. (her zaman) I would hate to go to bed Bu kadar geç yatmaktan so late as that. hoşlanmam. (şimdi) Her fiilin mastar ve isim fiil olarak kullanılışını örneklerle ele alıp açıklamak gerekir. Önce hem mastar, hem de isim fiil olarak kullanılabilen fiillerin önemli olanlarının bir Iistesini verelim: advice "tavsiye etmek" love "sevmek, aşık olmak" agree "kabul etmek" mean "kastetmek, niyetinde olmak" allow "müsaade etmek" permit "izin vermek" attempt "teşebbüs etmek" prefer "tercih etmek" be afraid "korkmak" regret "esef etmek" begin "başlamak" propose "teklif etmek" continue "devam etmek" remember "hatırlamak, unutmamak" forget "unutmak" start "başlamak" hate "nefret etmek" stop "durmak" intend "niyet etmek" try "çalışmak, denemek" leave "terketmek" like "sevmek, hoşlanmak" Hem mastarlar hem de isim fiiller bir cümlenin öznesi olarak kullanılabilirler. Climbing trees is not a good Ağaçlara tırmanma benim için iyi exercise for me. bir egzersiz değildir. To climb trees is not a good Ağaçlara tırmanma benim için iyi exercise for me. bir egzersiz değildir. Learning a foreign language Bir dil öğrenme zaman alır. takes time. To learn a language takes time. Bir dil öğrenme zaman alır. Living in a monastery must be Bir manastırda yaşama sıkıcı olmalı. boring. To live in a monastery must be Bir manastırda yaşama sıkıcı olmalı. boring. Listedeki fiillerin önemli olanlarını ele alarak bunların mastar ve isim fiil alarak kullanıldıklarında anlam farklarını görelim. Like fiili isim fiille kullanıldığı zaman "hoşlanmak, zevk almak, her zaman için sevmek" anlamını verir. I like playing tennis. Tenis oynamayı severim. (Tenis oynamaktan hoşlanırım.) I like writing poems. Şiir yazmayı severim. I like walking by the sea. Deniz kenarında yürümeyi severim. We like watching films about Uzay hakkında filimler seyretmeyi space. severiz. I don't like waiting at the Otobüs durağında beklemeyi bus stop. sevmem. Like fiili mastarla kullanıldığı zaman "tercih etmek, istemek, uygun bulmak" anlamlarını verir. I like to play table tennis Tenis yerine masa tenisi oynamayı instead of tennis. tercih ederim. I like Dora to learn chess. Dora'nın satranç öğrenmesini iste- rim. (uygun bulurum) He likes to get up early. Erken kalkmayı tercih eder. I wouldn't like to go with them. Onlarla birlikte gitmek istemem. Would you like to read the Gazeteyi okumak ister misin? paper? Remember ve forget fiilleri mastarla kullanılınca başka, isim fiille kullanılınca başka anlam verirler. I'll remember to bring the bag. Çantayı getirmeyi unutmayacağım. I don't remember bringing the Çantayı getirdiğimi hatırlamıyorum. bag. She must remember to call Halasına telefon etmeyi her aunt. unutmamalı. She can't remember calling her Halasına telefon ettiğini hatırla- aunt. yamıyor. He forgot to meet Emma at the Emma'yı istasyonda karşılamayı station. unuttu. He'll never forget meeting Emma Emma'yı istasyonda karşılayışını at the station. hiç unutmayacak. I forget to invite some friends. Bazı arkadaşları davet etmeyi unuturum. I'll never forget inviting some Bazı arkadaşları davet edişimi friends. hiç unutmayacağım. Be afraid of isim fiille, be afraid to mastarla kullanılır. Mastarla kullanıldığında "korkmak, cesaret etmemek", isim fiille kullanıldığında "yapmayı uygun bulmamak, istememek, çekinmek" anlamlarını verir. I'm afraid to ask the teacher. Öğretmene sormaktan korkuyorum. (cesaret edemiyorum) I'm afraid of making a mistake. Hata yapmaktan çekiniyorum. We're afraid to go there alone. Oraya yalnız gitmekten korkuyoruz. We're afraid of disturbing the Misafirleri rahatsız etmekten çeki- guests. niyoruz. Allow, permit, advise, recommend cümlede şahıs gösteren bir sözcük olduğunda mastarla, yoksa isim fiille kullanılırlar. She allows us to play in her Bahçesinde oynamamıza müsaade garden. eder. She allows playing in her garden. Bahçesinde oynamaya müsaade eder. They advised us to take the other Diğer yolu izlememizi önerdiler. road. They advised taking the other Diğer yolu izlemeyi önerdiler. road. I recommend them to eat fish Burada balık yemelerini tavsiye here. ederim. I recommend eating fish here. Burada balık yemeyi tavsiye ederim. Try fiili mastarla "gayret etmek, uğraşmak, çalışmak" anlamını verir. İsim fiille "denemek" anlamını verir. They tried to climb the tree. Ağaca tırmanmaya çalıştılar. I'll try to explain it in English. Onu İngilizce olarak açıklamaya çalışacağım. He tried teaching by cassettes. Kasetlerle öğretmeyi denedi. We can try cooking it in our Onu elektrikli fırınımızda pişirmeyi electric oven. deneyebiliriz. Regret mastarla şimdiki zaman halinde kullanılır. I regret to inform you that we Size haber vermekten üzüntü duyu- can't employ you. yorum ki sizi işe alamıyoruz. İsim fiille kullanıldığında geçmiş bir eylem için üzüntüyü bildirir. I regret fighting for nothing. Sebepsiz yere savaştığıma esef ediyorum. (pişmanım) I don't regret telling them Onlara gerçeği söylediğime pişman the truth. değilim. Begin, start, continue, attempt, intend fiillerinin mastar ve isim fiiller tarafından izlenmesinde pek anlam farkı olmaz. They began to dig a hole. Bir çukur kazmaya başladılar. They began digging a hole. Bir çukur kazmaya başladılar. We started to pick roses. Gül toplamaya başladık. We started picking roses. Gül toplamaya başladık. The drivers continue to follow Sürücüler aynı rotayı izlemeye the same route. devam ederler. The drivers continue following Sürücüler aynı rotayı izlemeye the same route. devam ederler. They'll attempt to build a float- Bir yüzen köprü yapmaya teşebbüs ing bridge. edecekler. They'll attempt building a float- Bir yüzen köprü yapmaya teşebbüs ing bridge. edecekler. We intend to plant onions this Bu yıl soğan ekmeye niyet ediyoruz. year. We intend planting onions this Bu yıl soğan ekmeye niyet ediyoruz. year. Stop fiili isim fiille "durdurmak, sona erdirmek, bırakmak" anlamını verir. She stopped washing the dishes. Bulaşıkları yıkamayı bıraktı. (yıkamayı kesti) We stopped talking when the Öğretmen geldiği zaman konuşmayı teacher came. kestik. They'll stop helping us. Bize yardım etmeyi durduracaklar. You must stop smoking. Sigara içmeyi bırakmalısın. Mastarla kullanıldığında "durmak" anlamını verir. She stopped to look in her purse. Para çantasına bakmak için durdu. I stopped to watch the ships. Gemileri seyretmek için durdum. We'll stop to have a cup of tea. Bir fincan çay içmek için duracağız.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:39
THE PARTICIPLES - ORTAÇLAR THE PRESENT PARTICIPLE - ŞİMDİKİ ZAMAN ORTACI

Fiile ing eklenmek suretiyle yapılırlar. write writing walk walking learn learning eat eating Şeklen isim fiile benzeyen şimdiki zaman ortaçları anlam bakımından farklıdırlar. Çeşitli kullanılışları şunlardır: 1. sürekli zamanların yapımında 2. bir sıfat alarak 3. duyu fiilleri ardından 4. catch, find, spend gibi fiillerle 1. Sürekli zamanların yapımında. He is learning French. Fransızca öğreniyor. We are eating biscuits. Bisküvi yiyoruz. I am reading a letter. Bir mektup okuyorum. They were sleeping. Uyuyorlardı. She was working in the bedroom. Yatak odasında çalışıyordu. 2. Sıfat olarak. exciting story heyecanlı hikâye interesting lesson ilginç ders boring tale sıkıcı masal running water akar su charming lady cazibeli hanım crying baby ağlayan bebek 3. See, hear, feel, watch, notice, listen, smell gibi duyu fiilleri ile. We saw a lorry carrying vege- Sebze taşıyan bir kamyon gördük. tables. Did you hear me shouting at my Çocuklarıma bağırışımı işittin mi? children? I feel the girl trembling. Kızın titrediğini hissediyorum. We noticed the table moving. Masanın hareket ettiğini farkettik. He watched the children playing Kumun üzerinde oynayan çocukları on the sand. seyretti. The man listened to the birds Adam ağaçlarda öten kuşları singing in the trees. dinledi. We smell something burning. Yanan bir şey kokusu duyuyoruz. 4. Catch, find, spend, waste, be busy ile. The policeman caught the thieves Polis elmasları çalan hırsızları stealing the diamonds. yakaladı. We'Il find them at the pub Onları birahanede bira içerken drinking beer. bulacağız. I spend a lot of money buying Yeni mobilya alarak çok para new furniture. harcarım. You waste your time waiting for Onu bekleyerek vaktini boşa her. harcıyorsun. My mother is busy mending my Annem çorabımı tamir etmekle sock. meşgul. I heard him playing the piano. Onun piyano çalışını duydum. Do you smell fish cooking? Balık pişme kokusu duyuyor musun? bir cümle yerine şimdiki zaman ortacı Bir kişinin ardarda yaptığı iki eylemden biri şimdiki zaman ortacı ile gösterilebilir. She went to the kitchen. She Mutfağa gitti. Pencereleri açtı. opened the windows. Going to the kitchen she opened Mutfağa giderek pencereleri açtı. the windows. She washed the dishes. She sang Bulaşıkları yıkadı. Yıkarken şarkı as she washed. söyledi. She washed the dishes singing. Bulaşıkları şarkı söyleyerek yıkadı. He opened the window and Pencereyi açtı ve oğluna seslendi. shouted to his son. Opening the window he shouted Pencereyi açarak oğluna seslendi. to his son. We clean the plates and put them Tabakları temizleriz ve onları on the shelves. raflara koyarız. Cleaning the plates we put them Tabakları temizleyerek onları on the shelves. raflara koyarız. I dig a hole and put the plant Bir çukur kazarım ve bitkiyi into it. içine koyarım. Digging a hole he put the plant Bir çukur kazarak bitkiyi onun into it. içine koydu. İlgi cümlecikleri yerine de şimdiki zaman ortacı kullanılabilir. Girls who need new towels must Yeni havlulara ihtiyacı olan see Mrs Smith. kızlar Bayan Smith'i görmeli. Girls needing new towels must Yeni havlulara ihtiyacı olan see Mrs Smith. kızlar Bayan Smith'i görmeli. People who wish to come with us Bizimle gelmek isteyen kişiler must be ready at four. dörtte hazır olmalı. People wishing to come with us Bizimle gelmek isteyen kişiler must be ready at four. dörtte hazır olmalı.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:40
THE PAST PARTICIPLE - GEÇMİŞ ZAMAN ORTACl

Fiillerin 3. şekli geçmiş zaman ortacıdır. Buna göre düzenli fiillerin geçmiş zaman ortaçları fiilin ed eki almış halidir. (walked, talked, looked, wanted, loved) Düzensiz fiillerin geçmiş zaman ortaçları ise 3. şekilleridir. (seen, eaten, broken, told, written) Geçmiş zaman ortacı şu amaçlarla kullanılır: 1. Bitmiş zamanların yapımında ve edilgen çatının kuruluşunda. I have seen them. Onları gördüm. (görmüş durumdayım) She has eaten all the food. Bütün yiyeceği yedi. We have walked for a long time. Uzun süre yürüdük. They had broken the tiles. Kiremitleri kırmışlardı. He had written two letters. İki mektup yazmıştı. All the books were given to the Bütün kitaplar öğrencilere verildi. students. They were sent to another hotel. Başka bir otele gönderildiler. The letters were written in Mektuplar İngilizce olarak English. yazılmışlardı. Some plates are made of wood. Bazı tabaklar ağaçtan yapılmıştır. They were told to pay the bill. Hesabı ödemeleri söylendi. Our cakes were eaten. Pastalarımız yenildi. 2. Bir sıfat olarak. Broken chairs are in this room. Kırık sandalyeler bu odadadır. You must give me a written report. Bana yazılı bir rapor vermelisin. Did they find the stolen money? Çalınan parayı buldular mı? He suffered untold trouble. Anlatılmamış dert çekti. We want to learn spoken Biz konuşulan İngilizceyi öğrenmek English. istiyoruz. His father is a retired captain. Babası emekli bir kaptandır. Tired soldiers were resting Yorgun askerler ağaçların under the trees. altında dinleniyorlardı. 3. Geçmiş zaman ortacı, şimdiki zaman ortacında olduğu gibi, iki cümlecikten birinin yerini tutabilir. The man died. He is shot on the Adam öldü. Başından vurulmuştur. head. Shot on the head the man died. Başından vurulup adam öldü. We were informed about the ac- Bize kazadan haber verildi. Başka cident. We took another road. bir yolu izledik. Informed about the accident we Kazadan haberdar edilip başka bir took another road. yol izledik. perfect participle - mişli ortaç Mişli ortaç, having ile fiilin 3. şeklinden meydana gelir. (having finished, having eaten, having written) Birbirini izleyen iki cümlecikten biri yerine şimdiki zaman ortacının kullanılabildiğini gördük. Mişli ortaç aynı şekilde kullanılabilir. She brought a bucket. She Bir kova getirdi. Yeri sildi. wiped the floor. Having brought a bucket she Bir kova getirerek yeri sildi. wiped the floor. He saw the bus. He ran to the Otobüsü gördü. Otobüs durağına bus stop. koştu. Having seen the bus he ran to Otobüsü görüp otobüs durağına the bus stop. koştu. Mişli ortacın edilgen şekli having been ile geçmiş zaman ortacından oluşur. (having been seen, having been broken, having been watched) Bu şekil, ortacın gösterdiği eylemin cümledeki öbür eylemden daha önce yapıldığı vurgulanmak istendiğinde kullanılır. Having been punished before, he Daha önce cezalandırıldığından slowed down at the crossroads. kavşakta yavaşladı. Having been told several times, Birkaç kere söylendiğinden onu he didn't forget to bring it. getirmeyi unutmadı.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:40
ADVERBS - ZARFLAR

Zarflar, bulundukları cümlenin içindeki fiilin, sıfatın, zarfın anlamına bir ek yapan, o cümle için sorulacak "nasıl?, ne zaman? nerede?" sorularına cevap olabilen sözcüklerdir.

Zarflar yedi türlüdür :

1. adverbs of manner - hal zarfları (slowly, suddenly, easily, fast)

2. " " place - yer " (here, there, near, behind)

3. " " time - zaman " (today, tomorrow, then, now)

4. " " frequency - sıklık " (often, always, once, never)

5. " " degree - derece " (very, too, fairly, rather)

6. interrogative adverbs - soru " (how, when, where, why)

7. relative " -ilgi " (when, where, why) zarfların fiilleri, sıfatları ve diğer zarfları nitelemesi Zarflar fiilleri niteleyerek onların yapılış şekli, zamanı, yeri gibi konularda ek bilgi verirler.

He walked quickly. Hızlı yürüdü. cümlesinde quickly "hızlı, hızlı bir şekilde, hızlı hızlı" anlamında bir zarftır ve yürüme eyleminin özelliğini belirtmektedir. They fought bravely. Cesurca dövüştüler. (cesur bir şekilde) She can't write well. O iyi yazamaz. (iyi bir biçimde) Zarflar sıfatları niteleyerek anlamlarında küçük değişiklikler yaparlar. Your overcoat is very good. Senin palton pek iyidir. cümlesinde "pek" anlamındaki derece zarfı very, "iyi" anlamındaki good sıfatını pekiştirmekte, onu kuvvetlendirmektedir. She is extremely beautiful. O pek çok güzeldir. Is this question rather diffi- Bu soru oldukça zor mudur? cult? Zarflar bir cümledeki diğer zarfları da nitelerler. My son drives too fast. Oğlum çok hızlı sürer. cümlesinde "çok; aşırı" anlamındaki derece zarfı too, "hızlı" anlamındaki fast zarfını niteleyerek hızlılığın aşırılığını belirtmektedir. They are learning fairly well. Oldukça iyi öğreniyorlar. The new player played rather Yeni oyuncu oldukça kötü oynadı. badly. zarfların oluşması Hal zarflarının çoğu sıfatlara ly ilavesiyle yapılır. sıfat zarf slow "yavaş" slowly "yavaş yavaş, yavaş olarak" quick "çabuk" quickly "çabuk bir şekilde, hızla" brave "cesur" bravely "cesur bir şekilde" nice "hoş" nicely "hoş bir şekilde" Sonu y ile biten sıfatlara ly eklendiğinde bu harf i şekline döner. gay gaily easy easily Sonu e ile biten sıfatlarda bir değişme olmaz, fakat istisna olarak whole, true sözcükleri değişir. immediate immediately extreme extremely rare rarely brave bravely true truly whole wholly Son harfi l olan sıfatlarda ondan önce sesli bir harf varsa ly eklenir. final finally beautiful beautifully general generally occasional occasionally kural dışı zarflar Good sıfatının zarfı well sözcüğüdür. good "iyi" well "iyi bir şekilde" Bazı sıfatlar şeklen hiç değişmeden zarf anlamı da verirler. high "yüksek" high "yüksekten, yükseğe" little "az" little "az, az miktarda" much "çok" much "çok miktarda" late "geç" late "geç olarak" early "erken" early "erkenden" hard "zor" hard "sıkı şekilde" fast "hızlı" fast "hızlı şekilde, hızlıca" far "uzak" far "uzağa" near "yakın" near "yakına" deep "derin" deep "derinden" low "alçak" low "alçaktan" direct "doğru" direct "doğrudan" pretty "güzel" pretty "oldukça, epey" straight "doğru" straight "doğrudan" We flew over high mountains. Yüksek dağların üzerinden uçtuk. The birds flew high. Kuşlar yükseğe uçtu. There isn't much water in the Kovada çok su yok. bucket. I can't drink much. Çok (miktarda) içemem. There is a fast train at ten. On'da hızlı bir tren var. The car doesn't go fast. Otomobil hızlı gitmez. They lived in far countries. Uzak ülkelerde yaşadılar. They can't go far in the forest. Ormanda uzağa gidemezler. The roof was very low. Dam çok alçaktı. The plane flew so low that it Uçak o kadar alçaktan uçtu ki almost touched the chimney. hemen hemen bacaya dokundu. Draw a straight line between İki nokta arasında düz bir the two points. hat çiz. Go straight to your home. Doğruca evine git. She is a pretty woman. Güzel bir kadındır. She plays the piano pretty well. Piyanoyu oldukça iyi çalar. adverbs of manner - hal zarfları Hal zarfları fiillerin yapılış şeklini, yani onların nasıl yapıldıklarını belirtirler. (slowly "yavaş yavaş", badly "fena bir şekilde", suddenly "aniden") The man behaved rudely. Adam kaba bir şekilde davrandı. Our soldiers fought bravely. Askerlerimiz cesurca savaştı. The singer sang the song beau- Şarkıcı şarkıyı güzel bir şekilde tifully. söyledi. He drove the car fast. Otomobili hızlı sürdü. I answered them calmly. Onlara sakin bir şekilde cevap verdim. She changed quickly. Çabucak değişti. She changed the sheets quickly. Çarşafları çabucak değiştirdi. You can't read well. İyi okuyamazsın. You can't read the words well. Sözcükleri iyi okuyamazsın. The tourists visited the mosque Turistler camiyi sessizce ziyaret silently. ettiler. Her father gave me the car Babası bana otomobili memnuni- gladly. niyetle verdi. She went to see her friend Arkadaşını görmeye gizlice gitti. secretly. Çoğunlukla sıfatlara ly eklenerek yapılan hal zarflarının yer aldığı cümleleri yukarıda gördükten sonra aşağıda bu tür zarflardan birkaç örnek daha verelim. calmly "sakin bir şekilde, sakince" easily "kolayca, kolay bir şekilde" quickly "hızlı, hızlı bir şekilde" equaIly "eşit olarak, eşit şekilde" happily "mutlu olarak" slowly "yavaş yavaş, yavaş bir şekilde" fast "hızla, hızlı bir şekilde" hard "sıkı bir şekilde, gayretle" adverbs of place - yer zarfları Bir eylemin yapıldığı yeri belirten zarflara yer zarfları denir. (here "burada, buraya", there "orada, oraya", somewhere "bir yerde, bir yere", near "yakınında, yakınına") Bu tür zarflar da hal zarfları gibi fiili izlerler. Cümlede fiilden sonra nesne varsa bunun arkasında yer alırlar. We'II wait here. Burada bekleyeceğiz. They walk there every morning. Oraya her sabah yürürler. We'll wait for Betty here. Betty'yi burada bekleyeceğiz. Cümlede bir hal zarfı da bulunuyorsa yer zarfı hal zarfından sonra gelir. He studied French regularly Orada düzenli olarak Fransızca there. çalıştı. I saw this man somewhere. Bu adamı bir yerde gördüm. Did you see this man anywhere? Bu adamı bir yerde gördün mü? The children hid behind. Çocuklar arkada saklandılar. The bus came nearer. Otobüs daha yakına geldi. (yaklaştı) Put the parcels down please. Lütfen paketleri aşağıya koyunuz. Aşağıda yer zarflarından birkaç örnek görelim. away "uzağa, uzakta" back "geriye, geri" down "aşağıya, aşağıda" here "buraya, burada" there "oraya, orada" under "altında, altına" upstairs "üst katta, üst kata" around "çevresinde" adverbs of time - zaman zarfları Bir eylemin yapılma zamanını belirtirler. (then "o zaman", now "şimdi", today "bugün", late "geç", soon "yakında", yet "henüz") Zaman zarfları genel olarak cümlenin sonunda veya başında yer alırlar. The boy went home then. Çocuk o zaman evine gitti. Then the boy went home. Çocuk o zaman evine gitti. We'll see them tomorrow. Onları yarın göreceğiz. Tomorrow we'll see them. Onları yarın göreceğiz. The tourists came early. Turistler erken geldiler. Can't you come immediately? Derhal gelemez misin? My wife isn't ready yet. Karım henüz hazır değil. Late zarfı cümle başında yer alamaz. Sadece cümle sonunda bulunabilir. I think your friends will come Galiba arkadaşlarınız geç gelecek. late. Still genel olarak fiilin önünde bulunur. She still wants to change her Hâlâ elbisesini değiştirmek istiyor. dress. We still find her beautiful. Biz hâlâ onu güzel buluyoruz. They still don't give us our Bizim haklarımızı hâlâ vermiyorlar. rights. Still zarfı, içinde to be fiili olan cümlede bu fiili izler. She is still in the kitchen. Hâlâ mutfaktadır. We are still eating the pie. Pastayı hâlâ yiyoruz. Just bitmiş zamanlarda yardımcı fiille esas fiil arasına girer. We have just finished reading Kitabı okumayı henüz (tam şimdi) the book. bitirdik. They have just opened the door. Kapıyı tam şimdi açtılar. She had just eaten the apple Kardeşi geldiğinde elmayı henüz when her brother came. yemişti. Zaman zarflarından birkaç örneği aşağıda görelim: after "sonra, ...dan sonra" once "bir kez" soon "yakında, neredeyse, hemen" today "bugün" lately "son zamanlarda" already "halihazırda" yesterday "dün" cümle içinde hal, yer, zaman zarfı sıralanışı Bir cümlede bu üç tür birden bulunuyorsa sıralanmaları şöyle olur: 1. hal zarfı 2. yer zarfı 3. zaman zarfı She cleans her shoes carefully Her sabah ayakkabılarını kapıda at the door every morning. dikkatli bir şekilde temizler. Bu cümlede zarfların 1. hal (carefully - dikkatli bir şekilde) 2. yer (at the door - kapıda) 3. zaman (every morning - her sabah) şeklinde sıralandığını görüyoruz. Mary opened the box easily in Mary dün mutfakta kutuyu kolayca the kitchen yesterday. açtı. We'll catch the dog quietly in Şimdi köpeği sokakta sessizce the street now. yakalayacağız. He drinks his coffee slowly at Kahvesini akşamleyin evde yavaş home in the evening. yavaş içer. He saw you walk quickly to the Dün senin istasyona hızlı hızlı station yesterday. yürüdüğünü gördü. They stayed quietly here all day. Bütün gün burada sessizce kaldılar. Bir cümlede üç zarfın arka arkaya bulunması bir anlatım karışıklığı yapması halinde zaman zarfları cümlenin başına alınarak bir düzenleme yapılabilir. Zira bilindiği gibi zaman zarfları cümlenin başında yer alabilirler. Yesterday he saw you walk Dün senin istasyona hızlı hızlı quickly to the station. yürüdüğünü gördü. Every morning the milkman puts Her sabah sütçü şişeleri süratle the bottles quickly in front her bir kapının önüne koyar. of each door. Soon the students will begin to Birazdan öğrenciler burada mutlu play happily here. bir şekilde oynamaya başlayacak. This morning she answered the Bu sabah okulda sorulara doğru questions correctly at school. olarak cevap verdi. Bir cümlede birden fazla zaman zarfı bulunuyorsa bunlarda sıralama daha küçük zaman biriminden daha büyük olana doğru olur. He went to school at ten o'clock Bu sabah okula saat onda gitti. this morning. My grandchild was born at nine Torunum 1982 yılı şubatın 15'inde o'clock on February 15th in dokuzda doğdu. the year 1982. I'll meet him at his office at Onunla bu sabah saat onda büro- ten o'clock this morning. sunda buluşacağım. adverbs of frequency - sıklık zarfları Eylemlerin ne sıklıkta, ne kadar zamanda bir yapıldığını açıklayan zarflardır. (always "daima", often "sık sık", sometimes "bazen", never "hiçbir zaman", rarely "nadiren") Bu tip zarflar cümlede fiilin önünde yer alırlar. They usually come early. Onlar genellikle erken gelirler. We sometimes play chess with Bazan arkadaşlarımızla satranç our friends. oynarız. She often makes mistakes when Hızlı konuştuğu zaman sık sık hata she speaks quickly. yapar. He never understands me. Beni hiç anlamaz. The old woman regularly visits Yaşlı kadın düzenli şekilde halasını her aunt. ziyaret eder. Deborah continually disturbed Deborah mütemadiyen kız kardeşini her sister. rahatsız etti. She rarely writes to us. Bize nadiren yazar. We seldom see them in the Onları nadiren kitaplıkta görürüz. library. Do you ever see Allan? Allan'ı hiç görür müsünüz? Cümledeki fiil tek başına olmayıp bir yardımcı fiille bulunuyorsa sıklık zarfı yardımcı fiille esas fiil arasına girer. She can always answer them. Onlara daima cevap verebilir. They have never visited their Arkadaşlarını hiçbir zaman ziyaret friends. etmediler. He has always made mistakes. Daima hatalar yaptı. We'll rarely see them in the Spor alanlarında onları nadiren sports fields. göreceğiz. She could often walk to the Sık sık pazara yürüyüp meyve ala- market and buy some fruit. biliyordu. You have frequently been Hızlı sürmekten sık sık cezalandırıl- punished for driving fast. dın. I have never seen your sister. Kız kardeşini hiç görmedim. Cümlede to be fiili varsa sıklık zarfı bundan sonra yer alır. She is always late. O daima geçtir. (geç kalır) We are sometimes too tired to Bazan televizyon seyredemeyecek watch television. kadar yorgunuzdur. They are usually angry after Başarısızlıklardan sonra genellikle failures. öfkelidirler. Sıklık zarflarının çoğu bu kurallar dışında, cümlenin başında veya sonunda da yer alabilirler. They frequently change their Onlar sık sık planlarını değiştirirler. plans. Frequently they change their Onlar sık sık planlarını değiştirirler. plans. They change their plans fre- Onlar sık sık planlarını değiştirirler. quently. She usually comes with her O genellikle arkadaşlarıyla gelir. friends. Usually she comes with her O genellikle arkadaşlarıyla gelir. friends. She comes with her friends O genellikle arkadaşlarıyla gelir. usually. Sıklık zarflarından bazılarını aşağıda görelim. always "her zaman, daima" often "sık sık" generally "ekseriya, genellikle" occasionally "ara sıra, arada bir" frequently "sık sık, çok kez" continually "sürekli, durmadan" rarely "nadiren, seyrek" regularly "düzenli olarak" adverbs of degree - derece zarfları Derece zarfları bir sıfatı veya diğer bir zarfı nitelerler. (almost "hemen hemen", just "tam", too "fazla, çok", nearly "hemen hemen, neredeyse", entirely "tamamiyle") Derece zarfları niteledikleri sözcüklerin önünde bulunurlar. This soup is very bad. Bu çorba pek kötü. You make it very badly. Onu çok kötü bir şekilde yapıyor- sun. This bag is too big for a child. Bu torba bir çocuk için çok büyük. You are entirely exhausted. Tamamen bitkinsiniz. You repaired the toy very well. Oyuncağı çok iyi tamir ettiniz. She came here quite often. Buraya pek sık geldi. The teacher was completely right. Öğretmen tamamen haklıydı. This book is really interesting. Bu kitap gerçekten ilginçtir. Why do you drive so slowly? Niçin bu kadar yavaş sürüyorsun? Why do you drive very slowly? Niçin pek yavaş sürüyorsun? It is too cold. I must put on Hava çok soğuk. Paltomu giymeli- my overcoat. yim. Almost, quite, scarcely, hardly, just zarfları fiilleri nitelemek için de kullanılırlar. Bu durumda fiillerin önünde yer alırlar. She nearly broke the dish. Tabağı hemen hemen kırıyordu. We hardly understand them. Onları zor anlarız. (anlamamız zor- dur, anlayamayız) They really took pleasure in Sizin grubunuza katılmaktan ger- joining your group. çekten zevk aldılar. Enough ve too zarflarına dikkat edilmelidir. İstenmeyen bir fazlalık derecesi gösteren too bir nevi olumsuzluk anlamı taşır. Olumlu bir çokluk için very kullanılmalıdır. She is too young to marry. Evlenmek için çok genç (küçük). (Evlenemeyecek kadar küçük) The soup is too hot. You must Çorba çok sıcaktır. Biraz bekleme- wait a little. lisiniz. He is too thin. He can't be a Çok zayıftır. Boksör olamaz. boxer. He is too thin to be a boxer. Boksör olmak için çok zayıftır. Boksör olamayacak kadar zayıf) We are too tired to walk to the Tiyatroya yürümek için çok yorgu- theatre. nuz.(yürüyemeyecek kadar yorgun] You walk too quickly. Çok hızlı yürürsün. (gerektiğinden fazla) You walk very quickly. Pek hızlı yürürsün. (gerektiğinden fazla oIduğu anlamı yok) She writes too badly. I can't Çok kötü yazar. Onun mektuplarını read her letters. okuyamam. She writes very badly, but I Pek kötü yazar, fakat onun mek- can read her letters. tuplarını okuyabilirim. The bag is too big. Çanta çok büyük. (istenmeyen büyüklükte) The bag is very big. Çanta çok büyük. (istenmeyen büyüklükte değil) Enough zarfı nitelediği sıfat veya zarfı izler. The chair is big enough for Sandalye şişman hanım için yeterli the fat lady. büyüklüktedir. He isn't clever enough to under- Hileyi anlayacak kadar zeki değil. stand the trick. You didn't write quickly enough. Yeteri kadar hızlı yazmadın. They should have come early Yeteri kadar (gerektiği kadar) erken enough. gelmeliydiler. I'm not sure enough about the Hareket zamanından gerektiği kadar departure time. emin değilim. We waited long enough. Yeteri kadar uzun bekledik. Only nitelediği sözcüğün önünde veya arkasında yer alır. Verdiği anlam buna göredir. I ate only the sweet. Sadece tatlıyı yedim. I only heard them. I didn't Onları sadece işittim. Onları görme- see them. dim. I saw the little girl only. Sadece küçük kızı gördüm. I understand only some of them. Onların sadece birazını anlarım. She drinks only beer. Sadece bira içer. She only drank beer. Birayı sadece içti. She drank the beer only. Sadece birayı içti. She drank only some of it. Onun sadece birazını içti. Only she drank beer. Sadece o bira içti. Only tourists are allowed. Sadece turistlere müsaade edilir. Derece zarflarından birkaç örneği aşağıda verelim. completely "tamamen" equally "eşit olarak" exactly "kesin olarak, tam olarak" extremely "son derece" just "tam, henüz" very "pek, çok" almost "hemen hemen, neredeyse" rather "oldukça" interrogative adverbs - soru zarfları When, where, why, how soru sözcükleri birer soru zarfıdırlar. Eylemlerin yapılışı ile ilgili soruları oluştururlar. When did you see them? Onları ne zaman gördün? Where will they go next summer? Gelecek yaz nereye gidecekler? Why did she bring her boy Erkek arkadaşını niçin getirdi? friend? How do you say this in English? Bunu İngilizcede nasıl söylersiniz? How sorusu sıfatlar ve zarflarla da kullanılabilir. How far is your village? Köyünüz ne uzaklıktadır? How old is your son? Oğlunuz kaç yaşındadır? How long is this rope? Bu ip ne uzunluktadır? How fast is this train? Bu tren ne kadar hızlıdır? How often do you go to the Sinemaya ne kadar sık gidersiniz? cinema? How fat is your mother-in-law? Kayınvalideniz ne kadar şişmandır? How early shall I come? Ne kadar erken geleyim? How quickly do they clean the Odaları ne kadar çabuk temizlerler? rooms? How sorusu much ve many ile de birleşerek birer soru şekli oluşturur. How much? Kaç para? How much did they want? Kaç para istediler? How much did you pay for the Halı için kaç para ödedin? carpet? How many pencils do you want? Kaç kalem istersin? How many apples did she eat? Kaç elma yedi? How many cars did you see? Kaç otomobil gördünüz? How bir şahsın sağlık durumunu sormak anlamında "nasıl" olarak kullanılır. How is your father? Baban nasıl? (sağlık durumu nasıl) He is very well. Çok iyidir. (sağlık durumu iyi) How are the children? Çocuklar nasıl? They are not well. They are sick. Onlar iyi değil. Hastalar. Bir kişinin nasıl, yani ne biçimde olduğunu sormak için what like yapısı kullanılır. What is he like? O nasıl biridir? (şekli, görünüşü na- He is short and fat. sıl) What is your teacher like? Öğretmeniniz nasıl biridir? She is young and pretty. O genç ve güzeldir. What is her husband like? Onun kocası nasıl biridir? He is a very good looking man, Çok yakışıklı bir adamdır, fakat but he is a little short. biraz kısa boyludur. relative adverbs - ilgi zamirleri When, where, why sözcükleri birer ilgi zarfı olarak da kullanılırlar. Bu durumda when "... zaman, ne zaman ki, ...diği zaman", where " ...yerde" why "...diği için, ...nedeniyle" anlamını verir. I was here when the Queen came. Kraliçe geldiğinde ben buradaydım. They closed the windows when it Yağmur yağmaya başladığı zaman started to rain. pencereleri kapadılar. Do you know the place where Yüzbaşıyı vurdukları yeri biliyor mu- they shot the captain? sun? I'll take you to the park where Seni birçok insanların konuştuğu a lot of people talk. parka götüreceğim. We don't know why she left. Niçin ayrıldığını bilmiyoruz. Did he tell you why he preferred Niçin yalnız gitmeyi tercih ettiğini going alone? sana söyledi mi? the comparison of adverbs - zarfların karşılaştırılması Zarflar da aynen sıfatlar gibi karşılaştırma şekillerine sahiptirler. Onlar gibi comparative degree "üstünlük derecesi" ve superlative degree "en üstünlük derecesi" halleri vardır. İki ve daha fazla heceli zarfların üstünlük derecesi more ile, en üstünlük derecesi most ile yapılır. positive degree comparative degree superlative degree yalın derece üstünlük derecesi en üstünlük derecesi quickly more quickly most quickly hızlı daha hızlı en hızlı beautifully more beautifully most beautifully güzel şekilde daha güzel şekilde en güzel şekilde perfectly more perfectly most perfectly mükemmelen daha mükemmelen en mükemmelen carefully more carefully most carefully dikkatle daha dikkatle en dikkatle carelessly more carelessly most carefully dikkatsizce daha dikkatsizce en dikkatsizce Kısa zarflar sonlarına er alarak üstünlük derecesi, est alarak en üstünlük derecesi gösterirler. high higher highest yüksek daha yüksek en yüksek slow slower slowest yavaş daha yavaş en yavaş fast faster fastest hızlı daha hızlı en hızlı early earlier earliest erken daha erken en erken late later latest geç daha geç en geç soon sooner soonest yakında, hemen daha yakında en yakında Bazı zarfların üstünlük dereceleri yukarıdaki kurallara göre olmaz. Onların üstünlük ve en üstünlük için ayrı şekilleri vardır. well better best iyi daha iyi en iyi badly worse worst fena, fena şekilde daha fena en fena little less least az daha az en az much more most çok daha çok en çok far farther farthest uzak daha uzak en uzak Far sözcüğünün farther ve farthest şekilleri sadece mesafe anlamında kullanılır. "daha uzak, en uzak" Yine aynı sözcüğün şekilleri olan further ve furthest "daha, daha üstün bir derecede, daha ileri gibi genel bir anlam taşır ve İngilizcede daha çok kullanılır. We'll try further tomorrow. Yarın daha fazla uğraşacağız. I can't walk any further. (farther) Daha uzağa yürüyemem. He can run further than On sekiz kilometreden daha fazla eighteen kilometres. (daha uzağa) koşabilir. I'll give you ten pounds, but I Sana on paund vereceğim, fakat can't give you any further. daha hiç veremem. bazı zarflar üzerinde açıklamalar much Olumlu cümlede much kullanılmaz. Sadece önüne very geldiği takdirde kullanılabilir. I like these sweets very much. Bu tatlıları çok severim. She enjoyed the party very much. Partiden çok hoşlandı. Fakat olumsuz ve soru cümlelerinde kullanılır. I don't eat potatoes much. Patates çok yemem. How much do you like me? Beni ne kadar çok seversin? Derece zarfı olarak diğer zarfları niteler. You work much better than your Arkadaşlarından çok daha iyi çalı- friends. şırsın. My son drives much faster than Oğlum senden daha hızlı sürer. you. quite İki anlamı vardır. Bu anlamlar birbirlerinden çok farklıdır. Birincisi, "tamamiyle, tamamen"dir. The bottle is quite full. Şişe tamamen doludur. She is quite right. Çok haklıdır. I'm quite certain that I saw Onları otomobilde gördüğümden them in the car. tamamen eminim. We are quite ready to start. Hareket etmek için tamamen hazı- rız. Your English is quite good. İngilizceniz çok iyidir. His story was quite extraordinary. Hikâyesi pek olağanüstüydü. Your son is quite wrong. Oğlunuz tamamen haksızdır. Yukarıda görülen ready, full, determined, empty, certain, finished, sure, wrong, right, perfect, extraordinary gibi tamlık belirten sözcüklerle kullanıldığında quite bu anlamları kuvvetlendirmektedir. Bunun dışında bazı zarf ve sıfatlarla kullanıldığında ise bunun tam aksi olmakta, onları zayıflatıcı bir etki yapmaktadır. Good sözcüğü en çok rastlanılandır. quite good oldukça iyi, iyiye yakın, iyice Your English is quite good. It İngilizceniz iyiye yakın. Yakında will be better soon. daha iyi olacak. This bungalow is quite good. Bu bungalov iyicedir. The weather is quite good for Hava kış için iyiye yakındır. winter. The play was quite good, though Piyes iyiceydi, her ne kadar diğer- it wasn't so good as the others. leri kadar iyi değilse de. already, yet Already "şu anda, umulandan da önce, ...bile" anlamını taşır. We have already taken some Şu anda birkaç fotoğraf çekmiş du- pictures. rumdayız. (Birkaç fotoğraf çektik bile.) She has already slept. Uyudu bile. The man is already here. Adam şu anda burada. (gelmiş bile) Have you finished your work İşini şimdiden bitirdin mi? (bitti bile already? mi?) Yet sadece soru ve olumsuz cümlelerde kullanılır. "şimdi, henüz" anlamını verir. Genellikle cümle sonunda yer alır. I haven't finished yet. Henüz bitirmedim. She hasn't heard the news yet. Haberi henüz duymadı. Have they come yet? Not yet. Halen geldiler mi? Henüz değil. Is your friend back yet? Arkadaşın halen geldi mi? hardly, barely, scarcely Birbirine çok yakın anlamdadırlar. Olumsuz bir anlamları vardır. hardly any pek az, hemen hemen hiç hardly ever pek seyrek, hemen hemen hiçbir za man. They have hardly any food. Hemen hemen hiç yiyecekleri yok. We know hardly anything about Onlar hakkında hemen hemen hiçbir them. şey bilmiyoruz. Hardly ayrıca tek başına "zorlukla, zar zor" anlamını verir. We can hardly carry these Bu kutuları zorlukla (zar zor) boxes. taşıyabiliriz. I hardly noticed the sign. İşareti zor gördüm. (Neredeyse görmüyordum) Hard sözcüğünün anlamı ile hardly karıştırılmamalıdır. Bilindiği gibi hard "çok, sıkı bir şekilde, gayretle" anlamındadır. He worked hard and got the Çok (sıkı bir şekilde) çalıştı ve diploma. diplomayı aldı. He hardly worked and so he Hemen hemen hiç çalışmadı ve bu didn't succeed. yüzden başaramadı. Barely "ancak, zar zor, ...yok bile" anlamındadır. She can barely carry the bucket. Kovayı zar zor (zorlukla) taşıyabilir. We have barely enough food. Zar zor yetecek yiyeceğimiz var. Yiyeceğimiz yeterli değil.) scarcely "ancak, ...den daha az" anlamındadır. There were scarcely one hundred Binada ancak yüz kişi vardı. people in the building. She spoke scarcely a word of Fransızcayı bir kelime bile bilmi- French. yordu. never, ever Never "hiçbir zaman" anlamındadır. Olumlu cümle içinde olumsuz bir anlam verir. We never go there. Oraya asla gitmeyiz. (hiç gitmeyiz) She never saw me again. Beni bir daha hiç görmedi. They never drink wine. Asla şarap içmezler. I'll never help you. Sana asla yardım etmeyeceğim. You can never understand these Bu kitapları asla anlayamazsınız. books. Ever "herhangi bir zamanda" anlamındadır ve daima soru halindeki cümlelerde kullanılır. Have you ever seen them? Onları herhangi bir zaman (hiç) gördün mü? Do you ever go to football Hiç futbol maçlarına gider misiniz? matches? Have you ever been to Canada? Kanada'da hiç bulundunuz mu? Did you ever taste this drink? Bu içkiyi hiç tattınız mı? fairly, rather Her ikisi de "oldukça, epey" anlamındadır. Fairly arzulanan türden zarf ve sıfatlarla kullanılarak olumlu bir görüş bildirir, yeterlilik anlatır. Rather ise aksi anlamdadır. Arzu edilmeyen türden zarf ve sıfatlarla kullanılarak olumsuz bir görüşü ve yeter bulmama halini anlatır. Your writing is fairly good. Yazın oldukça iyi. (iyiliği yeterli derecede) My son is fairly hard working. Oğlum oldukça çalışkandır, (çalış- kanlığı yeterli derecede) The weather is fairly warm. Hava oldukça ılık. (ılıklığı uygun derecede ) Our neighbour is fairly rich. Komşumuz oldukça zengin. She swims fairly well. Oldukça iyi yüzer. The woman is reading a fairly Kadın oldukça ilginç bir kitap interesting book. okuyor. The soup is fairly hot. Çorba oldukça sıcak. The tree is fairly big. Ağaç oldukça büyük. She is rather ugly. Oldukça çirkindir. (çirkinliği hoşa gitmeyecek derecede) The soup is rather hot. Çorba oldukça sıcak. (sıcaklığı istenmeyen derecede) She swims rather badly. Oldukça kötü yüzer. (yüzüşü iyi değil) The tree is rather big. Ağaç oldukça büyüktür. (büyük- lüğü uygun değil) Arzu edilen türden şeyleri gösteren zarf ve sıfatlarla rather kullanılması halinde anlam değişir. Bu durumda rather sözcüğü fairly'den çok daha kuvvetli bir niteleme yapar ve olumsuz hal değişir. This play is rather good. Bu piyes epey iyi. She is rather intelligent. O oldukça (çok) zekidir. They are rather brave soldiers. Onlar epey cesur askerlerdir. Fairly, quite, rather, pretty, very sözcükleri anlam bakımından birbirine çok yakındırlar. Bunları kuvvetlilikleri bakımından sıralamak istersek yukarıda yazmış olduğumuz sıra elde edilir. Tabii bu aralarındaki küçük anlam farkları ve kullanılma yerlerindeki değişiklikler göz önüne alınmadan yapılmış genel bir düzenlemedir. The weather is not hot. Hava sıcak değildir. The weather is fairly hot. Hava oldukça sıcaktır. The weather is quite hot. Hava epey sıcaktır. The weather is rather hot. Hava epey sıcaktır. The weather is pretty hot. Hava epey (çok) sıcaktır. The weather is very hot. Hava çok sıcaktır. Burada gördüğümüz pretty daha ziyade konuşma dilinde kullanılan bir zarftır.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:42
PREPOSITIONS - EDATLAR

Edatlar genellikle ilgili oldukları isim ve zamirlerin önünde bulunan, onların cümledeki diğer sözcüklerle ilişkisini gösteren sözcüklerdir. Edatların başlıca görevi zaman, yer, durum, yön göstermeleridir. Başlıca edatlar şunlardır: in içinde, ...de, ...da for için, ...süresince on üstünde, ...de, ...da from ...den, ...dan under altında into içine at ...de, ...da off ...den by vasıtasiyle, ile about hakkında to ...ye, ...ya after arkasından, sonra with ile, ...le along boyunca up yukarı among arasında of ...nın, ...ın before önce behind arkasında between (iki şey) arasında beneath altında down aşağı like gibi, benzer in front of önünde next to bitişik near yakınında over üzerinde, üzerinden out of den dışarı past sonrası, geçe round etrafında through içinden since ...den beri towards ...ye doğru till ...ye kadar without ...sız, olmaksızın until ...ye kadar across karşıdan karşıya above üstünde, üst düzeyde below altında against karşı beyond ötesinde beside yanında except hariç despite rağmen outside dışında in spite of rağmen inside içinde, iç kısmında opposite karşısında, zıt Gördüğümüz edatları çeşitli amaçlarla kullanılmaları bakımından kesin gruplara ayırmak mümkün değildir. Birçok edat çeşitli yerlerde çeşitli anlamlarda kullanılırlar, Örneğin, zaman göstermede kullanılan in sözcüğü yer göstermede de kullanılır. On, at, by edatları için de durum aynıdır. Bu bakımdan edatları ayrı ayrı ve kullanılış şekilleriyle öğrenmelidir. zaman göstermede kullanılan edatlar at, on, by, in, from, since, for, during, until, after, before At tam bir zaman noktası göstermek için kullanılır. at nine dokuzda at five o'clock saat beşte at midnight gece yarısında (tam ortası) at noon öğleyin (tam öğlen noktası) at night geceleyin (bütün gece boyunca) at Christmas Noelde (bütün Noel süresince) We get up at seven o'clock. Saat yedide kalkarız. At night we stay at home. Geceleyin evde kalırız. At night ve at Christmas örneklerinde at, kurala aykırı olarak belli bir noktayı değil, uzun bir süreyi kapsamaktadır. Bir kimsenin yaşı ile de at kullanılır. at seven yedisinde at the age of fourteen on dört yaşında In zamanın daha uzun bir parçasını gösterir. in the morning sabahleyin in the afternoon öğleden sonra in winter kışın in September eylülde in 1995 1995'te We get up at seven in the Sabahleyin yedide kalkarız. morning. The trees blossom in April. Ağaçlar nisanda çiçek açar. On günlerle kullanılır. on friday cuma günü, (cuma gününde) on May l5th 15 mayıs günü On Saturdays schools are closed. Cumartesi günleri okullar kapalıdır. By "sırasında, o zamana kadar" anlamındadır. by two o'clock saat ikiye kadar (saat ikiyi geçmeden) by midnight gece yarısına kadar by March marta kadar By noon time all the farmers Öğle vaktine kadar bütün çiftçiler will be in the pub. birahanede olacaklar. From belli bir zaman başlangıç noktasını belirtirken söylenen "...den" karşılığı olarak kullanılır. Çoğu zaman aynı cümlede "...ye, ...ye kadar" anlamında to veya until (till) edatı da bulunur. from morning till evening sabahtan akşama kadar from nine to eleven dokuzdan on bire They wait in queues from seven Yediden on ikiye kadar kuyruklarda to twelve. beklerler. Until (till) edatının yukarıda from ile kullanıldığını gördük ve aynı cümlede until yerine to da kullanılabileceğini belirttik. Bir cümlede from olmadan da until kullanılabilir. Bu durumda onun yerini to alamaz. The boys played football from Çocuklar dokuzdan on bire kadar nine to eleven. futbol oynadılar. The boys played football from Çocuklar dokuzdan on bire kadar nine till eleven. futbol oynadılar. We'll wait here until seven Saat yediye kadar burada bekle- o'clock. yeceğiz. We heard noises in the streets Sokaklarda gece yarısına kadar till midnight. gürültüler işittik. Since "...den beri" anlamıyla belli bir zaman noktasından o zamana kadar geçen süreyi belirtir. since five o'clock saat beşten beri since Tuesday salıdan beri since the opening day açılış gününden beri We haven't seen each other since Birbirimizi Paskalyadan beri Easter. görmedik. She has lived in London since 1994'den beri Londra'da yaşadı. 1994. For "...sürece, için" anlamında kullanılır. for five days beş gün süreyle, beş gündür for one hour bir saat süreyle for months aylarca You must keep them for three Onları iki saat (iki saat süreyle) hours. tutmalısınız. We played in the garden for Bahçede iki saat (iki saat süreyle) two hours. oynadık. She has lived in London for Londra'da iki yıl oturdu. (iki yıl two years. süreyle) During "esnasında, iken" anlamındadır. Belli bir zaman dilimini bildiren sözcüklerle kullanılır. during the war savaş esnasında during winter kışın, kış esnasında during the lesson ders esnasında, derste during the meal yemek esnasında, yemekte I don't drink water during meals. Yemeklerde (yemek sırasında) su içmem. We didn't see Gerald during Gerald'ı yazın görmedik. summer. After "...den sonra, sonra" anlamındadır. Belli bir zaman noktasından sonrasını göstermek için kullanılır. after eight sekizden sonra after the lesson dersten sonra after meals yemeklerden sonra I have a cup of coffee after Yemeklerden sonra bir fincan kahve meals. içerim. She'll see the teacher after Okuldan sonra öğretmeni görecek. school. Before "...den önce, önce" anlamındadır. Belli bir zaman noktasından öncesini gösterir. before six altıdan önce before Monday pazartesiden önce before the holiday tatilden önce They'll finish the repair before Tamiri saat dokuzdan önce biti- nine o'clock. recekler. Could we meet before next week? Gelecek haftadan önce buluşabilir miyiz? To edatının zamanla ilgili olarak from ile kullanıldığını biraz önce gördük. from lunch time to five öğle yemeği vaktinden beşe from midnight to dawn geceyarısından şafağa The mountaineers climbed the Dağcılar tepeye yediden on bire hill from seven to eleven. kadar tırmandılar. hareket veya yön göstermede kullanılan edatlar From, to, at, by, on, in, onto, into, off, out, out of, along From "...den. ...dan" anlamıyla bir hareketin başlangıç noktasını belirtir. from the table masadan from the door kapıdan from home evden from London Londra'dan The bus went from Paris to Bonn. Otobüs Paris'ten Bonn'a gitti. The students are walking from Öğrenciler evden okula yürüyorlar. home to school. They are coming from the airport. Havalimanından geliyorlar. To "... ye, ... ya" anlamındadır. Eylemlerin varış noktasını işaret eder. to the street sokağa to the station istasyona to a park bir parka The woman walked from the shop Kadın dükkândan istasyona yürüdü. to the station. They'll come to Turkey. Türkiye'ye gelecekler. She sent a present to her mother. Annesine bir armağan gönderdi. At edatı bir eylemin yapıldığı yer veya yönü işaret ederken "...e, ...a" gibi anlamlar verir. Bu anlamda at belirli fiillerle kullanılır. arrive at ...e varmak (küçük bir yere) arrive at the airport havalimanına varmak arrive at a village bir köye varmak arrive at a hotel bir otele varmak The car arrived at the bridge. Otomobil köprüye vardı. We arrived at his house. Onun evine vardık. Varılan yer büyük bir yerse arrive ile in kullanılır. arrive in London Londra'ya varmak arrive in Germany Almanya'ya varmak The plane arrived in Paris at Uçak Paris'e saat beşte vardı. five o'clock. In kapalı veya sınırları belli bir şeyin içinde oluşu anlatmak için kullanılır. in the room odada (odanın içinde) in the box kutuda in the station istasyonda in Turkey Türkiye'de in the river nehirde She is sitting in the bedroom. Yatak odasında oturuyor. They waited in the station. İstasyonda beklediler. We'll swim in the sea. Denizde yüzeceğiz. Helen and Robert live in Turkey. Helen ve Robert Türkiye'de otururlar. By bir nakil vasıtasıyla gidiş anlatılırken kullanılan "... ile, ...le" anlamındadır. by car otomobille by bus otobüsle by air hava yoluyla (uçağa binerek) We go to school by train. Okula trenle gideriz. By ayrıca "... yoluyla, ... üzerinden" anlamını da verir. The plane come by Ankara. Uçak Ankara yoluyla (Ankara üzerinden) geldi. On bir durumu veya bir hareketin bir şeyin üstüne yapıldığını belirtir. on the chair sandalyenin üstünde on my bed yatağımın üstünde on the roof damda He put the books on the table. Kitapları masanın üstüne koydu. The girl sat on the bench. Kız bankın üstüne oturdu. Bazı hareket ve gidiş şekilleri on edatıyla anlatılır. on foot yürüyerek, yaya on horseback atla, at sırtında Off "... den uzakta, ...den uzağa, ...den, ...dan" anlamındadır. off the tree ağaçtan off the shore kıyıdan off the grass çimenden Keep off the grass. Çimenden uzak durunuz. We'll get off the bus here. Otobüsten burada ineceğiz. The ship is ten miles off the Gemi kıyıdan on mil uzaklıktadır. shore. The cat jumped off the tree. Kedi ağaçtan atladı. I'll cut off the buttons. Düğmeleri kesip çıkaracağım. Take the apple off the branch. Elmayı daldan koparıp al. Out of bir yerden dışarı çıkış anlatılırken kullanılır. "...den dışarı" anlamını verir. Out tek başına zarf olarak "dışarı" anlamında kullanılır. out of the garden bahçeden dışarı out of the kitchen mutfaktan dışarı out of the room odadan dışarı out of the bus otobüsten dışarı The girl walked out of the park. Kız parktan dışarı yürüdü. They ran out of the shop. Dükkândan dışarı koştular. You must get out of the train Gelecek istasyonda trenden inme- at the next station. lisiniz. Along "boyunca, uzunluğunca" anlamındadır. along the street sokak boyunca along the river nehir boyunca along the wall duvar boyunca She ran along the street. Sokak boyunca koştu. We raced along the river. Nehir boyunca yarıştık. They had put fences along the Tarlalar boyunca çitler koymuşlardı. fields. (at) ve (in) yer belirtmede farkları At genel olarak küçük bir yerde bulunuş, belli bir noktada oluş söylenirken kullanılır. at home evde at the office büroda at an address bir adreste at work işte at school okulda at the door kapıda at the table masada (sandalyeye oturmuş olarak) at the bus stop otobüs durağında Bunlar arasında home, work, school ile the kullanılmadığına dikkat edilmelidir. My father is at work now. Babam şimdi iştedir. I must be at the office early Sabahleyin erkenden büroda ol- in the morning. malıyım. The children are sitting at Çocuklar masada oturuyorlar. the table. The tourists are at the bridge. Turistler köprüdedirler. In daha büyük yerlerde oluşu anlatırken kullanılır. in England İngiltere'de in Rome Roma'da in the forest ormanda in the field tarlada In kapalı veya belli sınırlar içinde olan bir yerde bulunuşu anlatır. in the room odada in the square meydanda (alanda) in the church kilisede They live in England. İngiltere'de yaşarlar. The hunters were in the forest. Avcılar ormandaydılar. How many carpets are there in Odada kaç halı var? the room? Aynı anlam için at ve in kullanılabilmesi halinde at o yerin herhangi bir noktasında oluşu, in ise o yerin içinde, o yerin sınırları içinde bulunuşu anlatır. He is at the restaurant. O lokantadadır. (lokanta alanının herhangi bir yerinde) He is in the restaurant. O lokantanın içindedir. (tam içinde) in ve into In bir yerde oluş veya bulunuşu gösterir. Into bir şeyin içine hareket ediş ve girişi anlatır. The pencil is in the box. Kalem kutunun içindedir. (Kalem kutudadır.) I'll put the pencil into the box. Kalemi kutunun içine koyacağım. She put her hand into my pocket. Elini cebime koydu. (soktu) Put the apples into the basket. Elmaları sepete koy. on ve onto On bir durumu veya bir şeyin üzerine doğru bir hareketi belirtir. The key is on the table. Anahtar masanın üstündedir. Put the key on the table. Anahtarı masanın üstüne koy. Bir şahıs veya canlının yüksek bir yerin üzerine konulması veya çıkması anlatılırken onto kullanılır. Put the boy onto the branch. Çocuğu dalın üstüne koy. She jumped onto the table. Masanın üstüne sıçradı. I lifted the girl onto the horse. Kızı atın üstüne kaldırdım. Across "bir tarafından karşı tarafına, çaprazlamasına" anlamında bir edattır. across the river nehirin bir kıyısından karşı kıyısına across the street caddenin bir tarafından karşısına across the cotton field pamuk tarlasının bir tarafından karşı tarafına The boys swam across the river. Çocuklar nehrin bir kıyısından karşı kıyısına yüzdüler. The policeman stopped the cars Polis otomobilleri durdurdu ve biz and we walked across the street. yolun bir tarafından karşı tarafına yürüdük. The boat went across the lake. Kayık gölün bir tarafından karşı tarafına gitti. down "aşağı doğru" anlamındadır. down the road yoldan aşağı doğru down the hill tepeden aşağı doğru down her face yüzünden aşağı doğru Tears went down her cheeks. Yaşlar yanaklarından aşağı doğru süzüldü. The boats go faster down the Kayıklar nehirde aşağı doğru daha river. hızlı giderler. They rolled the boulders down Kayaları tepeden aşağı doğru the hill. yuvarladılar. round "etrafında, çevresinde" anlamını verir. round the world dünyanın etrafında round the table masanın etrafında round my neck boynumda The earth rotates round the sun. Dünya güneşin etrafında döner. The children are running round Çocuklar büyük ağacın etrafında the big tree. koşuyorlar. She wore a blue belt round her Beline mavi bir kemer taktı. waist. through bir şeyin içinden geçişi anlatırken kullanılan "içinden, arasından" anlamındadır. through the chimney bacanın içinden through the forest ormanın içinden through the city şehrin içinden The river flows through Paris. Nehir Paris'in içinden akar. He came in through the window. Pencereden girdi. Can you see through this Bu perdenin arasından görebilir curtain? misin? up "yukarı doğru" anlamındadır. up the tree ağacın yukarısına doğru up the stairs merdivenlerden yukarı up the hill tepenin yukarısına We climbed up the mountain. Dağın yukarısına tırmandık. The swimmers swam up the Yüzücüler nehrin yukarısına doğru stream. yüzdüler. The workmen climbed up the İşçiler merdivenin yukarısına doğru ladder. tırmandılar. against "karşı" anlamında bir edattır. against the wind rüzgâra karşı against our wish isteğimize karşı against the rules kurallara karşı Your driving at this speed is Bu hızda sürmeniz kurallara aykırı- against the rules. dır. We can't go fast against the Akıntıya karşı hızlı gidemeyiz. current. They raced against time. Zamana karşı yarıştılar. düzey gösteren edatlar above, over, under, below, beneath above "üstünde, daha üst düzeyde" anlamındadır. The plane is above the clouds. Uçak bulutların üstündedir. The birds were flying above the Kuşlar uçurtmaların üstünde uçu- kites. yorlardı. Our pride is above everything. Gururumuz her şeyin üzerindedir. over edatı da above ile aynı anlamdadır. Ayrıca, üstünde bulunduğu şeye dokunur durumda anlamını da verebilir. Above böyle bir anlam vermez. The plane is over the clouds. Uçak bulutların üstündedir. We were flying over the forest. Ormanın üstünde uçuyorduk. Put the handkerchief over his Mendili onun yüzüne koy. face. I'Il put a new table cloth over Masanın üzerine yeni bir masa the table. örtüsü koyacağım. Over, ayrıca bir hareketin bir şeyin üzerinden yapıldığını da anlatır. The cat jumped over the bed. Kedi yatağın üzerinden atladı. (bir tarafından öbür tarafına) We jumped over the stream. Derenin üzerinden atladık. under "altında" anlamındadır. under the chair sandalyenin altında under the book kitabın altında under the carpet halının altında There are some cigarettes under Masanın altında birkaç sigara var. the table. He is sleeping under the tree. Ağacın altında uyuyor. below edatı da under gibi "altında" anlamındadır. Ancak, under ile anlatılanda temas durumu mümkündür. Below ise temas etmeden altında oluşu anlatır. below the clouds bulutların altında below the surface yüzeyin altında below the roof çatının altında The plane went below the clouds. Uçak bulutların altından gitti. She swam below the surface of Su yüzeyinin altında yüzdü. the water. Her trousers are below the knee. Pantalonu diz altındadır. beneath de "altında" anlamındadır. Under ile eş anlamlıdır. We found the money beneath the Parayı battaniyenin altında bulduk. blanket. Parts of Troy are beneath Truva'nın bölümleri toprağın the ground. altındadır. bulunma veya duruş yerini gösteren edatlar beside, behind, in front of, opposite, between, among, near beside "yanında, bitişiğinde" anlamındadır. beside the bed yatağın yanında beside the cupboard dolabın yanında beside the woman kadının yanında She is sitting beside her husband. Kocasının yanında oturuyor. There is a waste bin beside the Dolabın yanında bir çöp tenekesi cupboard. var. Come and sit beside your father. Gel babanın yanına otur. behind "arkasında" anlamında bir edattır. behind the house evin arkasında behind the wall duvarın arkasında behind our school okulumuzun arkasında We parked the car behind the Otomobili istasyonun arkasında station. park ettik. They'II wait for us behind the Bizi stadyumun arkasında bek- stadium. leyecekler. The woman walked behind her Kadın kocasının arkasında yürüdü. husband. in front of üç sözcükten oluşan bir edattır. Anlamı "önünde"dir. in front of the house evin önünde in front of your door kapınızın önünde in front of everybody herkesin önünde There is a blue car in front Kapınızın önünde mavi bir otomobil of your door. var. Put the boxes in front of the Kutuları pencerenin önüne koy. window. You can't insult her in front Ona herkesin önünde hakaret of everybody. edemezsin. Don't stand in front of me. Önümde durma. opposite "karşısında, zıddı" anlamındadır. opposite the church kilisenin karşısında opposite our house evimizin karşısında opposite of a word bir sözcüğün zıddı I am sitting opposite my Kızımın karşısında oturuyorum. daughter. Their house is opposite ours. Onların evi bizimkinin karşısındadır. What is the opposite of this Bu sözcüğün zıddı (karşıt anlamlısı) word? nedir? The opposite of long is short. Uzunun karşıtı kısadır. between "iki şey arasında" anlamında bir edattır. between the table and the door kapı ve masa arasında between you and me sen ve ben arasında (ikimiz arasın da) between the two trees iki ağaç arasında There is a big tree between the Evle duvar arasında büyük bir ağaç house and the wall. var. Put the books between the vases. Kitapları vazoların arasına koy. There is a secret between Doris Dorisle erkek kardeşi arasında bir and her brother. sır var. among "arasında, ortasında" anlamındadır. Fakat between'den farkı ikiden fazla sayıdaki şeylerin arasında oluşu göstermesidir. among the flowers çiçekler arasında among the four hills dört tepe arasında among the students öğrenciler arasında We built a hut among the trees. Ağaçlar arasında bir kulübe inşa et tik. Put the seeds among the flowers. Tohumları çiçeklerin arasına koy. They'll hide the money among Parayı kitapların arasına saklaya- the books. caklar. near "yakın, yakınında" anlamındadır. near the house eve yakın near our school okulumuza yakın near me bana yakın Our house is near the station. Evimiz istasyona yakındır. We parked the car near the foot- Arabayı futbol alanına yakın park ball ground. ettik. diğer edatlar about, with, without, except about "aşağı yukarı, yaklaşık, civarında, dair" anlamlarındadır. about the house evin civarında about the city şehrin civarında (şurasında, burasın da) about here burada bir yerde about this book bu kitap hakkında The tourists are walking about Turistler şehrin şurasını burasını the town. dolaşıyorlar. I lost my key somewhere about Anahtarımı buralarda bir yerde here. kaybettim. Tell me everything about her. Bana onun hakkında her şeyi anlat. It's about five o'clock. Saat aşağı yukarı beş. with "ile, ...li, beraber" anlamlarını veren bir edattır. with a pencil kalemle with a small knife küçük bir bıçakla She cut the cake with a big Pastayı büyük bir bıçakla kesti. knife. I wrote the letter with this pen. Mektubu bu kalemle yazdım. I go to school with my friends. Okula arkadaşlarımla giderim. With edatı ayrıca, "...i olan, ..lı" ekleriyle belirtilebilecek, sahiplik gösteren bir anlam da verir. with red hair kırmızı saçlı with one arm tek kollu with her coat on her shoulders paltosu (mantosu) omuzlarında olan The man with long hair is a Uzun saçlı adam ünlü bir müzis- famous musician. yendir. The old man with one arm is Tek kollu yaşlı adam Frank'ın Frank's father. babasıdır. The woman with a fur coat on her Omuzlarında bir kürk manto olan shoulders is the owner of this kadın bu büyük dükkânın sahibidir. big shop. without "...sız, olmaksızın" anlamındadır. without lemon limonsuz without any help hiç yardımsız without you sensiz We cook our food without salt. Yiyeceğimizi tuzsuz pişiririz. Can you tell them a story with- Bir kitap olmaksızın onlara hikâye out a book? anlatabilir misin? I can't do without you. Sensiz yapamam. except "hariç" anlamındadır. except this book bu kitap hariç except you sen hariç except the teacher öğretmen hariç I'Il give you everything except Bu yüzük hariç her şeyi sana ve- this ring. receğim. Everybody came except Helen. Helen hariç herkes geldi. Nobody can answer it except the Öğretmen hariç ona kimse cevap teacher. veremez. (with) ve (by) edatlarının Türkçe karşılık benzerliği With "beraber, ile" anlamında kullanıldığında nakil vasıtasıyla gidişi gösteren by edatının "ile, vasıtasıyla" anlamıyla karışmaktadır. Burada dikkat edilecek şey with edatının "birlikte, beraber" anlamı taşıyan "ile" anlamında olduğu, by edatının ise "vasıtasiyle" anlamı taşıyan "ile" anlamında olduğudur. with ile, beraber, birlikte by ile, vasıtasıyla I go to school with my friends. Okula arkadaşlarımla giderim. I go to school by bus. Okula otobüsle giderim. She came here with her father. Buraya babasıyla geldi. She came here by train. Buraya trenle geldi. on time ve in time On time "vaktinde, tam vaktinde" anlamındadır. The train came on time. Tren vaktinde geldi. The bus will start on time. Otobüs vaktinde kalkacak. in time "vakitlice, geç kalmayacak zamanda, vakti geçmeden" anlamını verir. We must be here in time. Vaktini geçirmeden (vakitlice) burada olmalıyız. They arrived in time, so we had Vakitlice geldiler, böylece bir fincan time to have a cup of tea. çay içmek için vaktimiz oldu. All the passengers must be here Bütün yolcular vaktinde burada in time. olmalılar. We were at the theatre in Vakitlice (geç kalmadan) tiyatro- time. daydık. like "gibi" anlamında bir edattır. like a soldier bir asker gibi like thls bunun gibi Iike the others diğerleri gibi You must behave like your sister. Kız kardeşin gibi hareket etmelisin. They made this place like a Bu yeri bir bahçe gibi yaptılar. garden. Your house is like a palace. Sizin eviniz bir saray gibidir. She was like a teacher to me. Bana bir öğretmen gibiydi. Feel like "canı istemek, arzu etmek" anlamında bir deyimdir. Bunu genellikle bir isim veya isim fiil izler. Do you feel like a drink? Bir içki ister misin? (Canın içki iç- meyi istiyor mu?) Do they feel like a swim? Yüzme isterler mi? She felt like crying. Ağlamak istedi. (İçinden ağlamak geldi.) I feel like having a rest. Canım istirahat etmek istiyor. We don't feel like walking to Tepeye yürümek istemiyor canımız. the hill. dolaylı tümleç önündeki (to) ve (for) edatlarının kaldırılması The teacher gave the book to me. Öğretmen kitabı bana verdi. Dora will buy a stamp for the Dora yaşlı adama bir pul alacak. old man. cümlelerinde dolaylı tümleçler "me, the old man" düz tümlecin önüne alınırsa to ve for edatları atılabilir. The teacher gave me the book. Öğretmen kitabı bana verdi. Dora will buy the old man a Dora yaşlı adama bir pul alacak. stamp. Dolaylı tümlecin yerini değiştirmek suretiyle to edatının atılması başlıca şu fiillerle olur: take, tell, sell, send, pay, give, bring She told a story to the children. Çocuklara bir hikâye anlattı. She told the children a story. Çocuklara bir hikâye anlattı. We'll sell our furniture to them. Mobilyamızı onlara satacağız. We'll sell them our furniture. Mobilyamızı onlara satacağız. I sent the boxes to the company. Kutuları şirkete gönderdim. I sent the company the boxes. Kutuları şirkete gönderdim. He paid twenty dollars to the Fırıncıya yirmi dolar ödedi. baker. He paid the baker twenty dollars. Fırıncıya yirmi dolar ödedi. Mary can bring the books to her Mary kitapları arkadaşlarına ge- friends. tirebilir. Mary can bring her friends the Mary kitapları arkadaşlarına ge- books. tirebilir. Dolaylı tümlecin yerini değiştirmek suretiyle for edatının atılması başlıca şu fiillerle olur: buy, get, keep, leave, make, order, build, cook, find. She bought an umbrella for Ann. Ann için (Ann'a) bir şemsiye aldı. She bought Ann an umbrella. Ann'a bir şemsiye aldı. We'll find a hotel for the Turistler için bir otel bulacağız. tourists. We'll find the tourists a hotel. Turistlere bir otel bulacağız. The man left some money for his Adam çocukları için biraz para children. bıraktı. The man left his children some Adam çocuklarına biraz para money. bıraktı. I'll make a small chair for you. Senin için küçük bir sandalye ya- pacağım. I'll make you a small chair. Sana küçük bir sandalye yapaca- ğım. They built a simple bridge for Köylüler için basit bir köprü inşa the villagers. ettiler. They built the villagers a simple Köylülere basit bir köprü inşa bridge. ettiler. read ve write ile to Read ve write fiilleri to edatı ile kullanılırlar. I'Il write to you when I go there. Oraya gittiğim zaman sana yazaca ğım. She can read to them before Onlar yatmadan önce onlara they go to bed. okuyabilir. Why didn't you write to me? Bana niçin yazmadın? She promised to write to me Bana yazmayı vaat etti fakat sözünü but she didn't keep her word. tutmadı. tell ve show Tell ve show fiilleri to almazlar. I'll tell you everything. Sana her şeyi anlatacağım. Show me your hands. Bana ellerini göster. They told the teacher about the Öğretmene okulu anlattılar. school. Can you show them the new Onlara yeni makineyi gösterebilir machine? misin? Bazı fiillerin arkasından gelen edatlar Fiilleri öğrenirken bunların aldıkları edatları da bellemelidir. Burada örnek olarak çok önemli olanlarını cümlelerde kullanılışlarıyla veriyoruz. (to) ile kullanılan bazı fiiller Call, complain, explain, say, speak, talk, whisper, suggest, shout fiilleri ile hitap edilen şahısları gösteren sözcükler önüne to getirilir. What did she say to you? Sana ne dedi? He complained to her about the Ona çocuk hakkında şikâyet etti. child. We'll explain everything to them. Onlara her şeyi açıklayacağız. She talked to her husband. Kocasıyla konuştu. Audrey whispered some words Audrey adama birkaç söz fısıldadı. to the man. The policeman called to the Polis şoföre seslendi. driver. You spoke to an old woman in the Sokakta yaşlı bir kadınla konuştun. street. He shouted to the watchman to Nöbetçiye kapıyı açmasını bağırdı. open the door. Öfkeyle ve azarlamak amacıyla bağırma belirtilirken shout ile at edatı kullanılır. Don't shout at the boys. They Çocuklara bağırma. Senden are afraid of you. korkuyorlar. The angry man shouted at his Kızgın adam karısına bağırdı. wife. Attend, object, refer, prefer fiilleri de to alanlar arasındadır. You must attend to the speech. Konuşmayı dikkatle dinlemelisin. I don't object to his coming Bizimle gelmesine itiraz etmem. with us. The documents were referred to Belgeler başka bir bölüme havale another section. edildi. Do you prefer swimming to Yüzmeyi masa tenisi oynamaya ter- playing table tennis? cih eder misiniz? (of) ile kullanılan bazı fiiller dream, consist, think, get rid, accuse, remind fiillerini of edatı izler. She always thinks of her son. Hep oğlunu düşünür. We must get rid of these old Bu eski kitaplardan kurtulmalıyız. books. (defetmeliyiz) He dreams of his happy Mutlu çocukluğunu hayal eder. childhood. This building consists of two Bu bina iki kısımdan meydana gelir. parts. They accused him of stealing Onu parayı çalmakla suçladılar. the money. I reminded you of the danger. Sana tehlikeyi hatırlattım. (in) ile kullanılan bazı fiiller believe, succeed Do you believe in their ability? Onların yeteneğine inanıyor musun? She succeeded in the first exam. İlk sınavda başarılı oldu. I'll succeed in getting a better Daha iyi bir mevki elde etmekte position. başarılı olacağım. (on) ile kullanılan bazı fiiller depend, insist, live, rely They all depend on me. Hepsi bana bağlılar. (bana muhtaç) They'll give you the money if Israr edersen parayı sana verecek- you insist on it. ler. The natives live on fruit only. Yerliler sadece meyveyle yaşarlar. Don't rely on the good weather. İyi havaya güvenme. (for) ile kullanılan bazı fiiller apologize, ask, beg, apply, hope, wait They applied for a better job. Daha iyi bir iş için başvurdular. He asked for some chocolates. Biraz çikolata istedi. We hope for rain. Yağmur bekliyoruz. The students are waiting for Öğrenciler okul otobüsünü bekli- the school bus. yorlar. I apologize for not being here Vaktinde burada olmadığım için in time. özür dilerim. (with) ile kullanılan bazı fiiller quarrel, fight, argue, compare, deal, charge He quarrels with his neighbours. Komşularıyla münakaşa (ağız kavga sı) eder. Don't fight with your friends. Arkadaşlarınla kavga etme. Did you argue with the teacher Yine öğretmenle tartıştın mı? again? I can't compare this dictionary Bu sözlüğü sizinkiyle mukayese with yours. edemem. We don't deal with this man any Artık bu adamla alışveriş more. yapmıyoruz. How can you deal with a mad Deli bir adama nasıl davranabi- man? lirsiniz? Frank was charged with killing Frank kuyumcuyu öldürmekle suç- the jeweller. landı. bazı sıfat ve ortaçlarla kullanılan edatlar Bazı edatlar belli sıfat ve ortaçları izlerler. Bunların önemli olanları şunlardır: for edatı anxious, fit, ready, sorry ile kullanılır. She is ready for the examination. Sınava hazırdır. The woman is anxious for her Kadın parası için endişededir. money. Mary isn't fit for this job. Mary bu iş için uygun değildir. I'm sorry for disturbing you. Sizi rahatsız ettiğim için üzgünüm. in edatı interested, succesful, involved ile kullanılır. I'm not interested in basketball. Basketbolle ilgilenmem. We were successful in getting Daha iyi işler elde etmekte başarı- better jobs. lıydık. I don't want to be involved in Bu kavgaya karışmak istemiyorum. this quarrel. to edatı according, accustomed, due, owing, used ile kullanılır. According to the new rules you Yeni kurallara göre böyle oynaya- can't play like this. mazsınız. She isn't accustomed to cold Soğuk havaya alışık değildir. weather. Due to bad weather we had to Kötü hava yüzünden programı change the programme. değiştirmek zorunda kaldık. Owing to the snow the bus came Kar nedeniyle (yüzünden) otobüs very late. çok geç geldi. I'm not used to working in a fac- Bir fabrikada çalışmaya alışık tory. değilim. of edatı afraid, ashamed, aware, capable, fond, suspicious, tired ile kullanılır. I'm afraid of walking in dark Karanlık sokaklarda yürümekten streets. korkarım. She is ashamed of not writing Sana yazmadığı için mahçuptur. to you. He isn't capable of doing such Böyle zor bir işi yapabilecek güçte a difficult job. değil. Are you aware of their absence? Onların yokluğunun farkında mısın? We are fond of their company. Onların beraberliğinden hoşlanırız. He is suspicious of his wife. Karısından kuşkuludur. I'm tired of eating the same Aynı yiyeceği yemekten bıktım. food. at edatı good ve bad ile kullanılır. She is very good at chess. Satrançta çok iyidir. Your son isn't good at learning Oğlunuz yabancı dil öğrenmede iyi a foreign language. değildir. My son is bad at mathematics. Oğlum matematikte kötüdür. I don't think they're bad at Onların teniste kötü olduğunu tennis. sanmam. edatlardan sonra isim fiiller Cümlede edatlardan sonra gelen fiiller isim fiil halinde bulunurlar. She is afraid of losing her job. İşini kaybetmekten korkar. We are ready for starting the Yarışı başlatmaya hazırız. game. He is interested in learning Satranç öğrenmeye ilgilidir. chess. I don't want to be involved in Sistemin değiştirilmesine karışmak changing the system. istemiyorum. Martin may be successful in Martin otel bulmakta başarılı finding a hotel. olabilir. The girl is fond of playing Kız geç saatlere kadar oynamayı until late hours. sever. We're suspicious of his taking Çantayı onun almasından the bag. kuşkuluyuz. I'm tired of listening to the Aynı müziği dinlemekten bıktım. same music. I'm tired of his behaving so Onun bu kadar kaba davranma- rudely. sından usandım. They took the paper without ask- Gazeteyi izin istemeden aldılar. ing for permission. He prefers running to walking. Koşmayı yürümeye tercih eder. My son apologized for coming Oğlum geç geliş için özür diledi. late.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:43
You should have insisted on pay- Payınızı ödemekte ısrar etmeliy- ing your share. diniz. I have no objection to waiting Burada beklemeye itirazım yok. here. I have no objection to his writ- Benim masamda yazmasına itirazım ing at my table. yok. edat ve zarf olarak kullanılan sözcükler Bazı edatlar yerine ve kullanılışına göre zarf anlamıyla da kullanılabilirler. edat olarak zarf olarak The cat came down the tree The cat came down. Kedi ağaçtan aşağıya geldi. Kedi aşağı geldi. Ingrid came before five o'clock. She didn't come here before. Ingrid saat beşten önce geldi. Buraya daha önce gelmedi. I'll put the vase on the shelf. I'll put my coat on. Vazoyu rafa koyacağım. Ceketimi giyeceğim. There are a lot of eggs in The man opened the door and the basket. came in. Sepette birçok yumurtalar var. Adam kapıyı açtı ve girdi. (içeri geldi) Is the car behind the house? We left all the bags behind. Otomobil evin arkasında mıdır? Bütün çantaları geride bıraktık. Put the cloth over the table. When the meal is finished I'll put Örtüyü masanın üstüne koy. the table cloth over. Yemek bittiği zaman masa örtüsünü üstüne koyacağım. The girl ran up the hill. We all went up in the lift. Kız tepenin yukarısına koştu. Asansörde hepimiz yukarı gittik. Cut the rose off the bush. Take your hat off. Gülü çalıdan kesip al. Şapkanı çıkar. The sun went below the horizon. We looked down the bridge and Güneş ufkun altına gitti. saw some flowers below. Köprüden aşağıya baktık ve aşağıda birkaç çiçek gördük. Is the school near the hospital? There's no hotel near. Okul hastanenin yakınında mıdır? Yakında otel yoktur. edatın cümle sonuna konulması Önünde bir edat olan soru sözcükleriyle yapılmış sorularda edat cümle sonuna alınabilir. To whom did you write? Kime yazdın? Who did you write to? Kime yazdın? To whom are you calling? Kime sesleniyorsun? Who are you calling to? Kime sesleniyorsun? In which room do they work? Hangi odada çalışırlar? Which room do they work in? Hangi odada çalışırlar? In what class are they? Hangi sınıftadırlar? What class are they in? Hangi sınıftadırlar? On whose table did they play? Kimin masası üstünde oynadılar? Whose table did they play on? Kimin masası üstünde oynadılar? With what did you make the hole? Deliği neyle yaptınız? What did you make the hole with? Deliği neyle yaptınız? With whom did they walk? Kiminle yürüdüler? Who did they walk with? Kiminle yürüdüler? edatlar ve zarflarla fiil birleşimleri Edatlar ve zarflar çeşitli fiillerle birleşerek bazan kendi anlamlarını kaybetmeden, bazan da değişik anlamlara girerek birer birleşik fiil meydana getirirler. Örneğin, go in, walk away, look forward, get away, look out, pay back birleşimlerinde fiil ve zarflar esas anlamlarından kaybetmeden birleşmişlerdir. Go on, give in, make out, put out, put up, take off, blow up birleşimlerinde ise esas anlamları değişerek başka bir anlam vermektedirler. She walked away. Uzaklaştı. Look out! The bus is coming. Dikkat! Otobüs geliyor. Why didn't you pay back? Niçin geri ödemedin? These tables are made of wood. Bu masalar ağaçtan yapılmıştır. One of them must give in. Onların biri pes etmeli. Put out the light please. Lütfen ışığı söndür. The plane will take off soon. Uçak yakında kalkacak. She kept on talking. Konuşmaya devam etti.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:43
CONJUNCTIONS _ BAĞLAÇLAR

Bağlaçlar sözcükleri veya cümlecikleri birbirlerine bağlayan sözcüklerdir. She opened the door and Kapıyı açtı ve içeri geldi. came in. The boys ran fast but they Çocuklar hızlı koştular fakat otobüse couldn't catch the bus. yetişemediler. Is this a house or a school? Bu bir ev midir yoksa bir okul mudur? It was raining, so we stayed Yağmur yağıyordu, bu sebepten at home. evde kaldık. Bu cümlelerde görülen and, but, or, so sözcükleri birer bağlaçtır. İki cümleciği birbirlerine bağlamaktadırlar. İngilizcede iki tür bağlaç vardır. 1. co-ordinating conjunctions - düzenleme bağlaçları 2. subordinating conjunctions - uyum bağlaçları Co-ordinating conjunctions - düzenleme bağlaçları 1. and grubu 2. but " 3. or " 4. so " 1. And ve bu grupta olan diğer bağlaçlar eşit değerde cümlecikleri birleştirerek tek bir cümle halinde toplarlar. She opened the window and Pencereyi açtı ve kutuyu dışarı attı. threw the box out. The man brought a sheet of Adam bir tabaka kâğıt ve bir paper and a ballpoint pen. tükenmezkalem getirdi. We ate apples, pears, bananas Elmalar, armutlar, muzlar ve and grapes. üzümler yedik. The armchair is new and Koltuk yeni ve rahattır. comfortable. The girl and the boy are students Kız ve çocuk aynı okulda at the same school. öğrencidirler. And ile bağlanacak sözcükler arka arkaya birkaç tane ise sadece son sözcük önünde and kullanılır; diğerlerinin önüne virgül konulur. On our way to the hotel we saw Otele giderken parklar, köprüler, parks, bridges, monuments and a anıtlar ve büyük bir kilise gördük. big church. She is tall, thin and beautiful. O uzun boylu, ince ve güzeldir. Emir cümlelerinde aşağıdaki gibi bir anlam verir. Come and take the plates. Gel ve tabakları al. Go and help your friends. Git ve arkadaşlarına yardım et. Read the text and explain it to Parçayı oku ve onu öğrencilere the students. açıkla. Bu gruptan diğer bağlaçlar şunlardır: both ...... and, as well as, and aIso, not only ... also They are both big and heavy. Onlar hem büyük hem ağırdır. His books are interesting as Onun kitapları öğretici olduğu kadar well as they are educational. ilginçtirler. It is rainy and also cold. Hava yağmurlu ve aynı zamanda soğuk. She is not only a good mother; Sadece iyi bir anne değil, iyi bir she is also a good friend. arkadaştır da. 2. But karşıtlık gösteren bir bağlaçtır. İlk cümlecikte söylenen şeye ikinci cümlecik uyumsuzluk gösteriyorsa ikisi arasında but kullanılır. She is thin but strong. Zayıftır ama kuvvetlidir. We came late but worked hard Geç geldik fakat çok çalıştık ve işi and finished the work in time. vaktinden önce bitirdik. He is a good boy but he doesn't İyi bir çocuktur fakat derslerine study his lessons. çalışmaz. The suitcase was heavy but I was Bavul ağırdı ama onu taşıyabildim. able to carry it. Örneklerde de görüldüğü gibi ikinci cümlecik ilk cümlecikte belirtilen şeye aykırı düşen ve beklenmeyen bir anlam taşımaktadır. It is an old car but it is very Eski bir otomobildir ama çok expensive. pahalıdır. Bu gruptan olan in spite of, despite, notwithstanding, yet, still, however bağlaçları da but gibi kullanılırlar. She is very active in spite of Yaşına rağmen çok aktiftir. her age. We are all tired, yet we'll be Hepimiz yorgunuz ama size yardım glad to help you. etmekten memnuniyet duyacağız. They didn't change the plan Kötü havaya rağmen planı değiş- despite the bad weather. tirmediler. He is ill, still he refuses to go to Hastadır ama hâlâ doktora gitmeyi the doctor. reddediyor. 3. Or bağlacı bir seçme veya tahmin belirtir. You must wear a sweater or a Bir süveter veya kazak giymelisiniz. pullover. He must pay the penalty or go to Cezayı ödemeli veya hapse girmeli. jail. We'll buy a carpet or some Bir halı alacağız veya birkaç hatıra souvenirs. eşyası. She can choose a book or a Bir kitap veya bir kartpostal postcard. seçebilir. They have tea or coffee at Kahvaltıda çay veya kahve içerler. breakfast. I can write a letter or send Bir mektup yazabilirim veya bir a telegram. telgraf gönderebilirim. Tahmin gösteren or cümlelerinde tahmin edilen şeyin birbirine yakın ölçüde olması gerekir. Bu bir gramer kuralı olmaktan çok mantık gereğidir. It is five or a quarter to five. Saat beş veya beşe çeyrek var. She is ten or twelve years old. O on veya on iki yaşındadır. We learnt twenty or twenty - two Her gün yirmi veya yirmi iki yeni new words every day. sözcük öğrendik. Our village is forty or forty-one Köyümüz kasabadan kırk veya kırk kilometres from the town. bir kilometredir. either, neither Bu gruptaki diğer bağlaçlar either, neither, nor sözcükleridir. She is either a nurse or O ya bir hemşire ya da bir öğret- a teacher. mendir. They are either at the park or Onlar ya parkta ya da bir lokanta- in a restaurant. dadırlar. We can either wait here or go Ya burada bekleyebilir ya da onun to his house. evine gidebiliriz. Will you sell either your car Ya otomobilini ya da daireni mi or your apartment? satacaksın? We can use either a knife or Kutuyu açmak için ya bir bıçak ya a key to open the box. da bir anahtar kullanabiliriz. I don't like either football or Futbolu da basketbolu da sevmem. basketball. Mary can't learn either French Mary Fransızca da Almanca da or German. öğrenemez. Either .. ... or ile olumsuz cümle yapmak için fiilin olumsuz şekli kullanılır. Neither ... nor ise olumlu haldeki fiil ile olumsuz bir anlam verir. She is neither clever nor beau- O ne akıllı ne de güzeldir. tiful. They have neither money nor real Ne paraları ne de gayri menkulleri property. var. We ate neither bread nor meat. Ne ekmek ne de et yedik. Either sözcüğü "her biri" anlamındadır ve tekil bir fiil alır. Neither "hiçbiri" anlamıyla yine tekil bir fiille kullanılır. Either costs the same. Her biri aynı fiyattır. Neither of the girls is clever. Kızların hiçbiri akıllı değildir. Söylenen sözlere yapılan ilaveler konusunda görüldüğü gibi either, neither, nor ilave söz olarak da kullanılır. She didn't see me and I didn't O beni görmedi, ben de onu see her either. görmedim. He didn't come and neither did O gelmedi, kız arkadaşı da gelmedi. his girl friend. We can't understand it and Biz onu anlayamayız, onlar da neither can they. anlayamazlar. I can't help you now, nor can the Sana şimdi yardım edemem, diğer- others. leri de yardım edemez. 4. So bağlacı sonuç gösterir. It is cold so you must put on Hava soğuk, bu yüzden ceketini your coat. giymelisin. We are late so we'll wait here. Geç kaldık, bu yüzden burada bekleyeceğiz. She made a mistake so she had Bir hata yaptı, bu yüzden başka bir to write another letter. mektup yazmak zorunda kaldı. The vase was broken so we Vazo kırıldı, bu yüzden bir yenisini bought a new one. aldık. The manager wasn't there so we Müdür orada değildi, bu yüzden came back. geri döndük. You don't listen to your teacher Öğretmeninizi dinlemezsiniz, bu so you won't learn anything. yüzden hiçbir şey öğrenmeyecek- siniz. It began to rain so we ran to Yağmur yağmaya başladı, bu the cave. yüzden mağaraya koştuk. Bu gruptaki diğer bağlaçlar therefore, thus, consequently, so that sözcükleridir. It was cold, therefore we put Hava soğuktu, bu yüzden sobaya some more wood in the stove. biraz daha odun koyduk. They worked hard, and conse- Çok çalıştılar, sonuç olarak quently succeeded. başardılar. We ate apples, pears, bananas. Elmalar, armutlar, muzlar ve üzüm- ler yedik. They closed the door so that Kapıyı kapadılar, böylece ne nobody saw what happened. olduğunu hiç kimse görmedi. We walked slowly, thus we Yavaş yürüdük, bu yüzden otobüsü missed the bus. kaçırdık. bağlaç gibi sözcük ve sözcük grupları İngilizcede bazı sözcük ve sözcük grupları cümle veya cümlecikleri bağlaç kadar birleştirici ve tek cümle haline getirici olmayan bir anlamda bağlarlar. Bağlaçların cümleleri tamamen kaynaştırmalarına karşın bunlar hafif bir birleştirme yapıp iki cümle arasında bir ilişki gösterirler. İlk cümle ile aralarında noktalı virgül bulunur. He is not a good boy; all the İyi bir çocuk değildir; yine de onu same I like him. severim. She came late; furthermore she Geç geldi; üstelik ev ödevini getir- didn't bring her homework. medi. She is very ugly; in addition Çok çirkin; üstelik aptal. she is stupid. He is the headmaster of the Okulun müdürüdür; aynı zamanda school; in the meantime he is a bir tarih öğretmenidir. teacher of history. You didn't disturb us; on the Bizi rahatsız etmediniz; bilakis çok contrary we were very pleased. memnun olduk. Come and sit here; otherwise Gel buraya otur; yoksa hiçbir şey you can't see anything. göremezsin. Everybody helps him; still he Ona herkes yardım eder; yine de isn't pleased. memnun olduk. He is rich; moreover he is Zengindir; dahası yakışıklıdır. handsome. They came late; nevertheless Geç geldiler; yine de treni kaçırma- they didn't miss the train. dılar. Bu tip sözcüklerin başlıcaları şunlardır: accordingly in the meantime again likewise all the same meanwhile anyhow moreover anyway nevertheless as a matter of fact on the contrary at any rate on the other hand besides on top of that consequently only furthermore otherwise however still in addition therefore in any case thus indeed yet subordinating conjunctions - uyum bağlaçları Uyum bağlaçları, zarf cümlecikleri ve isim cümleciklerinin meydana geti-rilmesinde kullanılan ve bu cümlecikleri diğer ana cümleye bağlayan sözcüklerdir. 1. İsim cümlecikleri yapımında en çok kullanılan sözcük that'tir. Aşağıdaki örneklerde that ile başlayan bölüm bir isim cümleciğidir. Bu cümlecik that bağlacı ile önündeki ana cümleye bağlanmaktadır. We know that you are a good İyi bir aşçı olduğunuzu biliyoruz. cook. Bu tip isim cümleciklerini daha iyi anlamak için ana cümleden ayrı olarak görmek istersek, that he is a teacher ki o bir öğretmendir (onun bir öğret men olduğunu) that the house was burning evin yandığını that alcohol is harmful alkolün zararlı olduğunu that his father would succeed babasının başarılı olacağını that she'll find her friends arkadaşlarını bulacağını They say that he is a teacher. Bir öğretmen olduğunu söylerler. We saw that the house was burn- Evin yandığını gördük. ing. I'm sure that alcohol is harmful. Alkolün zararlı olduğundan eminim. Bu cümlelerde that bağlacı çoğu zaman kullanılmaz. Bu durumda cümlenin anlamı bozulmaz. She says that she is a teacher Bir İngilizce öğretmeni olduğunu of English. söyler. She says she is a teacher of Bir İngilizce öğretmeni olduğunu English. söyler. I think that this house belongs Zannederim bu ev Edward'a aittir. to Edward. I think this house belongs to Zannederim bu ev Edward'a aittir. Edward. They told me that you were a Bana senin iyi bir marangoz oldu- good carpenter. ğunu söylediler. They told me you were a good Bana senin iyi bir marangoz carpenter. olduğunu söylediler. That dışında soru zamirleri, soru sıfatları ve zarfları da isim cümleciklerini bağlayan birer bağlaç olarak kullanılabilirler. They won't tell you who they are. Size kim olduklarını söylemezler. Do you know whose pen is this? Bunun kimin kalemi olduğunu bili- yor musun? I don't understand why he is Bana niçin kızgın olduğunu angry with me. anlamıyorum. 2. Zarf cümleciklerinin yapımında ve aynı zamanda onları ana cümleye bağlamada kullanılan bağlaçlar şunlardır: a. zaman cümleciklerinde: when, whenever, as soon as; immediately, directly, as, while, as long as, until, till, before, after, since when the train comes tren geldiğinde We must be at the station when Tren geldiğinde istasyonda the train comes. olmalıyız. as soon as she saw me beni görür görmez She began to run as soon as she Beni görür görmez koşmaya saw me. başladı. We'll wait until five o'clock. Saat beşe kadar bekleyeceğiz. Can you come before breakfast? Kahvaltıdan önce gelebilir misiniz? I've been in London since the Savaş başladığından beri war began. Londra'dayım. He smiles whenever he meets Mr Bay Green'e ne zaman rastlasa Green. gülümser. She forgets her promise the Evden ayrıldığı an vaadini unutur. moment she leaves home. Bağlaçlar iki cümlecik arasında değil başta da yer alabilirler. As soon as she saw me she Beni görür görmez başını çevirdi. turned her head. When the doors opened the Kapılar açıldığında seyirciler oyun spectators ran to the playground. alanına koştular. While we were waiting there, a Biz orada bekliyorken park yerinden green car came out of the park- yeşil bir otomobil geldi. ing place. Before you answer you must Cevap vermeden önce onu think about it. düşünmelisin. As long as you don't touch it Ona dokunmadıkça yılan seni the snake won't bite you. ısırmaz. b. neden cümleciklerinde: because, since, as, now that because you got up late geç kalktığın için You couldn't have breakfast Geç kalktığın için kahvaltı because you got up late. edemedin. They put on their bathing suits Çok sıcak olduğu için mayolarını since it was very hot. giydiler. I asked my friend to help me as Bavul çok ağır olduğundan arkada- the suitcase was too heavy. şımdan bana yardım etmesini istedim. We'll change our plan now that Mademki sözünü tutmuyorsun you don't keep your word. planımızı değiştireceğiz. Because you are too young they Çok genç olduğunuz için size böyle can't give you such an import- önemli bir görevi veremezler. ant duty. As they changed the conditions Şartları değiştirdikleri için orada we gave up working there. çalışmaktan vazgeçtik. c. şart cümleciklerinde: if, unless, provided that, supposing that They'll reduce the price if you Büyük miktarlarda satın alırsanız buy in large quantities. fiyatı indirecekler. She would give you the book if İstesen kitabı verirdi. you wanted. You would have liked it if you Filmi görseydin beğenecektin. had seen the film. You can't catch the bus unless Otobüs durağına koşmazsan you run to the bus stop. otobüse yetişemezsin. He'll sell his house provided Karısı razı olursa evini satacak. that his wife consents. Supposing that they refuse to Eğer borcu ödemeyi reddederlerse pay the debt, what will you do? ne yapacaksınız? If the manager wants, she'll Müdür isterse mektubu tekrar type the letter again. daktilo edecek. Unless you are trained for this Bu iş için yetiştirilmiş değilseniz job, don't apply for it. onun için müracaat etmeyiniz. d. tarz cümlelerinde: as, as though, as if She'll clean the house as you Evi arzu ettiğiniz şekilde temiz- wish. leyecek. Do as I say. Söylediğim gibi yap. The man shouted at the children Adam çocuklara onların babası imiş as though he was their father. gibi bağırdı. The woman seems as if she Kadın herşeyi biliyormuş gibi knows everything. görünüyor. e. yer cümleciklerinde: where, wherever This is the house where the Yazarın doğduğu ev budur. writer was born. You must go where they go. Onların gittiği yere gitmelisin. You must go wherever they go. Onlar her nereye gitse gitmelisin. Wherever they live they make Her nerede otursalar çabucak friends quickly. arkadaş olurlar. f. maksat cümleciklerinde: in order that, so, so that, in case, for fear, lest. We sat by the window in order Güzel manzarayı seyredebilelim that we could watch the beautiful diye pencere kenarına oturduk. scenery. They have a sale so that people Halk her şeyi ucuzca alsın diye buy everything cheaply. ucuzluk yaparlar. She sets the table early in Kocası yediden önce gelirse diye case her husband comes before masayı erken hazırlar. seven. Take another towel in case the Eskisinin kirlenmesi halinde başka old one gets dirty. bir havlu al. We learnt German in case they Bizi Almanya'ya gönderebilirler diye could send us to Germany. Almanca öğrendik. They hid in the cave for fear Kurtlar onları görebilirler korkusuyla the wolves might see them. mağarada saklandılar. They hid in the cave lest the Kurtlar onları görmesinler diye wolves might see them. mağarada saklandılar. g. sonuç cümleciklerinde: so ...... that, such ...... that She is so old that she can't O kadar yaşlıdır ki oraya walk there. yürüyemez. We drove so fast that we arrived O kadar hızlı sürdük ki saat in Istanbul at nine o'clock. dokuzda İstanbul'a vardık. She had such an old dress on O kadar eski bir elbisesi vardı ki that they didn't admit her to the onu lokantaya kabul etmediler. restaurant. h. kabul ediş cümleciklerinde: although, even though, though, even if, however, whatever He accepted the money although Onun işi için çok az olduğu halde it was too little for his work. parayı kabul etti. We didn't put our coats on Hava serin olduğu halde even though it was chilly. ceketlerimizi giymedik. However clever they are, they Her ne kadar akıllıysalar da aptalca make stupid mistakes. hatalar yaparlar. You must do whatever they say. Her ne deseler yapmalısınız. You must help them even if they Düşmanınız da olsalar onlara are your enemies. yardım etmelisiniz. He can solve the problems Her ne kadar zor da olsalar however difficult they are. problemleri çözebilir. İ. karşılaştırma cümleciklerinde: like, as well as, as ... as, not so ... as, more (-er) ... than, the ... the Her husband is like a servant. Kocası bir uşak gibidir. Your hat is like a big basket. Şapkanız büyük bir sepet gibidir. She speaks English as well as Babası kadar İngilizce konuşur. her father. He can drive as fast as the Diğerleri kadar hızlı sürebilir. others. Martin isn't so clever as your Martin senin kızın kadar akıllı daughter. değildir. The apples are more expensive Elmalar portakallardan daha than the oranges. pahalıdır. The more you insist, the less he Sen daha ısrar ettikçe o daha az eats. yer. birkaç önemli bağlaç üzerinde açıklamalar for - because Anlam bakımından birbirleriyle pek yakındırlar ve çoğu zaman birinin yerine diğeri kullanılabilir. For için "zira", because için "çünkü" karşılığı uygun olur. Modern İngilizcede "zira" anlamında bir bağlaç olarak for sözcüğünün kullanılışı seyrektir. Genellikle resmi konuşmalarda ve yazı dilinde yer alır. She was dying, for she had taken Ölüyordu, zira pek çok uyku hapı too many sleeping pills. almıştı. The soldiers stopped in front Askerler evimizin önünde durdular. of our house, for the captain çünkü yüzbaşı onlara orada had ordered them to stop there. durmalarını emretmişti. I drink this medicine now, for Şimdi bu ilacı içiyorum, çünkü onu I feel better when I drink it. içtiğim zaman kendimi daha iyi hissediyorum. For sözcüğü bağ olarak cümlenin başında kullanılamaz. Because ise cümle başında yer alabilir. We get up early, for the school Erken kalkarız, çünkü okul otobüsü bus comes at eight. sekizde gelir. She learns quickly because her O çabuk öğrenir, çünkü babası father is English. İngilizdir. Because we missed the bus we Otobüsü kaçırdığımız için filmi couldn't see the film. göremedik. like - as Like sözcüğü bir bağlaç olarak "gibi" anlamındadır. Kullanılış bakımından ona benzer durumda olan as de "gibi, olarak" anlamını verir. Like bağlacından sonra bir isim veya zamir gelir. She can't sing like Mary. Mary gibi şarkı söyleyemez. I didn't see anybody like him. Onun gibi kimse görmedim. Fakat isim veya zamirden sonra bir fiil geliyorsa, yani iki cümlenin karşılaştırma durumu varsa like yerine as kullanılır. We don't cook this meal as they Bu yemeği onların yaptığı gibi do. pişirmeyiz. Their daughter also helps in the Bizimkinin yaptığı gibi onların kızı kitchen as ours does. da mutfakta yardım eder. You can answer the questions as Sorulara istediğin gibi cevap you wish. verebilirsin. Paint the walls as Mr Smith Duvarları Mr Smith'in istediği gibi wants. boya. Doğru ve kurala uygun kabul edilmemekle birlikte as yerine like kullanıldığına sık sık rastlanmaktadır. As "olarak" anlamında aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi kullanılır. As a teacher he is very Bir öğretmen olarak çok başarılıdır. successful. She was appointed as an assistant. Bir asistan olarak atandı. He worked as a mechanical Makina mühendisi olarak çalıştı. engineer. They used the house as head- Evi karargâh olarak kullandılar. quarters. Like ve as'in aynı cümlede kullanıldığında anlam farkı aşağıda görülmektedir. He taught as a teacher. Bir öğretmen olarak öğretti. He taught like a teacher. Bir öğretmen gibi öğretti. as, when, while As ve while "...iken" anlamında kullanılırlar. As he worked, he watched tele- Çalışırken televizyon seyretti. vision. While he worked he watched Çalışırken televizyon seyretti. television. She read the novel while she Romanı hastanedeyken okudu. was in hospitaI. As ve when "...iken, ...zaman" anlamında birbirine yakın kullanılıştadırlar. Aynı zamanda yapılan veya biri diğerini izleyen iki eylem when ile bağlanır. When they come, they visit their Geldikleri zaman ana babalarını parents. ziyaret ederler. When she learnt the truth, she Gerçeği öğrendiği zaman went to the police-station. karakolagitti. İkinci eylem ilk eylem tam bitmeden başlıyorsa bunlar as ile bağlanır. As she stood up, her head hit Ayağa kalkarken başı rafa çarptı. the shelf. As we climbed the hill we saw Tepeye tırmanırken tavşanlar, kuşlar rabbits and birds. gördük. He learnt many tricks as he grew Büyürken birçok hileler öğrendi. up.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:44
INTERJECTION - ÜNLEM

Ünlemler karşıda bulunan dikkatini çekmek veya hayret, öfke, takdir gibi hisleri belirtmek için kullanılan ses ve haykırış sözcükleridir. Oh!, Ah!, Gosh!, Hello! gibi seslenişler birer ünlemdir. Bunlar genellikle bir cümle içinde yer alırlar. O cümlenin bir parçası durumunda değildirler. Sözün başında bir duygunun belirtilmesini sağlarlar. Duygu belirten cümlelerin birçoğu how, what soru sözcükleri ile yapılır. Bunlar hayret, takdir belirten cümleciklerdir. How nice to see you here! Sizi burada görmek ne hoş! How badly he behaves! Ne kadar kötü hareket ediyor! How strange the boxers are! Boksörler ne kadar tuhaf! How beautiful she looks! Ne kadar güzel görünüyor! What a good boy he is! Ne (ne kadar) iyi bir çocuktur. What interesting stories they Onlar ne ilginç hikâyeler! are! What lovely flowers! Ne sevimli çiçekler! What a silly man! Ne aptal bir adam!

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:44
INDIRECT SPEECH - NAKLEDİLEN SÖZ

Bir kimsenin söylemiş olduğu sözü başka bir kimseye aktarmak iki şekilde olur: Birincisi, direct speech - düz nakledilen söz, diğeri indirect speech - dolaylı nakledilen söz (veya kısaca nakledilen söz)dür. direct speech - düz nakledilen söz Direct speech ile yapılan anlatım şeklinde sözü söyleyenin cümlesi aynen alınarak buna "dedi, diyor" ilavesi yapılır. We are going to the bus-stop. Otobüs durağına gidiyoruz. cümlesi direct speech ile başkalarına aktarılırken cümle aynen alınarak tırnak içine konulur. Bunun önüne cümleyi söyleyen şahsı veya şahısları belirten zamir getirilir. They said, "We are going to the "Otobüs durağına gidiyoruz." bus-stop." dediler. Aşağıda, sözlerin direct speech olarak başkalarına aktarılışını görüyoruz. I am writing a letter. She said, "l am writing a letter." Bir mektup yazıyorum. "Bir mektup yazıyorum," dedi. The weather will be stormy. He said, "The weather will be Hava fırtınalı olacak. stormy." "Hava fırtınalı olacak," dedi. Our team will be the champion. They said, "Our team will be the Takımımız şampiyon olacak. champion." "Takımımız şampiyon olacak," dedi ler. They have seen that film. He said, "They have seen that film." O filmi görmüşler. "O filmi görmüşler," dedi. indirect speech - nakledilen söz Söylenilmiş bir sözün başkalarına aktarılması esnasında o söz aktaran kişinin sözcükleriyle birleşerek biraz değişik bir şekil alır. Bu değişme özellikle fiilin zamanında bir değişme şeklinde olur. Bunun dışında şahıs zamirleri ve mülkiyet sıfatları ile yer ve zaman sözcükleri de değişirler. Bu değişimleri maddeler halinde sıraladıktan sonra her birini ayrıntılı olarak ele alalım: 1. Cümlenin fiili zaman bakımından bir basamak geçmişe gider. fiil fiilin nakledilen sözde alacağı şekil simple present - geniş zaman simple past - geçmiş zaman (he goes) (he went) present continuous - şimdiki zaman past continuous - geçmişte sürekli (he is going) zaman (he was going) simple past - geçmiş zaman past perfect - geçmişte bitmiş zaman (he went) (he had gone) past continuous - past perfect continuous - sürekli geçmiş zaman sürekli geçmişte bitmiş zaman (he was going) (he had been going) present perfect - past perfect - şimdiki bitmiş zaman geçmişte bitmiş zaman (he has gone) (he had gone) present perfect - continuous past perfect - continuous sürekli şimdiki bitmiş zaman sürekli geçmişte bitmiş zaman (he has been going) (he had been going) future - gelecek zaman conditional - şart (he will go) (he would go) future continuous - conditional continuous - sürekli gelecek zaman şart sürekli (he will be going) (he would be going) 2. Yardımcı fiiller nakledilen söz yapısında aşağıdaki şekilleri alır. may might he may go he might go can could he can go he could go Must, ought, should, would, could, had better, might, used to değişmezler. 3. Zaman belirten sözcükler nakledilen söz içinde aşağıdaki gibi değişirler. bu zaman sözcüğünün zaman sözcüğü nakledilen sözde alacağı şekil now then today that day tomorrow the following day (the next day) yesterday the day before next week the following week last week the previous week (the week before) this (day, week etc.) that (day, week etc.) Zaman belirten bu sözcükler gibi here yer zarfı da nakledilen sözde there şeklini alır. Ancak bu, here ile kastedilen yerin belirli bir yer olması halinde mümkündür. 4. Bir cümle nakledilen söz olarak ifade edilirken içindeki şahıs zamirleri ve mülkiyet sıfatlarının da değişeceği tabiidir. şahıs zamiri ve mülkiyet sıfatı nakledilen sözde alacağı şekil I he (she) my his (her) mine his (hers) me him (her) we they our their ours theirs us them you they (them) your their yours theirs Nakledilen sözler genellikle üç şekilde bulunurlar. 1. düz ifadeler 2. soru cümleleri 3. emir ve istek cümleleri nakledilen söz halinde düz ifedeler Bir sözün başka biri tarafından diğer kimselere aktarılması şekline nakledilen söz dendiğini ve bu sözde, aktarma yapan kişi tarafından eklenmiş bazı sözcükler bulunduğunu daha önce gördük. Ayrıca cümlenin fiili ve diğer bazı sözcüklerin nakledilen söz cümlelerinde nasıl değiştiğini inceledik. Şimdi bu kuralların uygulanışını örnekler üzerinde açıklamalı şekilde tetkik edelim. Nakledilen söz (He says that ...) şeklinde başlatılırsa cümlenin fiili, daha önce gördüğümüz, zaman bakımından bir geriye gitme kuralına uymayarak aynen kalabilir. Ancak bu, söz şu anda söylenmekte veya okunmakta ise yapılır. She says that she is cooking fish Öğlen yemeği için balık pişirdiğini for dinner. söylüyor. They say that they are taking Masayı üst kata götürdüklerini the table upstairs. söylüyorlar. He says that he'll write to Mary. Mary'ye yazacağını söylüyor. Genellikle nakledilen söz geçmişte söylenmiş bir sözü nakleder ve (He said that . ....) şeklinde geçmiş zaman halinde fiille başlar. Bu durumda nakledilen söz haline sokulduğunda bir zaman geriye gider. Örneğin go şeklinden went haline, is going şeklinden was going haline, went şeklinden had gone haline döner. Aşağıdaki birinci sütunda bir sözü, bunun karşısında ikinci sütunda da o sözün başka biri tarafından diğer kişilere aktarılışını gösteren nakledilen söz biçimini görmektesiniz. düz söz nakledilen söz şekli They go to school. He said that they went to school. Okula giderler. Onların okula gittiğini söyledi. She likes dance music. He said that she liked dance Dans müziği sever. music. Onun dans müziğini sevdiğini söyledi. I like bananas. He said that he liked bananas. Muz severim. Onun muz sevdiğini söyledi. It is raining. He said that it was raining. Yağmur yağıyor. Yağmurun yağmakta olduğunu söyledi. She came early. He said that she had come early. Erken geldi. Onun erken geldiğini söyledi. We have seen the new plane. He said that they had seen the Yeni uçağı gördük. new plane. Onların yeni uçağı gördüklerini söyledi. I was digging a hole. He said that he had been digging Bir çukur kazıyordum. a hole. Onun bir çukur kazmakta olduğunu söyledi. She will drink a bottle of juice. He said that she would drink a Bir şişe meyva suyu içecek. bottle of juice. Bir şişe meyva suyu içeceğini söyledi. Bu cümlelerde that sözcüğü atılabilir. Cümlenin anlamında değişme olmaz. She is waiting outside. He said she was waiting outside. O dışarıda bekliyor. Onun dışarıda beklediğini söyledi. They are our enemies. He said they were their enemies. Onlar düşmanlarımızdır. Onların düşmanları olduğunu söyledi. I can swim. He said he could swim. Yüzebilirim. Yüzebildiğini söyledi. She may come with the others. He said she might come with the Diğerleriyle gelebilir. others. Diğerleriyle gelebileceğini söyledi. We shall send them postcards. He said they would send them Onlara kartpostal göndereceğiz. postcards. Onlara kartpostal göndereceklerini söyledi. Must, might, used to, could, ought to, should, had better sözcüklerinin nakledilen söze çevrilme durumunda değişmediğini söylemiştik. She must work harder. He said she must work harder. Daha çok çalışmalı. Daha fazla çalışmasını söyledi. The girl ought to help us. He said the girl ought to help them. Kız bize yardım etmeli. Kızın onlara yardım etmesini söyle- di. They used to play in our garden. He said they used to play in their Bahçemizde oynarlardı. garden. Bahçelerinde oynadıklarını söyledi. Helen had better put on a yellow He said Helen had better put on a hat. yellow hat. Helen sarı bir şapka giymeli. Helen'in sarı bir şapka giymesini söyledi. The boy might break the He said the boy might break the glass. the glass. Çocuk bardağı kırabilir. Çocuğun bardağı kırabileceğini söyledi. Nakledilen sözün hep say fiili ile başlatılması şart değildir. Sözün aktarılışına uygun düşecek başka fiiller de kullanılabilir. Örneğin, tell, explain, think, inform gibi. I like milk. He explained that he liked milk. Ben süt severim. Süt sevdiğini açıkladı. The clothes are expensive. He told me that clothes were Giysiler pahalıdır. expensive. Bana giysilerin pahalı olduğunu söyledi. Tell fiili ile say nakledilen söz konusunda aşağı yukarı aynı anlamdadırlar. Ancak aralarında şöyle bir ayırım vardır: Tell fiili ile anlatımda cümlede sözün söylendiği kişi de verilmelidir. He said that the weather was cold. Havanın soğuk olduğunu söyledi. He told me that the weather was Bana havanın soğuk olduğunu cold. söyledi. Örneklerde görüldüğü gibi, tell fiilinden sonra, sözün söylendiği kişi, yani me nesnesi yer almıştır. Say fiili için böyle bir gereklilik yoktur. Onunla yapılan cümlede sözün söylendiği kişinin belirtilmesi şart değildir. Şayet belirtilmek istenirse say fiili ile bu sözcük arasına to edatı gelir. He said to me that the weather Bana havanın soğuk olduğunu was cold. söyledi. Aşağıdaki örneklerde çeşitli fiillerle yapılmış ve içinde zaman ve yer sözcüklerinin değişme durumları görülen nakledilen sözleri inceleyiniz. We'll go now. He said they would go then. Şimdi gideceğiz. O zaman gideceklerini söyledi. Boil it for two hours. He explained to me to boil it Onu iki saat kaynat. for two hours. Onu iki saat kaynatmamı bana açıkladı. You can take the other road. He informed us that we could take Diğer yolu izleyebilirsiniz. the other road. Diğer yolu izleyebileceğimizi bildirdi. The tourists are coming tomor- He said the tourists were coming row. the following day. Turistler yarın geliyorlar. Turistlerin ertesi gün geleceğini söyledi. She likes bright colours. He told me that she liked bright Parlak renkleri sever. colours. Bana onun parlak renkleri sevdiğini söyledi. The children are having He told us that the children were breakfast now. having breakfast then. Çocuklar şimdi kahvaltı ediyorlar. Bize çocukların o zaman kahvaltı ettiklerini söyledi. We use the axe as a weapon. They explained that they used the Baltayı bir silah olarak kulla- axe as a weapon. nırız. Baltayı bir silah olarak kullan- dıklarını açıkladılar. The snakes are poisonous. They informed us that the snakes Yılanlar zehirlidir. were poisonous. Bize yılanların zehirli olduklarını bil- dirdiler. I'm leaving Turkey tomorrow. She told me that she was leaving Yarın Türkiye'den ayrılıyorum. Turkey the next day. Bana Türkiye'den ertesi gün ayrılıyor olacağını söyledi. We saw them yesterday. They told me that they had seen Onları dün gördük. them the day before. Bana onları evvelsi gün gördüklerini söylediler. Bu cümlelerdeki that sözcükleri de anlama bir zarar vermeden çıkarılabilir. The waiter brought two plates. He told me the waiter had brought Garson iki tabak getirdi. two plates. Bana garsonun iki tabak getirdiğini söyledi. this - that This sözcüğü bir zamanı işaret ettiğinde nakledilen sözde that şekline girer. My father is coming this week He said his father was coming Babam bu hafta geliyor. that week. Babasının o hafta geleceğini söyledi. You'll succeed this time. He told me I would succeed that Bu sefer başaracaksın. time. Bana o sefer başaracağımı söyledi. here - there Belli bir yer belirtilerek kullanılan here sözcüğü nakledilen sözde there şekline girer. The children will wait here. He said the children would wait Çocuklar burada bekleyecekler. there. Çocukların orada bekleyeceğini söyledi. The woman waited here by the He said the woman had waited window. there by the window. Kadın burada bekledi, pencerenin Kadının orada, pencerenin yanında yanında. beklediğini söyledi. değişmeyen fiil zamanları Bazı hallerde cümledeki fiil, o cümle nakledilen söz haline getirildiğinde de aynen kalabilir. Bu özellikle sözün söylendiği anda da o durum geçerli ve doğru ise yapılabilir. I'm twenty years old. She told me that she is twenty Yirmi yaşındayım. years old. Bana yirmi yaşında olduğunu söyledi. The shops are closed on He informed us that the shops Saturday. are closed on Saturday. Dükkânlar cumartesi günü kapa- Dükkânların cumartesi günü lıdır. kapalı olduğunu bildirdi Ancak bu cümlelerde nakledilen söz halindeki fiili geçmiş zaman halinde kullanmak da mümkündür. I'm twenty years oId. She told me that she was twenty Yirmi yaşındayım. years old. Bana yirmi yaşında olduğunu söyledi. soru halinde nakledilen söz Soru halinde bulunan bir cümle nakledilen söz şekline sokulduğunda daha önce gördüğümüz düz ifadelerdeki fiil zamanı, şahıs gösteren sözcükler, zaman sözcükleri değişme durumu aynen uygulanır. Bunun dışında, a. Soru halindeki cümle soru halinde nakledilen söz şekline girerken fiil soru şeklinden çıkar olumlu şekle girer. Sorunun başında do (did) varsa kalkar. Cümleye soru işareti konulmaz. b. Soru halinde nakledilen sözde say yerine ask veya bu anlama yakın fiiller (inquired, wanted to know) kullanılır. c. Sorunun başında when, where, who, why, how gibi bir soru sözcüğü varsa bu soru nakledilen söz haline sokulduğunda aynı soru sözcüğü kullanılır. Böyle bir soru sözcüğü yoksa if veya whether kullanılır. soru cümlesi sorunun nakledilen söz şekli Is she a teacher? He asked if she was a teacher. O bir öğretmen midir? Onun bir öğretmen olup olmadığını sordu. Have they a car? He asked if they had a car. Bir arabaları var mı? Onların bir arabaları olup olmadığını sordu. Are the boys playing in the He asked if the boys were room? playing in the room. Çocuklar odada oynuyorlar mı? Çocukların odada oynayıp oyna- madıklarını sordu. Can she answer the questions? He asked if she could answer the Sorulara cevap verebilir mi? questions. Onun sorulara cevap verip vere- meceğini sordu. Nakledilen sözde kullanılan ask fiilinden sonra sorunun yöneltildiği kişiyi belirten bir isim veya zamir de yer alabilir. Bu sadece ask için mümkündür. Diğer fiillerde aynı durum olmaz. Will Mary come? He asked me if Mary would come. Mary gelecek mi? Bana Mary'nin gelip gelmeyeceğini sordu. Is she sleeping now? He wanted to know if she was Şimdi uyuyor mu? sleeping then. Onun o zaman uyuyup uyumadığını bilmek istedi. Can the soldiers carry the He asked if the soldiers could weapons? carry the weapons. Askerler silahları taşıyabilir- Askerlerin silahları taşıyıp ler mi? taşıyamayacaklarını sordu. Will she help them? He asked if she would help them. Onlara yardım edecek mi? Onlara yardım edip edemeyeceğini sordu. Bir cümlede if yerine whether kullanılırsa daha ziyade bir seçenek hali ifade edilmiş olur. Are they bitter or sweet? He asked whether they were bitter Onlar acı mı yoksa tatlı mı? or sweet. Onların acı mı yoksa tatlı mı olduğu nu sordu. Is she tired or sleepy? He asked whether she was tired Yorgun mu yoksa uykulu mu? of sleepy. Onun yorgun mu yoksa uykulu mu olduğunu sordu. Bu durum dışında if sözcüğü whether'den çok daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Yukarıdaki örneklerde is, have, can, will yardımcı fiilleriyle yapılmış soruları gördük. Aşağıda do (did) ile yapılmış soruları inceleyelim. Do they speak English? He asked if they spoke English. İngilizce konuşurlar mı? Onların İngilizce konuşup konuş- madıklarını sordu. Does she know Edward? He asked if she knew Edward. Edward'ı tanıyor mu? Edward'ı tanıyıp tanımadığını sordu. Do you like playing chess? He asked if I liked playing chess. Satranç oynamayı sever misin? Satranç oynamayı sevip sevmedi- ğimi sordu. Does Helen go by train? He asked if Helen went by train. Helen trenle mi gider? Helen'in trenle gidip gitmediğini sordu. Did she see the policeman? He asked if she had seen the Polisi gördü mü? policeman. Onun polisi görüp görmediğini sordu. Did they change the sheets? He asked whether they had Çarşafları değiştirdiler mi? changed the sheets. Çarşafları değiştirip değiştirme- diklerini sordu. Başında what, where, how, when, why gibi bir soru sözcüğü olan soru cümlelerinin nakledilen söz şekline çevrilişini de şu örneklerde görelim. What is her name? He asked what her name was. Onun adı nedir? Onun adının ne olduğunu sordu. Where is the hotel? He asked where the hotel was. Otel nerededir? Otelin nerede olduğunu sordu. What are they eating? He asked what they were eating. Onlar ne yiyorlar? Onların ne yediğini sordu. When will she come? He asked when she would come. Ne zaman gelecek? Ne zaman geleceğini sordu. Where are the girls running? He asked where the girls were Kızlar nereye koşuyorlar? running. Kızların nereye koştuğunu sordu. What is it? He inquired what it was. O nedir? Onun ne olduğunu sordu. What did you see? He wanted to know what I had Ne gördün? seen. Ne gördüğümü bilmek istedi. Where did she hide the ring? He asked where she had hidden Yüzüğü nerede sakladı? the ring. Onun yüzüğü nerede sakladığını sordu. Why did Frank take my book? He asked why Frank had taken his Frank kitabımı niçin aldı? book. Frank'ın onun kitabını niçin aldığını sordu. How did you clean the floor? He wanted to know how I had Yeri nasıl temizledin? cleaned the floor. Yeri nasıl temizlediğimi bilmek istedi. When did she come here? He asked when she had come Buraya ne zaman geldi? here. Buraya ne zaman geldiğini sordu. emir, istek belirten nakledilen söz Emir ve istek cümleleri nakledilen söz haline çevrilirken order, tell, command, ask gibi emir bildiren fiiller kullanılır. Bunlar arasında verdiğimiz ask fiilinin soru halinde de kullanıldığını görmüştük. Ask hem "sormak" hem de "istemek, talep etmek" anlamlarını verdiği için iki durumda da kullanılmaktadır. emir veya istek cümlesi emrin nakledilen söz şekli Go to the door. He ordered us to go to the door. Kapıya git. Kapıya gitmemizi emretti. Drink some water. He told me to drink some water. Biraz su iç. Bana biraz su içmemi söyledi. Open the window. He told me to open the window. Pencereyi aç. Pencereyi açmamı söyledi. Come here, Norman. He ordered Norman to come Buraya gel, Norman. there. Norman'a oraya gelmesini emretti. Take off your hats, boys. He told the boys to take off their Şapkalarınızı çıkarın, çocuklar. hats. Çocuklara şapkalarını çıkarmalarını söyledi. Show me your hands. He ordered me to show him my Bana ellerini göster. hands. Ona ellerimi göstermemi emretti. Take the letters to the post He told me to take the letters to office. the post office. Mektupları postaneye götür. Mektupları postaneye götürmemi söyledi. Sit down. He asked me to sit down. Otur. Oturmamı istedi. Be careful when you cross the He told us to be careful when we road. crossed the road. Yolun karşısına geçerken dikkatli Yolun karşısına geçerken dikkatli olun. olmamızı söyledi. Olumsuz emirler nakledilen söz haline getirilirken fiilin önüne not konulur. Don't touch the flowers. He told us not to touch the Çiçeklere dokunma. flowers. Çiçeklere dokunmamamızı söyledi. Don't open the door. He ordered me not to open the Kapıyı açma. door. Kapıyı açmamamı emretti. Don't stand here. He told us not to stand there. Burada durmayın. Orada durmamamızı söyledi. Don't worry. He told me not to worry. Üzülme. Üzülmememi söyledi.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:44
SUBORDINATE CLAUSES - YAN CÜMLECİKLER

Bazı cümlelerde birden fazla cümlecik birbirlerine çeşitli sözcüklerle bağlanmış durumda bulunurlar. Bu grup içinde tek başlarına tam bir anlam vermeyen, fakat bağlı olduğu ana cümleciğin anlamını tamamlayan bu cümleciklere yan cümlecikler denir. Aynı cümle içinde birlikte olduğu ana cümleciğe daha geniş bir anlam kazandıran bu yan cümleler yaptıkları göreve göre dilbilgisi açısından üç türdedir. 1. adjective - sıfat yan cümlecikieri 2. noun clauses - isim yan cümlecikleri 3. adverb clauses - zarf yan cümlecikleri Bunları sırayla ele alıp inceleyelim.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:45
ADJECTIVE CLAUSES - SIFAT CÜMLECİKLERİ

(Relative pronouns - ilgi zamirleri) konusunu incelerken sıfat görevi ya- pan yan cümleciklerl ayrıntılı bir şekilde ele almıştık. Burada tüm yan cümleleri ele alırken aynı konuyu bir daha ve kısaca veriyoruz. Sıfat yan cümlecikleri, bağlı oldukları ana cümledeki isimleri niteler, onların durumunu açıklayan bir sıfat görevi yaparlar. Ana cümleye which, who, that ilgi zamirleriyle bağlanan bu cümlecikler iki çeşittir. 1. non-defining clauses - tanımlamayan cümlecikler 2. defining clauses - tanımlayan cümlecikler non-defining clauses - tanımlamayan cümlecikler Bu cümlecikler bir cümlenin esas anlamı için şart olmayan yan cümleciklerdir. Ana cümlecikteki isim için yaptıkları açıklama çok önemli değildir. Cümleden çıkarıldıkları takdirde ana cümlenin anlamı bozulmaz. Ana cümle için fazladan bir açıklama, adeta söz arasında bir parantez açarak verilen ek bilgi gibidirler. My father, who lived longer than Babam, ki o annemden daha uzun my mother, died last year. yaşadı, geçen yıl öldü. (Annemden daha uzun yaşayan babam geçen yıl öldü.) Eleanor, who danced at the party Dün akşam ziyafette dans eden last night, is a friend of mine. Eleanor benim bir arkadaşımdır. Mr Green, whom you met in Londra'da rastladığın Mr Green London, wrote me a letter. bana bir mektup yazdı. His son, who studies medicine Viyana'da tıp tahsil eden oğlu in Vienna, has disappeared. gözden kayboldu. The bus, which should arrive at Beşte gelmesi gerekli otobüs henüz five, has not yet arrived. gelmedi. London, which is the biggest Avrupa'da en büyük şehir olan city in Europe, has a population Londra'nın sekiz milyonun üzerinde over eight millions. nüfusu var. The painter, who sold very few Yaşamı esnasında pek az tablo paintings during his life time, satan ressam ölümünden sonra became famous after his death. ünlü oldu. Yukarıdaki örneklerde gördüğümüz ve iki virgül arasında bulunan yan cümlecikler o cümlelerden alınacak olsalar kalan kısımlar tam bir anlam verirler. Bu tip sıfat yan cümlecikleri sadece resmi ve kitabi İngilizcede bulunmakta günlük konuşmalarda pek kullanılmamaktadır. defining clauses - tanımlayan cümlecikler Yukarıda gördüğümüz tanımlamayan cümleciklerin aksine bunlar bağlı oldukları ana cümlenin önemli bir parçasıdırlar. Onlar olmadan cümlenin anlamı eksik kalır. The boy who broke the window Çocuk, ki o camı kırdı. Dora'nın is Dora's son. oğludur. (Camı kıran çocuk Dora'nın oğludur.) This is the house which was Düşman tarafından yakılan ev burnt by the enemy. budur. Where are the flowers which Bu sabah getirdiğim çiçekler I brought this morning? nerede? The eggs which you bought Satın aldığın yumurtalar bozuktu. were bad. They built a house which had On odası olan bir ev inşa ettiler. ten rooms. I know a woman who sells spices Bir büyük mağazanın önünde ba- in front of a department store. harat satan bir kadın tanıyorum. Tanımlayan cümleciklerde who ve which gibi that de kullanılabilir. Anyone that can understand Eng- İngilizce anlayabilen herhangi biri lish can join the group. gruba katılabilir. Is this the house that has a İçinde bir Türk hamamı olan ev bu Turklsh bath in it? mudur? contact clause - kısaltılmış cümlecik Bu cümleciklerde which, who, that ile nitelenen isim özne durumunda ise yani fiili yapan durumunda bulunuyorsa tanımlayan cümleciğin başındaki which, who, that sözcükleri yerlerinde bulunurlar. Şayet nesne durumunda iseler, yani onlar üzerinde bir eylem yapılıyorsa bu durumda who, which, that atılarak cümlecik contact clause haline getirilir. Bunların çıkmasıyla anlamda bir eksiklik olmaz. This is the girl who sent you Sana bir kitap gönderen kız budur. a book. This is the girl they saw in Parkta gördükleri kız budur. the park. The key you brought was broken. Getirdiğin anahtar kırıktı. The key which opened the lock Kilidi açan anahtar kapıcıya aitti. belonged to the porter. The car that took us to the Bizi havalimanına götüren otomobil airport was Mr Miller's. Bay Miller'indi. The car I bought last month was Geçen ay aldığım otomobil yine out ot order again. bozuldu. The letter that explained every- Her şeyi açıklayan mektup avukat thing was written by the lawyer. tarafından yazılmıştı. The letter I received is in my Aldığım mektup çantamdadır. bag.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:45
NOUN CLAUSES - İSİM CÜMLECİKLERİ

İsim cümleciği bir ismin yerini tutan, yani bir isim görevi yapan cümleciktir. İsim cümlecikleri çoğunlukla that sözcüğü ile başlar. Ancak where, when, what, who, which gibi sözcükler de isim cümleciklerinin başında yer alabilirler. 1. İsim cümleciği kullanılışı bakımından birkaç şekil ve durumda olabilir. Aşağıdaki örneklerde that ile başlayan bölümler baştaki fiilin nesnesi durumundadırlar ve tümüyle bir isim anlamı veren isim cümlecikleridirler. I know that you are a teacher. Biliyorum ki bir öğretmensin. (Bir öğretmen olduğunu biliyorum.) She said that it was five Dedi ki saat beşti. (Saatin beş o'clock. olduğunu söyledi.) Bu cümlelerde that you are a teacher (bir öğretmen olduğunu), that it was five o'clock (saatin beş olduğunu) isim cümlecikleri "bilmek" ve "söylemek" fiillerinin nesnesi durumundadırlar. Yani bu fiiller o cümledeki isim cümlecikleri üzerinde etki yapmaktadırlar. Aşağıdaki örneklerde nesne durumunda bulunan isim cümleciklerini daha kolay izlemeniz için önce tek başlarına sonra ana cümlecikle birleşmiş olarak veriyoruz. that they were your friends sizin arkadaşlarınız olduklarını that she was a nurse bir hemşire olduğunu that he liked folk music halk müziğini sevdiğini that the work was completed işin tamamlandığını that they had closed the shop dükkânı kapadıklarını that she had made a mistake bir hata yaptığını They told us that they were your Bize sizin arkadaşlarınız olduklarını friends. söylediler. She said that she was a nurse. Bir hemşire olduğunu söyledi. I learnt that he liked folk music. Halk müziğini sevdiğini öğrendim. The man informed them that the Adam onlara işin tamamlandığını work was completed. bildirdi. She saw that they had closed Dükkânı kapadıklarını gördü. the shop. She confessed that she had Bir hata yaptığını itiraf etti. made a mistake. İsim cümleciğı yine fiilin nesnesi durumunda bir soru şeklinde de olabilir. Bunları da önce ayrı sonra ana cümlecikle birleşmiş olarak görelim. what I wanted ne ki istedim (ne istediğimi) what they sell na sattıklarını where she lives nerede oturduğunu where they went nereye gittiklerini why she is so late niçin bu kadar geç kaldığını how to make cakes nasıl pasta yapılacağını when the train departs trenin ne zaman hareket ettiğini She asked me what I wanted. Bana ne istediğimi sordu. Do you know what they sell? Ne sattıklarını biliyor musun? I want to know where she lives. Nerede oturduğunu bilmek istiyo- rum. I don't remember where they Nereye gittiklerini hatırlamıyorum. went. Tell me why she is so late. Bana onun niçin bu kadar geç kal- dığını söyle. Do you know how to make Nasıl pasta yapılacağını biliyor cakes? musun? We'll find out when the train Trenin ne zaman hareket ettiğini departs. öğreneceğiz. Yukarıdaki cümlelerde görüldüğü gibi sorular iki şekilde olabilmektedir. Birincisi normal soru halinde bulunan ana cümleye soru isim cümlesi eklendiğinde cümle tam bir soru olmakta ve sonuna soru işareti almaktadır. Can he explain why he was among Niçin protestocular arasında the protestors? olduğunu açıklayabilir mi? Will you tell them who stole the Yüzüğü kimin çaldığını onlara ring? söyleyecek misin? Does she know where the Müzenin nerede olduğunu biliyor museum is? mu? İkincisi, nakledilen söz halinde bulunan sorulardır. Bunlarda ana cümlecik soru halinde değil, isim cümleciği soru halindedir. Bunların sonunda soru işareti bulunmamaktadır. I know what you like most. En çok ne sevdiğini biliyorum. She doesn't tell us where the Bize diğer çocukların nerede other boys play. oynadığını söylemez. They asked me when I would Bana ne zaman geleceğimi come. sordular. 2. İsim cümleciği özne olarak da kullanılabilir. Bu durumda cümlenin başında bulunur. What you say isn't correct. Söylediğin doğru değildir. That she'll be here in time Vaktinde burada olması imkânsızdır. is impossible. How the money was stolen Paranın nasıl çalındığını hiç kimse nobody learnt. öğrenemedi. Where they worked was not Nerede çalıştıkları bilinmedi. known. That ile başlayan isim cümleciğinin özne olarak kullanılışı pek az görülür. Bu durumda it is sözcükleri ile certain, pity, possible, unfortunate gibi sıfatlardan oluşan bir yapı kullanılır. It is a pity that you missed the Şovu kaçırmanız yazık. show. It is possible that they mis- Sizi yanlış anlamaları mümkündür. understand you. It is certain that the prices Muhakkak ki fiyatlar yükselecek. will go up. It is impossible that he would Görevini ihmal etmesi imkânsızdır. neglect his duty. 3. Certain, glad, sure, afraid, sorry gibi sıfatlarla da isim cümleciğinin kullanılışına çok rastlanır. I'm sure that you will succeed. Başaracağına eminim. He's sorry that he didn't remem- Sizi hatırlamadığına üzgün. ber you. We're certain that they'll change Fikirlerini değiştireceklerinden their opinions. eminiz. I'm glad that she liked our Onun ülkemizi beğendiğine country. memnunum. We're sorry that we couldn't Size yardım edemediğimize help you. üzgünüz. İsim sözcüğü önündeki that sözcüğü çoğunlukla atılabilir. She is sure that her son will Oğlunun onu ziyaret edeceğinden visit her. emindir. She is sure her son will visit Oğlunun onu ziyaret edeceğinden her. emindir. I told them that they were mis- Onlara yanıldıklarını söyledim. taken. I told them they were mistaken. Onlara yanıldıklarını söyledim. He said that he would write soon. Yakında yazacağını söyledi. He said he would write soon. Yakında yazacağını söyledi. We're afraid that they won't Korkarız teklifinizi kabul accept your offer. etmeyecekler. We're afraid they won't accept Korkarız teklifinizi kabul your offer. etmeyecekler.

MeLanChOLy
14-10-2007, 02:46
ADVERB CLAUSES - ZARF CÜMLECİKLERİ

Zarf cümlecikleri zarf görevi yaparlar. Bunların başlıcaları şunlardır: 1. clauses of purpose - amaç cümlecikleri 2. clauses of comparison - karşılaştırma cümlecikleri 3. clauses of reason - sebep cümlecikleri 4. clauses of time - zaman cümlecikleri 5. clauses of result - sonuç cümlecikleri 6. clauses of concession - kabul ediş cümlecikleri Bunları teker teker ele alarak inceleyelim: clauses of purpose - amaç cümlecikleri Amaç cümlecikleri so that, in order that sözcükleriyle başlar ve özne olan kişinin eyleminin ana cümledeki fiil ile olan ilişkisini ve amacını gösterir. Bu cümleciklerde kullanılacak yardımcı fiiller will (would), can (could), may (might)tır. Ana cümleciğin fiili şimdiki zaman ise amaç cümleciğinin fiili de şimdiki zaman, geçmiş zaman ise o da geçmiş zaman halinde bulunur. so that He comes early so that he can İşi çabuk bitirebilsin diye erken finish the work soon. gelir. Edward worked hard so that he Başarılı olabilsin diye Edward çok could succeed. çalıştı. I climbed the tree so that I Onların bahçesini görebileyim diye could see their garden. ağaca tırmandım. They will cook the food so that Konuklar geldiğinde hazır olsun it will be ready when the guests diye yiyeceği pişirecekler. arrive. She will get up early so that Gün doğuşunu görsün diye erken she will see the sunrise. kalkacak. He is learning English so that Babası onu İngiltere'ye göndersin his father will send him to diye o İngilizce öğreniyor. England. in order that In order that ile başlatılan amaç cümleciklerinde yardımcı fiil olarak may (might), shall (should) kullanılır. Ana cümleciğin fiili şimdiki zamansa amaç cümleciğinde may, shall, geçmiş zamansa might, should yer alır. We shouted loudly in order that Bizi duyabilsinler diye yüksek sesle they might hear us. bağırdık. He learns French in order that Onu Fransa'ya gönderebilirler diye they may send him to France. Fransızca öğreniyor. Amaç cümleciklerinde en çok kullanılan şekil so that ile başlayandır. In order that daha az kullanılır. clauses of comparison - karşılaştırma cümlecikleri Karşılaştırma cümlecikleri as .. ... as ve than ile yapılır. Cümlenin olumsuz olması halinde ilk as yerine so kullanılabilir. She can't walk so fast as the Diğerleri kadar hızlı yürüyemez. others. They'll answer the questions as Sorulara bir bilgisayar kadar çabuk quickly as a computer. cevap verecekler. The nurse cleaned the wound as Hemşire yarayı doktor kadar dikkatli carefully as the doctor. temizledi. We didn't get up so early as Diğer öğrenciler kadar erken the other students. kalkmadık. As ... as yapısında zarf (veya sıfat) yalın halde bulunur. Than ile yapılan karşılaştırmada ise bunların karşılaştırma şekilleri (kısa sözcüklerde -er almış şekilleri, uzunlarda önüne more getirilmiş şekilleri) kullanılır. He understands better than his Arkadaşlarından daha iyi anlar. friends. Some students make mistakes Bazı öğrenciler diğer öğrencilerden more frequently than the other daha sık hatalar yaparlar. students. As . . as ile karşılaştırma cümleciklerinde ana cümlecikteki yardımcı fiil, şayet yardımcı fiil yoksa do kullanılır. They can fight as bravely as Bizim kadar cesurca savaşabilirler. we can. He works as slowly as the others Diğerleri kadar yavaş çalışır. do. Than ile yapılmış karşılaştırma cümlelerinde yardımcı fiil veya do tekrarlanmayabilir. She speaks more slowly than Arkadaşından daha yavaş konuşur. her friend does. She speaks more slowly than Arkadaşından daha yavaş konuşur. her friend. They helped more generously Diğer firmalardan daha cömertçe than the other firms did. yardım ettiler. They helped more generously Diğer firmalardan daha cömertçe than the other firms. yardım ettiler. The girl washed the dishes more Kız bulaşıkları benden daha dikkatli carefully than I did. yıkadı. The girl washed the dishes Kız bulaşıkları benden daha dikkatli more carefully than me. yıkadı. Son örnekte görüldüğü gibi zamir kullanma halinde fiil tekrarlanıyorsa zamirin özne hali (I, he, we) fiil kullanılmıyorsa zamirin nesne hali (me, him, us) kullanılmaktadır. Bu ikinci şekil konuşma dilinde en çok rastlanılan şekildir. Mary works harder than we do. Mary bizden daha çok çalışır. Mary works harder than us. Mary bizden daha çok çalışır. He can't climb the tree so easily Ağaca onlar kadar kolay as they can. tırmanamaz. He can't climb the tree so easily Ağaca onlar kadar kolay as them. tırmanamaz. the more ... the more ... Bu yapı aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi kullanılır. The more you read, the more you Çok okudukça çok öğrenirsin. (Ne learn. kadar çok okursan o kadar çok öğrenirsin.) The more they get, the more they Ne kadar çok elde ederlerse o want. kadar çok isterler. clauses of reason - sebep cümlecikleri Bu cümlecikler because, since, as sözcükleriyle başlar. She took her umbrella because it Yağmur yağmaya başladığı için had begun to rain. şemsiyesini aldı. We came late because there was Yolda bir kaza olduğu için geç an accident on the road. geldik. Our neighbour sold his car Komşumuz arabasını ailesine çok because it was too smaII for küçük geldiği için sattı. his family. As, since ile yapılan sebep cümlecikleri ana cümlecikten önce gelir. As you don't want to study your Mademki derslerine çalışmak lessons, you must help your istemiyorsun, mutfakta annene mother in the kitchen. yardım etmelisin. Since she refused to marry me, Mademki benimle evlenmeyi reddet- I'll marry her best friend. ti, onun en iyi arkadaşınla evlene- ceğim. As we have a lot of time before Mademki maçtan önce çok vakti- the match, we can go to a res- miz var bir lokantaya gidebiliriz. taurant. Since your father isn't at home Mademki baban bu akşam evde tonight, I'll bring you the değil sana bilgisayar oyunlarını computer games. getireceğim. Since you like playing chess, Mademki satranç oynamayı sevi- why don't you join us? yorsun niçin bize katılmıyorsun? clauses of time - zaman cümlecikleri Zaman cümlecikleri when, while, as, until, after, as soon as, since, whenever gibi zaman bağlaçlarıyla başlar. Zaman cümleciklerinin fiil zamanı ile ana cümlecikteki fiil zamanı aynı olmalıdır. Biri şimdiki diğeri geçmiş zaman olamaz. Bunun dışında zaman cümleciğindeki fiil gelecek zaman halinde olamaz. I'll wait here until they come. Onlar gelinceye kadar burada bekleyeceğim. She goes to the door when she Bir ses işittiği zaman kapıya gider. hears a sound. She went to the door when she Bir ses işittiği zaman kapıya gitti. heard a sound. I repaired the chair while I Radyoyu dinlerken sandalyeyi tamir listened to the radio. ettim. They sing songs when they work Tarlalarda çalışırken şarkılar in the fields. söylerler. They sang songs when they Tarlalarda çalışırken şarkılar worked in the fields. söylediler. As Anita left the house she gave Anita evden ayrılırken hizmetçiye the maid some money. biraz para verdi. I'll tell you my opinion after Meseleyi düşündükten sonra sana I think about the matter. fikrimi söyleyeceğim. Zaman cümleciği cümlenin başında da sonunda da yer alabilir. When she comes, she'll give Geldiği zaman sana anahtarı you the key. verecek. She'll give you the key when Geldiği zaman sana anahtarı she comes. verecek. When she came, she gave you Geldiği zaman sana anahtarı verdi. the key. She gave you the key when Geldiği zaman sana anahtarı verdi. she came. He runs away as soon as Köpeği görür görmez kaçar. he sees the dog. He ran away as soon as Köpeği görür görmez kaçtı. he saw the dog. He'll run away as soon as Köpeği görür görmez kaçacak. he sees the dog. Zaman cümleciğinin hangi fiil zamanlarında olabileceğini aşağıda ayrı olarak görüyoruz. when he goes gidince when he went gidince (gittiğinde) when he was going gidiyorken when he has gone gittiğinde I'll telephone you when he goes. Gidince sana telefon edeceğim. He left the bag when he went. Gittiğinde çantayı bıraktı. When he was going he closed the Gidiyorken pencereleri kapattı. windows. The house wilI be quiet when he O gittiğinde ev sakin olacak. has gone. We see them whenever we pass Her ne zaman evlerinden geçsek their house. onları görürüz. The doctor lives in our village Doktor okulunu bitirdiğinden beri since he finished his school. köyümüzde oturuyor. After the game the spectators Oyundan sonra seyirciler oyun jumped on the playground. alanına atladılar. The moment she saw the snake, Yılanı gördüğü an bayıldı. she fainted. clauses of result - sonuç cümlecikleri Sonuç cümlecikleri so that ile başlar. I learnt everything, so that I Her şeyi öğrendim. Onun için sana can tell you everything. her şeyi anlatabilirim. We came early, so that we can Meseleyi toplantıdan önce discuss the matter before the müzakere edebilelim diye erken meeting. geldik. Bu cümleciklerde, amaç cümleciklerinde yapıldığı gibi may, might, should kullanılamaz. Derece gösteren sonuç cümlecikleri so ... that ve such ... that şeklinde yapılır. She came so late that the shops O kadar geç geldi ki dükkânlar were closed. kapalıydı. He ran so fast that the dog O kadar hızlı koştu ki köpek onu couldn't catch him. yakalayamadı. I open the bottle so carefully Şişeyi o kadar dikkatli açarım ki that it isn't broken. kırılmaz. Christine bought such a big Christine o kadar büyük bir masa table that it occupied half of aldı ki odanın yarısını kapladı. the room. She said such bad things about Senin hakkında o kadar kötü şeyler you that nobody believed her. söyledi ki ona kimse inanmadı. clauses of concession - kabul ediş cümlecikleri Bu cümlecikler though, although, even though, even if, no matter, however, whatever gibi sözcüklerle başlar. Though it is cold, the children Her ne kadar soğuksa da çocuklar can play in the garden. bahçede oynayabilirler. Though he did his best, he was Her ne kadar elinden geleni not successful. yaptıysa da başarılı olamadı. However carefully she washes Bulaşıkları her ne kadar dikkatli the dishes, she breaks one or yıkasa da her hafta bir veya two plates every week. iki tabak kırar. Although she gets up early, she Her ne kadar erken kalksa da okula comes to school late. geç gelir. Whatever they think, I'm not Onlar ne düşünürlerse düşünsünler guilty. ben suçlu değilim. Though your English isn't enough æ İngilizcen konuşulanları anlamaya to understand the conversations, yeterli değilse de filmi you must watch the film. seyretmelisin. They must visit their parents Hiç vakitleri olmasa da anne even if they have no time. babalarını ziyaret etmeliler. She'll forgive you, no matter Ne yapsan ne desen seni affeder. what you do and what you say.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:45
PLURALS - ÇOĞUL


İngilizcede isimlerin çoğul halleri aşağıda sıralandığı gibi yapılır:

1. Genel olarak bir ismin çoğul şekli sözcük sonuna eklenen (s) ile yapılır. Bu (s) Türkçedeki (-ler, -lar) eklerinin görevini yapar.

cat kedi) cats (kediler)
door (kapı) doors (kapılar)
tree (ağaç) trees (ağaçlar)
umbrella (şemsiye) umbrellas (şemsiyeler)
bird (kuş) birds (kuşlar)


2. Sonu o, ss, sh, ch, x ile biten isimler çoğul yapılırken çoğul eki olarak (es) eklenir.

watch (saat) watches (saatler)
box (kutu) boxes (kutular)
brush (fırça) brushes (fırçalar)
glass (bardak) glasses (bardaklar)
church (kilise) churches (kiliseler)
fox (tilki) foxes (tilkiler)
kiss (öpücük) kisses (öpücükler)
tomato (domates) tomatoes (domatesler)
negro (zenci) negroes (zenciler)
cargo (kargo) cargoes (kargolar)

İngilizceye yabancı dilden gelmiş sonu o ile biten isimler (es) değil (s) eklenerek çoğul yapılırlar.

piano (piyano) pianos (piyanolar)
dynamo (dinamo) dynamos (dinamolar)
photo (fotoğraf) photos (fotoğraflar)
kilo (kilo) kilos (kilolar)

Ayrıca, İngilizce sözcüklerden olduğu halde sonu o ile biten bazı isimlerde sadece (s) ile çoğul yapılırlar. Bunlar o harfinin önünde sesli bir harf olan isimlerdir.
portfolio (evrak çantası) portfolios (evrak çantaları)
studio (stüdyo) studios (stüdyolar)
radio (radyo) radios (radyolar)

3. Sessiz bir harfi izleyen y ile biten isimler çoğul yapılırken y kalkar, bunun yerine (ies) getirilir.

baby (bebek) babies (bebekler)
city (şehir) cities (şehirler)
lady (hanım) ladies (hanımlar)
fly (sinek) flies (sinekler)
army (ordu) armies (ordular)
story (hikâye) stories (hikâyeler)
country (ülke) countries (ülkeler)

Fakat sözcük sonundaki y harfinden önce sesli bir harf varsa çoğul yapmak için sadece (s) eklenir.

toy (oyuncak) toys (oyuncaklar)
boy (erkek çocuk) boys (erkek çocuklar)
donkey (eşek) donkeys (eşekler)
day (gün) days (günler)
key (anahtar) keys (anahtarlar)

4. Sonu f veya fe ile biten isimler çoğul yapılırken bu harfler kalkar, yerlerine (ves) konulur.

wife (karı) wives (karılar)
life (hayat) lives (hayatlar)
knife (bıçak) knives (bıçaklar)
wolf (kurt) wolves (kurtlar)
calf (buzağı) calves (buzağılar)
sheaf (demet) sheaves (demetler)
self (kişi) selves (kişiler)
haIf (yarım) halves (yarımlar)
shelf (raf) shelves (raflar)
leaf (yaprak) leaves (yapraklar)
loaf (somun) loaves (somunlar)
thief (hırsız) thieves (hırsızlar)

Yukarıdaki isimler dışında kalan ve sonu f, fe ile biten sözcükler sonlarına (s) alarak çoğul olurlar.

belief (inanç) beliefs (inançlar)
cliff (kayalık) cliffs (kayalıklar)
roof (dam) roofs (damlar)
proof (kanıt) proofs (kanıtlar)
chief (şef) chiefs (şefler)
grief (keder) griefs (kederler)
handkerchief (mendil) handkerchiefs (mendiller)

Bu tür isimlerden birkaç tanesi her iki şekilde de, yani istenirse ves getirilerek, istenirse (s) ilavesiyle çoğul yapılırlar.

scarf (atkı) scarves (atkılar)
scarfs (atkılar)
wharf (rıhtım) wharves (rıhtımlar)
wharfs (rıhtımlar)
dwarf (cüce) dwarves (cüceler)
dwarfs (cüceler)
turf (çimen) turves (çimenler)
turfs (çimenler)

5. Birkaç isim, içlerindeki sesli harfler değişmek suretiyle çoğul olurlar.

man (adam) men (adamlar)
woman (kadın) women (kadınlar)
foot (ayak) feet (ayaklar)
goose (kaz) geese (kazlar)
louse (bit) lice (bitler)
mouse (fare) mice (fareler)
tooth (diş) teeth (dişler)

Bu gruba yakın iki isim daha vardır. Onlar sonlarına (en) alarak çoğul olurlar.


child (çocuk) children (çocuklar)
ox (öküz) oxen (öküzler)

6. Birkaç balık ve hayvan isminin tekil hali çoğul anlam da verir.

sheep (koyun) sheep (koyunlar)
fish (balık) fish (balıklar)
swine (domuz) swine (domuzlar)
trout (alabalık) trout (alabalıklar)
deer (geyik) deer (geyikler)
aircraft (uçak) aircraft (uçaklar)

7. Aşağıdaki isimler daima tekil haldedirler. Çoğul şekle sokulmazlar.

advice (öğüt) knowledge (bilgi)
baggage (bagaj) furniture (mobilya)
information (bilgi) news (haber)
luggage (bagaj) rubbish (çöp)

8. Çoğul görünümlü birkaç isim hem tekil hem çoğul anlamda kullanılabilir.

barracks (kışla) barracks (kışlalar)
gallows (darağacı) gallows (darağaçları)
series (sıra, dizi) gallows (diziler)
species (tür) species (türler)
means (olanak) means (olanaklar)
works (atölye) works (atölyeler)

9. Çoğul görünümlü bazı isimler tekil bir anlam taşırlar, cümle içinde tekil bir isim gibi kullanılırlar.

news (haber) summons (celp, çağrı)
billiards (bilardo) ashes (kül)

10. Tekil görünümlü birkaç isim çoğul anlam taşırlar.

cattle (sığırlar) gentry (orta sınıf insanlar)
people (insanlar, halk) police (polisler)

11. İki parçadan meydana gelen bazı giyim eşyaları ile el aletleri daima çoğul halde bulunurlar. Cümle içinde çoğul bir isim olarak kullanılırlar.

trousers (pantalon) pyjamas (pijama)
drawers (don) pants (pantalon)
clothes (giysi) spectacles (gözlük)
glasses (gözlük) scissors (makas)
pincers (kerpeten) bellows (körük)
tongs (maşa)

Bunun dışında da bazı isimler sadece çoğul halde bulunurlar.

eaves (saçak) headquarters (karargâh)
measles (kızamık) mumps (kabakulak)
riches (servet) savings (tasarruf)
sweepings (süprüntü) belongings (özel eşya)
regards (saygı) sands (kumsal)
surroundings (çevre)

12. Bazı isimlerin iki çoğul şekli vardır. Bunlar arasındaki anlam farkları aşağıda belirtilmiştir.

brother (erkek kardeş) brothers (erkek kardeşler)
brethren (erkek kardeşler)
(Kilisenin kullandığı şekil)

cloth (kumaş bez) cloths (bezler)
clothes (giysi)

penny (peni) pennies (peniler-madeni paralar)
pence (peniler-peni olarak fiyatı
söylenirken)

13. Latince ve Yunanca asıllı isimlerin çoğulları kendi kurallarına göre yapılır.

radius (yarıçap) radii (yarıçaplar)
bacillus (basil) bacilli (basiller)
erratum (yanlışlık) errata (yanlışlıklar)
memorandum (muhtıra, not) memoranda (notlar)
agendum (gündem) agenda (gündemler)
terminus (son durak) termini (son duraklar)
analysis (analiz) analyses (analizler)
crisis (kriz) crises (krizler)
datum (veri) data (veriler)
parenthesis (parantez) parentheses (parantezler)
basis (temel) bases (temeller)
thesis (tez) theses (tezler)

14. Sonu ics ile biten bazı isimler çoğul görünümdedirler ve çoğul fiille kullanılırlar.

mathematics (matematik) physics (fizik)
acoustics (akustik) politics (politika)
hysterics (isteri) ethics (törebilim)

Ancak bu isimler bir bilim dalı olarak kullanıldığında tekil fiille kullanılırlar.

15. Compound nouns - birleşik isimler çoğul yapılacağı zaman genel olarak son sözcük çoğul hale getirilir.

bookcase (kitaplık) bookcases (kitaplıklar)
schoolroom (dershane) schoolrooms (dershaneler)
tooth brush (diş fırçası) tooth brushes (diş fırçaları)
maid servant (kadın maid servants (kadın hizmetçiler)
hizmetçi)
armchair (koltuk) armchairs (koltuklar)
horseman (binici) horsemen (biniciler)

Birleşik isimde ilk sözcükler man veya woman ise her iki isim de çoğul yapılır.

manservant (erkek uşak) menservants (erkek uşaklar)
woman doctor (kadın women doctors (kadın doktorlar)
doktor)

Edat ve zarfla yapılmış birleşik isimlerde ilk isimler çoğul yapılır.

mother-in-law (kaynana) mothers-in-law (kaynanalar)
passer-by (gelip geçen) passers-by (gelip geçenler)
father-in-law (kayınpeder) fathers-in-law (kayın pederler)
looker-on (seyirci) lookers-on (seyirciler)

Sonu ful ile biten isimlerin çoğulu ful sonuna (s) ilave edilerek yapılır.

handful (avuç dolusu) handfuls (avuç doluları)
armful (kucak dolusu) armfuls (kucak doluları)

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:49
ADJECTIVES - SIFATLAR

Sıfatın tanımı
Sıfatlar, isimleri tanımlamak, onlar hakkında bilgi vermek, özelliklerini belirtmek için kullanılan sözcüklerdir.

long (uzun) this (bu)
small (küçük) that (şu)
black (siyah) these (bunlar)
high (yüksek) those (şunlar)
each (her bir) many (birçok)
every (her) some (birkaç, biraz)
either (her iki) twenty (yirmi)
neither (hiçbir) much (çok)
which (hangi) my (benim)
what (ne) your (senin)
whose (kimin) his (onun)
our (bizim)

sözcükleri birer sıfattır. Bunlar cümle içinde ilgili oldukları ismin durumunu
açıklar, onunla ilgili tanımlama yaparlar.

sıfatların türleri
Sıfatlar altı çeşittir :

1.descriptive adjectives - tanımlayıcı sıfatlar

Bunlar isimlerin nasıl olduklarını açıklayan sözcüklerdir.
good (iyi)cold (soğuk)
new (yeni)bad (fena)
brave (cesur)yellow (sarı)
clean (temiz)short (kısa)
old man (yaşlı adam)clever girl (akıllı kız)
big table (büyük masa)short pencil (kısa kalem)
Bu sıfatlar çoğu zaman niteledikleri ismin önünde yer alarak o ismin nasıl olduğunu açıklarlar.

2.demonstrative adjectives - işaret sıfatları

İşaret sıfatları şunlardır :
this (bu) that (şu)
these (bunlar) those (şunlar)
this house (bu ev) that chair (şu sandalye)
these birds (bu kuşlar) those shirts (şu gömlekler)

Bir şeye işaret ederken kullanılan bu sıfatlardan this ve that tekil isimlerle, these ve those çoğul isimlerle kullanılır.

3.distributive adjectives - üleştirme sıfatları

both (her iki) either (her bir)
each (her bir) neither (hiçbir)
every (her)
each student (her bir either woman (her bir kadın), (iki
öğrenci)kadından her biri)
every window (her pencere) neither apple (hiçbir elma)
Bir grubun içinde birbirine ait olma durumunu gösterirler. Bu sıfatların kullanılışlarıyla ilgili geniş bilgi ileride verilmektedir.

4.quantitive adjectives - nicelik sıfatları

Bağlı oldukları isimlerin miktarını belirten sıfatlardır.
some (birkaç, biraz) forty (kırk)
many (birçok) aIl (hepsi, bütün)
few (birkaç, az sayıda) much (çok)
some money (biraz para) seven nurses (yedi hemşire)
many oranges (birçok much time (çok zaman)
portakal)
Bütün rakamlar ve bunun dışında miktar belirten sıfatlar bu gruptandır. Bu sıfatlarla ilgili geniş bilgi ilerideki sayfalarda verilmektedir.

5.interrogative adjectives - soru sıfatları

which (hangi)whose (kimin)
what (ne)
which school (hangi okul)what book (ne kitabı)
Bu sıfatlar isimlerin önüne gelerek onlarla ilgili sorular oluştururlar.

6.possessive adjectives - mülkiyet (iyelik) sıfatları

Sahip olma durumu gösteren sıfatlardır. Aşağıda görüldüğü gibi, Türkçede tamlayan eki almış şahıs zamiri olan (benim, senin onun ...) sözcükleri İngilizcede birer iyelik sıfatıdır. Bu konuda karşılaştırmalı bilgi için iyelik zamirleri konusuna bakınız.
my (benim) its (onun - cansız, hayvan için)
your (senin) our (bizim)
his (onun - erkek için) your (sizin)
her (onun - kadın için) their (onların)
my watch (benim saatim) its door (onun kapısı)
your hat (senin şapkan) our father (bizim babamız)
his son (onun oğlu) your dog (sizin köpeğiniz)
her house (onun evi) their car (onların otomobili)
agreement - uyum
İngilizcede sıfatlar tanımladıkları ismin tekil, çoğul veya dişi, erkek oluşuna göre bir değişikliğe uğramazlar, hep aynı kalırlar.
small chairküçük sandalye
small chairsküçük sandalyeler
clever manakıllı adam
clever womanakıllı kadın
Görüldüğü gibi sıfatlar tekil ve çoğul isimler önünde aynı kaldığı gibi, eril ve dişil cins isimler önünde de şekil değişikliğine uğramamaktadır.
Sıfatlar arasında sadece işaret sıfatları ismin tekil veya çoğul oluşuna göre değişikliğe uğrarlar. Tekil isimler önünde kullanılan this, isim çoğul olunca these halini alır. That sıfatı da those olur.
this housebu ev
these housesbu evler
that womanşu kadın
those womenşu kadınlar
position of adjectives - sıfatların yeri
İngilizcede sıfatlar çoğu zaman ilgili oldukları isimlerin önünde yer alırlar.
a small keybir küçük anahtar
a green bookbir yeşil kitap
an old manbir yaşlı adam
a hot daybir sıcak gün
Bir ismin önünde birden fazla sıfat varsa bunlar arka arkaya kullanılırlar.
a small black keyküçük siyah bir anahtar
a long heavy ruleruzun ağır bir cetvel
a tall young girluzun boylu genç bir kız
five big tablesbeş büyük masa
Şayet ismin önündeki sıfatlar renk bildiren sözcüklerse bunların son ikisi arasına and konulur.
a yellow and red hatsarı, kırmızı bir şapka
a red, white and green flag kırmızı, beyaz ve yeşil bir
bayrak
İsimlerin önünde kullanılış kurallarını yukarıda gördüğümüz sıfatlar, bazı hallerde ilgili oldukları isimlerden sonra da yer alırlar. Bu durumlar şunlardır:
be, seem, appear, look gibi bazı fiillerden sonra kullanıldıklarında isimlerin önünde değil bu fiillerden sonra yer alırlar.
The key is small.Anahtar küçüktür.
It is hot.Hava sıcaktır.
The chairs are brown.Sandalyeler kahverengidir.
Are the books old?Kitaplar eski midir?
The house seems new.Ev yeni görünüyor.
The man looks tired.Adam yorgun görünüyor.
Mary is tall and fat.Mary uzun ve şişmandır.
The cars are big, new and Otomobiller büyük, yeni ve
expensive.pahalıdır.

Birçok sıfat hem isim önünde hem de yukarıda be, seem, look fiilleri ile örneklerde gördüğümüz gibi, isimden sonra kullanılabilir. Sıfatın birden fazla olması halinde son ikisi arasına and getirildiğini yukarıdaki örneklerde görüyoruz.

This is a new radio.Bu yeni bir radyodur.
This radio is new.Bu radyo yenidir.
It was a long film.O uzun bir filmdi.
The film was long.Film uzundu.
Those are big andŞunlar büyük ve tehlikeli hay-
dangerous animals.vanlardır.

Birçok sıfat hem ismin önünde hem de ismin sonunda yer alabilir. Ancak bazıları sadece ismin önünde bulunurlar. Inner, outer, former, latter sıfatları bunlardandır.

inner tubeiç lastik
former timeseski zamanlar
outer wallsdış duvarlar
Bazı sıfatlar da sadece isimden sonra gelirler.
The man is ill.Adam hastadır.
The children are well.Çocuklar iyidirler.
The girl is unable toKız onları anlayamaz.
understand them.

Bu sıfatlar isim önünde kullanılamazlar. Örneğin, ill man, well children denemez.

a ile başlayan bir grup sıfat vardır ki bunlar da isimden sonra yer alırlar. Başlıcaları:afraid, ahead, alike, alive, alone, ashamed, asleep,awake, aware.
The girl was afraid.Kız korkmuştu.
The rabbits are alive.Tavşanlar canlıdır.
He is alone.O yalnızdır.
Helen is asleep.Helen uykudadır.
The children are awake. Çocuklar uyanıktır.
adjectives used as nouns - isim olarak kullanılan sıfatlar
İnsanların durumunu belirten good, bad, poor, rich, healthy, sick, living, dead gibi sıfatlar the tanım edatı ile kullanılarak çoğul anlamlı bir isim görevi yaparlar. Bu durumda bir topluluğu gösterdikleri için fiilin çoğul hali ile kullanılırlar.
We must help the poor. Yoksullara yardım etmeliyiz.
The blind are able to do it. Körler onu yapabilirler.
These medicines are for Bu ilaçlar hastalar içindir.
the sick.
The rich live in this part Zenginler şehrin bu kısmında
of the city. yaşarlar.
The old are usually patient. Yaşlılar genellikle sabırlıdır.
formation of adjectives from nouns - isimlerden sıfat yapma
İsimlerin sonuna bazı ekler getirmek suretiyle bu isimler sıfat yapılırlar. Bu eklerin başlıcaları şunlardır:
-y, -ly, -able, -some, -an, -ian, -ful, -ic, -ical, -less. -ed, -ish, -en, like, -ous,
-al

isimsıfat

wind (rüzgâr)windy (rüzgârlı)
friend (arkadaş)friendly (arkadaşça)
care (dikkat)careless (dikkatsiz)
child (çocuk)childish (çocuksu)
fame (ün)famous (ünlü)
music (müzik)musical (müzikal)
comfort (rahatlık)comfortable (rahat)
packet (paket)packetful (paket dolusu)
gold (altın)golden (altından)
America (Amerika)American (Amerikalı)
formation of negative - olumsuz yapma
Sıfatlara bazı önekler veya sonekler ilave edilerek olumsuzluk anlamı verilir. Bunlar un, in, im, ir, il, dis önekleriyle less sonekidir.

un

happy (mutlu)unhappy (mutsuz)
pleasant (hoş)unpleasant (hoş olmayan)
willing (istekli)unwilling (isteksiz)

in

active (aktif)inactive (aktif olmayan)
accurate (doğru)inaccurate (yanlış)
complete (tam)incomplete (tamam olmayan)

im
possible (mümkün)impossible (mümkün olmayan)
mortal (ölümlü)immortal (ölümsüz)
patient (sabırlı)impatient (sabırsız)

ir

regular (düzenli)irregular (düzensiz)
resistible (dayanılabilir) irresistible (dayanılmaz)
responsible (sorumlu) irresponsible (sorumsuz)

il

legal (yasal)illegal (yasadışı)
legibile (okunaklı)illegible (okunaksız)
logical (mantıklı)illogical (mantıksız)

dis

honest (dürüst)dishonest (dürüst olmayan)
agreeable (hoş)disagreeable (hoş olmayan)
respectful (saygılı)disrespectful (saygısız)

Less sontakısı genellikle ful ile biten sıfatlarda bu takının yerini alarak sıfata olumsuz bir anlam verir.

less

hopeful (ümitli)hopeless (ümitsiz)
useful (yararlı)useless (yararsız)
powerful (güçlü)powerless (güçsüz)


some quantitive adjectives - bazı nicelik sıfatları

a, one

Türkçeye her ikisi de "bir" sözcüğü ile çevrilen a ve one sözcükleri pek az yerde birbirlerinin yerine kullanılabilirler. Bunlar, zaman, mesafe, ağırlık birimlerinin söylendiği yerlerdir.

a poundbir paund
one poundbir paund

a monthbir ay
one monthbir ay

a kilobir kilo
one kilobir kilo

She bought a kilo of tomatoes.Bir kilo domates aldı.
She bought one kilo of tomatoes.Bir kilo domates aldı.

We'll complete it in a month.Onu bir ayda tamamlayacağız.
We'll complete it in one month.Onu bir ayda tamamlayacağız.

Bunun dışında a ve one ayrı yer ve anlamlarda kullanılan iki sözcüktür.
One bir adet, birden fazla değil anlamında sayısal bir birim gösterir. A ise aynı tür şeylerin içinden herhangi birinin sözü edilirken kullanılır.

A cow is a very useful animal.Bir inek çok yararlı bir hayvandır.

Burada anlatılan (bir adet) inek değil, inek türünün biridir.

Selma is a mother.Selma bir annedir.
cümlesindeki a da (bir adet, birden fazla olmayan) anne anlamında değildir.

Give me a book.Bana bir kitap ver. (herhangi bir ki-
tap, kitap türünden herhangi birini)
Give me one book.Bana bir kitap ver. (Bir adet kitap,
birden fazla değil)
Bir olayın olduğu belli bir zamanı belirtmek için zaman sözcüğü önünde a
yerine one kullanılır.
One day an old man came.Bir gün yaşlı bir adam geldi.
One summer there was an earth-Bir yaz bir deprem oldu.
quake.
some, any
"biraz, birkaç, bazı" anlamına gelen some genel olarak olumlu cümlelerde kullanılır. Sayılabilen ve sayılamayan isimler önünde yer alabilir.
some pencilsbirkaç kalem
some sugarbiraz şeker
Give me some butter. Bana biraz tereyağı ver.
She has some friends in İzmir. İzmirde birkaç arkadaşı var.
We bought some chairs. Birkaç sandalye aldık.
Olumsuz ve soru halindeki cümlelerde some yerine any kullanılır.
She drank some water. Biraz su içti.
She didn't drink any water. Biraz su içmedi. (Hiç su içmedi.)
Any ile yapılan soru ve olumsuz cümlede any karşılığı olarak "biraz, birkaç" sözcüğü yerine "hiç" kullanmak daha uygun olur.
She didn't eat any bread. Hiç ekmek yemedi.
We can't read any books. Hiç kitap okuyamayız.
They haven't any houses. Hiç evleri yok.
Hardly, scarcely gibi olumsuzluk anlamı veren sözcüklerin bulunduğu cümlelerde de any kullanılır.
We have hardly any money. Hemen hemen hiç paramız yok.
You can scarcely see any Burada hemen hemen hIç asker gö-
soldiers here. remezsiniz.
Soru halindeki cümlelerde de genel olarak any kullanılır.
You have some money. Biraz paran var.
Have you any money? Hiç paran var mı?
Has she any books? Onun hiç kitapları var mı?
Are there any flowers in the Bahçede hiç çiçekler var mı?
garden?
Is there any butter on the plate? Tabakta hiç tereyağı var mı?
Fakat soru bir davet veya istekse bu durumda soru cümlesinde some yer alır.
Will you have some cake?Biraz pasta alır mısınız?
Would you like some milk?Biraz süt ister misiniz?
Bu cümleler "Lütfen biraz pasta alınız. Biraz süt buyurun" anlamı verir. Bir soruya "evet" cevabı verileceği umulduğunda da soruda some kullanılır.
Did you put some money in his Onun cebine biraz para koydun
pocket?mu?
Is there some water in the bottle? Şişede biraz su var mı?
Bu sorular, cebe para konduğu ve şişede su olduğu düşünülerek sorulmuş ve "evet" cevabı alınacağı umulan sorulardır.
Any sözcüğü "herhangi biri, hangisi olursa" anlamında olumlu cümlelerde sayılabilen tekil isimler önünde de kullanılır.
You can come here any day.Buraya herhangi bir gün gelebilirsin.
Any book will be all right forHerhangi bir kitap onlar için uygun
them.olacak.
We can go there any time you want.Oraya ne zaman istersen gidebiliriz.
If'li cümleler ve şüphe belirten ifadelerde some değil any kullanılır.
If you find any pencils, giveKalemler bulursan onları öğretmene
them to the teacher.ver.
You can buy it if you have anyParan varsa onu alabilirsin.
money.
I don't think she can answerSorulara cevap verebileceğini san-
any questions.mam.
no (not any)
Bir sıfat olarak kullanılan no olumlu bir cümlede ismin önüne gelerek o cümleyi olumsuz yapar.
I have some pencils. Birkaç kalemim var.
I have no pencils.Hiç kalemim yok.

Bir cümledeki not any yerine no kullanılarak aynı anlam verilebilir. Bu durumda cümle olumlu hale gelmiş yani fiil olumlu bir cümlede bulunacağı şekli almış olur. Aşağıdaki örneklerde not any yerine no kullanıldığında fiilin aldığı şekle dikkat ediniz.

She hasn't any sisters. Hiç kız kardeşi yok.
She has no sisters. Hiç kız kardeşi yok.
There isn't any salt in the box. Kutuda hiç tuz yok.
There is no salt in the box. Kutuda hiç tuz yok.
There aren't any books on the Masanın üstünde hiç kitap yok.table.
There are no books on the table. Masanın üstünde hiç kitap yok.
She didn't eat any apples. Hiç elma yemedi.
She ate no apples. Hiç elma yemedi.
We didn't see any rabbits. Hiç tavşan görmedik.
We saw no rabbits. Hiç tavşan görmedik.
Ted didn't drink any beer. Ted hiç bira içmedi.
Ted drank no beer. Ted hiç bira içmedi.

Örneklerde görüldüğü gibi cümledeki not any yerine no kullanıldığında fiil olumluşekle dönmekte, cümleyeolumsuzluk anlamını no vermektedir. Örneğin didn't see şeklinde, yani olumsuz durumda olan fiil saw haline gelmiştir.

someone's, somebody's, anyone's
anybody's, no one's, nobody's
Some, any ve no ile one, body isimlerinin birleşmesinden oluşan birleşik sözcükler, mülkiyet halinde birer sıfat olarak da kullanılırlar.
Someone's bag was stolen.Birinin çantası çalındı.
It isn't anybody's dog.O kimsenin köpeği değildir.
I am no one's servant.Ben kimsenin uşağı değilim.
They gave me somebody's hat. Bana birinin şapkasını verdiler.
This is nobody's place.Bu kimsenin yeri değildir.
Is this anybody's plate?Bu birinin tabağı mı?
else's
Someone, somebody, anyone, anybody, no one, nobody sözcükleri else's ile bir mülkiyet sıfatı oluştururlar.
someone else's .... başka birinin ....
someone else's pen başka birinin kalemi
They gave her someone else's Ona başka birinin pasaportunu
passport. verdiler.
This is somebody else's umbrella.Bu başka birinin şemsiyesi.
I can't accept anybody else's Başka birinin davetini kabul
invitation.edemem.
Did they take anyone else's bag?Başka birinin çantasını aldılar mı?
He opened no one else's luggage.Başka birinin bagajını açmadı.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:50
another, other

Another tekil bir anlam taşır ve tekil isimlerin önünde kullanılır. Other çoğul isimlerle kullanılır.
another diğer bir, başka bir
Give me another glass. Bana başka bir bardak ver.
She'll buy another dress. Başka bir elbise alacak.
other diğer
Other cameras are expensive. Diğer fotoğraf makineleri pahalıdır.
I'll show you other rooms. Sana diğer odaları göstereceğim.
each, every
Each ve every sözcüklerinin özelliği bir topluluk veyagrup içindeki tek şeyi gösteriyor olmaları nedeniyle tekil bir anlam taşımaları ve bu nedenle isim ve fiilin tekil haliyle kullanılmalarıdır.
Each student is ready. Her bir öğrenci hazırdır.
Each man was reading a book. Her bir adam bir kitap okuyordu.
Each soldier knows the plan. Her bir asker planı bilir.
Every girl is pretty. Her bir kız güzeldir.
Every doctor knows what to do Her bir doktor ne yapılacağını bilir.
Every story ends like this. Her bir öykü böyle son bulur.
Eş anlamlı gibi olan each ve every arasındaki fark, each sözcüğünün daha çok küçük topluluklar içindeki bireyleri belirttiği ve anlatılmak istenen şeyin topluluğun değil bireylerin durumu olduğudur.
Every ise bütün grubun her bir birey gibi olduğunu anlatır. Bunun anlattığı, bütün grubun o birey gibi olduğudur. Bunu bir örnekle açıklayalım:
Each girl wore a red blouse.Her bir kız kırmızı bir bluz giydi.
Burada her bir kızın üzerinde kırmızı bir bluz olduğu söylenmekte ve kızlar tek olarak düşünülmektedir. Akla gelen tek bir kızdır.
Every girl wore a red blouse.Her bir kız kırmızı bir bluz giydi.
Burada her bir kızın kırmızı bir bluz giymekte olduğu söylenirken bütün kızların kırmızı bir bluz giymiş durumda olduğu anlatılmaktadır. Anlatılan şey tüm grubun bu durumda olduğudur.
all
"bütün, hepsi" anlamındadır ve bir grubun veya şeyin tümünü belirtir.
All animals are useful.Bütün hayvanlar yararlıdır.
All women like beautiful dresses.Bütün kadınlar güzel elbiseleri
severler.
He has lived all his life inBütün hayatını New York'da yaşadı.
New York.
I've spent all my money.Bütün paramı harcadım.
You must answer all the questions Bu kâğıttaki bütün sorulara cevap
on this paper. vermelisiniz.
either,neither
"iki şeyin veya kişinin herhangi biri" anlamında olan either ile "iki şey veya kişinin hiçbiri" anlamında olan neither sıfatları da tekil anlam taşırlar.
There are trees on either sideNehrin her bir tarafında (iki taraftan
of the river.her biri) ağaçlar var.
Either man can do the job.Her bir adam (iki adamdan her biri)
işi yapabilir.
You can take either book.İki kitaptan herhangi birini alabi-
lirsin.
Neither story is interesting.Hiçbir öykü (iki öyküden hiçbiri)
ilginç değildir.
Neither man came.Hiçbir adam (iki adamdan hiçbiri)
gelmedi.
I like neither city.Hiçbir şehri (iki şehirden hiçbirini)
sevmem.
both
Both sözcüğünün anlamı "Her iki"dir.
Both houses are old. Her iki ev eskidir.
Both children are in the garden. Her çocuk bahçededir.
I'll buy both books.Her iki kitabı alacağım.
Hold the bird in both your hands. Kuşu her iki elinin içinde tut.
many,much
Much "çok miktarda" anlamındadır ve bir sıfat olarak sayılamayan isimler önünde kullanılır. (Sayılabilen ve sayılamayan isimler konusunda ilerideki sayfalarda bilgi verilmektedir.)
much water çok su (çok miktar su)
much salt çok tuz (çok miktar tuz)
Buradaki "çok" sayısal bir çokluk değil "çok miktar" anlamındadır.
Sayısal çokluk anlatmak için many sözcüğü kullanılır. Many "çok sayıda" anlamında "çok" demektir. Sayılabilen çoğul isimler önünde kullanılır.
many books çok kitap (çok sayıda kitap)
many trees çok ağaç (çok sayıda ağaç)
Many ve much genel olarak olumsuz ve soru cümlelerinde kullanılır.
Are there many students in the Bahçede çok öğrenci var mı?
garden?
Did you see many birds in the Ağaçta çok kuş gördün mü?
tree?
I haven't many friends in Paris. Paris'te çok arkadaşım yok.
They didn't bring many letters. Çok mektup getirmediler.
Is there much sugar in your tea? Çayında çok şeker var mı?
Did they give them much money? Onlara çok para verdiler mi?
She doesn't put much salt in Çorbaya çok tuz koymaz.
the soup.
We haven't much time. Çok vaktimiz yok.
Genel olarak soru ve olumsuz cümlelerde kullanıldığını gördüğümüz many ve much sıfatları bazı durumlarda olumlu cümlelerde de kullanılır.
Many sıfatı resmi bir ifade şeklindeki olumlu cümlelerde ve a great, a good, so, too ile birlikte olduğu olumlu cümlelerde kullanılır.
There were many foreigners Kongrede birçok yabancılar (ecnebi-
in the congress. ler) vardı.
We saw a great many paintings Müzede birçok tablolar gördük.
in the museum.
The waiter broke a good many Garson birçok tabaklar kırdı.
plates.
She buys so many dresses every Her yaz pek çok elbise alır.
summer.
There were too many cars in the Park yerinde pek çok otomobiller
parking place. vardı.
Many cümlenin öznesi olduğu zaman da olumlu cümle içinde yer alır.
Many people don't like travellingBirçok kimse gece seyahat etmeyi
at night.sevmez.
Many vegetables are good asBirçok sebzeler ilaç olarak yararlı-
medicine.dır.
Much sıfatı so kullanıldığında olumlu cümle içinde bulunabilir.
We spent so much time.Pek çok vakit harcadık.
He drinks so much wine that he O kadar çok şarap içer ki sarhoş
gets drunk. olur.
Much da many gibi cümle başında özne olarak yer alabilir.
Much time is needed for the plan. Plan için çok zamana ihtiyaç var.
Much money was wasted.Çok para israf edildi.
Fakat genellikle many ve much ile yapılmış soru ve olumsuz cümlelerin olumlu şekilleri aşağıda göreceğimiz a lot of, a great deal of sözcükleriyle yapılır.


a lot of,a great deal of

A lot of sözcük grubu olumlu cümlelerde hem many hem de much'ın yerini alır. Yani a lot of hem sayılabilen hem de sayılamayan isimler önünde kullanılan bir sözcüktür. Anlamı many ve much gibi "çok"tur.

She has a lot of books.Çok kitabı var.
She hasn't many books.Çok kitabı yok.
Has she many books?Çok kitabı var mı?

There are a lot of people in the Parkta çok insan var.
park.
Are there many people in the park?Parkta çok insan var mı?
There aren't many people in the Parkta çok insan yok.
park.

There is a lot of oil in the can.Kutuda çok yağ var.
Is there much oil in the can?Kutuda çok yağ var mı?
There isn't much oil in the can.Kutuda çok yağ yok.

She has a lot of work to do.Yapılacak çok işi var.
Has she much work to do?Yapılacak çok işi var mı?
She hasn't much work to do.Yapılacak çok işi yok.
Much yerine olumlu cümlede, yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, a lot of kullanılabileceği gibi a great deal of da kullanılabilir.
She bought a great deal of milk.Çok süt aldı.
Did she buy much milk?Çok süt aldı mı?
She didn't buy much milk.Çok süt almadı.
They met with a great deal ofÇok güçlükle karşılaştılar.
difficulty.
Did they meet with much difficulty? Çok güçlükle karşılaştılar mı?
They didn't meet with muchÇok güçlükle karşılaşmadılar.
difficulty.
Olumlu cümlelerde kullanıldığını gördüğümüz a lot of ve a great deal of sıfatları soru halindeki cümlelerde de kullanılabilirler. Ancak bu durumda kullanılmaları, soruya olumlu bir cevap verileceğinin umulduğunu gösterir.
Did they bring a lot of presents?Çok hediyeler mi getirdiler?
Bu soru olumlu bir cevap umulduğunu gösteren bir nevi (Çok hediyeler ge-
tirdiler, değil mi?) gibi bir soru anlamındadır.
Did she make a lot of mistakes?Çok hatalar mı yaptı? (Evet
cevabı umuluyor.)
Has she a great deal of money?Çok parası mı var? (Evet cevabı
umuluyor.)
many,much,a lot of kullanılışı
sayılabilen sayılamayan
isimlerle isimlerle
olumlua lot of a lot of
cümlede
sorumanymuch
cümlesinde
olumsuzmany much
cümlede
Olumlu cümlelerde many, much yerine kullanılan a lot of gibi aynı anlamda lots of, plenty of, a large quantity of, a good deal of sözcükleri de kullanılır.


I have lots of friends in England. İngiltere'de çok arkadaşım var,
They gave the children plenty of Çocuklara çok süt verdiler.
milk.
They gave the children plenty of Çocuklara çok oyuncaklar verdiler.
toys.
The army had a large quantity Ordunun çok sayıda yeni silahları
of new weapons. vardı.
She spent a good deal of money Elbiselerine çok para harcadı.
on her dresses.

a little,a few

A little "biraz, bir miktar" anlamındadır. Sayılamayan isimler önünde kullanılır. Sayısal olmayan az bir miktar gösterir.
a little timebiraz zaman
Give me a little time.Bana biraz zaman ver.
I put a little sugar in my tea.Çayıma biraz şeker koyarım.
Helen drinks a little orange juice Helen her sabah biraz portakal suyu
every morning.içer.
A few "birkaç, birkaç tane" anlamındadır. Sayıca az bir miktarı gösterir. Sayılabilen isimlerin önünde kullanılır.
a few booksbirkaç kitap (iki, üç kitap)
I have a few friends in Izmir.İzmir'de birkaç arkadaşım var.
There are a few apples in theSepette birkaç elma var.
basket.
They bought a few toys for theÇocuklar için birkaç oyuncak
children. aldılar.
Quite sözcüğü a few önüne getirilince anlamda önemli bir değişiklik olur ve sayıca azlık yerine çokluk belirten bir sözcük grubu meydana gelir.
a fewbirkaç
quite a fewepey, çok
We have a few shops in Bu şehirde birkaç dükkânımız var.
this town.
We have quite a few shops Bu şehirde epey çok dükkânımız
this town. var.
There are quite a few books on Amerikan iç savaşı hakkında çok ki-
the American civil war. tap var.
She broke quite a few plates Onları yıkarken çok tabak kırdı.
while washing them.
little, few
Little ve few olumsuz anlamda "az, yeterinden az miktarda" anlamındadırlar. Little sayılamayan isimlerle, few sayılabilen isimlerle kullanılırlar.
There is little milk left in the Şişede kalmış az süt var.
bottle.
We have little knowledge about it. Onun hakkında az bilgimiz var.
They had little water in the Depoda az suları vardı.
cistern.
There are few books for children Bu kütüphanede çocuklar için az
in this library. kitap var.
I can recommend you few shops Alışveriş için size az dükkân tavsiye
for shopping. edebilirim.
I have few friends in Izmir. İzmir'de az arkadaşım var.
We saw few petrol stations on Birmingham'a giderken az benzin
our way to Birmingham. istasyonu gördük.
Few people can understand this. Bunu az kişi anlayabilir.
tanımlayıcı sıfatların one (ones) zamirleriyle kullanılışı
Niteleme sıfatları ait oldukları isimler yerine one (ones) ile kullanılarak isimler kaldırılabilir. Ancak bu durumda, bahsedilen şeyin önceden geçmiş ve biliniyor olması gereklidir.
There are some handkerchiefs Orada birkaç mendil var. Mavisini
over there. Take the blue one. (mavi olanını) al.
I want two kilos of apples. Pleaseİki kilo elma istiyorum. Lütfen bana
give me the big ones. irilerini ver.
They prefer green bananas toYeşil muzları sarılarına tercih
yellow ones.ederler.
I don't like heavy slippers. Give Ağır terlikleri sevmem. Bana hafif-
me the light ones.lerini ver.
Dahaüstünlük ve enüstünlük derecelerindeki sıfatlarlakullanıldığında one (ones) istenirse kaldırılabilir. Anlamda değişme olmaz.
He bought the cheapest one.En ucuzunu aldı.
He bought the cheapest.En ucuzunu aldı.
They brought the stronger one ofİkisinin daha kuvvetli olanını getir-
the two.diler.
They brought the stronger of theİkisinin daha kuvvetli olanını getir-
two.diler.
Renklerle kullanıldığında da bazen one cümleden çıkarılabilir.
I liked them all, but I'll buy Hepsini sevdim, fakat yeşilini ala-
the green one.cağım.
Give me the green.Bana yeşilini ver.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:51
TENSES - ZAMANLAR

Fiiller bir eylemi belirtirken bunun ne zaman yapıldığını da açıklarlar. Örneğin, "Öğretmen okula gitti." cümlesindeki "gitti" fiili gitmek eylemini anlatırken bu hareketin geçmişte yapıldığını da açıklar.

"Askerler karşıdaki tepeye tırmanacaklar." cümlesindeki "tırmanacaklar" fiili hem tırmanmak eylemini bildirir hem de bu hareketin gelecekte yapılacağını belirtir. Fiiller bunun dışında bir eylemin sürekliliği, tamamlanıp tamamlanmama durumlarını da gösterirler.

Fiiller çeşitli zaman içinde olan eylemleri anlatırken şekil değişikliğine uğrar, bazı takılar alır, başka sözcüklerle birlikte bulunurlar. İşte bu çeşitli durumların oluşumu "tenses - fiil zamanlar"ını meydana getirir.

İngilizce fiillerin zamanları ileride teker teker ele alınarak ayrıntılı bir şekilde incelenmektedir. Burada, genel bir fikir edinmeniz için zamanları topluca göreceğiz.

İngilizcede fiil zamanlarını dört ana grup halinde toplamak mümkündür:

1. the present tenses şimdiki zamanlar
2. the past tenses geçmiş zamanlar
3. the perfect tenses bitmiş zamanlar
4. the future tenses gelecek zamanlar

Şimdi bu grupların içinde bulunan zamanları görelim :


THE PRESENT TENSES - ŞİMDİKİ ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki zaman vardır.

a. the present continous tense - şimdiki zaman
b. the simple present tense - geniş zaman

Her bir zamanı kısaca açıklayarak kullanılma yeri, şekil olarak nasıl meydana getirildiği ve çeşitli hallerini gözden geçirelim.


the present continuous tense - şimdiki zaman

Fiil köküne -ing takısı eklenerek önüne, özneye uygun to be yardımcı fiili getirilirse şimdiki zaman kipi meydana gelir.

to be yardımcı fiilinin şimdiki zamanda kullanılacak üç şekli am, is, are dır. Özne I ise am kullanılır. Özne tekil bir şahıs veya şeyse is, çoğulsa are kullanılır.

I am going to the park. Ben parka gidiyorum.
He is drinking milk. O süt içiyor.
They are running. Koşuyorlar.

Bu zaman halindeki bir cümleyi soru yapmak için cümledeki to be yardımcı fiili (am, is, are) cümle başına getirilir, olumsuz yapmak için to be ile esas fiil arasına not ilave edilir.
Am I going to the park? Ben parka gidiyor muyum?
Is he drinking milk? O süt içiyor mu?
Are they running? Koşuyorlar mı?
I am not going to the park. Ben parka gitmiyorum.
He is not drinking milk. O süt içmiyor.
They are not running. Koşmuyorlar.


the simple present tense - geniş zaman

Özneden sonra fiil yalın halde kullanılırsa geniş zaman kipi meydana gelir. Yalnız, özne tekilse fiile "s" ilave edilir.

I read a letter. Bir mektup okurum.
He drives the car. Otomobili kullanır.
They run. Koşarlar.

Bu cümleleri soru yapmak için cümlenin, başına do yardımcı fiili ilave edilir. Olumsuz yapmak için fiilin önüne do not getirilir.

Do I read a letter? Bir mektup okur muyum?
Do they run? Koşarlar mı?
I do not read a letter. Bir mektup okumam.
They do not run. Koşmazlar.

Öznenin tekil olması durumunda fiile eklenen "s" soru ve olumsuz yapılma halinde fiilden alınır, cümleye ilave edilen do yardımcı fiiline eklenir. Do yardımcı fiilinin son harfi "o" olması nedeniyle bu ekleme "does" şeklinde olur.


He drives the car. Otomobili kullanır.
Does he drive the car? Otomobili kullanır mı?
He does not drive the car. Otomobili kullanmaz.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:52
IRREGULAR VERBS - DÜZENSİZ FİİLLER

past participle infinitive past tense geçmiş zaman mastar geçmiş zaman ortacı arise "doğmak, çıkmak" arose arisen awake "uyandırmak" awoke, awaked awoken, awaked be "olmak" was been bear "taşımak; doğurmak" bore borne, born beat "vurmak, dövmek" beat beaten become "olmak" became become begin "başlamak" began begun bend "eğmek, bükmek" bent bent bid "fiyat önermek" bid bid bind "bağlamak" bound bound bite "ısırmak" bit bitten bleed "kanamak" bled bled blow "esmek" blew blown break "kırmak, üflemek" broke broken breed "yetiştirmek, üremek" bred bred bring "getirmek" brought brought broadcast "yayın yapmak" broadcast broadcast build "inşa etmek" built built burn "yanmak, yakmak" burnt burnt burst "patlamak" burst burst buy "satın almak" bought bought cast "atmak, fırlatmak" cast cast catch "yakalamak, yetişmek" caught caught choose "seçmek" chose chosen cling "tutmak, yapışmak" clung clung come "gelmek" came come cost "mal olmak" cost cost creep "sürünmek, sürünerek crept crept gitmek" cut "kesmek" cut cut deal "... işiyle uğraşmak" dealt dealt dig "kazmak" dug dug do "yapmak" did done draw "çekmek, resim vb. drew drawn çizmek" dream "rüya görmek" dreamt dreamt drink "içmek" drank drunk drive "sürmek, kullanmak" drove driven dwell "yaşamak, oturmak" dwelt dwelt eat "yemek" ate eaten fall "düşmek" fell fallen feed "beslemek" fed fed feel "hissetmek, duymak" felt felt fight "dövüşmek, savaşmak" fought fought find "bulmak" found found flee "kaçmak" fled fled fling "fırlatmak" flung flung fly "uçmak" flew flown forbear "kaçınmak, tahammül forbore forborne etmek" forbid "yasaklamak" forbade forbidden forecast "olacağı tahmin etmek" forecast forecast foresee "olacağı sezinlemek" foresaw foreseen forget "unutmak" forgot forgotten forgive "affetmek" forgave forgiven forsake "terk etmek" forsook forsaken freeze "donmak" froze frozen get "elde etmek, almak, got got olmak, varmak vb." give "vermek" gave given go "gitmek" went gone grind "öğütmek" ground ground grow "yetiştirmek, büyümek" grew grown hang "asmak" hung/hanged hung/hanged have "sahip olmak" had had hear "işitmek" heard heard hide "saklamak, saklanmak" hid hidden hit "vurmak" hit hit hold "tutmak" held held hurt "incitmek" hurt hurt keep "muhafaza etmek, tutmak" kept kept kneel "diz çökmek" knelt knelt knit "örmek" knit/knitted knit/knitted know "bilmek" knew known lay "yerleştirmek, koymak" laid laid lead "yol göstermek, götürmek" led led lean "eğilmek, yaslanmak" leant/leaned leant/leaned leap "zıplamak" leapt/leaped leapt/leaped learn "öğrenmek" learnt/learned learnt/learned leave "ayrılmak, terk etmek, left left bırakmak" lend "ödünç vermek" lent lent let "izin vermek" let let lie "uzanmak, yatmak" lay lain light "yakmak" lit/lighted lit/lighted lose "kaybetmek" lost lost make "yapmak" made made mean "demek istemek, anla- meant meant mında olmak" meet "karşılamak, buluşmak" met met mistake "yanılmak" mistook mistaken misunderstand "yanlış anlamak" misunderstood misunderstood mow "çim biçmek" mowed mowed/mown overcome "yenmek" overcame overcome overdo "abartmak" overdid overdone overthrow "yenmek, yerinden overthrew overthrown atmak" pay "ödemek, ücretini vermek" paid paid put "koymak" put put read "okumak" read read rid "kurtulmak, kurtarmak" rid rid ride "ata binmek, atla gitmek" rode ridden ring "zil çalmak" rang rung rise "yükselmek, doğmak" rose risen run "koşmak" ran run saw "testereyle kesmek" sawed sawn/sawed say "demek, söylemek" said said see "görmek" saw seen seek "aramak" sought sought sell "satmak" sold sold send "göndermek" sent sent set "yerleştirmek, koymak" set set sew "dikiş dikmek" sewed sewed/sewn shake "sarsmak, sallamak" shook shaken shear "yün vb. kırpmak" sheared shorn/sheared shed "kan akıtmak" shed shed shine "parlamak" shone shone shoot "vurmak, atmak" shot shot show "göstermek" showed shown/showed shrink "büzülmek, çekmek" shrank shrunk shut "kapamak" shut shut sing "şarkı söylemek" sang sung sink "batmak" sank sunk sit "oturmak" sat sat slay "öldürmek" slew slain sleep "uyumak" slept slept slide "kaymak" slid slid sling "atmak, sapan atmak" slung slung slit "yarmak, yırtmak" slit slit smelt "kokmak, koklamak" smelt/smelled smelt/smelled sow "tohum ekmek" sowed sown/sowed speak "konuşmak" spoke spoken speed "hızla gitmek" sped/speeded sped/speeded spell "harflerini söylemek" spelt/spelled spelt/spelled spend "harcamak" spent spent spill "dökmek" spilt/spilled spilt/spilled spin "dönmek" spun spun spit "tükürmek" spat spat split "yarılmak, bölmek" split split spoil "bozmak" spoilt/spoiled spoilt/spoiled spread "yaymak, yayılmak" spread spread spring "sıçramak, fırlamak" sprang sprung stand "ayakta durmak" stood stood steal "çalmak" stole stolen stick "sokmak, yapıştırmak" stuck stuck sting "arı vb. sokmak" stung stung stink "pis kokmak" stank/stunk stunk strew "dağıtmak, yaymak" strewed strewed/strewn stride "uzun adımla yürümek" strode stridden strike "çarpmak" struck struck strive "çabalamak" strove striven swear "yemin etmek" swore sworn sweep "süpürmek" swept swept swell "şişmek" swelled swelled/swollen swim "yüzmek" swam swum swing "sallanmak" swung swung take "almak" took taken teach "öğretmek" taught taught tear "yırtmak" tore torn tell "anlatmak, söylemek" told told think "düşünmek, zannetmek" thought thought thrive "gelişmek" throve/thrived thriven/thrived throw "atmak" threw thrown thrust "dürtmek, sokmak" thrust thrust tread "yol gitmek, yürümek" trod trodden undergo "zorluk, acı vb. çekmek" underwent undergone understand "anlamak" understood understood undertake "üzerine almak" undertook undertaken uphold "desteklemek" upheld upheld upset "altüst etmek, bozmak" upset upset wake "uyanmak, uyandırmak" woke waken wear "giymek" wore worn weave "örmek" wove woven weep "ağlamak" wept wept wet "ıslatmak" wetted/wet wetted/wet win "oyun, kumar vb. kazanmak" won won wind "döndürmek, saat kurmak" wound wound withdraw "çekmek" withdrew withdrawn wring "bükmek" wrung wrung write "yazmak" wrote written Listede görüldüğü gibi bazı fiillerin üç biçimi de değişik, bazılarının ikinci ve üçüncü şekilleri aynı, bazılarının üç biçimi de aynıdır. Ayrıca, birçokları birbirine benzer şekilde, aynı tip değişikliklerle ikinci ve üçüncü şekillerini almışlardır. Bunları o bakımdan da sınıflandırmak mümkünse de fazla pratik yararı olmayacağı için listeyi olduğu gibi verdik. Ancak, sözünü ettiğimiz gruplaşmaları kısaca göstermiş olmak için bunları birkaç örnekle veriyoruz. Bazı düzensiz fiillerin üç şekli de aynıdır. cut cut cut hit hit hit hurt hurt hurt put put put set set set Bazılarının ikinci ve üçüncü şekilleri aynıdır. build built built spend spent spent bind bound bound find found found feed fed fed meet met met feel felt felt keep kept kept sleep slept slept sweep swept swept leave left left bring brought brought buy bought bought catch caught caught fight fought fought teach taught taught teach thought thought sell sold sold tell told told hear heard heard lose lost lost say said said dig dug dug stick stuck stuck swing swung swung strike struck struck hold held held sit sat sat win won won make made made stand stood stood Bazılarının her üç şekli değişiktir. begin began begun drink drank drunk ring rang rung swim swam swum blow blew blown draw drew drawn know knew known fly flew flown break broke broken choose chose chosen speak spoke spoken steal stole stolen wear wore worn shake shook shaken take took taken drive drove driven rise rose risen write wrote written hide hid hidden do did done eat ate eaten fall fell fallen forget forgot forgotten give gave given go went gone see saw seen show showed shown Bazılarının birinci ve üçüncü şekilleri aynıdır. come came come run ran run Üçüncü şekilleri sıfat olarak kullanılan sıfatlardan birkaç tanesi özellik gösterir. Bunlar şu fiillerdir : bear bore borne/born Bu fiilin iki türlü üçüncü şekli vardır: borne ve born. Bunlardan born bir sıfat olarak kullanılır ve "doğmuş" anlamını verir. I was born in 1978. 1978’de doğdum. She was born at six o'clock. Saat altıda doğdu. hang hung hung hang hanged hanged İkinci ve üçüncü şekilleri hung olan hang fiili bir şeyi bir yere "asmak, asarak sallandırmak" anlamındadır. Aynı fiil ikinci ve üçüncü şekilleri hanged olarak kullanıldığında bir şahsı "asarak öldürmek" anlamını verir. Hang the coats on the nails. Ceketleri çivilere as. They hung the curtains yes- Perdeleri dün astılar. terday. He wants to hang himself. Kendini asmak istiyor. They hanged the murderer. Caniyi astılar. learn learnt/learned learnt/learned Learn fiilinin ikinci ve üçüncü şekilleri hem learnt hem de learned ola- bilir. Ancak, learned ayrıca "okumuş, bilgin" anlamında bir sıfat olarak da kullanılır. Learned men of the country Ülkenin bilginleri krala gittiler. went to the king. He is a learned man. He must O bir bilgindir. Cevabı o bilmeli. know the answer. (Biliyor olmalı.) intransitive verbs - transitive verbs geçişsiz fiiller - geçişli fiiller Bir fiil cümledeki öznenin yaptığının, cümledeki diğer bir nesne üzerinde etkili olduğunu belirtiyorsa bu fiil geçişli fiildir. Buna göre, böyle bir fiilin bulunduğu cümlede özneden başka bir de nesne olması gerekir. Christine is reading a book. Christine bir kitap okuyor. The boy is climbing the tree. Çocuk ağaca tırmanıyor. She brought a tray. Bir tepsi getirdi. He'll sell his house. Evini satacak. You can drive my car. Benim otomobilimi kullanabilirsin. We are carrying the baskets. Sepetleri taşıyoruz. The teacher cleans the black- Öğretmen karatahtayı temizler. board. Arthur visited his mother. Arthur annesini ziyaret etti. The woman changed the towels. Kadın havluları değiştirdi. Bu cümlelerdeki fiiller birer geçişli fiildir. Zira yapılan eylemler nesneler üzerinde etki yapıyor, yani bu eylemlerin gösterdiği iş ve hareketler nesneler üzerine geçiyor. Örneğin, She brought a tray. cümlesinde öznenin getirme işi "tray - tepsi" üzerinde, The teacher cleans the blackboard. cümlesinde temizleme işi "blackboard - karatahta" üzerinde olmaktadır. Bir fiilin geçişli olup olmadığını anlamak için "neyi? kimi?" sorusunu sormak uygun bir yöntemdir. Cümlede buna cevap varsa o cümledeki fiil geçişli bir fiildir. The young man broke the door. Genç adam kapıyı kırdı. cümlesinde "neyi?" sorusuna "kapıyı" cevabı alınabileceği için cümlenin fiili geçişli bir fiildir. He took his son to the cinema. Oğlunu sinemaya götürdü. cümlesinde "kimi?" sorusuna "oğlunu" cevabı alınabileceği için fiil geçişli bir fiildir. Genel anlamda kullanılan nesneler için "neyi?" sorusu yerine "ne?" sorusunu sormak gerekir. Robert smokes cigars. Robert puro içer. Avni reads magazines. Avni dergi okur. Yukarıdaki cümlelerden ilkinde "ne?" sorusuna "puro" cevabı, ikincisinde ise "dergi" cevabı alınacağı için bu cümlelerin fiilleri birer geçişli fiildir. Geçişsiz fiillerde öznenin yaptığı hareket veya iş başka bir nesne üzerinde etki yapmaz. Özne bu hareketten sadece kendi etkilenir, yani yapılan eylem özne üzerinde kalır. The sun rises. Güneş doğar. The baby is sleeping. Bebek uyuyor. My glass fell. Bardağım düştü. The car stopped. Otomobil durdu. The door bell rang. Kapı zili çaldı. The children are swimming. Çocuklar yüzüyorlar. Bu cümlelerde yapılan eylemler bir nesne üzerinde etki yapmayıp sadece özne üzerinde kalmaktadır. Örneğin, The children are swimming. cümlesinde öznenin yüzme eylemi kendi üzerinde kalmakta, fiilin etkisi başka bir nesneye gitmemektedir. Bu tip bir cümledeki fiilin geçişli olma durumunu anlamak için sorulacak "kimi?" "neyi?" sorusuna cevap alınamaz. Bazı fiiller hem geçişli hem de geçişsiz anlam verebilirler. The door opened. Kapı açıldı. (geçişsiz) I opened the door. Kapıyı açtım. (geçişli) The car stopped. Otomobil durdu. (geçişsiz) The man stopped the car. Adam otomobili durdurdu. (geçişli)

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:53
1. AUXILIARY VERBS - YARDIMCI FİİLLER

Sayıca on iki adet olan bu fiiller şunlardır :

to be may
to have must
to do will
to dare shall
to need ought
can used

Yardımcı fiillerin çeşitli görevleri vardır. Bunların başlıcaları, diğer fiillerle birlikte (tenses - zamanlar)ın meydana getirilmesi, fiillerin (negative olumsuz) ve (interrogative - soru) hallerinin yapılmasıdır.

İlerideki sayfalarda her bir yardımcı fiili ayrı ayrı ve ayrıntılı olarak incelemeden önce yardımcı fiillerin genel olarak durumlarını ve uydukları kuralları kısaca sıralayalım :

a. Yardımcı fiillerden to be, to have, to do, to dare, to need dışındakiler mastar eki (to) almazlar. Türkçedeki (-mek, -mak) mastar ekinin İngilizcede karşılığı olan ve fiil önüne getirilen to, yardımcı fiillerden sadece yukarıda gördüğümüz beş tanesinin önüne getirilebilir. (Daha ileride göreceğimiz olağan fiillerin hepsinin önüne "to - mek, mak" mastar ekinin gelebildiğini burada hatırlatalım.)

b. Sadece to be, to have, to do fiilleri çeşitli ekler alabilir, çekimlenir, özneye göre değişik şekle girer. Bunlar dışındaki yardımcı fiillerin tek şekilleri vardır.

I am I have I do
you are you have you do
he is he has he does


she is she has she does
they are they have they do

To be, to have, to do yardımcı fiillerinin öznelere göre değiştiğini görüyoruz. Aşağıdaki örneklerde şekil değiştirmeyen yardımcı fiillerden birkaç tanesi görülüyor.

I can I must I may
you can you must you may
he can he must he may
she can she must she may
they can they must they may

c. İçinde yardımcı fiil bulunan bir cümle soru haline sokulmak istenirse yardımcı fiil öznenin önüne getirilir.

olumlu soru

I am am I?
she is is she?
they are are they?
we can can we?
he can can he?
you can can you?
he has has he?
you have have you?
it has has it?

d. Olumsuz yapmak için yardımcı fiile not sözcüğü eklenir.

olumlu olumsuz

I am I am not
he is he is not
you are you are not
we must we must not
he must he must not
they must they must not
he will he will not
you will you will not
they will they will not
I can I cannot
he can he cannot
we can we cannot

Can yardımcı fiilini olumsuz yaparken kullanılan not sözcüğünün bu fiile bitişik yazıldığına dikkat ediniz. Bu durum sadece can fiiline özgüdür. Olumsuz yapmak için kullanılan not sözcüğü yardımcı fiille birleştirilebilir. Özellikle konuşma dilinde bu şekil tercih edilir. Bu birleşme fiile n't eklenerek oluşturulur.

is not isn't
are not aren't
have not haven`t
has not hasn`t
do not don't
does not doesn't
must not mustn't
will not won't
cannot can't
may not mayn't
need not needn't
shall not shan't
ought not oughtn't
dare not daren't
used not usedn't

Not sözcüğü ile birleştirilerek bir kısaltma yapılan yardımcı fiillerden will ve shall fiilleri not ile birleşirken küçük bir değişime uğramaktadırlar. Bunu yukarıda görüyoruz.

e. Özellikle konuşma dilinde, yardımcı fiillerden be, have, will, shall, (have'in geçmiş hali had, will'in geçmiş hali would) cümlenin öznesi ile birleştirilebilirler.

I am I'm
you are you're
it is it's
they have they've
she has she's
we had we'd
he will he'll
I shall I'll
he would he'd

Birleştirmelerde has ile is'in aynı şekilde ('s) olarak yapıldığı, had ile would'un da yine tek şekilde ('d) olarak birleştirildiği görülmektedir. Bir cümlede böyle bir birleştirmenin hangi yardımcı fiille yapıldığı şekilden anlaşılamıyacağı için ancak sözün gelişinden anlaşılır.

Will ve shall yardımcı fiillerinin birleştirilmiş halleri de aynıdır: 'll.

f. Yardımcı fiillerden bir kısmını sadece başında to mastar eki olan mastar halinde bir fiil, bir kısmını da yalın halde, yani önünde to bulunmayan bir fiil izler.

Will,shall, must, may, can, do yardımcı fiillerinden sonra fiil kök halinde, bulunur.

I can read. Okuyabilirim.
We shall answer. Cevap vereceğiz.
He must telephone. O telefon etmeli.
They will not come. Gelmeyecekler.
I do not drink. İçmem.
You may come. Gelebilirsiniz.

Be, have, used, ought yardımcı fiillerinden sonra to mastar ekli fiil gelir.

We are to leave early. Erken gitmemiz gerekiyor.
He has to help his father. Babasına yardım etmek zorundadır.
They used to play here. Burada oynarlardı.
She ought to visit her mother. Annesini ziyaret etmesi gerekir.

Bu tip yardımcı fiiller arasında saydığımız be ve have yardımcı fiillerini fiillerin çeşitli halleri de izleyebilir. Bu iki fiil kullanılış alanı çok geniş olan ve birçok zaman ve yapıların meydana getirilmesinde kullanılan yardımcı fiillerdir. Have ve be fiillerini, yardımcı fiilleri teker teker ele alacağımız bölümde ayrıntılı olarak işleyeceğiz.

Need ve dare yardımcı fiilleri diğerlerinden biraz farklıdır. Bunların olumsuz ve soru halleri hem diğer yardımcı fiiller gibi hem do kullanılarak yapılabilir. İlk durumda to'suz fiillerle, ikinci halde, yani do kullanıldığı zaman to mastar eki almış fiillerle kullanılırlar.

You need not go. Gitmen gerekli değil.
You don't need to go. Gitmen gerekli değil.

We dare not open it. Onu açmaya cesaret edemeyiz.
We don't dare to open it. Onu açmaya cesaret edemeyiz.

Need ve dare yardımcı fiilleri de kendilerine ait bölümlerde geniş olarak ele alınmaktadır.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:53
PRONOUNS - ZAMİRLER

zamirin tanımı Zamirler isimlerin yerine kullanılan sözcüklerdir. Bir cümlede bir ismi iki kere kullanmamak için çoğu kez onun ikinci kere geçeceği yerde onun yerine bir zamir kullanılır. Mr Miller went home because Mr Miller evine gitti çünkü o he was tired. yorgundu. cümlesinin ikinci bölümündeki he (o) bir zamirdir ve Mr Miller yerine kullanılmıştır. Bu şekilde Mr Miller ikinci defa tekrarlanmamış, onun yerine he denilerek Mr Miller'den bahsedildiği belirtilmiştir. I (ben) mine (benimki) you (sen) hers (onunki) he (o) theirs (onlarınki) this (bu) myself (kendim) that (şu) himself (kendi) those (şunlar) themselves (kendileri) who (kim) some (bazısı) which (hangisi) all (hepsi) what (ne) many (birçoğu) each (her biri) who (ki o) either (her birini) whose (ki onun) everybody (herkes) which (ki o) Yukarıdaki sözcükler, özelliklerini izleyen sayfalarda göreceğimiz çeşitli cins zamirlerdir. Bir cümlede zamir kullanılırken bu zamirin gösterdiği ismin de aynı cümlede bulunması şart değildir. Çoğu zaman sadece zamir yeterli olur. Bir konuşma sırasında geçen, Look at that! Şuna bak! She is a beautiful girl. O güzel bir kızdır. cümlelerinde that (şu) ve she (o) zamirlerinin ne veya kim için kullanıldıkları bellidir. Zamirin ne olduğu konusunda bilinmesi gereken önemli nokta, zamir denen sözcüğün her şeyi, ona ait ismi kullanmadan belirtmesidir. zamirlerin türleri personal pronouns - şahıs zamirleri İngilizcedeki şahıs zamirleri şunlardır: I ben you sen he o she o it o we biz you siz they onlar Bunlar arasında (o) anlamına gelen üç sözcük bulunduğu ve (sen) ile (siz) sözcüklerinin aynı olduğu görülmektedir. İngilizcede (o) sözcüğü ile bir kadın veya kızdan bahsediliyorsa she kullanılır. She is six years old. (o kız) altı yaşındadır. (O) sözcüğü bir erkeği gösteriyorsa bunun İngilizce karşılığı he'dir. He is going to school. O (erkek) okula gidiyor. He joined the army. O (erkek) askere gitti. Kendisinden (o) olarak bahsedilen şey bir hayvan veya cansız bir varlıksa bunun karşılığı it sözcüğüdür. It is my book. O benim kitabımdır. It is a big dog. O büyük bir köpektir. You sözcüğü aslında (siz) anlamındadır. Fakat İngilizcede (sen) karşılığı olarak da daima (siz) anlamında olan you kullanılır. Gerçekte İngilizcede (sen) anlamında bir sözcük vardır: thou /dou/. Fakat bu sadece çok eski kitaplarda görülür. Bugünün İngilizcesinde hiç kullanılmaz. I am a student. Ben bir öğrenciyim. You are learning English. Sen İngilizce öğreniyorsun. He isn't a teacher. O bir öğretmen değildir. She went to the cinema. O sinemaya gitti. It is a dangerous animal. O tehlikeli bir hayvandır. We stayed at a small hotel. Küçük bir otelde kaldık. You didn't understand the question. Siz soruyu anlamadınız. They are very expensive. Onlar çok pahalıdır. şahıs zamirlerinin -i, -e hali Gördüğümüz şahıs zamirleri genel olarak cümle içinde özne durumunda bulunurlar. Verilen örneklerde durum görülmektedir. Cümlenin tümleci olarak fiilden sonra yer alacak şahıs zamirleri -i, -e halinde şahıs zamirleridir. Bu zamirler ve Türkçe karşılıkları şunlardır: me beni, bana you seni, sana him onu, ona her onu, ona it onu, ona us bizi, bize you sizi, size them onları, onlara Bunlar arasında bulunan him, her, it biraz önce şahıs zamirlerinde açıklandığı gibi üç ayrı cins için kullanılır. Him erkek, her dişi, it hayvan ve cansız varlıklar için kullanılır. Aşağıdaki tabloda şahıs zamirleriyle şahıs zamirlerinin -i, -e hallerini topluca görüyoruz. şahıs zamirleri yalın hal -i, -e hali I ben me beni, bana you sen you seni, sana he o him onu, ona she o her onu, ona it o it onu, ona we biz us bizi, bize you siz you sizi, size they onlar them onları, onlara Tabloda görüldüğü gibi you ve it her iki anlamı verirken de aynı şeklini korumaktadır. Daha önce söylendiği gibi, şahıs zamirlerinin cümlenin öznesi olarak kullanılmasına karşın şahıs zamirlerinin -i, -e halleri cümlede fiillerden sonra yer alır. Edward likes them. Edward onları sever. The teacher knows me. Öğretmen beni tanır. My father didn't see her. Babam onu görmedi. The soldiers killed him. Askerler onu öldürdüler. The man didn't remember us. Adam bizi hatırlamadı. Fiilden sonra yer alan -i, -e halindeki şahıs zamirinin yanında bir isim de olabilir. Bu durumda zamir isimden önce yer alır. Hilda gave me an apple. Hilda bana bir elma verdi. I told her a story. Ona bir hikâye anlattım. The woman showed us her cat. Kadın bize kedisini gösterdi. My father brought him a ball. Babam ona bir top getirdi. Fakat bu cümlelerdeki ismin yeri değişirse zamir önüne to, for gibi edatlar alarak isimden sonra gelir. Bu tip cümlede zamir üzerinde daha çok durulmuş ve daha fazla belirtilmiş olur. Hilda gave me an apple. Hilda bana bir elma verdi. Hilda gave an apple to me. Hilda bana bir elma verdi. I told her a story. Ona bir hikâye anlattım. I told a story to her. Ona bir hikâye anlattım. The woman showed her photo- Kadın bize fotoğraflarını graphs to us. gösterdi. My father brought a ball for him. Babam onun için bir top getirdi. They bought a house for us. Bizim için bir ev aldılar. Cümledeki isim yerine de zamir kullanılmışsa, yani cümlede iki tane -i, -e halinde zamir varsa ikinci zamir önüne to, for gibi bir edat getirilir. I introduced Deborah to him. Deborah'ı ona tanıştırdım. I introduced her to him. Onu ona tanıştırdım. The girl gave it to me. Kız onu bana verdi. Betty cleaned them for us. Betty onları bizim için temizledi. The sailors carried them with us. Denizciler onları bizimle taşıdılar. I can't wash it without her. Onu onsuz yıkayamam. Gerald made it for you. Gerald onu senin için yaptı. The woman brought it for you. Kadın onu senin için getirdi. it zamirinin diğer kullanılış şekli it zamirinin hayvan veya cansız eşyayı kastederek söylenen (o) ve (onu, ona) anlamını verdiğini gördük. It is a map. O bir haritadır. It is a white horse. O beyaz bir attır. I like it. Onu severim. We walked to it. Ona yürüdük. Bunun dışında it zamiri cinsiyetinin bilinmediği durumlarda baby, child isimleri yerine de kullanılır. The baby was in the bed. It was Bebek yataktaydı. Ağlıyordu. crying. Where is the child? It was Çocuk nerede? Yarım saat önce here half an hour ago. buradaydı? Hayvanlardan söz ederken bunların cinsiyeti belliyse it yerine, cinsiyetine göre she veya he kullanılır. She is my cat. Mr Green gave O benim kedimdir. Onu bana Bay her to me. Green verdi. It zamirinin önemli bir kullanılış yeri, zaman, hava, mesafe, ısı ile ilgili cümlelerde özne olarak kullanılmasıdır. Aşağıdaki cümlelerde it'in anlamına dikkat ediniz. It is cold today. Bugün hava soğuk. It will be rainy tomorrow Yarın hava yağmurlu olacak. It is a fine day. Güzel bir gün. Is it sunny or cloudy? Hava güneşli mi yoksa bulutlu mu? It is raining. Yağmur yağıyor. What time is it? Saat kaç? It is seven o'clock. Saat yedi. What's the date? Tarih ne? It's the fourth of July Temmuzun dördü. It's Friday. Cuma. How far is it to Istanbul? İstanbul ne kadar uzaklıktadır? It is a hundred and twenty Yüz yirmi kilometredir. kilometres. It is a long way to Antalya. Antalya yolu uzundur. Bir cümleye mastar halinde bir fiille (gelmek, anlamak gibi) başlamak gerektiğinde çoğunlukla bu cümleye it ile başlanarak mastar halindeki fiil cümle sonuna alınır. Örneğin, To understand them is easy. Onları anlamak kolaydır. cümlesi normal olarak aşağıdaki gibi söylenir. It is easy to understand them. Onları anlamak kolaydır. It is difficult to get up early. Erken kalkmak zordur. It is fun to go to football matches. Futbol maçlarına gitmek zevktir. It is better to visit them on Onları cumartesi günü ziyaret etmek Saturday. daha iyidir. Bir yan cümle ile başlayacak cümleye bunun yerine it ile başlamak daha uygundur. That he is hungry is obvious. Onun aç olduğu bellidir. It is obvious that he is hungry. Onun aç olduğu bellidir. That the weather will be better Havanın daha iyi olacağı kesindir. is certain. It is certain that the weather Havanın daha iyi olacağı kesindir. will be better. That she will be a good nurse is Onun iyi bir hemşire olacağı şüphe- doubtful. lidir. It is doubtful that she will be Onun iyi bir hemşire olacağı şüphe- a good nurse. lidir. It zamiri impersonal verbs - kişisel olmayan fiillerin öznesi olarak da kullanılır. It seems Öyle görünüyor ki ..., Galiba ... It appears ... Öyle görünüyor ki ..., Galiba ... It looks ... Öyle görünüyor ki ..., Galiba ... It seems they'll be late. Öyle görünüyor ki geç kalacaklar. It appears the fight is over. Öyle görünüyor ki kavga bitti. It looks it is going to rain. Yağmur yağacağa benziyor. possessive pronouns - mülkiyet zamirleri İngilizcede mülkiyet zamirleri, Türkçe karşılıklarıyla birlikte şunlardır: mine benimki yours seninki his onunki hers onunki its onunki ours bizimki yours sizinki theirs onlarınki Mülkiyet zamirleriyle mülkiyet sıfatlarının anlam farklarının görülmesi için bunları topluca verelim: mülkiyet sıfatı mülkiyet zamiri my benim mine benimki your senin yours seninki his onun his onunki her onun hers onunki its onun --- --- our bizim ours bizimki your sizin yours sizinki their onların theirs onlarınki Burada dikkati çeken iki noktadan biri his sözcüğünün hem "onun" hem de "onunki" anlamını verdiği, ikincisi, cansız ve hayvanlar için olan its mülkiyet sıfatının, mülkiyet zamiri olarak kullanılacak bir şekli bulunmadığıdır. Aşağıdaki örneklerde mülkiyet sıfatı ve mülkiyet zamirlerinin kullanılışı görülmektedir. This is my book. Bu benim kitabımdır. This book is mine. Bu kitap benimkidir. Your house is new. Senin evin yenidir. Yours is new. Seninki yenidir. Where is his hat? Onun şapkası nerededir? Where is his? Onunki nerededir? Her name is Betty. Onun adı Betty'dir. Hers is Gloria. Onunki Gloria'dır. This isn't our car. Bu bizim otomobilimiz değildir. This isn't ours. Bu bizimki değildir. Your shoes are new. Sizin ayakkabılarınız yenidir. Yours are old. Sizinkiler eskidir. Are these their toys? Bunlar onların oyuncakları mıdır? Are these theirs? Bunlar onlarınki midir? Mülkiyet sıfatlarını daima bir ismin izlemesi gerektiği halde mülkiyet zamirlerinin anlamı içinde isim anlamı da bulunmaktadır. Bu bakımdan, şayet sözü edilen isim biliniyorsa bu isim söylenmeden sadece mülkiyet zamiri ile de gereken anlam verilmiş olur. This is your book, that is mine. Bu sizin kitabınız, şu benimki. cümlesinde mine yanında book ismi kullanılmadan kitabın bana ait olduğu anlatılmış, yani mine "benimki" sözcüğü ile "benim kitabım" dendiği anlaşılmıştır. These are my dresses, but those Bunlar benim elbiselerimdir, fakat are hers. şunlar onunkilerdir. Ours is better than their garden. Bizimki onların bahçesinden daha iyidir. Her umbrella is old. Mine is new. Onun şemsiyesi eskidir. Benimki yenidir. I like your son, but I don't like Senin oğlunu severim fakat his. onunkini sevmem. Is this your car or theirs? Bu senin otomobilin mi yoksa onların mi? My son is lazy, but yours is hard Benim oğlum tembeldir fakat working. sizinki çalışkandır. of + mülkiyet zamiri Bu yapıda kullanılan mülkiyet zamirinin mülkiyet sıfatıyla karşılığını ve her iki şeklin Türkçe anlamlarını aşağıdaki örneklerde görelim. a friend of mine (= one of my arkadaşlarımdan biri friends) Edward is a friend of mine. Edward arkadaşlarımdan biridir. (Edward is one of my friends.) This is a book of hers. (This is Bu onun kitaplarından biridir. one of her books.) I saw a horse of theirs. (I saw Onların atlarından birini gördüm. one of their horses.) An uncle of ours won a prize. (One Amcalarımızdan biri bir ödül of our uncles won a prize.) kazandı. Yours sincerely (truly, faithfully) Mektup sonuna yazılan "Saygılarımızla" gibi bir anlam karşılığı olarak İngilizcede yours mülkiyet zamiri ile birlikte sincerely, truly veya faithfully sözcüklerinden biri yazılır. reflexive and emphasizing pronouns dönüşlü ve pekiştirme zamirleri Dönüşlü zamirler, tekil şahıslar için self, çoğul şahıslar için selves ekleri kullanmak suretiyle aşağıdaki gibi yapılır. myself kendim yourself kendin himself kendi herself kendi itself kendi ourselves kendimiz yourselves kendiniz themselves kendileri Oneself zamiri belgisiz dönüşlü zamir olarak "kendisi" anlamını verir. Bir cümlenin öznesi ile nesnesi aynı kişiyse, yani öznenin yaptığı eylem aynı şahıs üzerine dönüyorsa nesne yerinde dönüşlü zamir kullanılır. He killed himself. Kendini öldürdü. I cut myself. Kendimi kestim. She washed herself. Kendini yıkadı. They saw themselves in the Aynada kendilerini gördüler. looking glass. We blamed ourselves for the Kaza için kendimizi suçladık. accident. Dönüşlü zamirler fiili izleyen bir edattan sonra da gelebilirler. He spoke to himself. Kendisiyle (kendi kendine) konuştu. She paid for herself. Kendisi için ödedi. (Kendi parasını verdi.) They look after themselves. Kendilerine bakarlar. Are you ashamed of yourself? Kendinden utanıyor musun? Dönüşlü zamir pekiştirme zamiri olarak kullanıldığında özne üzerinde pekiştirme yapar. Bu durumda öznenin hemen yanında yer alır. He himself carried the armchair. O kendisi (bizzat kendisi) koltuğu taşıdı. Mary herself answered the letter. Mary kendisi (bizzat kendisi) mektubu cevapladı. The boys themselves cleaned the Çocuklar kendileri (bizzat kendileri) the garden. bahçeyi temizlediler. Bu tür bir cümlede pekiştirme zamiri isimden sonra da gelebilir. She herself opened the window. O kendisi (bizzat kendisi) pencereyi açtı. She opened the window herself. O kendisi (bizzat kendisi) pencereyi açtı. Frank himself went to Ankara. Frank bizzat kendisi Ankara'ya gitti. Frank went to Ankara himself. Frank bizzat kendisi Ankara'ya gitti. Cümlede isim yoksa, yani fiil geçişsiz bir fiilse pekiştirme zamiri fiilden önce veya sonra gelebilir. Ingrid went herself. Ingrid kendisi gitti. lngrid herself went. Ingrid kendisi gitti. Bir cümle içindeki herhangi bir isim pekiştirme yapılacağı zaman pekiştirme zamiri bu ismin hemen yanında yer alır. I gave the book to Dick himself. Kitabı bizzat Dick'e verdim. We saw the teacher herself. Bizzat öğretmeni gördük. I spoke to the priest himself. Bizzat rahiple konuştum. By edatı ile kullanılan dönüşlü zamirler cümledeki fiilin gösterdiği eylemi öznenin kendi kendine, kimsenin yardımı olmaksızın yaptığı anlamını verirler. by myself kendi kendime by himself kendi kendine by ourselves kendi kendimize by themselves kendi kendilerine She learnt English by herself. Kendi kendine (kimsenin yardımı ol- maksızın) İngilizce öğrendi. He repaired the car by himself. Otomobili kendi kendine tamir etti. You can carry the suitcase by Bavulu kendi kendine taşıyabilirsin. yourself. I painted the walls by myself. Duvarları kendi kendime boyadım. The soldiers built the bridge Askerler köprüyü kendi kendilerine by themselves. inşa ettiler. Cümlenin fiili geçişsiz bir fiilse by ile kullanılan zamir "tek başına, yalnız" anlamını verir. I sat under the tree by myself. Ağacın altında tek başıma (yalnız) oturdum. He waits in the room by himself. Odada tek başına bekler. Aşağıdaki tabloda şahıs zamirlerinin bütün halleri ile mülkiyet sıfatlarını topluca görüyoruz. yalın halde şahıs zamiri- mülkiyet mülkiyet dönüşlü şahıs zamiri nin -i, -e hali (iyelik) sıfatı iyelik) zamiri zamirler I me my mine myself ben beni, bana benim benimki kendim you you your yours yourself sen seni, sana senin seninki kendin he him his his himself o onu, ona onun onunki kendi she her her hers herself o onu, ona onun onunki kendi it it its - itself o onu, ona onun - kendi we us our ours ourselves biz bizi, bize bizim bizimki kendimiz you you your yours your- selves siz sizi, size sizin sizinki kendiniz they them their theirs themsel- ves onlar onları, onlara onların onlarınki kendileri demonstrative pronouns - işaret zamirleri İşaret sıfatı olarak kullanılan ve bu durumda isimlerin önünde yer alan this ve that sözcükleri ve bunların çoğul şekilleri these ve those işaret zamiri olarak da kullanılırlar. (Bildiğiniz gibi, sıfatların isimlerle birlikte onların önünde veya arkasında- kullanılmasına karşın zamirler bir cümlede ismin yerini tutarlar.) İşaret zamirleri şunlardır : this bu these bunlar that şu those şunlar Aşağıdaki örneklerde bu sözcüklerin önce sıfat, sonra zamir olarak kullanılışını görelim: This chair is mine. Bu sandalye benimkidir. This is mine. Bu benimkidir. That girl is a nurse. Şu kız bir hemşiredir. That is a nurse. Şu bir hemşiredir. Bu cümlelerin birincilerindeki this, that sözcükleri chair ve girl isimleri önünde birer işaret sıfatı olarak kullanılmış, ikincilerindeki this ve that ise (this chair, that girl) yerine kullanılmış, yani bu isimler kalkarak onların yerini almış durumdadırlar. İşte bunlar birer zamirdir. This is my sister. Bu benim kız kardeşimdir. These are new cups. Bunlar yeni fincanlardır. What is that? Şu nedir? Those are the teacher's books. Şunlar öğretmenin kitaplarıdır. This is yours. Şu seninkidir. That is better than mine. Şu benimkinden daha iyidir. Which house is older, this or Hangi ev daha eskidir, bu mu yoksa that? şu mu? Give me that. Bana şunu ver. They'll buy these. Bunları satın alacaklar. Bir seçme veya karşılaştırma anlamı verilmek istendiğinde one (ones) işaret zamirleri kullanılır. this one bu, bunu that one şu, şunu I like this one. Bunu beğeniyorum. She wants that green one. Şu yeşilini istiyor. He'll buy these long ones. Şu uzunlarını alacak. Bring here these new ones. Bu yenilerini buraya getir. interrogative pronouns - soru zamirleri Soru zamirleri şu sözcüklerdir : who kim whom kimi, kime whose kiminki which hangisi what ne Bu soru zamirlerinden who ve whom hariç, diğerlerinin birer soru sıfatı olarak da kullanıldığı sıfatlar bölümünde görülmektedir. Verilen örneklerde de görüleceği gibi sözcükler bir ismin önünde bulunuyorlarsa soru sıfatı olarak, cümlenin öznesi yerine kullanılmışlar ve ismin yerini almışlarsa zamir olarak görev yapmaktadırlar. Bu cümlelerde sadece şahıslar için kullanılan who, whom, whose soru zamirlerini inceleyiniz. who kim whom kimi, kime Who came yesterday? Dün kim geldi? Who took my pencil? Kalemimi kim aldı? Who is this man? Bu adam kimdir? Who are those men? Şu adamlar kimlerdir? Who keeps the key? Anahtarı kim muhafaza eder? Who broke the vase? Vazoyu kim kırdı? Who can answer me? Bana kim cevap verebilir? Whom did they see? Kimi gördüler? Whom does she like? Kimi beğenir? Whom will he take to the cinema? Kimi sinemaya götürecek? Whom did Harold give the money? Harold kime parayı verdi? To whom did she give the apple? Elmayı kime verdi? Whom did she give the apple to? Elmayı kime verdi? With whom did you talk? Elmayı kime verdi? Whom did you talk with? Elmayı kime verdi? Son iki örnekte to edatı alan bir fiilin bulunduğu cümlenin iki şekli görülmektedir. Her ikisi de aynı anlamdadır. Whom ile yapılan soru cümleleri whom yerine de who kullanılmak suretiyle yapılabilir. Bu şekil konuşma dilinde daima tercih edilir. Yalnız son örneklerde görülen ve to, with gibi edatlarla yapılan şekil böyle olamaz. Whom did you see? Kimi gördün? Who did you see? Kimi gördün? Whom can they send? Kimi gönderebilirler? Who can they send? Kimi gönderebilirler? whose kiminki Who ve whom soru zamirlerinin sadece zamir olarak kullanılabilmesine karşın whose soru zamiri bir isimle sıfat olarak da kullanılır. Aşağıdaki ilk üç örnekte whose sıfat olarak, diğerlerinde zamir olarak kullanılmaktadır. whose (sıfat) kimin Whose father? Kimin babası? Whose car is blue? Kimin otomobili mavidir? Whose name is Gloria? Kimin adı Gloria'dır? whose (zamir) kiminki Whose is this umbrella? Bu şemsiye kiminkidir? Whose are those shoes? Şu ayakkabılar kiminkidir? which Şahıslar ve cansızlar için kullanılabilen which soru sözcüğü hem sıfat hemde zamir olarak kullanılabilir. Bir isim önünde olduğu zaman sıfat olarak görev yapar. which (sıfat) hangi Which house? Hangi ev? Which girl? Hangi kız? Which house is yours? Hangi ev sizinkidir? Which book is better? Hangi kitap daha iyidir? Which schools are for foreigners?æ Hangi okullar yabancılar içindir? Aşağıdaki örneklerde which bir soru zamiri olarak kullanılmaktadır. which (zamir) hangisi Which is yours? Hangisi sizinkidir? Which do you like best? En çok hangisini seversin? Which of them is the longest? Onların hangisi en uzundur? Which of them came first? Onların hangisi ilk önce geldi? Which will you have, tea or Hangisini alırsınız, çay mı yoksa coffee? kahve mi? what ne Sıfat olarak isimlerin önünde bulunuşunu soru sıfatları konusunda gör-mekteyiz. Bunu birkaç örnekle tekrarlayalım : What paper do you read? Ne gazetesini (hangi gazeteyi) okursun? What street is this? Bu ne caddesidir? What books did they buy? Ne kitapları aldılar? What age is your sister? Kız kardeşinin yaşı nedir? What size is the box? Kutu ne büyüklüktedir? Genel olarak cansız ve eşya için kullanılan what, zamir olarak aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi kullanılır. What happened? Ne oldu? What stopped the engine? Motoru ne durdurdu? What makes them happy? Onları ne mutlu eder? What did she drink? Ne içti? What did you want? Ne istedin? What edatlarla kullanıldığında edat genellikle cümle sonuna getirilir. What do you write with? Ne ile yazarsınız? What does she drink from? Ne'den (neyin içinden) içer? What did he open it with? Onu ne ile açtı? What soru zamiri for edatı ile kullanılırsa "niçin" anlamını verir. What did she bring the letter Mektubu ne için getirdi? for? What do they burn the plants for? Bitkileri ne için yakarlar? What sorusu to be fiili ve like ile kullanıldığında "nasıl, ne biçimde, ne se- kilde" anlamını verir. Bu şekil, eşya ve insanlar için kullanılabilir. What is the new teacher like? Yeni öğretmen nasıldır? (Nasıl bir kişidir?) What is the weather like? Hava nasıldır? What is the table like? Masa nasıldır? What soru sözcüğü bir şahsın mesleğinin ne olduğu sorulurken kullanılan "neci" anlamını da verir. What is your uncle? Amcanız necidir? What is his sister? Onun kız kardeşi necidir? so ve not So ve not sözcükleri bir cümleciğin yerini tutabilirler. Think "düşünmek, zannetmek", suppose "zannetmek", expect "ummak", believe "inanmak", hope "umut etmek", be afraid "korkmak", say "söylemek", tell "söylemek" fiillerinden sonra so sözcüğü aşağıdaki örneklerde görüleceği gibi kullanılarak bir cümleciğin yerini alıp o anlamı verebilir. So sözcüğünün bu şekilde kullanılışı, sorulan bir soruya cevap verirken sorudaki cümleciği cevapta tekrarlamamayı sağlar; so ile sorudaki cümlecik belirtilmiş olur. Is it going to be rainy today? Bugün hava yağmurlu mu olacak? I think so. Zannederim öyle. Bu cevaptaki so ile (It is going to be rainy today.) cümlesi belirtilmiş olmaktadır. Are they coming to the meeting? Toplantıya geliyorlar rnı? I suppose so. Zannederim öyle. Did she change her opinion? Fikrini değiştirdi mi? I hope so. Umut ederim öyle. Was he killed in the accident? Kazada öldü mü? I am afraid so. Korkarım öyle. So ile yapılan cümle hep sorulara verilen bir cevap değil, söylenen bir söz hakkında fikir beyan eden bir cümle olarak da kullanılabillr. I'm sure he'll get better soon Eminim yakında iyileşecek. I hope so. Ümit ederim öyle. I think it will be cold tomorrow. Sanırım yarın hava soğuk olacak. I'm afraid so. Korkarım öyle. Seem fiili ile so kullanılırsa özne olarak it yer alır. Is she going with them? Onlarla gidiyor mu? It seems so. Öyle görünmüyor. Is he the new manager? O yeni müdür mü? It seems so. Öyle görünüyor. Say ve tell fiilleri ile de bu yapıda so kullanılır. Yalnız, tell ile kullanıldığında so'dan önce, sözün söylendiği kişiyi belirten bir nesne olmalıdır. How do you know that she is a Onun iyi bir oyuncu olduğunu nasıl good player? biliyorsun? They said so. Öyle söylediler. They told me so. Bana öyle söylediler. So ile verilmiş cevap cümlelerinin olumsuz hali iki şekilde yapılabilir: Birincisi, fiilden önce don't getirerek, ikincisi fiilden sonra so yerine not kullanarak. Will they give us any money? Bize hiç para verecekler mi? I don't think so. Zannetmem. I think not. Zannetmem. Is this a historical building? Bu tarihi bir bina mıdır? I don't suppose so. Zannetmem. I suppose not. Zannetmem. Did they like our hotel? Otelimizi beğendiler mi? It doesn't seem so. Öyle görünmüyor. It seems not. Öyle görünmüyor. So sözcüğü bir fiilin başkası tarafından da yapıldığını anlatmak için söylenen kısa cümlecik içinde yer alır ve burada "de, da" anlamını verir. He learnt English. So did I. O İngilizce öğrendi. Ben de. (Ben de öğrendim.) Anita likes you very much. So Anita seni çok sever. Diğerleri do the others. de. You can use my computer. So can Bilgisayarımı kullanabilirsin. your friend. Arkadaşın da. These are her books. So are those. Bunlar onun kitapları. Şunlar da. She came late. So did her husband. O geç geldi. Kocası da. Oranges were very expensive. So Portakallar çok pahalıydı. Armut- were the pears. lar da. He was a boxer. So was his father. O bir boksördü. Babası da. You must go home. So must I. Sen eve gitmelisin. Ben de. Lions are dangerous. So are Aslanlar tehlikelidir. Kaplan- tigers. lar da. distributive pronouns - üleştirme zamirleri Üleştirme zamirleri each, both, either, neither, everyone, everybody, everything sözcükleridir. Bilindiği gibi bunların ilk dördü üleştirme sıfatı olarak da kullanılmaktadır. each "her biri" anlamında bir üleştirme zamiridir. We saw two soldiers. Each had İki asker gördük. Her birinin bir a gun. silahı vardı. They had four chairs but each was Dört sandalyeleri vardı, fakat her broken. biri kırıktı. I have some maps. I'll show you Birkaç haritam var. Her birini each. sana göstereceğim. She bought three dresses. Each Üç elbise aldı. Her biri yeşildir. is green. She paid ten pounds for each. Her biri için on paund ödedi. Görüldüğü gibi each tekil bir anlam taşıdığı için cümledeki fiil de tekil durumdadır. either, neither Either, iki şeyden "her biri", neither, iki şeyden "hiçbiri" anlamındadır. Tekil bir anlam taşıdıkları için fiilin tekil haliyle kullanılırlar. Either of these books is useful Bu kitapların her biri onlar için ya- for them. rarlıdır. You can answer either of these Bu soruların her birini cevaplaya- questions. bilirsiniz. I brought two roses. You can take İki gül getirdim. Her birini alabilir- either. sin. Neither of them is heavy. Onların hiçbiri ağır değildir. You'll like neither. Hiçbirini sevmeyeceksin. Which book did you read? Neither. Hangi kitabı okudun? Hiçbirini. I posted her two letters. She Ona iki mektup gönderdim. Hiçbirini received neither. almadı. everyone, everybody, everything Everyone ve everybody aynı anlamı "herkes, her bir kişi, her bir şahıs" anlamını verirler. Tekil bir anlam taşıdıkları için fiilin tekil hali ile kullanılırlar. Everyone likes this town. Herkes bu kasabayı sever. Everybody is ready. Herkes hazırdır. The teacher talked to everybody. Öğretmen herkesle konuştu. We saw everyone in the house. Evdeki herkesi gördük. Everything is expensive in this Bu dükkânda her şey pahalıdır. shop. She gave him everything. Ona her şeyi verdi. Gerald told me everything about Gerald bana kız arkadaşı hakkında his girl friend. her şeyi anlattı. Everything was on the table. Her şey masanın üstündeydi. both İki şeyin "her ikisi" anlamını verir. Çoğul bir anlam taşır ve fiilin çoğul haliyle kullanılır. He showed me two paintings. I Bana iki tablo gösterdi. Her ikisini bought both. satın aldım. Both are valuable rings. Her ikisi değerli yüzüklerdir. We met Bernard and Dora Dün Bernard ve Dora'ya rastladık. yesterday. Both are my school friends. Her ikisi benim okul arkadaş- rımdır. Both are too expensive for me. Her ikisi benim için çok pahalıdır. Görüldüğü gibi üleştirme zamirleri içinde both çoğul, diğerleri tekil anlam taşımaktadırlar. Bu zamirler cümle içinde onlara ait şahıs zamiri veya iyelik sıfatları ile kullanıldıklarında each, his, her ile, everyone, everybody, either, neither ise özellikle konuşma dilinde they, them, their ile kullanılırlar. Everything, it ve its ile kullanılır. The girls came to the school Kızlar okul bahçesine geldiler. Her garden. Each carried her food in biri yiyeceğini küçük bir sepette ta- a small basket. şıdı. Everyone is repairing their cars. Herkes otomobillerini tamir ediyor. Everybody thinks they can be Herkes başarılı olabileceklerini zan- successful. neder. Either seems attractive. Her biri cazip görünüyor. Neither brought their books. Hiçbiri kitaplarını getirmedi. Everything is carried in its Her şey kabında taşınır. container. quantitive pronouns - nicelik zamirleri Bütün sayılar hem sıfat hem de zamir olarak kullanılabilirler. She has four books; I have two. Onun dört kitabı var; benim iki var. Andrew brought ten chairs; she Andrew on sandalye getirdi. O altı brought six. getirdi. The second house is theirs, and İkinci ev onlarınkidir, üçüncü bizim- the third is ours. kidir. Bu cümlelerin ilk kısımlarında bulunan ve books, chairs, house isimleri önünde yer alan four, ten ve second sayıları sıfat olarak kullanılmışlardır. Cümlelerin ikinci kısımlarındaki two, six ve third sayı sözcükleri ise ismin yerini aldıkları, yani "books, chairs, house" anlamını da taşıdıkları için zamir olarak kullanılmışlardır. one Sıfat olarak zaman, mesafe, ağırlık gibi birimler önünde a (an) yerine one kullanılabildiğini sıfat konusunda gördük. (a pound - one pound; a kilo - one kilo) One bütün sayılar gibi zamir olarak da kullanılabiiir. I brought two apples; take one. İki elma getirdim. Birini al. One of my friends. Arkadaşlarımdan biri. She is one of my best friends. En iyi arkadaşlarımdan biridir. One of the rabbits ran away. Tavşanların biri kaçtı. Bu yapıda one yerine onun çoğulu kullanılmak istenirse some sözcüğü kullanılır. Did she buy a hat? Yes, she Bir şapka aldı mı? Evet bir tane bought one. aldı. Did she buy hats? Yes, she Şapkalar aldı mı? Evet, birkaç tane bought some. aldı. One "bir kimse, insan" anlamını verir. One must listen to the teacher İnsan öğretmeni çok dikkatli dinle- very carefully. meli. One must do one's best to learn İnsan bir yabancı dil öğrenmek için a foreign language. elinden geleni yapmalı. One can finish it in two days. İnsan onu iki günde bitirebilir. Bir cümlede ismi iki kere tekrarlamamak için ikinci olarak geçeceği yerde isim yerine one kullanılır. He bought a blue hat, I bought O mavi bir şapka aldı, ben yeşili al- a green one. dım. Bu cümlede hat ismi tekrarlanarak (He bought a blue hat, I bought a green hat.) gibi bir cümle kurmak yerine cümlenin ikinci bölümünde geçecek hat yerine one kullanmak tercih edilen bir şekildir. She ate a big apple, I ate a O büyük bir elma yedi, ben küçük small one. bir (tane) yedim. There was an old man and a young Yaşlı bir adam ve genç biri vardı. one. İsmin önünde belirli tanım edatı the olması halinde bunların Türkçeye çevirisi aşağıdaki gibi olur. He bought the blue hat, I bought O mavi şapkayı aldı, ben yeşilini the green one. aldım. They like the black dog, she Onlar siyah köpeği severler, o likes the white one. beyazını sever. Doris brought two chairs, she Doris iki sandalye getirdi, bana sağ- gave me the strong one. lamını verdi. İsmin çoğul olması halinde one yerine ones kullanılır. My son brought some pears and Oğlum birkaç armut getirdi ve bana gave me the good ones. iyilerini verdi. I have many story books, I'll Birçok hikâye kitaplarım var, sana give you the interesting ones. ilginçlerini vereceğim. They prefer hot sandwiches to Sıcak sandöviçleri soğuklarına cold ones. tercih ederler. Big armchairs are more Büyük koltuklar küçük koltuklardan comfortable than small ones. daha rahattır. The shirts are on the table, bring Gömlekler masanın üstündedir, the yellow ones. sarılarını getir. There are many questions on the Kâğıtta birçok sorular var, kolayla- paper; you can answer the easy rına cevap verebilirsin. ones. some, any Some ve any sözcüklerinin sıfat olarak bir ismin önünde kullanılışları "sıfatlar" konusunda görülmektedir. Bu sözcükler zamir olarak kullanıldıklarında özellikleri ve anlamları şudur: Some "biraz, bir miktar, bazısı" anlamını verir ve olumlu cümlelerde kullanılır. She brought a bottle of milk Bir şişe süt getirdi ve bana biraz and gave me some. verdi

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:54
We asked for money and he sent Para istedik ve bize biraz gönderdi. us some. They looked for cups and found Fincan aradılar ve dolapta bir some in the cupboard. miktar uldular. Some of the people were in the İnsanların bir kısmı sokaklardaydı. streets. We saw some of the machines. Makinelerin bir kısmını gördük. Most of the questions were Soruların çoğu zordu, fakat bazıları difficult but some were easy. kolaydı. Some people are courageous, but Bazı insanlar cesurdur, fakat ba- some are not. zıları değildir. Son cümledeki ilk some, people ismi önünde bir sıfat olarak kullanılmıştır. İkinci some ise zamir olarak kullanılmıştır. İsmin önünde değildir. İsmin anlamını kendisi vermekte (people) ismi geçmediği halde some ile bunun kastedildiği anlaşılmaktadır. any Genel olarak some ile yapılmış cümleler soru veya olumsuz yapılırsa some yerine any kullanılır. Bu durumda any "hiç, herhangi bir" anlamını verir. He bought two kilos of apples İki kilo elma aldı ve bana biraz and gave me some. verdi. He bought two kilos of apples İki kilo elma aldı, fakat bana hiç but he didn't give me any. vermedi. I didn't see any of the children. Çocukların hiçbirini görmedim. We have a lot of money but he Bizim çok paramız var fakat onun hasn't any. hiç yok. I have a lot of friends in Rome; Benim Roma'da birçok arkadaşım have you any? var, senin hiç var mı? The peaches were on the table; Şeftaliler masanın üstündeydi; hiç did you eat any? yedin mi? Did they take any of the toys? Oyuncakların herhangi birini (hiçbi- rini) aldılar mı? Did you see any of the children? Çocukların herhangi birini gördün mü? Any sözcüğünün sıfat olarak kullanılışını yukarıdakilerle karşılaştırmak için sıfat bölümüne bakınız. Any sözcüğü genel olarak soru ve olumsuz cümlelerde some yerine kullanılması kuralına karşın, soruya olumlu bir cevap verileceği umulduğu zaman soru cümlesinde some kullanılır. The cakes were on the table; did Pastalar masanın üstündeydi; you eat some? biraz yedin mi? Do you know some of the Komşuların bazılarını tanıyor neighbours? musun? Did he break some of the glasses? Bardakların bazılarını kırdı mı? I need money; will you give me Paraya ihtiyacım var; bana biraz some? verir misin? Any sözcüğü ayrıca "hangisi olursa olsun, herhangi biri" anlamlarını da verir. Bu durumda olumlu cümleler içinde yer alır. All of them are useful. You can Onların hepsi yararlıdır. Herhangi take any. birini alabilirsin. You can take any of them. Onların herhangi birini alabilirsin. She'll accept any of the jobs. İşlerin herhangi birini kabul edecek. The brochures are free. You can Broşürler ücretsizdir. İstediğin take any you like. birini alabilirsin. Any of them will be useful for Onların herhangi biri çocuklar için the children. yararlı olacak. I recommend you any of them. Sana onların herhangi birini tavsiye ederim. Cümleye aşağı yukarı olumsuzluk anlamı veren never, hardly, barely, sözcükleri ile de kullanılır. I have a lot of time but he Benim çok vaktim var, fakat onun has hardly any. hiç yok gibi. We scarcely see any of them. Onları (onların herhangi birini) hemen hemen hiç görmeyiz. Şüphe belirten sözlerde ve if'ten sonra da any kullanılır. Are there matches in the box? I Kutuda kibritler var mı? Hiç ola- don't think there are any. cağını zannetmiyorum. She'll give you the money if Eğer varsa size parayı verecek. she has any. none None sözcüğü not any, not one yerine kullanılan bir zamirdir. Türkçe karşılığı "hiçbir, hiç"tir. None of them are good. Onların hiçbiri iyi değildir. They have a lot of money but Onların çok parası var, fakat benim I have none. yok. Doris ate all the nuts. I ate none. Doris bütün fındıkları yedi. Ben hiç yemedim. How many stories did you read? Kaç hikâye okudun? Hiç. None. How much did you pay for the Yiyecek için kaç para verdin? Hiç. food? None. I like none of them. Onların hiçbirini sevmem. We saw none of the girls. Kızların hiçbirini görmedik. much Sayılamayan isimlerin önünde "çok" anlamında bir sıfat olarak kullanılan much zamir olarak da kullanılır ve sayılamayan bir ismin yerini tutar. Much genel olarak olumsuz ve soru cümlelerinde kullanılır. You have a lot of water but I Senin çok suyun var, fakat benim haven't much. çok yok. They gave her a lot of money but Ona çok para verdiler, fakat bana they didn't give me much. çok vermediler. Did she give you much? Sana çok verdi mi? Do they learn much at school? Okulda çok öğrenirler mi? Much cümlenin öznesi olarak kullanıldığında olumlu cümlede de yer alır. Much was said about this subject. Bu konuda çok söylendi. Much was spent on this project. Bu proje üzerinde çok harcandı. So ve too ile pekiştirme yapıldığında much yine olumlu cümlelerde kullanılır. He ate so much that he got ill. O kadar çok yedi ki hastalandı. I have too much to do. Yapacak çok şeyim var. many Much sözcüğünün sayılamayan isimlerle kullanılmasına karşın many sayıla- bilen isimlerle kullanılır. Cümle içinde sıfat veya zamir olarak kullanılabilir. Sıfat olarak kullanılışı sıfatlar bölümünde açıklandı. Burada zamir olarak kullanılışını görelim : Many hem olumlu hem de olumsuz ve soru halindeki cümlelerde yer alabilirse de olumlu cümlelerde çoğu kez onun yerine a lot (sıfat olarak kullanıldığında a lot of) kullanılır. They have a lot of friends but Onların çok arkadaşları var, fakat I haven't many. benim çok yok. Did Emma give you many of Emma size onların birçoğunu verdi them? mi? My daughter buys a lot of shoes Kızım çok ayakkabı alır, fakat oğlum but my son doesn't buy many. çok almaz. all Sayılamayan isimler veya sayılabilen çoğul isimlerle kullanılır. Çoğul isimlerle kullanıldığında sayıca çokluğu vurgular. Çoğul anlamdadır. All are soldiers. Hepsi askerdir. We killed them all. Onların hepsini öldürdük. I answered some questions but Bazı soruları cevaplandırdım, fakat he answered all. o hepsini cevaplandırdı. All liked the wine. Hepsi şarabı beğendi. I read your answers. All are Cevaplarınızı okudum. Hepsi doğ- right. rudur. Sayılamayan isimlerle kullanıldığında tekil anlamdadır. Ancak toplu halde bir bütünü gösterir. All the milk is in the bucket. Bütün süt kovadadır. We counted the money. All of it Parayı saydık. Hepsi bankanın is in the bank's safe. kasasındadır. They brought the salt. All of it is Tuzu getirdiler. Şimdi hepsi in the barrel now. fıçıdadır. some (-one, -body, -thing) any (-one, -body, -thing) Some ve any sözcükleriyle one, body, thing sözcüklerinin birleşmesinden oluşan sözcükler de some ve any için belirttiğimiz kurallar uyarınca kullanılırlar. someone biri, bir kimse somebody biri, bir kimse something bir şey anyone herhangi biri anybody herhangi biri anything herhangi bir şey There is someone in the room. Odada biri var. There isn't anyone in the room. Odada herhangi biri (kimse) yok. Is there anyone in the room? Odada herhangi biri (kimse) var mı? They looked for somebody. Birini aradılar. They didn't look for anybody. Birini (kimseyi) aramadılar. Did they look for anybody? Birini (kimseyi) aradılar mı? He put something in his pocket. Cebine bir şey koydu. He didn't put anything in his Cebine bir şey koymadı. pocket. Did he put anything in his pocket? Cebine bir şey koydu mu? İçinde some olan cümleler olumsuz veya soru haline girdiklerinde genel olarak some yerine any kullanılması kuralına uygun olarak someone, somebody, something ile yapılmış örnek cümlelerimizin soru ve olumsuz hallerinde bunların yerini anyone, anybody ve anything sözcüklerinin aldığını görmekteyiz. Dikkat edilecek önemli bir nokta some ve any sözcüklerinin tek başına iken çoğul bir anlam taşımalarına karşın -one, -body, -thing ile birleşmiş hallerinin tekil bir anlamı vardır. There is somebody at the door. Kapıda biri var. There isn't anything in the bag. Çantada bir şey yok. Is there anybody in the office? Büroda biri var mı? Somebody is waiting for you. Biri sizi bekliyor. Someone finds a key. Biri bir anahtar bulur. no (-one, -body, -thing) Some ve any gibi no sözcüğü de one, -body, -thing ile birleşerek tekil anlamlı birer zamir meydana getirir. Verdiği anlam olumsuzdur. no one hiç kimse nobody hiç kimse nothing hiçbir şey There is no one on the bus. Otobüste hiç kimse yok. I saw nobody in the park. Parkta hiç kimseyi görmedim. They gave me nothing. Bana hiçbir şey vermediler. Nothing is important for them. Onlar için hiçbir şey önemli değildir. Nobody drinks whisky here. Burada hiç kimse viski içmez. No one is late in our factory. Bizim fabrikamızda hiç kimse geç değildir. (geç kalmaz) No sözcüğü body ve thing ile bitişik yazılmasına karşın one ile ayrı olarak yazılır. a little, a few - little, few Sıfat olarak kullanıldıklarında a little ve little sayılamayan isimlerin önünde, a few ve few sayılabilen isimlerin önünde bulunurlar. Zamir olarak da a little ve little sayılamayan isimlerin yerine, a few ve few sayılabilen isimlerin yerine kullanılırlar. a little biraz I haven't much money, but I have Çok param yok, ama biraz var. a little. He brought a lot of fruit and Çok meyve getirdi ve bize ondan gave us a little of it. biraz verdi. Drink a little of this water. Bu sudan biraz iç. She needs some milk. Give her Süte ihtiyacı var. Ona biraz ver. a little. a few birkaç There are no toys for the children. Çocuklar için hiç oyuncak yok. You must bring a few. Birkaç tane getirmelisin. We wanted some chairs, but he Bir miktar sandalye istedik, fakat gave us only a few. bize sadece birkaç tane verdi. They said there were many villas Köyde birçok villaların olduğunu in the village, but we saw only söylediler, fakat biz sadece a few. birkaç tane gördük. They have no eggs, but we have Onların hiç yumurtaları yok, a few. fakat bizim birkaç tane var. little az, az miktar I can't give you any money. I Sana hiç para veremem. Bende have very little. çok az var. We kept the medicine in a safe İlacı bir kasada sakladık, çünkü because there was little left. az kalmıştı. They haven't enough food. They Yeterli yiyecekleri yok. Size can give you very little. çok az verebilirler. few az, az sayıda Few of the students understood Öğrencilerin azı soruları anladı. the questions. All of them promised to come but Onların hepsi gelmeye söz verdi, few came. fakat azı geldi. I can't give you any envelopes, Size hiç zarf veremem, çok az kaldı. there are so few left. another, other Sıfat olarak kullanıldıklarını gördüğümüz another ve other sözcükleri zamir olarak da kullanılabilirler. Another "diğer bir, başka bir" anlamındadır. Tekil bir ismin yerini tutar. This cup is dirty, give me Bu fincan kirli. Bana başka (bir another. tane) ver. If you like the cake, have Pastayı seversen bir başkasını (bir another. daha) al. Don't take this chair; I'll give Bu sandalyeyi alma; sana başka bir you another. tane vereceğim. She sold another of her houses. Evlerinin bir diğerini sattı. The workers went from one İşçiler bir ülkeden diğerine gittiler. country to another. Other iki şeyden ikincisini işaret etmek için söylenen "diğeri" anlamında bir zamir olarak kullanılır. Çoğul yapıldığında verdiği anlam "diğerleri"dir. This window is open but the Bu pencere açıktır, fakat diğeri ka- other is shut. palıdır. I don't like this fork, give me Bu çatalı beğenmedim, bana diğe- the other. rini ver. One of the cars was black, the Otomobillerden biri siyahtı, diğeri other was red. kırmızıydı. She'll buy this dress; the other Bu elbiseyi alacak. Diğeri onun için is too expensive for her. çok pahalı. others diğerleri Other sözcüğünün hem sıfat hem de zamir olarak kullanılabilmesine karşın bunun çoğul şekli olan others sadece zamir olarak kullanılabilir. Anlamı "diğerleri"dir. This ring is very cheap; but the Bu yüzük çok ucuzdur, fakat diğer- others are expensive. leri pahalıdır. I can't give you my camera. You Sana fotoğraf makinamı veremem. can take the others. Diğerlerini alabilirsin. She saw Mary and Dora, but she Mary ve Dora'yı gördü, fakat diğer- she didn't see the others. lerini görmedi. Gerald liked my flowers, but Gerald çiçeklerimi sevdi, fakat di- he didn't like the others. ğerlerini sevmedi. This student is cleverer than Bu öğrenci diğerlerinden daha the others. akıllıdır. else Some (-one, -body, -thing), any (-one, -body, -thing), no (one, -body, -thing), every (-one, -body, -thing) zamirlerinden sonra kullanılan else sözcüğü "başka, ayrıca" anlamını verir. We didn't see Allen. We saw Allen'ı görmedik. Başka birini someone else. gördük. This ruler is too short. Give me Bu cetvel çok kısadır. Bana başka something else. birşey ver. You must go to somebody else Yardım için başka birine gitmelisin. for help. Is there anyone else in the house? Evde başka kimse var mı? Anybody else can show you the Başka herhangi biri size yolu way. gösterebilir. Do you want anything else? Başka bir şey istiyor musunuz? I know nobody else in this town. Bu kasabada baska kimseyi tanımı- yorum. Betty is more beautiful than Betty herkesten daha güzeldir. anyone else. She has nothing else in her bag. Çantasında başka bir şey yok. Don't touch my pen. You can Kalemime dokunma. Başka her şeyi take everything else. alabilirsin. He is learning French. Everyone O Fransızca öğreniyor. Başka her- else is learning German. kes Almanca öğreniyor. Only Anita is in the office. Sadece Anita bürodadır. Başka her- Everybody else has gone to the kes futbol maçına gitmiş. football match. aynı sözcüğün sıfat ve zamir olarak kullanılışı SIFAT ZAMİR We saw both men in a cafe. We like both. Her iki adamı kafede gördük. Her ikisini severiz. Drink some water. I'll give you some. Biraz su iç. Sana biraz vereceğim. Did you break any plates? I didn't break any. Hiç (herhangi bir) tabak Hiç (herhangi birini) kırmadım. kırdın mı? Many children like ice cream. They didn't give us many. Birçok çocuk dondurma sever. Bize birçok vermediler. She brought another flower. We'll make another. Başka bir çiçek getirdi. Başka bir tane yapacağız. You mustn't drink much beer. You mustn't drink much. Çok bira içmemelisiniz. Çok içmemelisiniz. Few teachers joined us. He sent a lot of postcards but Az öğretmen bize katıldı. he received few. Çok kartpostal gönderdi fakat az aldı. The other cars are expensive. She bought the other. Diğer otomobiller pahalıdır. Diğerini satın aldı. Each soldier carried a gun. We broke each. Her bir asker bir silah taşıyordu. Her birini kırdık. Give them a little meat. I'll bring a little. Onlara biraz et ver. Biraz getireceğim. relative pronouns - ilgi zamirleri who, which, that, whose, whom İlgi zamirleri bir cümlenin içindeki isim hakkında açıklama yapmak için kurulan ikinci cümleciğin başında yer alan ve ilk cümledeki ismi belirten sözcüklerdir. Bu sözcükler ismin tekil ya da çoğul, erkek ya da dişi oluşuna göre değişmezler. Sadece ismin bir şahıs veya şahıs dışında bir nesne oluşuna göre değişirler. Genel olarak, insanlar için who nesneler için which kullanılır. That sözcüğü ilgi zamiri olarak hem şahıs hem de şahıs dışın- da isimler için kullanılır. Ancek onun kullanılabilmesi cümlenin durumuna ve cümlede bazı sözcüklerın bulunuşuna bağlıdır. Esas anlamlarının (who - kimi, which - hangi, that - şu, whose - kimin, whom - kimi) olduğunu bildiğimiz bu sözcükler ilgi zamiri olarak, yukarıda belirtildiği gibi, bir cümledeki isim hakkında daha fazla açıklama yapmak için kurulan açıklama cümleciğinin başında yer aldıklarında ilk cümledeki ismi belirtirken verdikleri anlamı Türkçeye "ki o" şeklinde çevirebiliriz. Kullanılışı biraz tuhaf görünse de anlamı daha iyi kavramak için ilk aşamada böyle verilmesi uygun olan bu "ki o" cümledeki ismin özne, nesne, mülkiyet halinde veya bir edatla birlikte oluşuna göre "ki onu, ki ona, ki onun" şekline girer. İlgi zamirleri ile yapılan ilgi cümlecikleri, yani daha önceki cümlede bulunan isim hakkında açıklayıcı bilgi veren cümlecikler iki çeşittir. Birincisi : isim hakkında yaptığı açıklama çok önemli olan, bu açıklama yapılmazsa o isim yeterince anlaşılıp özelliği bilinemeyecek olan cümleciklerdir. Bu tip cümleciklere defining relative clauses (tanımlayan ilgi cümlecikleri) denir. Bu tip ilgi cümlecikleri esas cümlenin anlamının tam olması için mutlaka gereklidir. Atılırlarsa anlam büyük ölçüde kaybolur. İkinci tip ilgi cümlecikleri, yine ilk cümledeki isim hakkında bilgi veren, fakat yaptığı açıklama o isim için çok gerekli olmayan cümleciklerdir. İsim hakkında verdiği bilgi çok önemli olmayan bir ayrıntı niteliğindedir. Cümleden çıkarılırlarsa anlam fazla bir şey kaybetmiş olmaz. Bu tip ilgi cümleciklerine non-defining relative clauses (tanımlamayan ilgi cümlecikleri) denir. Bunları teker teker ele alarak inceleyelim

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:54
TO BE

To be yardımcı fiilinin, 1. infinitive-mastar, 2. past tense-geçmiş zaman, 3. past participle-geçmiş zaman ortacı şekilleri şunlardır: 1. 2. 3. be was been Bunun dışında çeşitli zamanların yapılmasında bir yardımcı fiil olarak kullanılırken ve bazı durumlarda olağan bir fiil olarak görev yaparken aldığı şekillerin tümü şunlardır : be was been am were is are Aşağıdaki tablolarda to be fiilinin şimdiki zaman ve geçmiş zaman halinde çekimlerini görüyoruz. İlk tablodaki olumlu yapıda Türkçe karşılıklarda "....... im, ... ..sin" gibi sözcüklerin ayrı ve önlerinde noktalarla yazılma nedeni bu yere bir sözcük gelmesi gerektiğini göstermek içindir. Özellikle I am karşılığına dikkat etmelidir. Zira "ben ......im" yapısını İngilizceyi yeni öğrenenler "benim kalemim, benim evim" gibi cümlelerdeki "benim" iyelik sıfatı ile karıştırabilmektedirler. "ben ......im" yapısı "Ben bir öğretmenim." gibi bir cümledeki "ben" ve ".. ...im" sözcükleri anlamındadır. Türkçedeki ses uyumuna göre "......im, ...um" gibi sözcükler önünde bulundukları sözcüğe göre küçük değişikliklere uğrarlar. (......im, ......um, ......ım, ......üm) gibi. şimdiki zaman olumlu normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I am I'm ben ....im you are you're sen ....sin he is he's o ....dur she is she's o ....dur it is it's o ....dur we are we're biz ....iz you are you're siz ....siniz they are they're onlar ....dır Bu tabloda to be fiilinin olumlu olarak bütün şahıs zamirleriyle kullanılışını görmekteyiz. Ayrıca orta bölümde to be fiilinin şahıs zamirleriyle birleşerek kısalma durumu da görülmektedir. İzleyen sayfada to be fiilinin soru, olumsuz ve olumsuz soru halleri tablolar halinde verilmektedir. soru soru şekli anlamı am I? ben . ....miyim? are you? sen ......misin? is he? o ......mudur? is she? o ......mudur? is it? o ......mudur? are we? biz ......miyiz? are you? siz ......misiniz? are they? onlar ...... mıdırlar? olumsuz normal şekil birinci kısaltma ikinci kısaltma anlamı şekli şekli I am not I'm not ------ ben ...değilim you are not you're not you aren't sen ...değilsin he is not he's not he isn't o ...değildir she is not she's not she isn't o ...değildir it is not it's not it isn't o ...değildir we are not we're not we aren't biz ...değiliz you are not you're not you aren't siz ...değilsiniz they are not they're not they aren't onlar ...değildir olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı am I not? aren't I? ben ...değil miyim? are you not? aren't you? sen ...değil misin? is he not? isn't he? o ...değil mi? is she not? isn't she? o ...değil mi? is it not? isn't it? o ...değil mi? are we not? aren't we? biz ...değil miyiz? are you not? aren't you? siz ...değil misiniz? are they not? aren't they? onlar ...değiller mi? çekim tablolarında görüldüğü gibi olumlu ve olumsuz hallerde to be fiili özne ile birleşerek bir kısaltma yapılabilmektedir. Soru halinde böyle bir birleşme mümkün değildir. geçmiş zaman olumlu olumlu şekil anlamı I was ben ......idim you were sen ......idin he was o ......idi she was o ......idi it was o ......idi we were biz ......idik you were siz ......idiniz they were onlar ......idiler soru soru şekli anlamı was I? ben ......miydin? were you? sen . . ..miydin? was he? o ......miydi? was she? o ......miydi? was it? o ......miydi? were we? biz ......miydik? were you? siz ......miydiniz? were they? onlar ......miydiler? olumsuz normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I was not I wasn't ben ...değildim you were not you weren't sen ...değildin he was not he wasn't o ...değildi she was not she wasn't o ...değildi it was not it wasn't o ......değildi we were not we weren't biz ...değildik you were not you weren't siz ...değildiniz they were not they weren't onlar ...değildiler olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı was I not? wasn't I? ben ...değil miydim? were you not? weren't you? sen ...değil miydin? was he not? wasn't he? o ...değil miydi? was she not? wasn't she ? o ...değil miydi? was it not? wasn't it? o ...değil miydi? were we not? weren't we? biz ...değil miydik? were you not? weren't you? siz ...değil miydiniz? were they not? weren't they? onlar ...değil miydiler? To be fiili bir olağan fiil olarak diğer zamanlarda da kullanılabilir. Yalnız, ing eki ile yapılan sürekli zamanlarda to be olağan fiil olarak kullanılamaz. Bu zamanların yapılmasında yardımcı fiil olarak kullanılır. (to be) fiilinin yardımcı fiil olarak kullanılışı 1. To be fiili ing eki almış fiil önünde yardımcı fiil olarak kullanılarak sürekli zamanlar yapılır. She is learning English. İngilizce öğreniyor. He was looking at the pictures. Resimlere bakıyordu. We were swimming. Yüzüyorduk. They will be waiting far you. Seni bekliyor olacaklar. I will be studying my lessons. Derslerimi çalışıyor olacağım. 2. Passive voice-edilgen çatı" cümlelerinde fiillerin üçüncü şekli "past participle - geçmiş zaman ortacı" önünde yer alır. They take the patients to the Hastaları hastaneye götürürler. hospital. The patients are taken to the Hastalar hastaneye götürülür. hospital. They broke the window. Pencereyi kırdılar. The window was broken. Pencere kırıldı. She will cook the food. Yiyeceği pişirecek. The food will be cooked. Yiyecek pişirilecek. The man is cleaning the walls. Adam duvarları temizliyor. The walls are being cleaned. Duvarlar temizleniyor. We are selling the furniture. Mobilyayı satıyoruz. The furniture is being sold. Mobilya satılıyor. They were carrying the chair. Sandalyeyi taşıyorlardı. The chair was being carried. Sandalye taşınıyordu. Olağan bir fiil olarak sürekli zamanlarda kullanılmayan, yani ing almayan to be fiilinin sürekli zaman halindeki "passive voice - edilgen çatı" cümlelerinde yardımcı bir fiil olarak ing aldığını yukarıdaki son üç cümlede görüyoruz. 3. Mastar halinde bir fiil önünde bulunduğu zaman bir emir ve talimat anlamı verir. You are to take your hat off. Şapkanı çıkarmalısın. He is to wait here. Burada beklemelidir. She is to obey them. Onlara itaat etmelidir. They are not to open his letters. Onun mektuplarını açmamalılar. Deborah is to stay here until Onlar soruşturmayı bitirinceye they finish the investigation. kadar Deborah burada kalmalıdır. Bu yapı, önceden tespit edilmiş bir planı belirtmek için de kullanılabilir. They are to meet their friends Arkadaşlariyle Roma'da buluşacak- in Rome. lar. The festival is to start in July. Festival temmuzda başlayacak. She is to have lunch with Norman Bugün Norman'la öğle yemeği yiye- today. cek. She was to have lunch with Norman'la öğle yemeği yiyecekti. Norman. They were to wait for their Arkadaşlarını bekleyeceklerdi. friends. 4. to be about yapısı mastar halinde bir fiil önünde kullanılırsa hemen pek yakında yapılmak üzere olan bir hareketi gösterir. She is about to cry. Ağlamak üzeredir. They are about to start the race. Yarışı başlatmak üzeredirler. We are about to leave the house Evi terk etmek üzereyiz. He was just about to close the Kapıyı tam kapatmak üzereydi. door. They are just about to sign Anlaşmayı tam imzalamak üzereler. the contract. (to be) fiilinin olağan fiil olarak kullanılışı 1. Bir şahıs veya şeyin oluş veya durumu hakkında bilgi vermek için kullanılır. Mary is a teacher. Mary bir öğretmendir. The chairs are in the room. Sandalyeler odadadır. He is a pilot. O bir pilottur. They were long. Onlar uzundu. The cow was under the bridge İnek köprünün altındaydı. I am your new teacher. Ben sizin yeni öğretmeninizim. He is four years old. O dört yaşındadır. Helen is 5 feet 6 inches tall. Helen 5 fut 6 inç boyundadır. It is expensive. O pahalıdır. It is sunny. O (hava) güneşlidir. It is nine o'clock. Saat dokuz. 2. there is, there are Cümledeki öznenin tam belirli olmaması halinde to be fiilinden önce there sözcüğü kullanılır. Bundan sonra da açık olarak belirli olmayan özne yer alır. Örneğin, A bird is in the tree. (Bir kuş ağaçtadır.) cümlesi doğru fakat güzel ve yeterli değildir. Bu, there kullanılarak daha uygun bir şekle getirilebilir. There is a bird in the tree. Ağaçta bir kuş var. There are some birds in the Ağaçta birkaç kuş var. tree. There is a book on my table. Masamda bir kitap var. There was a crowd in the street. Sokakta bir kalabalık vardı. There were flowers in the vase. Vazoda çiçekler vardı. Is there a lamp here? Burada bir lamba var mı? Are there boxes on the shelf? Rafta kutular var mı? Was there a tree behind the Evin arkasında bir ağaç var mıydı? house? There isn't a bucket in Kilerde bir kova yok. the cellar. There wasn't any water. Hiç su yoktu. There weren't any apples on Tepsinin üzerinde elmalar yoktu. the tray. 3. It is Bazı durumlarda açık seçik bir özne olmaz veya öznenin dolambaçlı bir şekilde verilmesi uygun görülmezse bu durumda özne yerine it sözcüğü getirilir. It is difficult to understand Onları anlamak zordur. them. It is obvious that Harold is Harold'un masum alduğu aşikâr. innocent. It is your duty to please the Müşterileri memnun etmek senin customers. görevin. It wasn't easy to understand Onları anlamak kolay değildi. them. It was sunny yesterday. Dün hava güneşliydi.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:56
KISA CEVAPLAR

Yardımcı fiiller İngilizcede, özellikle konuşma dilinde çok kullanılırlar. En çok kullanılma yerleri de sorulara kısa olarak cevap vermek için kurulan kısa cevap şekilleridir.
Bir soru cümlesine kısa cevap verirken, cevap olumlu olacaksa yes ile, olumsuz olacaksa no ile başlanır.
Bundan sonra sorudaki özne yer alır. Özne bir zamirse kısa cevapta da bu zamir aynen kullanılır. Eğer bir isimse kısa cevapta bu isme uygun zamir kullanılır.
Soru cümlesinin içinde yardımcı fiil varsa kısa cevapta bu yardımcı fiil yer alır. Cevap olumlu olacaksa yardımcı fiil olumlu halde, olumsuz olacaksa not ile birleşerek olumsuz yapılmış halde bulunur. Soru cümlesinin esas fiili kısa cevapta yer almaz.
Kısa cevaplarda daima kısaltılmış şekiller kullanılır.
Is she in the kitchen?O mutfakta mıdır?
Yes, she is.Evet, o ...dır. (Evet, o mutfaktadır.)
Is she a teacher?O bir öğretmen midir?
No, she isn't.Hayır, değildir.
Has Arthur a colour television?Arthur'un renkli televizyonu var mı?
Yes, he has.Evet, onun var. (Evet, onun renkli
bir televizyonu var.)
Have they many canaries?Onların çok kanaryaları var mı?
No, they haven't.Hayır, onların yok.
Does the teacher correct theÖğretmen hataları düzeltir mi?
mistakes?
Yes, he does.Evet, düzeltir.
Do the students learn quickly?Öğrenciler çabuk öğrenirler mi?
No, they don't.Hayır, öğrenmezler.
Örneklerde görüldüğü gibi kısa cevapta sorudaki yardımcı fiil kullanılmakta, esas fiil yer almamaktadır. Soruda isim varsa cevapta buna uygun zamir kullanılmaktadır. Örneğin sorudaki the students ismi yerine cevapta they yer almıştır.
Are you a doctor?Sen bir doktor musun?
Yes, I am.Evet, ben ...im. (Evet, ben bir
doktorum.)
Are you coming with us?Bizimle geliyor musunuz?
No, I'm not.Hayır, gelmiyorum.
Am I a lazy student?Tembel bir öğrenci miyim?
Yes, you are.Evet, sen ...sin. (Evet, sen
tembel bir öğrencisin.)
Am I too old for the job?İş için çok yaşlı mıyım?
No,youaren't.Hayır, değilsin.
Is there a dog in the garden?Bahçede bir köpek var mı?
Yes, there is.Evet, var.
Are there any eggs in theSepette hiç yumurta var mı?
basket?
No, there aren't.Hayır, yok.
Have the girls got blue hats?Kızların mavi şapkaları mı var?
Yes, they have.Evet, onların var.
Has Norman an aunt?Norman'ın bir teyzesi var mı?
No, he hasn't.Hayır, onun yok.
Can she speak French?Fransızca konuşabilir mi?
Yes, she can.Evet, konuşabilir.
Can Mary make a dress for me? Mary benim için elbise yapabilir mi?
No, she can't.Hayır, yapamaz.
Do you speak English?İngilizce konuşur musunuz?
(Bilir misiniz?)
Yes. I do.Evet, bilirim.
Will the soldiers bring their guns? Askerler silahlarını getirecekler mi?
Yes, they will.Evet, getirecekler.
Will Emma be here on Monday?Emma pazartesi günü burada
olacak mı?
No, she won't.Hayır, olmayacak.
May I ask a question?Bir soru sorabilir miyim?
Yes, you may.Evet, sorabilirsin.
Must she come too?O da gelmeli mi?
Yes, she must.Evet, gelmeli.
Must I answer them?Onlara cevap vermeli miyim?
No, you needn't.Hayır, vermek zorunda değilsin.
Must he change the towels?Havluları değiştirmeli mi?
Yes, he must.Evet, değiştirmeli.
Must the waiter bring anotherGarson başka bir çatal getirmeli mi?
fork?
No, he needn't.Hayır, getirmek zorunda değil.
Must ile soruya olumsuz cevapta genel olarak needn't, need ile soruya olumlu cevapta must kullanılır. Örneklerde bunu görüyoruz.
Need he take these pills? Bu hapları alması gerekli mi?
Yes, he must. Evet, gerekli.
Need they finish the work today? İşi bugün bitirmeleri gerekli mi ?
No, they needn't. Hayır, gerekli değil.
Did the woman buy a pair of Kadın bir çift eldiven aldı mı?
gloves?
Yes, she did. Evet, aldı.
Did the workers work on Sunday? İşçiler pazar günü çalıştılar mı?
No, they didn't. Hayır, çalışmadılar.
Could they come tomorrow? Yarın gelebilirler mi?
No, they couldn't. Hayır gelemezler.
Has he seen the circus? Sirki gördü mü?
Yes, he has. Evet, gördü.
Have the men brought the letter? Adamlar mektubu getirdiler mi?
No, they haven't. Hayır, getirmediler.
soru sözcüğü ile yapılmış sorulara kısa cevaplar
Bu şekildeki soruların içinde yardımcı fiil varsa kısa cevapta bu yardımcı fiil kullanılır, yoksa do kullanılır.
Who brought the letter?Mektubu kim getirdi?
Dora did.Doragetirdi.
Who brings the letter?Mektubu kim getirir?
Dora does.Dora getirir.
Who will bring the letter?Mektubu kim getirecek?
Dora will.Dora getirecek.
Who can bring the letter?Kim mektubu getirebilir?
Dora can.Dora getirebilir.
Who has a yellow hat?Kimin sarı bir şapkası var?
Dora has.Dora'nın var.
Which cat is bigger?Hangi kedi daha büyüktür?
The black cat is.Kara kedi.
Which man works harder, JohnHangi işçi daha çok çalışır, John
or Philip?mu yoksa Philip mi?
John does.John çalışır.
How many of the students needÖğrencilerin kaçının kitaba ihtiyacı
books?var?
Five of them do.Beşinin ihtiyacı var.
What made that noise?Bu gürültüyü ne yaptı?
The car did.Otomobil yaptı.
What makes her nervous?Onu ne sinirlendirir?
The noise does.Gürültü sinirlendirir.
Who opens the door in theSabahleyin kapıyı kim açar?
morning?
My father does.Babam açar.
Who likes chocolate?Kim çikolata sever?
All children do.Bütün çocuklar sever.
bir düşünceye katılma ifadelerinde yardımcı fiillerOlumlu bir cümle ile belirtilen bir düşünceye katılındığı bildirilirken yes, so, of course sözcükleriyle başlayan cümleler yapılır. Bu cümlelerde yukarıda gördüğümüz kısa cevaplarda olduğu gibi ilk cümledeki yardımcı fiil kullanılır. Yardımcı fiil yoksa do kullanılır.
He is a very good man.O çok iyi bir adamdır.
Yes, he is.Evet, öyle. (Evet, o çok iyi bir
adamdır.)
She can understand us.O bizi anlayabilir.
Yes, she can.Evet, öyle. (Evet, bizi anlayabilir.)
The horses are going to theAtlar nehire gidiyorlar.
river.
Yes, they are.Evet, öyle. (Evet, nehire gidiyorlar.)
The doctor comes late.Doktor geç gelir.
Yes, he does.Evet, öyle. (Evet, geç gelir.)
The tourists like folk dances.Turistler halk danslarını severler.
Yes, they do.Evet, öyle. (Evet, severler.)
The students must bring theirÖğrenciler kitaplarını getirmeliler.
books.
Yes, they must.Evet, öyle. (Evet, getirmeliler.)
She can stay with us.Bizimle kalabilir.
Yes, she can.Evet, öyle.
Audrey has gone to London.Audrey Londra'ya gitti.
Yes, she has.Evet, öyle.
He may give us some more wine.Bize biraz daha şarap verebilir.
Yes, he may.Evet, öyle.
The children broke the window.Çocuklar pencereyi kırdılar.
Yes, they did.Evet, öyle.
They are late again.Yine geç kaldılar.
Yes, they are.Evet, öyle.
Bir sözün hayret uyandırdığını belirtmek için yukarıdaki yapıda yes yerine so kullanılır.
Your watch is on the floor.Saatiniz yerde.
So it is.Yaa, öyle. (Sahi öyle.)
The soldiers killed the wolf.Askerler kurdu öldürdüler.
So they did.Yaa, öyle.
The shop is closed.Dükkân kapalı.
So it is.Yaa, öyle.
Hilda runs to the gate.Hilda kapıya koşar.
So she does.Yaa, öyle.
Bir şeyin çok tabii olarak öyle olduğunu belirtmek için yes ve so sözcükleri yerine of course konulur.
He is always polite and helpful.Daima kibar ve yardımcıdır.
Of course he is.Tabii, öyle.
They paid their debt immediately.Borçlarını derhal ödediler.
Of course they did.Tabii, öyle.
The children like playing inÇocuklar parkta oynamayı severler.
the park.
Of course they do.Tabii, öyle.
He'll get fat if he eats tooÇok fazla yerse şişmanlayacak.
much.
Of course he will.Tabii, öyle.
My wife can buy a fur coat.Karım bir kürk manto alabilir.
Of course she can.Tabii, öyle.
Mary is learning very quickly.Mary çok çabuk öğreniyor.
Of course she is.Tabii, öyle.

olumsuz düşünceye katılma
Olumsuz bir cümlede belirtilen düşünceye katılındığını belirtmek için yapılan cümle no ile başlar ve ilk cümledeki yardımcı fiil kullanılır.
She isn't a pretty woman.O güzel bir kadın değildir.
No, she isn't.Evet, öyle. (Evet, değildir.)
Olumsuz cümlede belirtilen fikirle mutabık olunduğunu anlatan cümle no ilebaşlayanolumsuz bir cümle görünümünde olmaklaberaber anlamı, "Evet, öyle. Evet, değildir. Evet, güzel bir kadın değildir." şeklindedir.
Mr Miller isn't a dentist.Bay Miller bir dişçi değildir.
No, he isn't.Evet, öyle. (Evet, değildir.)
They didn't come late.Geç gelmediler.
No, they didn't.Evet, öyle. (Evet, gelmediler.)
They haven't a house in London.Londra'da bir evleri yok.
No, they haven't.Evet, öyle. (Evet, yok.)
We don't treat them badly.Onlara fena muamele etmeyiz.
No, you don't.Evet, öyle. (Evet, etmezsiniz.)
The little girl can't carryKüçük kız bavulu taşıyamaz.
the suitcase.
No, she can't.Evet, öyle. (Evet, taşıyamaz.)

karşı çıkma cümleleri

olumlu cümle ile belirtilen düşünceye karşı çıkma
Böyle bir karşı çıkma cümlesi No "hayır" veya Oh no "yo, hayır" ile başlar ve ilk cümledeki yardımcı fiil olumsuz şekilde kullanılarak yapılır. Yardımcı fiil yoksa do kullanılır.
He is an honest man.O dürüst bir adamdır.
No, he isn't.Hayır,değildir.
The people are looking at theİnsanlar gemiye bakıyorlar.
ship.
Oh, no, they aren't.Yo, hayır, bakmıyorlar.
Mary can answer these questions. Mary bu sorulara cevap verebilir.
No, she can't.Hayır, veremez.
He drank the beer.Birayı içti.
No, he didn't.Hayır, içmedi.
They clean the windows everyPencereleri her gün temizlerler.
day.
No, they don't.Hayır, temizlemezler.
Mr Green will learn the truth.Bay Green gerçeği öğrenecek.
Oh, no, he won't.Yo, hayır, öğrenmeyecek.
Karşı çıkma cümlesinin başında but da kullanılabilir.
Why are you so nervous?Niçin bu kadar sinirlisin?
But I am not.(Ama)değilimki.
Why did they come to you?Niçin sana geldiler?
But they didn't.Gelmediler ki.
Why did you take my bag?Çantamı niçin aldın?
But I didn't.Almadım ki.

olumsuz düşünceye karşı çıkma

Böyle bir cümle yes veya oh, yes ile başlatılır. Yes yerine but da kullanılabilir.

He can't learn English.İngilizce öğrenemez.
Oh, yes, he can.Yo, hayır, öğrenebilir.
They don't pay attention to theKurallara aldırış etmezler.
rules.
Oh, yes, they do.Yo, hayır, ederler.
Yes ile başlayan bu cümleler ile ilk cümlede belirtilen şeye karşı çıkıldığı söylendiği için olumsuz bir anlam taşımaktadırlar. Bu bakımdan Türkçe anlamları"hayır" olumsuz sözcüğü ile verilmiştir.
Your son didn't go there.Oğlun oraya gitmedi.
Oh,yes,he did.Yo, hayır, gitti.
You haven't any money.Hiç paran yok.
Yes, I have.Hayır, var.
She didn't answer our letters.Mektuplarımıza cevap vermedi.
But she did.Ama verdi. (Ama cevap verdi.)
The postmen don't bring heavyPostacılar ağır paketleri
parcels.getirmezler.
But they do.Ama getirirler.
The manager won't accept yourMüdür teklifini kabul etmeyecek.
offer.
Oh. yes, he will.Yo, hayır, edecek.
I haven't seen them before.Onları daha önce görmedim.
Yes, you have.Hayır, gördün.
You can't understand it.Onu anlayamazsın.
Yes, I can.Hayır, anlayabilirim.
The nurses aren't staying atHemşireler otelde kalmıyorlar.
the hospital.
But they are.Ama kalıyorlar.

söylenenlere yapılan eklemeler

Olumlu cümlelere yapılan olumlu eklemeler so ile başlar ve ek cümle, esas cümledeki yardımcı fiil ile, şayet yardımcı fiil yoksa do ile kurulur.
Mr Miller comes late.Mr Miller geç gelir.
So does Mary.Mary de. (Mary de öyle.)
The boys like playing in the sea.Erkek çocuklar denizde oynamayı
severler.
So do the girls.Kızlar da. (Kızlar da severler.)
Mr Miller came late.Mr Miller geç geldi.
So did Mary.Mary de.
Mr Miller can come late.Mr Miller geç gelebilir.
So can Mary.Mary de.
They can take whatever they want. Her ne isterlerse alabilirler.
So can we.Biz de.
They arrived yesterday.Dün geldiler.
So did my uncle.Amcam da.
The birds are in cages.Kuşlar kafeslerdedir.
So are the rabbits.Tavşanlar da.
The boys were tired.Çocuklar yorgundu.
So were their parents.Anne babaları da.
Mr Smith's son could climb veryBay Smith'in oğlu çok dik tepelere
steep hills.tırmanabilirdi.
So could my son.Oğlum da.
They will be in the fieldsYarın tarlalarda olacaklar.
tomorrow.
So will Norman.Norman da.
I need some rest.Biraz istirahata ihtiyacım var.
So do they.Onların da.

Olumsuz cümleye yapılacak olumsuz eklemeler nor veya neither ile yapılır.

His father can't walk all thisBabası bütün bu yolu yürüyemez.
way.
Nor can his mother.Annesi de. (Annesi de yürüyemez.)
They don't Iike ice-cream.Dondurma sevmezler.
Neither do I.Ben de. (Ben de sevmem.)
She won't buy a pair of shoes.Birçift ayakkabı almayacak.
Neither will her sister.Kız kardeşi de.
He didn't come late.Geç gelmedi.
Nor did the others.Diğerleri de.
We mustn't put the rubbish inÇöpü sokağa koymamalıyız.
the street.
Neither must your Komşularınız da.
neighbours.
Helen hasn't any friendsHelen'in Türkiye'de hiç arkadaşı
in Turkey.yok.
Neither has Dora.Dora'nın da.
The key wasn't in my wallet.Anahtar cüzdanımda değildi.
Nor was the money.Para da.
Olumlu cümleye olumsuz eklemeler "ama, fakat" anlamında but ile başlar ve yine ilk cümledeki yardımcı fiil, şayet yoksa, do, kullanılır. Bu tür ekleme ilk cümleye karşı olan ve ona uyulmadığını belirtenbir eklemedir.
She can learn easily.O kolayca öğrenebilir.
8ut I can't.Fakat ben öğrenemem.
You have a lot of money.Çok paran var.
But he hasn't.Ama onunyok.
The guests liked historicalMisafirler tarihi yerleri beğendiler.
places.
But I didn't.Ama ben beğenmedim.
The children make a lot ofÇocuklar çok gürültü yaparlar.
noise.
But we don't.Ama biz yapmayız.
The teacher spoke to us.Öğretmen bizimle konuştu.
But the headmaster didn't.Ama müdür konuşmadı.
Your son is a very intelligentOğlunuz çok akıllı bir çocuk.
boy.
But theirs isn't.Ama onlarınki değil.
Bütün bu cümleler ve onlara yapılan eklemeler aynı kişi tarafından söyleniyor olabileceği gibi ilk cümleyi söyleyenle buna eklemeyi yapan değişik kişiler de olabilir.
The doctors are ready.Doktorlar hazır.
But the nurses aren't.Ama hemşireler değil.
Bu örnekte The doctors are ready. cümlesini söyleyen kişi cümleyi bitirdikten sonra But the nurses aren't. sözünü de kendisi söylemiş olabilir.
İkinci bir şekil, ilk cümleyi bir şahıs söylemiş, onu dinleyen diğer kişi de eklemeyi yapmış olabilir.
The cinemas were crowded.Sinemalar kalabalıktı.
But the libraries weren't.Ama kitaplıklar değildi.
The girls are reading theirKızlar derslerini okuyorlar.
lessons.
But the boys aren't.Ama erkek çocuklar okumuyorlar.
All the people went for a swim.Herkes yüzmeye gitti.
But I didn't.Ama ben gitmedim.
Olumsuz cümleleri izleyen ve olumlu halde yapılan ekleme de ilk cümleye karşı olan ve ona uyulmadığını gösteren ifade şeklidir.
She can't learn English.O İngilizce öğrenemez.
But we can.Ama biz öğrenebiliriz.
They don't like sweet tea.Onlar şekerli çay sevmezler.
But I do.Ama ben severim.
I don't understand them.Onlarıanlamam.
But he does.Ama o anlar.
Hilda hasn't any money.Hilda'nın hiç parası yok.
But he has.Ama onun var.
The spectators didn't like theSeyirciler oyunu beğenmediler.
game.
But the referee did.Ama hakem beğendi.
His father won't help us.Babası bize yardım etmeyecek.
But his mother will.Ama annesi edecek.
They couldn't change the plan.Planı değiştiremezlerdi.
But we could.Ama biz değiştirebilirdik.
She needn't clean the tables.Masaları temizlemek zorunda değil.
But we must.Ama biz temizlemeliyiz.
I haven't seen a circus inÜlkemde hiç sirk görmedim.
my country.
But they have.Ama onlar gördüler.
Ekleme cümlelerinin hepsinde özne vurgulu olarak söylenir. Yardımcı fiil de kısaltılmış şekliyle değil tam ve vurgulu olarak okunur.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:57
OUGHTOUGHT

Bir yardımcı fiil olan ought tek şekilde bulunur. Şahıslara göre ek almaz. Olumsuzda not ile birleşerek oughtn't şeklinde kısalabilir. Soru yapmak için cümlenin öznesi önüne getirilir. Bir özelliği, fiilin to'lu mastar hali ile kullanılmasıdır. Aynı şekliyle hem şimdiki zaman, hem geçmiş zaman hem de gelecek zaman cümlelerinde yer alır. Verdiği anlam must ve have to ile benzer gibiyse de onlardan oldukça farklıdır. Must, sözü söyleyenin isteği olan bir mecburiyeti belirtir. You must take away your books. Kitaplarını alıp götürmelisin. (Kitap- larını alıp götürmeni istiyorum.) Have to, kural, âdet, öneri gibi dış etkenlerin ortaya koyduğu bir mecburiyeti belirtir. He has to shave every morning. Her sabah tıraş olmalı. (Tıraş olması kural gereğidir.) Ought to da yine "-meli, -malı" şeklinde çevrilebilecek bir gerekliliği gösterir. Ancak bu gereklilik ne sözü söyleyenin isteği, ne de kuralların zorunluluğudur. Ought to ile o eylemin yapılmasının bir görev veya doğruluk gereği olduğu belirtilmiş olur. You ought to help your friends. Arkadaşlarınıza yardım etmelisiniz. (Yardım etmeniz göreviniz ve dürüstlük gereğidir.) You ought to obey your father. Babana itaat etmelisin. (Doğru olan budur.) He ought to stop smoking. Sigara içmeyi bırakmalı. (Tavsiyem budur.) They ought to be here tomorrow. Yarın burada olmalılar. (Burada olmaları görevleridir.) He ought to understand poor Yoksul insanları anlamalı. (Yoksul people. insanlara anlayış göstermesi dürüstlük gereğidir.) She oughtn't to drive like that. Böyle araç kullanmamalı. (Aracı böyle kullanması doğru değil.) We oughtn't to make them wait. Onları bekletmemeliyiz. (Onları bekletmemiz doğru değil.) You oughtn't to make a noise Kitaplıkta gürültü yapmamalısınız. in the library. (Gürültü yapmanız doğru değil.) Ought we to visit the wounded? Yaralıları ziyaret etmeli miyiz? (Etmemiz görevimiz değil mi?) Ought people to help each İnsanlar biribirlerine yardım etmeli other? mi? (Etmeleri görevleri değil mi?) (ought to) ile mişli mastar Ought to ile mişli mastar, yani have ve fiilin 3. şeklinden oluşan mastar birlikte kullanılırsa ihmal edilip yapılmamış bir görev veya iyi hareketi anlatır. You ought to have told your Geç kalacağını annene söylemeliy- mother that you'd be late. din. She ought to have paid her debt. Borcunu ödemeliydi. We oughtn't to have disturbed Komşularımızı rahatsız etmeme- our neighbours. liydik. I oughtn't to have hurt you. Seni incitmemeliydim. They oughtn't to have told the Yaşlı adama kötü haberi söyleme- bad news to the old man. meliydiler. ought ve should İleride gelecek zaman konusunda ele alınacak olan will-shall, would-should yardımcı fiilinin should şekli ought ile aynı anlamda kullanılır. Orada göreceğimiz bu yardımcı fiili birkaç örnek içinde görelim: You ought to be a more careful Daha dikkatli bir işçi olmalısın. worker. You shauld be a more careful Daha dikkatli bir işçi olmalısın. worker. We ought to work hard. Çok çalışmalıyız. We should work hard. Çok çalışmalıyız. He oughtn't to smoke in the Yatak odasında sigara içmemeli. bedroom. He shouldn't smoke in the Yatak odasında sigara içmemeli. bedroom.

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:57
THE SIMPLE PRESENT TENSE - GENİŞ ZAMAN

Her zaman yapılan, her zaman tekrarlanan eylemleri anlatmak için kullanılır. Yapılışı öznenin yanına fiili kök halinde, yani önündeki to kaldırılmış olarakgetirmek suretiyle olur.
özne fiil
theywrite
wedrink
the students read
youwalk
my dogsrun
the womenlike
Özne tekil olduğu zaman fiile s harfi eklenir.
hespeaks
itruns
the girllearns
Johnworks
the student reads
the womanlikes
Aşağıda tekil ve çoğul özne ile geniş zaman halindeki fiilin kullanılışını birlikte vererek görelim:
the children play
the child plays
his daughters sleep
his daughter sleeps
the soldiers wait
the soldierwaits
the mensmoke
the mansmokes
Harold and Emma eat
Harold eats
Fakat I öznesi tekil olduğu halde onunla kullanılan fiile s eklenmez.
I learn
I pay
Fiile s eklenmesi kuralı, bu sözcüğün son harfinin durumuna göre küçük bir değişikliğe uğrar. Fiilin sonu o, x, ch, ss, sh harfleriyle bitiyorsa bu fiile s eklenmek gerektiğinde sadece s değil es eklenir.
gogoes
dodoes
box boxes
fix fixes
catch catches
watch watches
kisskisses
missmisses
fish fishes
push pushes
Sonu y ile biten fiile s eklenirken yine sadece s değil es eklenir. Ayrıca, y harfinden önce sessiz bir harf varsa y harfi kalkar, yerine i gelir.
carrycarries
drydries
crycries
Fiilde y harfinden önceki harf sesli bir harfse bu durumda fiile sadece s eklenir.

paypays
saysays
playplays
obeyobeys
olumlu hal
Geniş zaman halinde olumlu cümlelerin yukarıda verdiğimiz kurallara göre yapılışını Türkçe karşılıklarıyla görelim.
They write.Onlar yazarlar.
She writes.O yazar.
We read the paper.Biz gazeteyi okuruz.
He reads the paper.O gazeteyi okur.
Mary reads the paper.Mary gazeteyi okur.
The soldiers run to the bridge. Askerler köprüye koşarlar.
The soldier runs to the bridge. Asker köprüye koşar.
I pay ten dollars for the book. Kitap için on dolar öderim.
She pays ten dollars for the Kitap için on dolar öder.
book.
Norman buys carpets from Norman Türkiye'den halılar satın
Turkey.alır.
The tourists buy carpets fromTuristler Türkiye'denhalılar satın
Turkey.alır.
The teacher carries the suitcaseÖğretmen bavulu kendisi taşır.
himself.
African women carry theAfrika'lı kadınlar sepetleri başlarının
baskets on their heads.üzerinde taşırlar.
My son brings the plates intoOğlum tabakları mutfağa getirir.
the kitchen.
My sons bring the plates intoOğullarım tabakları mutfağa
the kitchen.getirirler.
We answer the letters at once.Mektuplara derhal cevap veririz.
The teacher answers them.Öğretmen onlara cevap verir.
The baby plays on the ground.Bebek yerde oynar.
The children play in the garden.Çocuklar bahçede oynarlar.
I turn the key slowly.Anahtarı yavaşça döndürürüm.
She turns the key slowly.Anahtarı yavaşça döndürür.
Hilda rests in her room.Hilda odasında istirahat eder.
Her mother works in the garden.Onun annesi bahçede çalışır.
The workman repairs the heater.İşçi ısıtıcıyı tamir eder.
The workmen repair the heater.İşçiler ısıtıcıyı tamir ederler.
olumlu geniş zaman cümlesi
özne yalın halde diğer sözcükler
fiil
His fathergoesto the factory six days a week.
The boysclimbthe trees.
Doriscleansthe windows every day.
Iwantsome more bread.
TheyspeakEnglish very well.
The studentswriteten sentences every day.
My mothercooksvegetable soup sometimes.
The mancarriesthe wood to the stove.
olumsuz
Geniş zaman halinde bulunan bir cümleyi olumsuz hale sokmak için fiilin önüne do not sözcükleri getirilir.
They go.Giderler.
They do not go.Gitmezler.
We learn.Öğreniriz.
We do not learn.Öğrenmeyiz.
The students come late.Öğrenciler geç gelirler.
The students do not come late.Öğrenciler geç gelmezler.
The doctors wait in the hospital.Doktorlar hastanede beklemezler.
The doctors do not wait in theDoktorlar hastanede beklemezler.
hospital.
My friends help me.Arkadaşlarım bana yardım ederler.
My friends do not help me.Arkadaşlarım bana yardım etmezler.
Yukarıdaki örneklerde çoğul öznelerle yapılmış geniş zaman cümlelerinin do not ilavesiyleolumsuzhalegetirilişinigörüyoruz.Şimdi,ö znetekil olduğu zaman nasıl bir durum olacağını görelim:
Öznesi tekil bir geniş zaman cümlesi olumsuz hale sokulurken iki değişme olur:

1. Cümleye does not getirilir.
2. Fiile eklenmiş olan s kalkar.
He drinks orange juice.Portakal suyu içer.
He does not drink orange juice. Portakal suyu içmez.
The girl looks at the map.Kız haritaya bakar.
The girl does not look at theKız haritaya bakmaz.
map.
Dick brings food for the cat.Dick kediye yiyecek getirir.
Dick does not bring food forDick kediye yiyecek getirmez.
the cat.
She goes to school every day.Her gün okulagider.
She does not go to school every Her gün okula gitmez.
day.
The engineer repairs theMühendis makineyi tamir eder.
machine.
The engineer does not repairMühendis makineyi tamir etmez.
the machine.
The girls make a hat.Kızlar bir şapka yaparlar.
The girl makes a hat.Kız bir şapka yapar.
The girls do not make a hat.Kızlar bir şapka yapmazlar.
The girl does not make a hat.Kız bir şapka yapmaz.
The cats jump over the wall.Kediler duvarın üzerinden atlar.
The cat jumps over the wall.Kedi duvarın üzerinden atlar.
The cats do not jump over theKediler duvarın üzerinden atlamaz.
wall.
The cat does not jump over theKedi duvarın üzerinden atlamaz.
wall.
They pay a lot of money.Çokpara öderler.
He pays a lot of money.Çok para öder.
They do not pay much money.Çok para ödemezler.
He does not pay much money.Çok para ödemez.
do ve does ile not sözcüklerinin kaynaşması
Notsözcüğününbirçokyardımcıfiillekaynaştığınıbiliy oru z.Yukarıda gördüğümüz olumsuz cümlelerde de do ve does ile kaynaşır.
do not /du: not/ don't /dount/
does not /daz not/ doesn't /dazınt/
The drivers eat in this restau-Şoförler bu lokantada yerler.
rant.
The driver eats in this restau-Şoför bu lokantada yer.
rant.
The drivers do not eat in thisŞoförler bu lokantada yemezler.
restaurant.
The driver does not eat inŞoför bu lokantada yemez.
this restaurant.
They sing old songs.Eski şarkılar söylerler.
She sings old songs.Eski şarkılar söyler.
They don't sing old songs.Eski şarkılar söylemezler.
She doesn't sing old songs.Eski şarkılar söylemez.
His friends visit him often.Arkadaşları onu sık sık ziyaret eder.
His friend visits him often.Arkadaşı onu sık sık ziyaret eder.
His friends don't visit himArkadaşları onu sık sık ziyaret
often.etmez.
His friend doesn't visit himArkadaşı onu sık sık ziyaret etmez.
often.
The passengers get on the bus.Yolcular otobüse binerler.
The passenger gets on the bus.Yolcu otobüse biner.
The passengers don't get onYolcular otobüse binmezler.
the bus.
The passenger doesn't get onYolcu otobüse binmez.
the bus.
Anita and Betty sweep the room.Anita ve Betty odayı süpürürler.
Anita sweeps the room.Anita odayı süpürür.
Anita and Betty don't sweepAnita ve Betty odayı süpürmezler.
the room.
Anita doesn't sweep the room.Anita odayı süpürmez.
olumsuz geniş zaman cümlesi
do not
özne veya yalın halde diğer sözcükler
doesn't fiil
The policeman doesn't carry a rifle.
Wedon'tdrink beer in the morning.
His sondoesn't helphim in the shop.
Martindoesn't likemy dog.
Theydon'tbuysecond hand cars.
The waiters don'tbring the plates on a tray.
The waiterdoesn't bring the plates on a tray.
Idon'tworkon Saturdays.
soru
Geniş zaman cümlesini soru yapmak için cümlenin başına do sözcüğü getirilir.

They write the word on theSözcüğü karatahtaya yazarlar.
blackboard.
Do they write the word on theSözcüğü karatahtaya mı
blackboard? yazarlar?
We watch television every night.Her akşam televizyon seyrederiz.
Do we watch television everyHer akşam televizyon mu seyre-
night?deriz?
The birds fly to other countries.Kuşlar diğer ülkelere uçarlar.
Do the birds fly to other countries? Kuşlar diğer ülkelere mi uçarlar?
The trucks make a big noise allKamyonlar bütün gün boyunca
day long.büyük bir gürültü yaparlar.
Do the trucks make a big noiseKamyonlar bütün gün boyunca
all day long?büyük bir gürültü yaparlar mı?
Her friends wait for her inArkadaşları onu kapının önünde
front of the door.beklerler.
Do her friends wait for her inArkadaşları onu kapının önünde
front of the door?beklerler?
Bu örneklerde öznelerin hepsi çoğuldur. Bu bakımdan soru yapılırken hepsinin önüne do getirilmiştir. Öznenin tekil olması halinde iki önemli değişiklik olur.
1. Cümlenin başına does getirilir.
2. Fiildeki s kalkar.
The woman comes late.Kadın geç gelir.
Does the woman come late?Kadın geç mi gelir?
He speaks French. O Fransızca konuşur.
Does he speak French?O Fransızca konuşur mu?
Christine looks at the butterfly. Christinekelebeğebakar.
Does Christine look at the Christine kelebeğe mi bakar?
butterfly?
The baby drinks a bottle of milk. Bebek bir şişe süt içer.
Does the baby drink a bottle Bebek bir şişe süt mü içer?
ofmilk?
She remembers our names. İsimlerimizihatırlar.
Does she remember our names? İsimlerimizi hatırlar mı?
The teachers give us four maps. Öğretmenler bize dört harita
verirler.
The teacher gives us four maps. Öğretmen bize dört harita verir.
Do the teachers give us fourÖğretmenler bize dört harita mı
maps?verirler?
Does the teacher give us fourÖğretmen bize dört harita mı verir?
maps?
They wear brown coats.Kahverengi ceket giyerler.
He wears a brown coat.Kahverengi bir ceket giyer.
Do they wear brown coats?Kahverengi ceketler mi giyerler?
Does he wear a brown coat?Kahverengi bir ceket mi giyer?
soru halinde geniş zaman cümlesi
do veya yalın halde
does özne fiil diğer sözcükler
Doyouremember his childhood?
Doesshewriteto you every month?
Dotheykeeptheir promise?
Dothe studentscometo school late?
DoesAudreyteachEnglish or French?
DoImaketoo many mistakes?
Doesthe mechanicrepairthe car quickly?
Doesyour sonstayat this hotel?
olumsuz soru
Soru halinde bulunan geniş zaman cümlesini olumsuz soru haline sokmak için fiilin önüne not getirilir.
Do you drink wine?Şarap içer misin?
Do you not drink wine?Şarap içmez misin?
Does she wash the dishes afterBulaşıkları yemekten sonra yıkar
dinner?mı?
Does she not wash theBulaşıkları yemekten sonra
dishes after dinner?yıkar mı?
Do the barbers work on Sunday?Berberler pazar günü çalışırlar mı?
Do the barbers not work onBerberler pazar günü çalışmazlar
Sunday?mı?
Does the bookseller make aKitapçı bir indirim yapar mı?
discount?
Does thebookseller notmakeKitapçı bir indirim yapmaz mı?
a discount?
Do (does) ile not olumsuz cümlede olduğu gibi olumsuz soru cümlesinde de kaynaşmış olarak kullanılabilirler. Bu durumda cümlenin başına gelirler.
Does she not come here?Buraya gelmez mi?
Doesn't she come here?Buraya gelmez mi?
Do they not learn the rules?Kuralları öğrenmezler mi?
Don't they learn the rules?Kuralları öğrenmezler mi?
Don't we change the furniture Mobilyayı sık sık değiştirmez miyiz?
often?
Don't the tourists understand Turistler sizi anlamazlar mı?
you?
Doesn't Gerald speak German? Gerald Almanca bilmez mi?
Doesn't the young man go to Delikanlı okula gitmez mi?
school?
Don't they clean their shoes?Ayakkabılarınıtemizlemezler mi?
Don't you smoke in the bedroom?Yatak odasında sigara içmez misin?
Don't I give them enough food? Onlara yeterli yiyecek vermem mi?
olumsuz soru halinde geniş zaman cümlesi
don't veya yalın halde
doesn't özne fiil diğer sözcükler
Don't we give them too much?
Doesn't slp her mother?
Doesn't Frank follow his friends?
Don't they send him to school?
Doesn't the boy understand the reading piece?
Doesn't he play in the garden?
Don't the lions eat grass?
Don't you receive his letters?

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:58
ŞİMDİKİ BİTMİŞ ZAMANIN KULLANILDIĞI YERLER

1. Şimdiki bitmiş zaman her ne kadar geçmişte yapılmış bir eylemi göste-riyorsa da esas verdiği anlam geçmişte yapılmış bu eylemin şimdiki zamanda sonucu veya etkisidir. Anlatılan, geçmişteki olayın ne zaman ve nasıl yapıldığı değil, bu olayın şu anda var olan etki ve sonuç uzantısıdır.

Bunu geçmiş zaman kipiyle şöyle karşılaştırabiliriz:

We cleaned the tables last week. Masaları geçen hafta temizledik.

Bu cümlede geçen hafta temizleme hareketi yaptığımız anlatılmaktadır. Bu olayın halihazırla bir ilgisi yoktur. Anlatılan, böyle bir hareketin yapılmış olmasıdır.

We have cleaned the tables. Masaları temizledik. (Masaları
temizlemiş durumdayız.)

cümlesinde anlatılan şey ise, masaları temizleme gibi bir harekette bulunmuş olmamız değil, şu anda masaların temiz durumda oluşudur.

Şimdiki bitmiş zamanın en önemli özelliği geçmişte yapılmış eylemin yapılış şeklini değil, bu eylemin şimdiki zamana kadar uzanan sonuç ve etkisini gösteriyor olmasıdır.

She has done her homework. Ev ödevini yaptı. (Ev ödevi şimdi
hazır.)
He has opened the windows. Pencereleri açtı. (Pencereleri açmış
durumda. Pencereler şimdi açık.)
I have filled the bottle with Şişeyi sütle doldurdum. (Şişeyi
milk. sütle doldurmuş durumdayım. Şimdi
şişe süt dolu.)
They have cancelled the party. Ziyafeti iptal ettiler. (Ziyafeti iptal
etmiş durumdalar. Şu anda ziyafet
iptal edilmiş durumda.)
He has turned on the electric Elektrik sobasını açtı. (Elektrik so-
stove. bası şimdi açık durumda.)
She has read these books. Bu kitapları okudu. (Bu kitapları
okumuş durumda. Simdi onlar
hakkında bilgisi var.)
Helen has posted the letter. Helen mektubu postaladı. (Mektup
postalanmış durumda.)

The students have seen the lion Öğrenciler hayvanat bahçesindeki
in the zoo. aslanı gördüler. (Şimdi aslanı
tanıyorlar.)
The gardener has planted new Bahçıvan yeni çiçekler dikti. (Yeni
flowers. çekler şimdi dikilmiş durumda.)
I have eaten the cake in the Mutfaktaki pastayı yedim. (Pastayı
kitchen. yemiş durumdayım. Şimdi
pasta yok.)

2. Bir eylemin hemen biraz önce yapıldığı anlatılırken şimdiki bitmiş zaman just ile kullanılır.

She has just met her husband. Biraz önce kocasına rastladı.
They have just gone out. Biraz önce çıktılar.
We have just finished lunch. Öğlen yemeğini henüz bitirdik.
He has just left the house. Evden biraz önce ayrıldı.
Has she just cleaned the floor? Yeri az önce mi temizledi?


3. Kesin oluş zamanı bilinmeyen veya söylenmesine gerek duyulmayan hallerde şimdiki bitmiş zaman kullanılır.

I have been to England. İngiltere'de bulundum. (İngiltere'de
bulunmuş durumdayım. İngiltere'yi
biliyorum.)
We have learnt all his ideas. Onun bütün fikirlerini öğrendik. Bü-
tün fikirlerini şimdi biliyoruz.)
The King has visited a lot of Kral birçok ülkeleri ziyaret etmiş
countries. durumda.

Bu cümlelerdeki eylemlerin yapılış zamanı cümle içinde verilecek olursa bu cümlelerin geçmiş zaman haline dönüşmesi şarttır. Zira zaman belirtildiğinde eylemin şimdiki zamanla ilgisi kalkar, eylemin geçmiş zaman içinde yapılışı anlatılmış olur.

I went to England two years ago. İngiltere'ye iki yıl önce gittim.
The King visited a lot of Kral geçen yıl birçok ülkeleri ziyaret
countries last year. etti.

4. Yet, lately, recently sözcükleri geçmişte yapılmış bir eylemi şimdiki zamana bağlayan bir anlam taşıdıkları için şimdiki bitmiş zamanla kullanılırlar.


She hasn't visited her father Son zamanlarda babasını ziyaret et-
lately. medi. (Ziyaret etmiş durumda
değil.)
We have seen some changes Yakınlarda bazı değişiklikler
recently. gördük.
They have not finished the Binayı henüz bitirmediler. (Bina
building yet. henüz bitmiş durumda değil.)

Cümlede this morning (afternoon, week, month, year), today, tonight gibi zamanı şimdiye bağlayan zaman zarfları olduğunda da şimdiki bitmiş zaman kullanılır. Zira bu zarflar eylemin sonucunu ve etkisini şimdiki zamana bağlarlar.


We have seen a lot of tourists Bu yaz çok turist gördük. (Bu yaz
this summer. çok turist görmüş durumdayız.)
Have you read the papers this Bu sabah gazeteleri okudun mu?
morning?
Has Helen seen Robert today? Helen bugün Robert'i gördü mü?
I haven't telephoned them this Bu hafta onlara telefon etmedim.
week.

Fakat içinde bu zaman sözcükleri olduğu halde eylemin belli bir zamanda yapıldığı ifade ediliyorsa geçmiş zaman kipi kullanılır.

5. Geçmişte başlamış halen de devam etmekte olan bir durumu anlatmak için kullanılır.
He has lived in Ankara for two İki yıldır Ankara'da oturdu. (Halen
years. orada)
She has known Mr Green for Bay Green'i on yıldır tanıdı. (On
ten years. yıldır tanıyor.)
We have been here for three Üç saattir buradayız. (Halen
hours. de buradayız.)
I have studied German for six Altı aydır Almanca çalıştım. (Halen
months. de çalışıyorum.)
My son has never seen a lion. Oğlum hiç aslan görmedi. (Aslan
görmüş durumda değil.)
They have always obeyed the Daima kurallara itaat ettiler.
rules.
I have been here for five Beş aydır buradayım.
months.

How long have you been here? Ne kadardır buradasın?
How long has she been in Istan- Ne kadardır İstanbul'da?
bul?

Bu tip cümleler geçmiş zaman halinde olsalar, geçmişte bitmiş, halen devam etmeyen eylemleri gösteriyor olurlar.

6. Ever ve never zarfları çoğu kez soru veya olumsuz halde şimdiki bitmiş zaman cümlelerinde kullanılırlar.

I have never seen a crocodile. Hiç timsah görmedim. (Şimdiye
kadar timsah görmüş değilim.)
She has never studied her Derslerini hiç (hiçbir zaman) çalış-
lessons. madı. (Hiçbir zaman çalışmış değil.)
We have never given them Onlara hiçbir zaman yeterli yiyecek
enough food. vermedik.
They have never been to New New York'a hiç gitmediler.
York.

Have you ever tried to paint Duvarları boyamayı hiç denediniz
the walls? mi?
Have they ever shown you their Size dairelerini hiç gösterdiler mi?
apartment?
Has Ingrid ever visited your Ingrid büronuzu hiç ziyaret etti mi?
office?

7. Already de şimdiki bitmiş zaman cümlelerinde sık kullanılır.

They have already taken photos Askeri bölgenin fotoğraflarını halen
of the military zone. çekmiş durumdalar. (Çektiler bile.)
She has already answered half Halen soruların yarısını cevaplandır-
of the questions. mış durumda.
I have already eaten my apple. Elmamı çoktan yedim.
8. Since ve for şimdiki bitmiş zaman yapısında çok kullanılan iki edattır. For belli bir süre belirtir.

I have lived in Paris for two Paris'te iki yıldır oturmaktayım.
years. (Halen oradayım.)

She has studied English for eight Sekiz aydır İngilizce öğrenmekte.
months. (Halen öğreniyor.)

Since bir zamanın başlangıç noktasını belirtir. O noktadan sözün söylendiği ana kadar olan zamanı gösterir.

I have lived in Paris since 1994'den beri Paris'te otur-
1994. maktayım. (Halen oradayım.)
She has studied English since Geçen ocak ayından beri İngilizce
last January. öğrenmekte. (Halen öğreniyor.)

for için, süreyle
since ......den beri

for ten days on gün için, on gün süreyle,
on gündür
for a week bir haftadır
for a year bir yıldır

since five o'clock saat beşten beri

since morning sabahtan beri

since Saturday cumartesiden beri

since November kasımdan beri

The farmers have prayed for Çiftçiler nisandan beri yağmur için
rain since April. dua etmekteler. (Halen ediyorlar.)
We have not eaten anything İki gündür bir şey yemedik.
for two days.
She has been in Ankara for Üç haftadır Ankarada'dır.
three weeks.
Mary has been here since one Mary saat birden beri buradadır.
o'clock.
They have not eaten anything Sabahtan beri bir şey yemediler.
since morning.
It has not rained since May. Mayıstan beri yağmur yağmadı.
I have not seen you for four Seni dört aydır görmedim.
months.
I have not seen you since last Seni geçen yıldan beri görmedim.
year.
9. Have been to ve have gone to şu anlamlardadır:

Have been to bir yerde bulunmuş olmak, o yerde eskiden bir süre kalmış olmak anlamını verir.

I have been to Berlin. Berlin'de bulundum.
She has been to Madrid. Madrid'te bulundu.

Bu cümlelerde o yerlerde vaktiyle bulunulduğu, o yerleri biliyor olunduğu anlamı vardır. Fakat halen şimdi de o yerlerde olunduğu anlamı yoktur.

Have gone to ise halen o yerde oluşu anlatır.

They have gone to London. Londra'ya gittiler. (Londra'ya gitmiş
durumdalar. Halen Londra'da bulunu-
yorlar.
He has gone to Istanbul. İstanbul'a gitti.


the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman çekim tablosu

affirmative - olumlu

I have seen. Gördüm.
You have seen. Gördün.
He has seen. Gördü.
She has seen. Gördü.
It has seen. Gördü.
We have seen. Gördük.
You have seen. Gördünüz.
They have seen. Gördüler.


negative - olumsuz

I have not seen. Görmedim.
You have not seen. Görmedin.
He has not seen. Görmedi.
She has not seen. Görmedi.
It has not seen. Görmedi.
We have not seen. Görmedik.
You have not seen. Görmediniz.
They have not seen. Görmediler.





interrogative - soru

Have I seen? Gördüm mü?
Have you seen? Gördün mü?
Has he seen? Gördü mü?
Has she seen? Gördü mü?
Has it seen? Gördü mü?
Have we seen? Gördük mü?
Have you seen? Gördünüz mü?
Have they seen? Gördüler mi?


negative interrogative - olumsuz soru

Have I not seen? Görmedim mi?
Have you not seen? Görmedin mi?
Has he not seen? Görmedi mi?
Has she not seen? Görmedi mi?
Has it not seen? Görmedi mi?
Have we not seen? Görmedik mi?
Have you not seen? Görmediniz mi?
Have they not seen? Görmediler mi?

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:58
THE PAST PERFECT CONTINUOUS - SÜREKLİ GEÇMİŞTE BİTMİŞ ZAMAN

Geçmişte bitmiş zamanın sürekli şeklidir. Biçim olarak had been yardımcı fiilleriyle şimdiki zaman ortacı, yani ing eki almış fiilden oluşur. Tekil, çoğul her türlü özne için fiillerde bir değişme olmaz. Hep aynı kalır. I had been .... ing She had been .... ing You had been .... ing They had been .... ing Sürekli geçmişte bitmiş zaman, geçmişte bir eylemin yine geçmişteki belli bir noktaya kadar sürekli olarak yapıldığını gösterir. Geçmişte bitmiş zamanla farkı daha fazla bir devamlılık göstermesidir. He had repaired the radio. Radyoyu tamir etmişti. He had been repairing the radio. Radyoyu tamir etmekteydi. They had worked on a project. Bir proje üzerinde çalışmışlardı. They had been working on a Bir proje üzerinde çalışmaktaydılar. project. She had swept the floor. Yeri süpürmüştü. She had been sweeping the floor. Yeri süpürmekteydi. We had slept in the train. Trende uyumuştuk. We had been sleeping in the Trende uyumaktaydık. train. The aeroplanes had flown over Uçaklar bulutların üzerinden uçmuş- the clouds. lardı. The aeroplanes had been flying Uçaklar bulutların üzerinden uçmak- over the clouds. taydılar. I had learnt German. Almanca öğrenmiştim. I had been learning German. Almanca öğrenmekteydim. We had been waiting in the Saat dörtten beri sokakta street since four o'clock. beklemekteydik. She had been writing letters Sabahtan beri mektuplar yaz- since morning. maktaydı. They had been studying English Bir yıldır İngilizce çalışmaktaydılar. for one year. The students had been playing Öğrenciler iki saattir parkta oyna- in the park for two hours. maktaydılar. olumlu sürekli geçmişte bitmiş zaman cümlesi özne had been ing almış diğer sözcükler fiil We had been working since breakfast time. They had been resting for a tong time. She had been cooking in the kitchen when they came. The woman had been waiting for more than an hour. Mary had been living in Boston since 1994. Our son had been running after the horse. The waiter had been washing the plates when I came. olumsuz Bu zamanı olumsuz yapmak için had yardımcı fiilinden sonra not getirilir. They had not been working Onları gördüğümüz zaman çalış- when we saw them. makta değillerdi. (çalışmıyorlardı) She had not been picking Çiçek toplamakta değildi. (toplamı- flowers. yordu) Bu cümlelerdeki had ile not kaynaştırılabilir. We hadn't been trying to cheat Çiftçileri kandırmaya çalışmakta the peasants. değildik. He hadn't been sleeping for On saattir uyamakta değildi. ten hours. You hadn't been writing stories Son iki yıldır hikâyeler yazmakta for the last two years. değildiniz. She hadn't been reading the Size verdiğim kitapları okumakta- books I gave you. değildi. Allan hadn't been waiting for AIlan arkadaşlarını beklemekte his friends. değildi. Your son hadn't been studying Oğlunuz derslerine çalışmakta his lessons. değildi. olumsuz sürekli geçmişte bitmiş zaman cümlesi özne hadn't been ing almış diğer sözcükler fiil We hadn't been writing letters. You hadn't been trying to make better things. She hadn't been sleeping since eight o'clock. The girl hadn't been mending the stockings. They hadn't been fighting for their country. I hadn't been learning French for eight months. My son hadn`t been cleaning the machine for two hours. soru Soru haline getirmek için had yardımcı fiili cümlenin başına getirilir. They had been working in the Biz eve geldiğimizde onlar garden when we came home. bahçede çalışmaktaydılar. Had they been working in the Biz eve geldiğimizde onlar garden when we came home? bahçede çalışmakta mıydılar? Had she been reading the novel Gecenin o saatinde o romanı at that time of the night? okumakta mıydı? Had you been sleeping when the Yangın çıktığı vakit uyumakta fire broke out? mıydın? Had the receptionist been writing Resepsiyon memuru isimleri the names in a list? bir listeye mi yazmaktaydı? Had he been painting the walls Yağmur yağmaya başladığında o when it began to rain? duvarları boyamakta mıydı? Had the soldiers been cleaning General geldiğinde askerler their guns when the general came? silahlarını temizlemekte miydiler? Had the students been writing Öğrenciler tekrar tekrar aynı the same sentences again and cümleleri mi yazmaktaydılar? again? soru halinde sürekli geçmişte bitmiş zaman cümlesi had özne been ing almış diğer sözcükler fiil Had you been swimming during the lunch time? Had they been eating our food when we were out? Had she been learning English in England? Had Mary been crying for her broken toy? Had your son been playing until late hours? Had the man been sleeping when the sun rose? Had the hut been burning when the army came? olumsuz soru Soru halinde sürekli geçmişte bitmiş zaman cümlesi içindeki been sözcüğü önüne not getirilirse cümle olumsuz soru haline girer. Had she been working for Senin için çalışmakta mıydı? you? Had she not been working Senin için çalışmakta değil miydi? for you? Bu cümlede genellikle had ile not birleştirilerek bir kaynaşma yapılır. Hadn't she been working for Senin için çalışmakta değil miydi? you? Hadn't you been listening to Arkadaşların geldiği zaman sen rad- the radio when your friends yoyu dinlemekte değil miydin? came? Hadn't they been repairing the Yağmur yağmaya başladığı zaman car when it began to rain? onlar otomobili tamir etmekte değil- ler miydi? Hadn't the workers been working İşçiler on yıldır bu fabrikada çalış- in this factory for ten years? makta değiller miydi? Hadn't Susan been writing letters Susan bütün gün boyunca mektup all day long? yazmakta değil miydi? Hadn't the teacher been explain- Öğretmen tekrar tekrar aynı şeyi a- ing the same thing again and çıklamakta değil miydi? again? olumsuz soru halinde sürekli geçmişte bitmiş zaman cümlesi hadn't özne been ing almış diğer sözcükler fiil Hadn't they been resting in the cafeteria? Hadn't she been learning German for years? Hadn't Dora been studying to get a diploma? Hadn't we been praying for rain? Hadn't his aunt been talking to the maid? Hadn't the boy been running in the park all day long? Hadn't you been trying to learn English?

MeLanChOLy
14-10-2007, 04:59
THE FUTURE TENSES - GELECEK ZAMANLAR


Bu grubun içinde iki kip ile bunlara ilaveten going to yapısı vardır.

a. the future tense - gelecek zaman
b. the future continuous tense - sürekli gelecek zaman
c. going to form - going to yapısı

Bunları da teker teker ele alarak kısaca bilgi verelim:




the future tense - gelecek zaman

Bu zaman kök halinde "infinitive - mastar" fiil önüne shall (will) yardımcı fiilini getirmek suretiyle yapılır. Özne I ve we ise shall, bunlar dışında will kullanılır. (Fakat I ve we ile de çoğu kez will kullanıldığı görülür.)

I shall understand it. Onu anlayacağım.
You will like them. Onları seveceksin.
He will buy a boat. Bir kayık alacak.
They will come again. Tekrar gelecekler.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına getirilir, olumsuzluk için shall (will) ile esas fiil arasına not konulur.

Shall I understand it? Onu anlayacak mıyım?
Will you like them? Onları sevecek misin?
Will he buy a boat? Bir kayık alacak mı?
Will they come again? Tekrar gelecekler mi?

I shall not understand it. Onu anlamayacağım.
You will not like them. Onları sevmeyeceksin.
He will not buy a boat. Bir kayık almayacak.
They will not come again. Tekrar gelmeyecekler.


the future continuous tense - sürekli gelecek zaman

ing eki almış fiil önüne to be yardımcı fiilinin be şekli ile shall (will) getirmek suretiyle yapılır.

I shall be waiting for you. Seni bekliyor olacağım.
She will be sweeping the room. Odayı süpürüyor olacak.
You will be sleeping then. O zaman uyuyor olacaksın.
It will be eating the food. Yiyeceği yiyor olacak.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına alınır, olumsuz yapmak için shall (will) ile be arasına not konulur.

Shall I be waiting for you? Seni bekliyor mu olacağım?
Will she be sweeping the room? Odayı süpürüyor mu olacak?
Will you be sleeping then? O zaman uyuyor mu olacaksın?
Will it be eating the food? Yiyeceği yiyor mu olacak?
I shall not be waiting for you. Seni bekliyor olmayacağım.
She will not be sweeping the Odayı süpürüyor olmayacak.
room.
You will not be sleeping then. O zaman uyuyor olmayacaksın.
It will not be eating the food. Yiyeceği yiyor olmayacak.

going to form - going to yapısı

Yalın halde bir fiilin önüne going to getirilirse gelecek zaman ifadesi veren bir yapı kurulmuş olur. Bu yapıda going to'dan önce cümlenin öznesine uygun to be fiili kullanılır: I için am, tekil özne için is, çoğul özne için are.

Türkçe'ye future tense - gelecek zaman gibi çevrilen going to yapısı anlam bakımından ondan biraz farklıdır.

I am going to sell my carpet. Halımı satacağım.
He is going to make a toy. Bir oyuncak yapacak.
We are going to pay the bill. Hesabı ödeyeceğiz.
They are going to clean the Evi temizleyecekler.
house.

Soru haline sokmak için cümledeki to be fiili başa getirilir, olumsuzluk için not sözcüğü to be ile going arasına yerleştirilir.

Am I going to sell my carpet? Halımı satacak mıyım?
Is he going to make a toy? Bir oyuncak yapacak mı?
Are we going to pay the bill? Hesabı ödeyecek miyiz?
Are they going to clean the Evi temizleyecekler mi?
house?

I am not going to sell my carpet. Halımı satmayacağım.
He is not going to make a toy. Bir oyuncak yapmayacak.
We are not going to pay the bill. Hesabı ödemeyeceğiz.
They are not going to clean the Evi temizlemeyecekler.
house.

MeLanChOLy
14-10-2007, 05:01
Ve şimdilik bu kadar bunlara bakıp eksik diyebileceğiniz bir kısım varsa onu siz tamamlayın :)